SONUNCU SONBAHAR’A ELEŞTİREL BİR BAKIŞ

Diğer Yazılar

Ramazan Atlen
Ramazan Atlen
1984 yılında Uşak’ta doğdu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Doktorluğun yanı sıra İngilizceden polisiye roman çevirileri yapıyor. Türkiye’nin Polisiye Dergisi Dedektif Dergi’nin 2021 yılında düzenlediği 2. Zehirli Kalem Öykü Yarışması’nda birincilik ödülü aldı. Öykü, deneme ve incelemeleri Dedektif Dergi’de ve çeşitli öykü seçkilerinde yayınlanmaya devam ediyor. Evli ve iki çocuk babasıdır.


Sonuncu Sonbahar’da üstkurmaca okuru şaşırtıyor, ama cinayeti çözmüyor. Pınar Kür’ün postmodern polisiye denemesinde biçim ile muamma arasındaki kopukluğun izini sürüyoruz.


Adı: Sonuncu Sonbahar

Yazarı: Pınar Kür

Yayınevi: Everest

Basım Tarihi: 2007

Sayfa Sayısı: 330

Edisyon: 7. Baskı, Ciltsiz

Sonuncu Sonbahar, Pınar Kür’ün Bir Cinayet Romanı ve Cinayet Fakültesi ile birlikte üçlemeye dönüşen polisiye serisinin ikinci romanıdır. Yazar romanında gizemli bir cinayetin çözümünü anlatmanın yanı sıra polisiye romanın yazılış sürecini kurgunun bir parçası haline getirerek polisiyeyi postmodern anlayışla harmanlar. Ne var ki Sonuncu Sonbahar’da postmodern unsurların polisiye kurguya yeterince hizmet ettiğini söylemek mümkün değildir.

Sonuncu Sonbahar, Bir Cinayet Romanı’nın devamı niteliğindedir ve her iki romanın başkarakterleri aynıdır. Dedektif rolündeki matematik profesörü Emin Köklü’nün Akın Erkan’a kendisiyle evlenmesini teklif etmesinin üzerinden üç yıl geçmiştir. Romanın başında Akın Erkan’ın evlilik teklifinin yanı sıra, birlikte ikinci bir roman yazmayı da kabul ettiğini öğreniriz. Ancak Akın Erkan’ın kafası öykü fikirleriyle meşgul olduğundan bir kez daha polisiye roman yazmaya pek gönüllü değildir.  Sonunda kocasının ısrarlarına dayanamaz ve ona gündemdeki Ateş Altındal cinayetini araştırmasını önerip kısa bir tatile gider. Emin Köklü araştırmasına başlar ancak sonraki günlerde hem cinayetin karmaşıklığı hem de tatilden dönen karısıyla birlikte evlerine yerleşen yabancı bir adamın varlığı kafasını karıştıracaktır.

Sonuncu Sonbahar’da postmodern edebiyat açısından üstkurmaca tekniği baskındır. Romanda iç içe girmiş iki öykü bulunmaktadır. Bunlardan birincisi bildiğimiz anlamda katil kim kurgusudur. İkincisi ise bu kurgunun yazılma öyküsüdür. Başka bir deyişle, roman kendi yazılış hikayesini de içermektedir. Nitekim Emin Köklü sık sık nasıl yazması gerektiği hususunda düşüncelere dalar. “Yoksa bu romanda da üçlerle mi uğraşacağız?” (Sayfa 30), “Okuduğum cinayet romanlarından hatırladığım kadarıyla benim şimdi yaptığım şey yani katil adaylarının bir bir bertaraf edilmesi romanın başında değil sonunda yer alır. Ben matematikçi kafasıyla yaklaşıyorum olaya. Oysa roman tekniğine aykırı bu,” (Sayfa 36), “Derdim bu cinayeti çözmek değil (nasıl olsa çözerim). Asıl mesele karımınkilerden daha iyi bir roman yazabilmek,” (Sayfa 112), “Karımın aşığı olduğuna artık kesin gözüyle baktığım Gökhan’ı öldürmeye karar verdiğimi okur anlamıştır herhalde… Böylece hem onu cezalandıracağım hem de epeyce karmaşık bir roman yazarak karımdan öç alacağım,” (Sayfa 154) gibi cümlelerle anlatının kurgu olduğu okura açıkça bildirilir. Kısacası Emin Köklü karakteri hem cinayet soruşturmasını yürüten dedektif olarak romandaki eylemleri gerçekleştiren hem de bu eylemleri kaleme alan kişidir. Ancak bu iki unsur romanda birbirinden ayrı değil iç içe geçmiş haldedir. Bu yüzden olayların seyrine kendini kaptıran okur romanın üst kurmaca kısımlarına geldiğinde kendini başka bir gerçeklikte bulur.

