SUÇUN MUTFAĞI

Diğer Yazılar

Turgut Şişman
Turgut Şişman
Aslında bir çizgi roman tutkunudur Turgut Şişman ama polisiyeye de gönül vermişliği vardır. Dedektif ve Polisiye Durumlar'ın her işine yetişmeye çalışır ve zaman zaman keşke daha çok vakti olsaydı diye düşünür.

Planlı Kusursuzluğun Peşinde Bir Öykü Ustası, Reha Avkıran!


Suçun Mutfağı köşemizde bu sayı, ev sahibi sayılacak kadar bizden, çok üretken ve türe gönül vermiş bir ismi ağırlıyoruz: Dergimizin değerli editörlerinden, polisiye öykü yazarı Reha Avkıran.
Avkıran, polisiye yazımında tesadüflere yer bırakmayan, haritasız yola çıkmayan ve ipin ucunu asla kaçırmayan o titiz yazarlardan. Katili en baştan bilen, sahnelerini bir senarist inceliğiyle planlayan, adli tıptan hukuka uzanan başucu kitaplarını masasından eksik etmeyen bir kalemin mutfağına konuk oluyoruz bu kez.
Gerçek ile kurgu arasındaki o bıçak sırtı dengeden, Türkiye’de polisiye yazmanın hem heyecanlı hem de sokaktaki gerçeklikle çarpışan trajik yanlarına; karakterlerin iplerini elinde tutma becerisinden, editörleri bile hayran bırakan o “tertemiz” ilk taslakların sırrına kadar pek çok şeyi samimiyetle konuştuk.
Bir öykünün izini sürerken dijital dünyaya inat fiziksel defterlerin kokusundan vazgeçmeyen, temposu yüksek ve ayakları yere basan kurguların arkasındaki o disiplinli zihni keşfetmeye hazır mısınız?
Reha Avkıran’ın yazma rutinlerine, arşivleme alışkanlıklarına ve polisiye edebiyata dair net duruşuna ışık tutan bu keyifli söyleşiyle sizleri baş başa bırakıyoruz.
Keyifli okumalar!

Bir polisiye fikri sizde genellikle nerede ve nasıl doğar? Tek bir görüntü, bir cümle, bir karakter mi tetikler yoksa önce suç mu gelir?

Hepsi olabilir. Polisiye yazmaya kafayı takmışsanız bir süre sonra algıda seçicilik oluşuyor ve okuduğunuz, izlediğiniz, duyduğunuz her şeye “Bundan bir öykü çıkarabilir miyim?” diye bakmaya başlıyorsunuz. İnternet yokken, okuduğum gazetelerde görmüş olduğum ilginç haberleri kesip bir deftere yapıştırmak gibi bir alışkanlığım vardı. Bilim ve Teknik dergisi okurken bile “Bundan iyi bir öykü çıkar” diyerek arşivime aldığım bilimsel makaleler olmuştur. İnternetin yaygınlaşması ile gazetelerin web sitelerinden kopyala-yapıştır ile oluşturduğum birçok Word dosyası da halen arşivimin önemli bir bölümünü oluşturur. İlginç bir karakter, zekice işlenmiş bir suç, hepsi bana bir polisiye öykü fikri verebilir.

Hikâyeye başlarken sonunu bilir misiniz, yoksa yazarken mi keşfedersiniz? “Katil kim?” sorusunun cevabını en baştan koyar mısınız?

Tabii ki sonunu bilirim. İpuçlarını, şüphelileri ve katilin kim olduğunu bilerek kafamda kurguyu kabaca oluşturduktan sonra senaryo yazar gibi birkaç sayfalık bir treatman hazırlarım. Her sahnenin amacının ne olduğunu, nerede başlayacağını ve nerede biteceğini tespit ederim. Bu sayede yolculuğun nerede başlayacağı ve nerede, ne şekilde biteceği belli olur.

Sonunu bilmeden yazmaya başlamak, bir yol haritasının olmaması, sahnelerin gereksiz ve sıkıcı bir şekilde uzamasına neden olur.

Not tutma alışkanlığınız var mı? Defter, telefon, bilgisayar… Fikirlerinizi nasıl saklarsınız?

Yanımda her zaman küçük bir not defteri ve kalem bulundururum. Bir şeyler izlerken ya da okurken de bloknotum, defterim yanımdan eksik olmaz.  Telefona ya da bilgisayara not almaya bir türlü alışamadım.

Araştırma süreciniz nasıl işler? Gerçek polisiyeden, adli tıptan, hukuktan, mekândan ne kadar beslenirsiniz? Sahaya inmek mi, masa başı araştırması mı?

