Günay Bey, Dedektif Dergi sayfalarında sizi yeniden ağırlamaktan mutluyuz. Geçen sene bir çocuk romanı üzerinde çalıştığınızı duyduğumda çok heyecanlanmış ve sizden söyleşi sözünü peşinen almıştım. Kitabı aynı heyecan ve merakla okuyunca beklentimin yerinde olduğunu gördüm.
Beni kırmadınız ve bu sefer ilk çocuk romanınız üzerine konuşma fırsatı bulduk. Hoşgeldiniz.
Polisiye edebiyatımıza gerek ürettiğiniz yetişkin polisiye romanlarla gerekse diğer polisiye yazarlara destek vererek hizmet eden bir emekçisiniz. Romanlarınız ödüllendirildi, okurlarca sevildi. Çocuklar için üretmek fikri ve cesareti ne zaman kapınızı çaldı? İsimsiz Hayaletler Kulübü üyeleri aklınızda nasıl canlandı?
Hoş bulduk Gamze Hanım. Derginizde yer verdiğiniz ve heyecanımı paylaştığınız için ben de size çok teşekkür ederim. Heyecanlıyım çünkü çok kısa süre önce aynı anda iki kitabım birden raflardaki yerini aldı. Biri yetişkinler için kaleme aldığım suç-gizem romanım Empat (ki o da okurların benden görmeye alışkın oldukları tarza göre biraz farklı bir kitap) diğeri de heyecanımın ve söyleşimizin asıl sebebi olan Kelebek Etkisi.
Kaos Oyunları Serisi’nin ilk kitabı olan Kelebek Etkisi, 10 yaş üzeri genç okurlarım için yazdığım bir çocuk macera ve gizem romanı. Serinin ikinci kitabı Kuantum Adası da yakında geliyor.
Bunca zamandır suç, gerilim, polisiye türünde yazarken ne oldu da birden çocuklara yöneldim peki? Cevap yine bir çocuğun merakında gizli aslında. Oğlum Çınar’dan bahsediyorum. Yaklaşık iki sene önce, henüz 11 yaşındayken, eline kitaplarımı alıp kararlı bir edayla sordu: “Hangisinden başlayayım baba?” Yaşının henüz erken olduğunu, birkaç sene daha beklemesi gerektiğini söylesem de gözlerindeki kararlılık beni tedirgin etti. O anda aklıma gelen fikri Çınar’la paylaştım ve bir anlaşma yaptık. Ben gizemli bir çocuk kitabı yazacaktım, o da kitap çıkana kadar diğer kitaplarıma bulaşmayacaktı. Benden daha çok heyecanlandığını görmek harikaydı. İsimsiz Hayaletler Kulübü’nün üyeleri böyle doğdu. Profesör, Zehir, Baykuş, Acısos, Siren ve Ejderha. İsimleri sonra sonra netleşse de her biri o gün can buldu.
Çınar, ardından gelen günlerde sık sık anlaşmaya uyup uymadığımı kontrol ediyor, kitabın ne aşamada olduğunu soruyor, resmen beni yazmaya teşvik ediyordu. Yazım sürecinin büyük kısmına da böylece ortak oldu. Ana karakterleri oluştururken onun arkadaş grubundan ilham aldım, soru-cevap şeklinde geçen uzun sohbetlerimiz oldu, kurguya dair fikirleriyle metne yön verdi. İlk çocuk kitabımı bir çocuğun, kendi çocuğumun dünyasına sızarak yazdım anlayacağınız. Oğluma ve kitap okumayı seven tüm çocuklara minnettarım. İyi ki varlar, iyi ki onlar için yazıyorum.

Yetişkinler için polisiye yazmakla çocuklar ve gençler için yazmak birbirinden farklı tecrübeler. Çocuk romanlarında yaş grupları, çocuk psikolojisi, dil gibi ögelere dikkat etmek, şiddeti mümkün olduğunca kullanmamak gibi ince ve bir yazar için yorucu olduğunu tahmin ettiğim detaylar var. Siz tüm yetişkin romanlarınız sonrası genç okurlar için yazarken neler tecrübe ettiniz?
