FENERYOLU CİNAYETLERİ

Genelde hızlı tempolu polisiye kitaplar okumayı sevdiğimden Fener Yolu cinayetleri’ni okumaya başlarken biraz tereddütlüydüm açıkcası. Nedeni ise kapalı oda cinayetleri tarzında yazılmış bir kitap olmasından kaynaklıydı. Bir cinayet işlenir akabinde bir acar dedektif ortaya çıkar ve maktulün etrafında kim varsa onları sorguya çeker ve suçluyu tahmin edip kanıtları ortaya çıkarır ve cinayet çözümlenir. Genelde Agatha Christie romanlarında alışık olduğumuz bu tarzı çok sık okuduğumu söyleyemem. Daha önce de dediğim gibi ben hızlı tempolu romanları daha çok tercih ederim. Açıkçası çok ilgimi çekeceğini düşünmemiştim başlarken. Fakat henüz daha başında anlatım tarzı ve Türkçe’nin kullanışındaki ustalık dikkatimi çekmekte gecikmedi. Buna zekice kurgulanmış olay örgüsünü de eklerseniz sanırım lezzetli bir romanla karşılaştığımı tahmin edersiniz.

Kitabımızda on üç yıl önce işlenmiş bir cinayetin yaşlı bir kadının ihbarı ile su yüzüne çıkmasına tanıklık ediyoruz. Maksude Hanım bir deniz yolculuğunda tanıştığı Kerim Ülkü’ye ölmeden önce bir mektup gönderir ve olaylar da bu şekilde başlar. Kerim Ülkü acar bir dedektiftir ve açıkçası Agatha’nın Hercule Poirot’unu da hiç aratmaz. En az Poirot kadar keskin bir gözlem yeteneğine ve zekaya sahip. Üstelik bir de çok meşhur bir restoranın sahibi bizim acar dedektifimiz. Restoranı ise İstanbul’un seçkin müşterilerine hizmet veriyor. Kerim Ülkü hem mutfakta hem de cinayet davalarında hamarat ve becerikli olduğunu bize ispat etmekte gecikmiyor. Hatta gizliden gizliye emniyetin birçok çözülememiş davasını bile çözüme kavuşturmuş. Fakat bunu reklam amacı yapmayı sevmiyor o restoran sahibi olarak tanınmaktan yana.

Kerim Ülkü’nün yakın dostu polisiye roman yazarı Faruk Arman da işin içine dahil olur ve ikisi birlikte mektuptan yola çıkarak cinayeti soruşturmaya başlarlar. Faruk Arman yazdığı tek kitapla ünlü olmuş bir yazardır ve Kerim Ülkü kadar olmasa da kendine özgü gözlem yeteneği ile dedektifimize elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışmaktadır.

Maksude Hanım, doksan dört yaşında artık iyiden iyiye bunama halleri gösteren bir yaşlı kadındır. On iki yıl önce Bir deniz yolculuğunda tanıştığı Kerim Ülkü’ye zamanında bir cinayete tanık olduğunu ve katilin de kim olduğunu bildiğini söyler. Fakat daha fazla detay vermez ve bu konu hakkında da konuşmaz. Kerim Ülkü o zamanlar pek ciddiye almaz kadını çünkü ilk tanıştığında seksen iki yaşında yaşlı bir hanımdır ve bu cinayet ihbarının da onun uydurması olduğunu sanır. Fakat bu olaydan on iki yıl sonra bu yaşlı hanımdan bir mektup alır ve daha önce bahsetmiş olduğu cinayeti kimin işlediğini bildiğini ve her şeyi anlatacağını söyler ve dedektifi evine davet eder.  Kerim Ülkü Maksude Hanım’ı ziyarete gittiğinde ise onun iki gün önce öldüğünü öğrenir. Maksude Hanım’ın kız kardeşi Müzeyyen Hanım Kerim Ülkü’ye bir kitap verir. Bunu ablasının bıraktığını ve katil kim sorusunun cevabını bu kitapta bulacağını söyler. Kerim Ülkü ve Faruk Arman kitabın son sayfasında yazan “…Beni öldürmeye çalışıyor” yazısını kimin yazdığını bulmak isterken yeni bir gizemle karşılaşırlar.

Maksude Hanım’ın cinayete kurban gittiğini söylediği kişi ise on üç yıl önce intihar eden film yıldızı Piraye Biricik’tir. Zamanında genç artistin ölümünün cinayet olduğundan şüphelenilmiş, özellikle baş şüpheli ise kocası olmuştur. Adam defalarca soruşturulmuş ama karısını öldürdüğüne dair bir kanıt bulunamadığından dahası Piraye’nin ölümünün cinayet olduğuna dair kanıt bulunamadığından kayıtlara intihar olarak geçmiştir.

Kerim Ülkü eline geçen mektup ve kitaptan dolayı bu olayın üzerine yeniden gitmek ister. Yaşlı kadının ölümü de ona şüpheli gelir. Çünkü kadın son günlerde uluorta her yerde cinayetten ve katili bildiğinden bahsetmektedir. Nitekim otopsi sonucu da Kerim Ülkü’nün haklı olduğunu gösterir. Artık bu durumda iki cinayet vakası vardır ellerinde ve emniyet de işin içine girer ve işler iyice karışır.

Kerim Ülkü ve Faruk Arman, ölen kadının kocası ile yeniden görüşürler. Burhan Arsan karısını çok seven bir koca olarak çıkar karşılarına. Ona göre Piraye neredeyse kusursuz bir insandır. Hasta kızıyla bile çok yakından ilgilenmiştir. Karısının ölümünü geçen onca yıla rağmen üzerinden atamamıştır.  Daha sonra aile doktorları Rükneddin Bey, evin dadısı, temizlik işçileri, bahçıvan, Piraye’nin yakın arkadaşı, komşuları derken cinayetin işlendiği yılarda o evde ve çevresinde kim yaşamışsa hepsiyle görüşür, konuşurlar. Kimisi Piraye’ye toz kondurmaz çok iyi biri olduğunu eşine düşkün olduğunu söyler, kimisi de kadının kocasını aldattığını ve onunla parası için evlendiğini söyler. Yani seveni de sevmeyeni de çoktur. Kerim Ülkü ve Faruk Arman bu kişilerin ifadelerini aldıkça bilinmeyen de gün yüzüne çıkmaya başlar ve acar dedektifimiz bu ifadeleri birleştirip sentezleyerek ve elde ettiği kanıtları da kullanarak katilin kimliğini ortaya çıkarır.

Aşk ihtiras, cinayet, aldatma, yalan,  sevgi, dostluğun harmanlandığı;  sonunda şaşırmaya hazır olmanız gereken bu kitabı ben zevkle ve beğeniyle okudum. Meraklılarına tavsiye ederim.

Yorum Bırakın:

yorum