Tasarladığım öyküde bilmediğim ya da doğruluğundan emin olmadığım bir kısım varsa (tıbbi, hukuki vb.) mutlaka güvenilir kaynaklardan konuyu araştırırım. Bilgisayarımda infaz yasası, arama, gözaltına alma, olay yeri inceleme gibi konularla ilişkili karar ve tebliğlerin olduğu klasörlerim vardır. Takıldığım bir durum olduğunda kolaya kaçıp uydurmak yerine kaynağı açar doğru bilgiye ulaşmaya çalışırım.

Kriminal konularda Oğuz Karakuş’un Kriminalistik, Oğuz Polat’ın Kriminoloji, Prof. Dr. Doğan Soyaslan’ın Kriminoloji (Suç ve Ceza Bilimleri), Adli Tıp konusunda da Hamit Hancı’nın Adli Tıp ve Adli Bilimler, Prof. Dr. Oğuz Polat’ın Adli Tıp adlı eserleri başucu kitaplarımdır.

Yazarken daha rahat hissettirdiği, sahneyi gözümde daha kolay canlandırmamı sağladığı için suçlulara genellikle bildiğim mekanlarda suç işlettiririm.

Sahaya inmek gibi bir şansım olmadığından masa başı araştırması yapabiliyorum.

Gerçek ile kurgu arasındaki dengeyi nasıl kurarsınız? Gerçeklik duygusu sizin için ne kadar önemli?

Tamamen hayal gücümden çıkanlar da vardır fakat öykülerim genellikle, önceki sorulardan birinde de yanıtladığım gibi, kıyısından köşesinden de olsa gerçek olaylara dayanır. Yazabilmem için, kurguladığım öykünün gerçekten olabileceğine en başında benim inanmam gerekir. Fakat hayatta bazen öyle uçuk kaçık olaylar meydana geliyor ki, okura “Yuh, böyle de olmaz ki ama” dedirtebiliyor. Gerçek bir olaydan yola çıkarak yazdığım bir öykü için “Böyle bir şey olmaz, olamaz, yazar çok zorlamış” şeklinde bir eleştiri almıştım.

Olay örgüsünü kurarken önce iskeleti mi çıkarırsınız, yoksa karakterler mi sizi sürükler?

Önce iskeleti kurar, karakterin beni yolumdan saptırmasına izin vermeden yazmaya çalışırım. Karakterlere fazla yüz verirseniz başlarına buyruk hareket etmeye başlarlar. 😊

Karakter yaratırken (özellikle dedektif/polis/suçlu tarafında) nelere dikkat edersiniz? Kötü karakter yazarken sınırınız var mı?

Benim üç-beş öyküm dışında ana karakterlerim zaten belli (Amirim ve çömezi Komiser Yardımcısı). Amirim yılların tecrübesini kuşanmış deneyimli bir polis, yardımcısı ise akademiyi yeni bitirmiş, öykünün de anlatıcısı olan taze bir polis. Kendi kendine sorduğu sorular ve akıl yürütmeleriyle aynı zamanda okurun da aklını kurcalayabilecek soruların yanıtlanmasına yardımcı olmak gibi bir işlev üstlenmiş durumda. Karakterlerimin süper kahramanlar gibi uçup kaçmamalarına, kusurlarıyla ve zaaflarıyla bizlerden biri olmasına önem veririm.

Kötü karakter yazarken sınırım yoktur fakat bunların yaptıkları zalimlikleri, gaddarlıkları ayrıntılarıyla yazmamaya gayret ederim. Cinayet çok korkunç bir biçimde işlenmiş olsa da cesedin durumunu ayrıntılarıyla vermek yerine adli tabibin bilimsel, daha yumuşak anlatımıyla vermeyi tercih ederim.

Mekânın (şehir, sokak, ev, oda) polisiye üzerindeki rolü metinlerinizde nasıl çalışır?

Olayların bildiğim, daha önce içinde bulunduğum mekanlarda geçmesine dikkat ederim. Bu da katili ya da dedektifleri iş üzerindeyken gözümde daha kolay canlandırmama yardımcı olur.

Yazarken sizi en çok zorlayan aşama hangisidir? Başlangıç mı, gelişim mi, final mi yoksa revizyon mu?

Başlangıç ve gelişimde pek zorlanmam fakat iş finale geldiğinde durum değişir. Önceden kurgumu kafamda tasarladığım, sahnelerimi belirlediğim için finale kadar her şey yolunda gider. Daha önce karar verdiğim finali yazarken aklıma çoğu zaman başka bir final gelir. Bu yeni fikir daha mı iyi olur, yoksa ilk düşündüğüm mü daha iyiydi derken zorlandığım birçok öyküm var.