İki ayrı dünya, birbirine zıt iki tür. Birinde yetişkinlerin karanlığını yine yetişkinlere anlatıyorsunuz. Her suç romanı insana, insanın karanlık tarafını gösteren bir ayna aslında. Yeri geliyor sert bir dil kullanıyorsunuz, yeri geliyor korkunç sahneler betimliyorsunuz. Karakterlerinizin önemli bir kısmı, hayattan dışlanmış insanlar. Hırsızlar, katiller, uğursuzlarla dolu tekinsiz topraklarda geziniyorsunuz.
Diğeri ise en masum yanımızın, çocukların dünyası. Karanlığın henüz derinleşmediği, adına çocukluk denen o güzel ülkede dolaşıyorsunuz. Ufak tefek hırçınlıklar, hatalar, yanlışlar olsa da o ülkedeki baskın duygular sevgi, neşe, eğlence, heyecan ve merak.
Dolayısıyla o karanlık ülkeden ışıl ışıl aydınlığa çıktığım ilk günlerde gözlerim kamaşmadı değil. Metin üzerinde çalıştığım ilk zamanlar, biraz uyum sorunu yaşadım, evet ama yazdıkça alıştım, alıştıkça bu yeni ülkeyi çok sevdim, sevdikçe daha çok yazdım. Dilim, kurgum, üslubum, hayallerim bu aydınlık ve renkli dünyaya göre yeniden şekillendi.
Burada yayınevim Günışığı Kitaplığı ailesine ayrıca teşekkür etmeme izin verin lütfen. Öylesine titiz çalıştılar ki metin ellerinde yeniden can buldu adeta. Ben de bir öğrenci gibi bu süreçte çok şey öğrenmiş oldum.
İki ayrı kalemim var artık. Birisi rengarenk, diğeri koyu siyah. Hangi yaş grubuna göre yazıyorsam o kalemi kullanıyorum. Bu durumdan son derece memnunum. Bir kere içsel olarak zenginleştim. Sonra, kalemimin tazelendiğini hissediyorum. Çocuklar için yazmanın apayrı bir keyfi var. Suç romanı yazarken gerilim, kalp çarpıntısı, korku gibi duygular yaşarken (ki bunları yaşamayı severim), çocuklara yazdığım sırada merak, neşe, heyecan, arkadaşlık gibi duygularla doluyorum. Daha ne olsun. Hele çocuklardan gelen dönüşler bambaşka bir mutluluk kaynağı. Onların karakterlerle kurduğu bağı görmek, heyecanla zıplayıp yeni kitabı beklediklerini duymak bir yazar için can suyu kadar güzel ve kıymetli.

Çocuk edebiyatına bir yazar olarak girmek güncel olanı takibi de gerektiriyor. Çocuklarınız Çınar ve Zeynep nedeniyle belli yaş gruplarına yazılmış metinlere uzak olmadığınızı tahmin ediyorum. Bu yüzden sizden ülkemizde çocuklar için yazılan ve basılan eserler konusunda görüş almak isterim. Dünya çocuk edebiyatıyla kıyaslarsak neyi iyi yapıyor, neleri ıskalıyoruz?
Yıllar içerisinde çocuklarımla beraber epey çocuk kitabı okudum. Bu anlamda kendimi şanslı buluyorum. Bu dünyaya yazar olarak girmeye karar verince okuduklarımı başka bir gözle değerlendirdiğim zamanlar da oldu tabii.
Ülkemiz çocuk edebiyatı bana kalırsa çok zengin. Yıllarını çocuk edebiyatına vermiş ustaların yanına yenileri de ekleniyor. Nitelik ve nicelik olarak yetersiz değiliz. Hayal gücü yüksek metinlerle beraber felsefi derinliği olan metinler de her geçen gün artıyor.
