15 Eylül 1890 – Agatha Christie Devon’un güney kıyısındaki tatil kasabası Torquay’de dünyaya geldi. Tam adı Agatha Mary Clarissa Miller’dı. Babası Frederick Miller, New York’lu zengin bir Amerikalıydı. Annesi Clara ise İrlanda kökenli, değişken mizaçlı bir kadındı. Güçlü ama sürekli değişen fikirleri vardı. Yetenekli ve hayal gücü zengin bir hikâyeciydi. Agatha, ailenin üçüncü ve son çocuğuydu; ağabeyi Monty’den on, ablası Madge’den on bir yaş küçüktü. Aile onu “çok sevilen bir sürpriz” olarak tanımlamıştı. Büyüdüğü ev, Torquay’daki Ashfield villasıydı. Christie bu evi ömrü boyunca sevdi. Otobiyografisinde “Rüyalarımda neredeyse her zaman Ashfield’a dönerim,” diye yazdı. Beş yaşında okumayı kendisi öğrendi. Annesinin yatmadan önce anlattığı dramatik, gerilimli masallar ve ablasının ürkütücü hikayeleriyle büyüdü. Okula gitmedi; eğitimi evde verildi.
Kasım 1901 – Henüz on bir yaşındayken babası öldü. Christie sonradan bu anı çocukluğunun sonu olarak tanımladı. Babasının ölümü aileyi hem duygusal hem maddi olarak sarstı. Agatha ile annesi Clara birbirlerine çok daha sıkı bağlandılar.
1905 – Annesi onu müzik eğitimi için Paris’e gönderdi. Konser piyanisti ya da opera şarkıcısı olmayı hayal etti; ancak zamanla bu alanda yetenekli olmadığını gördü. Gündelik konuşmalar için yeterli ama hatalı Fransızcasını öğrendiği Paris yılları, onun yaşam boyu sürecek seyahat aşkının başlangıcı oldu.


1907 – İngiltere’ye döndü.
Ocak 1910 – Annesiyle birlikte Kahire’ye gitti. Burada üç ay kaldı ve Snow Upon the Desert adlı ilk romanını yazdı.
Nisan 1910 – İngiltere’ye döndü. İlk romanı Snow Upon the Desert‘i altı yayınevine gönderdi; hepsinden ret cevabı aldı. Aile dostu romancı Eden Phillpotts onu yazmaya devam etmesi için cesaretlendirdi.
Aralık 1912 – Kısa bir süre önce tanıştığı Archibald Christie ile nişanlandı; Archie, Kraliyet Hava Kuvvetleri’nde albay rütbesindeydi.
24 Aralık 1914 – Noel arifesinde evlendiler. Archie ertesi gün cepheye döndü.
1914-1918 – Savaş yıllarında Torquay’deki yerel hastanede gönüllü hemşire ve eczacı yardımcısı olarak çalıştı. Bu yıllarda hem yazarlık hem de ilaçlar konusundaki bilgisini derinleştirdi. Zehirler ve ilaçlar konusundaki uzmanlığı, ileride yazacağı romanlarının temel malzemesi olacaktı.
1916 – Ablası Madge, Agatha’nın bir dedektif romanı yazamayacağını söyledi. Madge, gizem romanlarının kurallarını çok iyi bilen yazarların işi olduğunu düşünüyordu. Agatha ise yazabileceğini savundu ve bunun üzerine bir polisiye roman yazmaya karar verdi. Annesinin teşvikiyle Dartmoor’daki Moorland Hotel’e kapandı ve iki haftada The Mysterious Affair at Styles (Styles Köşkü’nde Esrar) adlı ilk Hercule Poirot romanını yazdı. Roman altı yayınevi tarafından reddedildi.
Mart 1919 – Üç yıl sonra The Bodley Head yayınevinden olumlu bir cevap geldi. Yayıncı John Lane, romanın özellikle son bölümünde değişiklik yapılmasını istedi; Christie bunu kabul etti. Kendisine romanın The Times Weekly Edition‘da tefrika edilmesi için 25 Sterlin ödendi. İngiltere’de kitap olarak baskısı için de 2000 adetlik satıştan sonra %10 telif alacaktı.
5 Ağustos 1919 – Agatha Christie ile Archibald Christie’nin kızı Rosalind Margaret Clarissa Christie doğdu.
1920 — The Mysterious Affair at Styles Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlandı. Christie o sırada otuz yaşındaydı.
