AGATHA CHRISTIE’NİN TÜRKÇEDEKİ SESİ ÇİĞDEM ÖZTEKİN’LE SÖYLEŞİ

Diğer Yazılar

Gencoy Sümer
Gencoy Sümerhttps://gencoysumer.com/
Gencoy Sümer İTÜ İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde Master ve Doktora yaptı. www.polisiyedurumlar.com sitesini kurdu ve internette pekçok öykü ve makaleleri yayınlandı. İlerleyen yıllarda Dedektif'in kurucuları arasında yer aldı. İlk polisiye romanı Feneryolu Cinayetleri 2017 yılında, Göl Kıyısındaki Ev & Gizemli Öyküler ve Aile Sırrı & Bir Percule Hoirot macerası 2018 yılında yayınlandı. Gencoy Sümer'in polisiye dergimizde yayınlanan eserlerini bu sayfada bulabilirsiniz.

Türkiye’de Christie okuyan herkesin üç çevirmene borcu vardır. İlk ikisi kuşaklar boyu okurun Christie’yi kendilerinden dinlediği Gönül ve Gül Suveren kardeşlerdir. İkincisi ise aynı yazarı bu kez eksiksiz biçimde Türkçeye kazandıran isim: Çiğdem Öztekin.
1953’te Mersin’de doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. İlk çevirileri 1971’de yayımlandı; Böll’den Zweig’a, Baldwin’den Schlink’e kırktan fazla yapıtı Türkçeye kazandırdı. Ama adı hepsinden çok bir başka yazarla anılır. Christie’yi çevirmesi, kendi deyişiyle, bir rastlantıydı: hayranı olduğu bu kitapları bir gün çevireceği aklının ucundan bile geçmiyordu. Altın Kitaplar’ın eksiksiz basım kararıyla 2004’te 16.50 Treni’ni çevirdi. Bugün Christie’nin elli dört polisiyesinin ve Mary Westmacott imzalı beş kitabının çevirmeni.
Christie’nin Türkçede kırpıldığına dair yıllardır süren tartışmaya, meseleyi en içeriden bilen isim cevap veriyor. Ölümünün ellinci yılında Agatha Christie’yi, onu Türkçede yeniden yazan kalemden dinliyoruz.

Christie’yi çevirmeye nasıl başladınız? Yayınevi mi teklif etti, siz mi istediniz? İlk Christie kitabınız hangisiydi?


Agatha Christie çevirmeye başlamam tamamen bir rastlantıydı. Lise yıllarımdan bu yana hobi olarak gerek Almanca gerekse İngilizce’den çeviri yapmakta ve bu arada Altın Kitaplar ile de çalışmaktaydım. Agatha Christie’nin hayranıydım, tahsil yaşamım boyunca dinlenme amaçlı olarak tüm kitaplarını okumuştum ama o dönemde bu kitapların çevirilerini Gönül Suveren Hanım yapmaktaydı ve bir gün benim de yapacağım aklımın ucundan bile geçmiyordu.  Bu arada Altın Kitaplar hem okurlar hem de Türk edebi sistemindeki profesyoneller tarafından Agatha Christie eserlerindeki kaynak metnin bazı kısımlarının atıldığı veya aslına uygun çevirmedikleri gerekçesiyle zaman zaman ağır eleştirilere maruz kalıyordu. Suveren kardeşlerin çeviriyi bıraktıkları dönemde yayınevi çevirilerin eksiksiz baskılarını yapmaya karar verdi ve benim talebim, yayınevinin de teklifiyle bu isteğim gerçek oldu. İlk çevirdiğim kitabı 2004 yılında “16.50 Treni” oldu. Kitap kısa süre içinde birkaç baskı yaptı ve benim de Agatha Christie serüvenim böylece başlamış oldu.

Otuzdan fazla Christie kitabı çevirmişsiniz. Bir çevirmen olarak bu kadar uzun soluklu bir ilişki nasıl bir şey? Sıkmıyor mu?


Elli dört polisiye ve beş de yazarın Mary Westmacott mahlasıyla yazdığı kitabının çevirmeni olarak yazarla dil konusunda bir bütünlük sağlayabildiğim kanısındayım. Bazen metne bakmadan nasıl bir cümlenin geleceğini bildiğimi hissettiğim bile oluyor. Yazarın kitaplarından çok büyük zevk almamdan olsa gerek hem aynı ifade şekliyle karşı karşıya kalmak beni hiç sıkmıyor. Bu arada her çeviride kendimi kitabı yeni okuyormuş gibi hissediyorum, çünkü bu kadar çok kitabı çevirince ve bu 30 yıl gibi bir süreye yayılınca kitabı büyük ölçüde unutmuş oluyorsunuz. Tabii bu kitapları çevirirken özellikle dikkat ettiğim heyecanın kaybolmaması için önceden okumamak. Diğer tüm çevirilerde kitabı dikkatle okur, yazarı, yaşadığı dönemi, koşulları inceler sonra çeviri yaparım. Agatha Christie’yi artık o kadar iyi tanıyorum ki buna gerek kalmıyor ve kitaplarının eksiksiz çevirilerini okura sunmaktan da çok büyük zevk alıyorum.