Bu konuda ahkam kesecek derinlikte ve yetkinlikte değilim ama kendi penceremden gördüğüm kadarıyla edebiyatta, bizim ülkemizde bazı kalıpların dışına çıkmak kolay değil. İş çocuk edebiyatı olunca bu daha da zorlaşıyor. Öğreten, mesaj veren, birtakım değerleri doğrudan aşılama kaygısıyla yazılan metinlerin çocuğun okuma zevkini köreltme tehlikesi var. Edebiyat daha fazla özgürlük, daha fazla hayal gücü, daha fazla cesaret demek bir yerde. Çocuk doğrudan ders almak, mesaj almak istemiyor, okurken keyif almak, heyecanlanmak, kahkaha atmak veya duygulanmak istiyor. Hikâyeyi zihninde ve kalbinde yaşamak istiyor kısaca. Tam o anda ortaya çıkan bir parmak, çocuğa aşılamak istediği erdemi gösterince işin keyfi kaçıyor bence. Çocuk edebiyatının asli görevi çocuklara ders vermek, onlara yetişkinlerin diktiği ahlak kıyafetini giydirmek değildir, olmamalıdır.
Ayrıca ülkemiz çocuk edebiyatının gelişiminde tür çeşitliliği de önemli. Çocuklarımızı fantastik, bilimkurgu, polisiye hikayeler ile buluşturan yazarlarımızın sayısının artmasını umuyorum.

Epey polisiye roman ve öykü okumuş bir editör olarak yayınevlerimizin yetişkin kitaplarının basımında dile, kapak ve kaliteye önem vermediğini üzüntüyle izliyorum. Çocuk kitaplarında durumun farklı olduğu bir gerçek. Günışığı Kitaplığı’nı romanınıza gösterdiği ilgi ve titizlik için tebrik ederim. Pek çok yayınevinin masraf olarak gördüğü ve kaçındığı editörlük, yardımcı editörlük, son okuma, çizer ve kapak tasarımı hizmetlerini bu romanda görmek beni çok sevindirdi ve şaşırttı. Bu vesileyle hem bu emekçilerin isimlerini analım hem de bize yayınevi maceranızdan biraz bahsedin, ne dersiniz?
Sadece çocuk kitabı basan ve bunu 30 yıldır özenle devam ettiren Günışığı Kitaplığı ailesinin bir parçası olduğum için çok mutluyum.
Gönderdiğim metin kabul edildikten kısa süre sonra tanışmak için yayınevi binasından içeri girdiğimde doğru yerde olduğumu anladım. Yayınevi kurucularından çalışanlarına kadar herkesin gözlerinin içi gülüyordu. Sohbet uzadıkça işlerine tutkuyla bağlı, büyük bir aile olduklarını gördüm. Bunun üstüne profesyonellik de eklenince, başarı kaçınılmaz oluyor tabii.
Bu vesileyle ön okuma, düzelti ve son okuma süreci boyunca sevecen ama son derece titiz ve disiplinli bir öğretmen edasıyla editörlüğümü üstlenen, beni öğrencilik yıllarıma götüren yayınevi kurucusu sevgili Müren Beykan’a, çizgileriyle karakterlere can veren Yusuf Tansu Özel’e, nezaketleriyle yıllardır bu ailenin bir parçasıymışım gibi hissetmemi sağlayan Mine Soysal’a, Hande Demirtaş’a, edebiyat ve çocuklar konusunda ne kadar hassas olduklarına süreç içinde defalarca tanıklık ettiğim tüm Günışığı ailesine teşekkürü borç bilirim.
Kitabı okurken bilime verdiğiniz önem beni özellikle çok memnun etti. Kaos Oyunları 2: Kuantum Adası kitabının geleceği ilk kitapta müjdeleniyor. İsminden belli ki bu kitapta da Profesör, Siren, Acısos, Ejderha, Baykuş ve Zehir bilimden güç alarak yeni maceralara atılacak, çetrefil muammaları çözecek. Çocuk eğitiminde bilimin önemi üzerine kafa yorduğunuz çok açık, görüşlerinizi merak ediyorum. Kuantum Adası için basım tarihi belli mi?
Bilimin yalnızca çocuklar için değil yetişkinler için de gerekli olduğu bir gerçek. Kendini, doğayı ve evreni keşfetmenin, sınırları aşmanın yolu buradan geçiyor. Bunu Kuklacı, Kâhin ve Baba romanlarımda da yaptım. Hikayelerim çoğunlukla bilimsel bir tema etrafında şekilleniyor. Niyetim bir şeylerin altını çizmek, okurun gözüne parmak sokmak değil. Sadece sevdiğim şeyi yapıyorum. Bilimi, hikayelerimin içine yediriyorum. Bir yemeğe sos eklemek gibi. Okurların da bu lezzeti almasını istiyorum.