1921 – Roman, İngiltere’de de kitap olarak yayınlandı.
1921–1925 – Bu dönemde beş roman yayımladı: The Secret Adversary (1922), Murder on the Links (1923), The Man in the Brown Suit (1924), Poirot Investigates (1924), The Secret of Chimneys (1925). Her yeni kitapla adı daha geniş çevrelere ulaşıyordu.1925 sonunda İngiltere’de tanınan bir yazar haline gelmişti.
1926 — İki büyük yıkım aynı yıla sığdı. Önce ilkbahar aylarında annesi Clara öldü. Christie yıkıldı; en yakın sırdaşını yitirmişti. Daha sonra Archie, sekreteri Nancy Neele ile ilişki yaşadığını itiraf etti ve boşanmak istediğini söyledi. Aynı yıl, güvenilmez anlatıcı tekniğiyle edebiyat tarihine geçen, kendisinin ve polisiye edebiyatın en büyük romanı yayımlandı: The Murder of Roger Ackroyd.
3 Aralık 1926 – Bu günün akşamı Agatha Christie bir bavul, ehliyeti ve kızının fotoğrafını alarak Morris Cowley arabasına bindi ve ortadan kayboldu.
4 Aralık 1926 – Ertesi sabah, arabası Surrey’de Newlands Corner yakınlarında, tebeşir taşı ocağındaki çalılara saplanmış bulundu. Farlar yanıyordu, bavul ve palto arka koltuktaydı; ama Agatha yoktu.
6-7 Aralık 1926 – Kaybolma olayı İngiltere’yi sarstı. Daily News, Agatha Christie’nin bulunmasını sağlayacak bilgi için 100 sterlin ödül açıkladı. Gazeteler haberi birinci sayfada manşetten vermeye başladılar.
8 Aralık 1926 – Konunun ulusal bir skandala dönüşmesi üzerine İçişleri Bakanı Sir William Joynson-Hicks, polisten daha geniş ve yoğun bir arama yürütmesini istedi. Bu, normal bir kayıp kişi soruşturmasının ötesinde, kamuoyunun baskısıyla gerçekleşen siyasi bir müdahaleydi. Bunun sonucunda çok sayıda polis görevlendirildi;gönüllüler aramaya katıldı;basının ilgisi daha da arttı.
10 Aralık 1926 – Aramaya Sir Arthur Conan Doyle ve Dorothy Sayers de katıldı. Doyle bir medyum vasıtasıyla onu bulmaya çalıştı.
14 Aralık 1926 – Agatha Christie, Yorkshire’daki Swan Hydropathic Hotel’de bulundu. “Güney Afrika’dan Mrs. Teresa Neele” adıyla kayıt yaptırmıştı. Bu kocasının metresiyle aynı soyadıydı. Christie’nin olaya ilişkin resmî açıklaması amneziydi. Yani geçici hafıza kaybı. “Bir sinir krizi eşiğindeydim” dedi. “Hayatımın bitmesini istiyordum.” Otobiyografisinde bu döneme tek bir cümleyle değindi: “Bu dönemi hatırlamaktan nefret ediyorum.” Gerçekte ne olduğu hiçbir zaman tam olarak ortaya çıkmadı.
Nisan 1928 – Christie çifti boşandı. Archie aynı yıl Nancy Neele ile evlendi. Agatha, kızı Rosalind ile birlikte yeni bir hayat kurmaya çalıştı. Mali bağımsızlığı için yazarlığa daha fazla ağırlık verdi.
Ekim 1929 – Christie tek başına seyahate çıktı. Başlangıçta Batı Hindistan’a gitmeyi planlarken, Ur’daki arkeolojik kazılar hakkında okuduğu bir yazı onu yön değiştirmeye yöneltti. Orient Express’e binerek İstanbul üzerinden Bağdat’a gitti. Christie bunu “hayallerimin treniyle yolculuk” olarak tanımladı. Bağdat’tan Ur’a geçti. Burada ünlü arkeolog Sir Leonard Woolley ve eşi Katharine Woolley ile tanıştı. Bu tanışma, Christie’nin hayatını değiştirdi; arkeolojiye olan ilgisi ciddi biçimde başladı.
Ocak 1930 – Agatha Christie, Leonard Woolley ve eşi Katharine Woolley’nin daveti üzerine yeniden Irak’a, Ur arkeolojik kazılarına gitmek üzere İngiltere’den ayrıldı.