Christie’nin İngilizcesi çevirmene ne kadar alan tanıyor? Sade görünen ama aslında çok katmanlı bir dil mi?


Agatha Christie’nin İngilizce’si, orijinalinden okuyan için çok akıcı ve basit gibi görünse de çevirmen için aynı durum söz konusu değil. Çok fazla deyim, edebi kitaplardan ve dini metinlerden alındılar olması yanında sözcüklerde gizli bir anlamın olması size pek alan tanımıyor ve çevirirken bu gizemi açığa çıkaracak sözcüklerden kaçınmanızı gerektiriyor. Sonuçta yazarın anlatış şeklini, kahramanların olaya yaklaşımlarında ve çözüm yöntemlerinde (özellikle de Poirot ve Marple’ın farklı kişiliklerini de dikkate alarak) kitabın bütünlüğünü bozmayacak ve sonucu tahmin etmeyi zorlaştıracak bir dili kullanmanız gerekiyor.

Poirot’nun Fransızca söyleyiş biçimi, Miss Marple’ın İngiliz köy diyalekti — bunları Türkçeye aktarırken ne yapıyorsunuz?

Poirot’nun Fransızca sözcüklerinin kitaplara hoş bir tad kattığı kanısındayım ve bunları olduğu gibi bırakıp dipnotlarla açıklamayı yeğliyorum. Miss Marple’ın diline gelince konuyu mümkün olduğunca onun kişiliğine uygun, basit ve İngiliz köy yaşamında kullanılabilecek sözcüklerle ifade etmeye çalışıyorum.

Christie’yi çevirirken “bunu Türkçeye aktaramam” dediğiniz oldu mu?

Olmadığını söyleyemem. Özellikle o dönemin İstanbul’u ve Orta Doğu’su ile ilgili bazı tasvirlerini ve bazı siyasi görüşlerini yayınevinin de onayıyla çevirmemeyi yeğlediğim oldu. Ama bunların tamamı birkaç paragrafı geçmez.

Christie’nin roman adları Türkçeye zaman zaman orijinalinden çok farklı çevriliyor. Bir çevirmen olarak roman adı çevirisinde nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Yanlış ya da isabetsiz bulduğunuz çeviriler var mı?


Agatha Christie’nin roman adlarının orijinallerinden tamamen farklı olarak Türkçe’ye aktarılmış olması gerçekten beni de çok rahatsız eden bir konu. Ben çevirilerimde mümkün olabildiğince orijinal ismi kullanmaya ve kitabın ön sayfasında eski isminden de bahsedilmesini sağlamaya çalışıyorum ama maalesef bu her zaman mümkün olmuyor. Bazı kitaplar yayınlandıkları isimlerle o kadar iyi biliniyorlar ki okuyucu yeni bir ismi kabullenmek istemediği gibi kitabın satışını artırmak için yapılmış bir hile olarak bile nitelendirebiliyor. BU arada Agatha Christie’nin bazı kitaplarının isminde İngilizlere özgü tekerlemelerin de yer aldığı düşünülecek olursa ismi değiştirmek zorunda da kalabiliyorsunuz.

Christie’nin bazı kitapları Türkiye’de eksik çevrildi, kırpıldı diye eleştiriler var. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Agatha Christie’nin bazı kitaplarının Türkçe’ye eksik çevrildiği ya da kırpıldığı gibi söylentiler ne yazık ki doğru. Bunun nedeni de kitapların ilk kez çevrildikleri dönemde 165-170 sayfanın üzerindeki bir polisiye kitabın okuyucuya çok uzun gelebileceği düşüncesi ve o dönemlerdeki kâğıt sıkıntısı olsa gerek. Dolayısıyla kitaplar buna göre ayarlanmış. Ayrıca o dönemde çeviri anlayışında kitabı Türkçe olarak okurun zevk alacağı şekilde adeta yeniden yazmanın daha doğru olduğu fikrinin hâkim olmasının da bunda etkisi olabilir. Ben çevirilerimde mümkün olduğunca Türkçe’ye yazarın hemen her kelimesini, onun ifade şeklini koruyarak aktarmaya çalışıyorum. Çevirilerimde orijinalden neredeyse tek bir cümlenin bile eksik olmadığını söyleyebilirim.

Bu kadar çok Christie kitabını çevirdikten sonra onu çok yakından tanımış olmalısınız. Bize, sıradan bir okuyucunun fark edemeyeceği Christie’yi anlatır mısınız?