Sanat ve bilim toplumlar için bir kuşun kanatları gibi. Özgürce uçmak, yepyeni ülkeler görmek istiyorsanız kanatlarınız güçlü ve sağlıklı olmalı. Maalesef ülkemizde sanata ve bilime verilen önem, hayalimdekinin çok çok altında. Ama inanıyorum. Yetişkinlerin başaramadığını yarının büyükleri, çocuklar başaracak. Keşfetme tutkusuyla büyüyen ve edebiyatın büyüsüyle yetişen çocuklar, dünyayı dönüştürecek.
Kaos Oyunları serisi de bu çizgiyi takip ediyor. Kelebek Etkisi’nde Kaos Teorisi etrafında şekillenen bir hikâye kurguladım. Evet, adı bile tedirgin edici. Karışık, kocaman, çetrefilli bir teori. Yetişkinlerin bile anlamakta zorlandığı bir konuyu çocuklar için işledim çünkü çocuklar, zor konuların üstesinden gelmekte sandığımızdan daha yetenekli. Üstelik zihinleri çok açık. Yepyeni dünyalara açılmakta bizden daha maharetliler. Kelebek Etkisi’ni eğlenerek, keyifle okuyacaklarını bir yandan da bu zor mevzuyu layıkıyla sindireceklerini düşünüyorum.
İkinci kitapta çıtayı daha da yükseltip onları Kuantum Teorisi’nin gizemli topraklarında koşturacağım. Hazır olsunlar.
Geleceğe bir iz bırakabilirsem, bir çocuğun bile zihninde bilime dair bir ışık yakabilirsem ne mutlu bana. Bunu edebiyat aracılığıyla başarmak çok daha anlamlı keyifli.
Genç okurlar Kelebek Etkisi’nin heyecanını yaşarken biz yetişkinlere Empat romanı müjdesi geldi, sevindik. Biraz da Empat üzerine konuşalım mı?
Empat, Kırmızı Kedi Yayınevi etiketiyle geçtiğimiz günlerde çıktı. Daha çok yeni, dumanı üstünde ama gördüğü ilgiden çok memnunum. Demek ki okurla aramda sıkı bir bağ kurmayı başarmışım. Hepsine sabırla bekledikleri ve çıkar çıkmaz alıp okudukları için teşekkür ederim.
Empat, yine bir suç ve gizem romanı. Okuru yine tetikte tutacak bir muammayla örülü ve yine şaşırtıcı bir sonla sayfa kapanıyor. Ancak bu kez gizemin ve gerilimin yanına acıyı ve hüznü iliştirdim. Bu topraklarda yaşayan bir yazar olarak ortak acılarımızın ve kırılma anlarımızın altını kalın kalın çizmek istedim. Çünkü acıya alışmaya başladığımızı, başkalarının acısını görmezden geldiğimizi fark ettim. Bir toplum için çok tehlikeli ve hazin bir durum bu. Acıya alışırsan kanıksarsın, sonra yeni felaketleri umursamazsın ve nihayet unutursun. Oysa biz başkalarının kederini de hissetmek ve acılarımızdan ders çıkarıp mutlu bir geleceğe yürümek zorundayız. Çünkü insan olmak ve “biz” olmak bunu gerektirir.
Empat’ı bu duygu ve düşüncelerle kaleme aldım. Toplumsal hafızamızı diri tutmak için, yarım asırlık acılarımızı gizemli bir kurgu eşliğinde okurun beğenisine sunuyorum. Bu bir roman olduğu kadar bir yüzleşme de. Kendimizle ve acılarımızla yüzleştiğimiz bir anlatı. Okurlarım önceki romanlarım için “beyin yakan” tabirini sık sık kullanırlar. Empat ise biraz can yakacak. Baştan uyarayım.
Polisiye edebiyata verdiğiniz emek ve Dedektif Dergi’ye gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyoruz. Yeni romanlarda görüşmek dileğiyle tüm okurlar adına kolaylıklar dileriz.
Bu güzel söyleşi için ben de size çok teşekkür ederim. Okurlarıma sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Yeni hikâyelere…