Ayrıca romanda “Bir önceki romanın ikimiz tarafından yazıldığını hala kabul etmiş değil,” (Sayfa 5), “Cinayet bir an önce okurların gözü önünde işlenmeli. Bir önceki romanda olduğu gibi olay ha gerçekleşti ha gerçekleşecek diye 157 sayfa beklemek zorunda bırakılmamalı millet,” (Sayfa 19), “Yasemin’e ne oldu acaba? Üç yıldır onunla da görüşmedik. Gerçekten var mıydı öyle biri, yoksa yazarın uydurduğu, bana gerçekmiş gibi yutturduğu bir aldatmaca mıydı?” (Sayfa 20), “Ben tamamen başka bir şey yapacağım bu romanda. Geçen seferkine benzemeyecek, hayatı yansıtmayacak,” (Sayfa 144) gibi cümlelerle Bir Cinayet Romanı’na gönderme yapılır. Bu sayede hem önceki romandaki bazı olay ve karakterler hatırlatılır hem de anlatının kurmaca olduğu vurgulanmış olur.

Sonuncu Sonbahar’da postmodern anlatılarda olduğu gibi zaman ve mekân büyük ölçüde belirsiz ve işlevsizdir.  Olayların geçtiği mekânlar birkaç istisna dışında tasvir edilmez. Karakterlerin içinde yaşadıkları gerçek zaman ile anlatıcının oluşturduğu romanın zamanı iç içedir. Yani anlatıcı hem romanı yazmakta hem de yazdıklarını yaşamaktadır. Ayrıca romanda şimdiki zaman ve geçmiş zamanın birlikte -kimi zaman aynı paragraf içinde- kullanılması, anlatıcının olup bitenleri gelecekteki bir noktadan geçmişe bakıp mı anlattığının yoksa eylem sırasında mı aktardığının belli olmayışı romanın geçtiği zaman dilimini muğlaklaştırır.

Postmodern romanlarda genelde olaylar birden fazla kişi tarafından anlatılır, böylece hem metnin birden fazla yazarın elinden çıkmış gibi algılanması sağlanır hem de gerçeğin çok boyutlu ve göreceli olduğu vurgulanır. Pınar Kür bu kaideye Bir Cinayet Romanı’nda uymuşken Sonuncu Sonbahar’da çoklu anlatıcı yerine tek bir anlatıcı kullanmıştır. Roman boyunca bütün olup bitenler okura Emin Köklü’nün bakış açısıyla ve birinci tekil anlatımla aktarılır. Bu yöntem okurun dedektif karakterinin iç dünyasına, duygu ve düşüncelerine aşina olmasına yardım etse de anlatımda tekdüzelik riskine yol açar. Örneğin romanın bir diğer önemli karakteri olan Akın Erkan’ın eylem ve düşünceleri okurdan saklanır. Romanı çoklu anlatıcının getirdiği avantajlardan mahrum bırakan bu durum hikâyenin sonundaki sürprize zemin hazırlamak amacına yorulabilir.

Öte yandan Sonuncu Sonbahar’da, postmodern öğelerin polisiye kurguyu desteklediği söylenemez. Örneğin Bir Cinayet Romanı’ndaki üstkurmaca tekniği (yazar karakteri Akın Erkan’ın hem romanı kurgulayıp yazması hem de bu kurgu içerisinde aktif rol alması) okurun gerçeklik algısını bozmakla kalmaz aynı zamanda polisiye kurguya hizmet eder ve muammanın çözümünde de önemli bir rol oynar. Bu bakımdan Bir Cinayet Romanı’ndaki postmodern öğelerle polisiye kurgu birbirini besleyen kıvamdadır.  Oysa Sonuncu Sonbahar’da Emin Köklü’nün hikâyenin sonunda aslında kendisinin romanı yazmayıp Akın Erkan’ın yazdığı bir karakter olduğunu anlaması okurda sürpriz etkisi yaratmakla birlikte cinayetle ilgili muammanın çözümüne doğrudan katkı sunmamaktadır. Polisiye kurgu açısından bakıldığında ise romanın merak duygusunu yeni ipuçları ve beklenmedik gelişmelerle sürekli artırabildiği ancak okuru büyük bir şaşkınlığa sürükleyecek tatmin edici bir çözümden mahrum bıraktığı söylenebilir.

 Sonuç olarak Sonuncu Sonbahar’da, postmodern unsurların okurun gerçeklik algısını bozacak şekilde başarıyla uygulandığı ancak bu unsurların polisiye kurguyla yeterince bağdaştırılmadığı söylenebilir. Bu çerçeveden bakıldığında daha çok klasik gerçekçi biçime dayanan polisiye kurgunun yeni biçimlerle birleşmesinden doğan sorunlar, romandaki aksaklıkların açıklaması olarak değerlendirilebilir.

KAYNAKLAR

1- https://dedektifdergi.com/dedektif-dergi-polisiye-kitap-kulubunde-bu-ay/

2- A. Pulat – H. Ö. Özcan, Postmodern Polisiye Bir Anlatı: Pınar Kür’ün Cinayet Fakültesi Romanı, Avrasya Dil Eğitimi ve Araştırmaları Dergisi, 4(1), 115-128.

3- Dr. A. Mecit Canatak, Postmodern Polisiye Roman ve Pınar Kür’ün Bir Cinayet Romanı, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 2013, 223-238.

En Son Yazılar