Şubat 1930 – Ur’da genç arkeolog Max Mallowan ile tanıştı. Ondan on dört yaş küçük olan Max, Woolley’nin arkeoloji asistanıydı ve Christie’ye bölgedeki antik yerleri gezdirmekle görevlendirildi.
Temmuz 1930 – Max İngiltere’ye geldi ve Agatha’nın kız kardeşiyle tanıştı.
11 Eylül 1930 – Agatha, ablası Madge’in karşı çıkmasına rağmen, İskoçya’da Max Mallowan ile evlendi. Aynı yıl The Murder at the Vicarage yayımlandı. Bu roman yaşlı, keskin zekâlı köy hanımı Miss Marple’ı dünyaya tanıttı. Christie bu karakteri yaratırken kendi büyükannesinden ilham almıştı.

1930–1938 – Bu yıllar hem kişisel mutluluğunun hem de yazarlık kariyerinin zirvede olduğu bir dönemdir. Christie her yıl Suriye ve Irak’taki arkeolojik kazılara katılıyordu; Bazen üç-dört ay boyunca sahada çalışıyordu. Kil tablet temizledi, fotoğraf çekti, buluntuları sınıflandırdı. Bütün bunları yaparken, kendi harcamalarını kendisi ödedi. 1934’te, Max’ın Nineveh yakınlarındaki Tall Arpachiyah kazısı sırasında, Christie Murder on the Orient Express‘i yazdı. Roman, Orient Express’teki sayısız yolculuğundan ilham almıştı ve Max’a ithaf edilmişti. Christie’nin Alştın Çağ’ın zirvesinde yazdığı diğer romanları ise çunlardır: 1931’de The Sittaford Mystery (Sittaford Esrarı), 1932’de Peril at End House (End House’daki Tehlike), 1933’te Lord Edgware Dies (Lord Edgware Ölüyor), 1934’te Murder on the Orient Express (Doğu Ekspresinde Cinayet), 1934’te Why Didn’t They Ask Evans? (Evans’a Neden Sormadılar?), 1935’te Three Act Tragedy (Üç Perdelik Cinayet), 1935’te Death in the Clouds (Bulutlarda Ölüm), 1936’da The ABC Murders (ABC Cinayetleri), 1936’da Murder in Mesopotamia (Mezopotamya’da Cinayet), 1936’da Cards on the Table (Kartlar Masada), 1937’de Dumb Witness (Sessiz Tanık), 1937’de Death on the Nile (Nil’de Ölüm), 1937’de Murder in the Mews (Mews’deki Cinayet), 1938’de Appointment with Death (Ölümle Randevu) ve 1938’de Hercule Poirot’s Christmas (Hercule Poirot’nun Noel Tatili)..
1938 – Agatha Christie, Greenway House’u satın aldı. Devon’da, Dart Nehri kıyısındaki bu Georgian dönem ev, onun için “dünyanın en güzel yeri”ydi.


1939-1945 (Savaş Yılları) – Agatha ve Max, Greenway’in mutfağında İngiltere’nin Almanya’ya savaş ilan ettiğini radyodan duydular. Agatha, Birinci Dünya Savaşı’nda çalıştığı Torquay hastanesine dönerek eczacı yardımcılığı eğitimini yeniledi. Greenway önce tahliye edilen çocuklara, sonra Amerikan sahil muhafızasına tahsis edildi. Kentin merkezine atılan bir bomba, Sheffield Terrace’daki evlerinin bodrum katını çökertti. Christie, Hampstead’daki dairesine taşındı. Max Kuzey Afrika’ya gönderildi. Yıllarca ayrı kaldılar. Bu yalnızlık döneminde Christie’nin yazarlığı son derece verimliydi. Savaş yıllarında hem Curtain (Poirot’nun son vakası) hem de Sleeping Murder (Marple’ın son vakası) romanlarını yazdı. Ve her ikisi de kasıtlı olarak kilitli tutuldu; onlarca yıl yayımlanmadı. Christie savaş yıllarında Londra’daki University College Hastanesi eczanesinde gönüllü olarak çalıştı. Max 1945’te geri döndü.
1947 – Kraliçe Mary’nin sekseninci doğum günü için BBC’ye “Three Blind Mice” adlı kısa bir radyo oyunu yazdı. Bu küçük eser, ileride tarihin en uzun süre sahnede kalan oyununun tohumunu taşıyordu.
1950 – A Murder is Announced yayımlandı. Birçok eleştirmenin en iyi Marple romanı saydığı kitap oldu.