Agatha Christie tüm ününe rağmen son derece naif, ailesine ve sosyal yaşamın kurallarına bağlı, çok mütevazı ve son derece dindar bir kişilik. Hatta bu kişiliği o kadar baskın ki çok başarılı bir yazar olmasına ve eşinin başka bir kadın âşık olup onu aşağılamasına rağmen evliliğini bitirmek konusunda ondan beklenmeyecek bir direnç gösteriyor. (10 günlük kaybolma olayı da bu konuda tam yazara uygun bir eylem) Ayrıca kendisine verilen birçok ödül törenine katılmayacak kadar da çekingen ve romantik biri. Adını açıklamayıp, Mary Westmacott adıyla yazdığı romantik psikolojiik kitapları da bunun kanıtı. Bu arada bu kitaplarında çok başarılı olduğunu da belirtmeliyim. Bu kitaplarından “Bitmemiş Portre” ve “Sensiz Bir İlkbahar” da kendi yaşamından kesitleri roman tadında kaleme aldığını söyleyebilirim.

Christie’nin en çok hangi özelliği sizi etkiliyor — yazar olarak değil, insan olarak?


Dünyada İncil’den sonra en fazla satan kitapların yazarı olmasına rağmen mütevazı ama mücadeleci, romantik, aile bağları güçlü ve dönemini çok iyi analiz edebilen bir kadın olması beni çok etkileyen tarafları. Bence yazarı herkese sevdiren de kitaplarında asla şiddet olmaması, kitapların bir tür bilmece yapısında olması ve sonunda daima adaletin (bazen ilahi adalet olsa da) galip gelmesi.

Hangi kitabını çevirirken en çok zorlandınız, hangisini en çok sevdiniz?


“Roger Ackroyd Cinayeti” çok konuşulduğu ve eleştirildiği, hatta dönem polisiyesinin dönüm noktası sayıldığı için çevirirken üzerinde çok durduğum ve özen gösterdiğim kitabı oldu. En sevdiğim kitabı ise “Lord Edgware’in Ölümü”.  Bu romanın, yazarın polisiye anlayışını her satırında yansıttığı kanısındayım. Bu arada Agatha Christie’nin kitaplarının önce gazetede tefrika edildiğini, uzun bir süre her yılbaşına bir kitap yetiştirmek zorunda kaldığını ve savaş döneminin maddi zorlukları içinde yalnız bir kadın olarak hayatını sürdürmek mecburiyetinde olduğunu da belirtmeliyim. Dolayısıyla bunun etkisi de bazı kitaplarında görülmekte, bazı kitaplarının diğerlerine göre çok daha özenle yazılmış oldukları anlaşılmaktadır.

Gönül Suveren çevirilerinin ardından siz yeni bir çeviri dili getirdiniz. Okuyucudan nasıl tepkiler aldınız?


Yazın hayatını bilen her kişi okuyucu tepkilerinin çok farklı olabileceğini bilir sanırım. Çok olumlu tepkiler yanında olumsuz tepkilerle de karşılaştığımı, Gönül Hanım’ın dilinin daha tatlı olduğunu yazanlar da olduğunu itiraf etmeliyim. Ancak çevirilerimin eksiksiz olması nedeniyle özellikle titiz okuyucuların takdirini topladığımı sanıyorum. Sosyal medyada sıkça kitabın çevirmeni olarak benim olmama dikkat edilmesi gerektiği uyarılarına rastlıyorum.

Türk okuyucusu Christie’yi nasıl okuyor sizce? Bizim okuyucumuz onu sadece bir bulmaca olarak mı görüyor, yoksa başka şeyler de mi buluyor Christie’de? Türk okuyucusunun Christie’ye gösterdiği ilgi sizi hiç şaşırttı mı?


Türk okuyucusunun Agatha Christie kitaplarının akıcılığı, kolayca okunabilmesi ve bulmaca yapısında olması, hoş ve huzurlu vakit geçirtmesi nedeniyle bu kitaplardan zevk aldığı kanısındayım. Tabii çok ünlü bir yazarı okumuş olmanın hazzının da bunda payı olsa gerek. Hızlı ve kasvetli günümüz dünyasında sakin ve huzurlu zaman geçirmek isteyen okuyucunun Agatha Christie kitaplarına olan ilgisi, hiç düşmediği gibi sanırım artıyor da. Kitaplarının sürekli tekrar tekrar baskı yapması bunun kanıtı. Günümüzde tekrar baskı adetleri baskı başına genellikle 2000 adeti geçmezken Agatha Christie’nin kitaplarında 5000 ve hatta bazı kitaplarda (On Küçük Zenci ve Doğu Ekspresinde Cinayet gibi) 15000 – 30000 arasında değişebilmekte.

Christie’nin 50. ölüm yıl dönümünde ona bir şey söyleyebilseydiniz ne derdiniz?


Ölüm Yıldönümünde ona tek söyleyebileceğim “Keşke ölmesiydiniz ve bize daha birçok kitap armağan edebilseydiniz” olurdu.

En Son Yazılar