1952 – The Mousetrap sahnelendi. 6 Ekim 1952’de Nottingham’daki Theatre Royal’de dünya prömiyerini yaptı. Peredeler, 25 Kasım 1952’de Londra’da Ambassadors Theatre’da açıldı; başrolde Richard Attenborough vardı. Bugün bu satırlar yazılırken, The Mousetrap 30.000’i aşkın gösteri ile dünyanın en uzun soluklu tiyatro oyunu olmayı sürdürüyor.
1953 – Witness for the Prosecution (Beklenmeyen Şahit) Londra’da sahnelendi; eleştirmenler tarafından tiyatro tarihinin en iyi gerilim oyunlarından biri olarak değerlendirildi.

1955 – Mystery Writers of America’nın en yüksek onuru olan Grand Master Award’un ilk sahibi oldu. Aynı yıl BBC, onunla bir radyo röportajı yayımladı. Bu çok ender rastlanan bir olay olduğu için çok önemliydi. Londra evinde kaydedilen bu röportajda, ünlü ama son derece çekingen yazar çocukluğunu, yazma alışkanlıklarını ve romanlarının arkasındaki sıradan rutinleri anlattı. Çocukluğunu “muhteşem derecede tembel” olarak nitelendirdi.
1957 – Billy Wilder’ın Witness for the Prosecution uyarlaması sinemalarda gösterilmeye başlandı. Christie, uyarlamayı beğendiği az sayıdaki filmden biri olarak değerlendirdi.
1960-1970 – Yılda bir roman geleneğini sürdürdü. “Noel için bir Christie” artık İngiliz kültürünün bir parçasıydı.
1962 – Çocukluğunun evi Ashfield yıkıldı. Christie bu haberi büyük üzüntüyle karşıladı.
1971 — Kraliçe Elizabeth II tarafından Dame Commander of the British Empire unvanıyla onurlandırıldı. Artık hem “Dame Agatha” hem de kocasının adıyla “Lady Mallowan” olabilirdi; iki kimliği bir arada taşıdı. Seksen bir yaşındaydı ve o yıl seksen birinci kitabını yayımladı.
1974 — Seksen dört yaşında, yıldızlarla dolu Murder on the Orient Express film uyarlamasının Londra galasına katıldı. Bu onun kamuoyu önündeki son büyük görünüşüydü.
Aralık 1975 — Curtain: Poirot’s Last Case yayımlandı. Otuz yılı aşkın süredir kasada beklemiş, savaş döneminin romanı nihayet okurlarıyla buluştu. Poirot bu romanda hayatını kaybediyordu. The Times Poirot için birinci sayfadan yas ilanı yayımladı.
12 Ocak 1976 – Agatha Christie, 12 Ocak 1976’da, Wallingford’daki Winterbrook House’ta 85 yaşında öldü. O gece, St. Martin’s Theatre’da The Mousetrap‘ın oyuncusu Brian McDermott, perdenin kapanmasının ardından, tamamen dolu olan salona seslenerek İngiltere’nin en ünlü, en sevilen yazarının hayatını kaybettiğini duyurdu. West End’deki bütün tiyatroların o gece ışıkları söndürüldü.
19 Ocak 1976 – Agatha’nın cenazesi, Cholsey’deki St. Mary’s Kilisesi mezarlığına defnedildi.
Ekim 1976 — Sleeping Murder, Miss Marple’ın son vakası, ölümünden dokuz ay sonra yayımlandı. O da Curtain gibi savaş döneminde yazılmış, onlarca yıl kilitli kalmıştı.
Agatha Christie, tüm zamanların en çok satan roman yazarıdır. 66 dedektif romanı ve 15 kısa hikâye derlemesi, yalnızca İncil ve Shakespeare’in yapıtlarının gerisinde kalarak iki milyarı aşkın kopya satmıştır.
Agatha Christie, tarihte iki önemli dedektif yaratan tek polisiye yazarıdır: Hercule Poirot ve Miss Marple.
The Mousetrap, Haziran 2026 itibarıyla 30.000’in üzerindeki gösterisiyle dünyanın kesintisiz sahnelenen en uzun oyunu olmayı rekoruna sahiptir.
Agatha Christie, hayatı boyunca kamuoyu önünde son derece çekingen kaldı. Kendisiyle ilgili çok az röportaj verdi. Buna karşın, ölümünün üzerinden yarım asır geçtikten sonra hâlâ dünyanın dört bir yanında her gün okunuyor.