Tıkandığınızda ne yaparsınız? Metni bırakır mısınız, zorlar mısınız, yürüyüşe mi çıkarsınız?

Öyküyü yazmadan önce tamamını kafamda tasarladığım için yazarken tıkanma yaşamam. Benim tıkanmalarım genellikle iyi bir fikir bulduğuma inanıp da o fikri geliştirmeye çalıştığım zamanlarda olur. İyi bir fikir bulduğuma inanırsam çabuk vazgeçmem, inatla geliştirmeye çalışırım. Aksaklığın nerede olduğunu bulmak için bazen kahve molası verir, bazen yürüyüşe çıkarım. Birkaç gün içinde içime sinen bir çözüm bulamazsam o fikir başka bir zaman tekrar üzerinde çalışmak üzere İşlemeyen Hikaye Fikirleri klasöründeki yerini alır.

Günlük/haftalık bir yazma rutininiz var mı? Belirli saatler, müzikler, ritüeller, vazgeçemedikleriniz?

Herhangi bir rutinim yok. Sabah erken kalkıp üç-beş saat yazan disiplinli yazarlara çok imrenirim. Genellikle daha sessiz olduğu için gece yazmayı tercih ederim. Müzik dinlemem, televizyon ya da radyo açmam.

Polisiye yazarken sizin için en kritik teknik mesele nedir? Tempo, ipucu yerleştirme, sürpriz, dil, atmosfer?

Öykünün temposunun düşmemesi için betimlemeleri ve diyalogları elimden geldiğince kısa kesmeye gayret ederim. Öykülerimin baş karakteri Amirim de sanıkların ve tanıkların lafı uzatmalarından hoşlanmadığı için bana bu konuda yardımcı olur sağ olsun. 😊

Okuru yanıltmak ile kandırmak arasındaki çizgiyi nasıl tanımlarsınız?

Katilin bulunmasına yarayacak ipuçlarını okurdan saklamamak, sona bırakmayıp öykünün doğal gelişimi içinde vermek gerekir diye düşünüyorum.

Mizahın (varsa) polisiyedeki işlevi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Polisiye yapısı gereği sert bir tür. Zaman zaman ortamı yumuşatacak mizahi unsurların öyküye katılmasında bir sakınca olmadığını düşünüyorum.

İlk taslağınız ile yayımlanan metin arasında nasıl bir fark olur? Çok keser misiniz veya ekler misiniz?

Çok fazla fark olmaz. Daha önce de söylediğim gibi yazmaya oturduğumda öykü kafamda oluşmuştur ve elimde sahne bilgilerinin olduğu bir metin vardır.

Editörle çalışma süreciniz nasıldır? Dış göz metni nasıl değiştirir?

Yalnızca bir kitabım var. Bu kitabın yayınlanması aşamasında editörle birebir bir iletişimim olmadı. Genel Yayın Koordinatörü hanımefendinin söylediğine göre, “Bugüne kadar elime geçen en temiz metin” demiş kendisi.

Kendi metninizi bir okur gibi okuyabilir misiniz? Ne zaman “tamam” dersiniz?

Kendi yazdığım bir metni bir okur gibi okuyabilmem için aradan birkaç gün, belki bir hafta kadar bir zamanın geçmesi gerekiyor. Metin üzerinde çalışırken insan metinle çok haşır neşir olmaktan yaptığı bariz bir hatayı bile göremeyebiliyor (En azından bu benim için geçerli). Aradan bir süre geçtikten sonra metne kısmen yabancılaşınca bu hataları bir okur gibi görebiliyor.

Türkiye’de polisiye yazmanın size göre en heyecanlı ve en zor tarafı nedir?

Zor tarafı, zekice işlenmiş suçlar, cinayetler kurgulamak. Özellikle son on yıldır Türkiye adaletin olmadığı bir suç cenneti haline geldi. İnsanlar eskiden de (Çetin Altan’ın deyimiyle) matematik cinayetler işlemezlerdi fakat işin iyice suyu çıktı. İnsanlar artık “Nasıl olsa içeri girmem ya da birkaç yıl yatar çıkarım” güveniyle rahatça, herkesin gözleri önünde suç işliyorlar. Yirmi yaşında, yüze yakın suç kaydı olan biri cinayet işlediği için cezaevine gönderilmesine inanamıyor ve adliye koridorlarında “Beni nereye götürüyorsunuz? Serbest kalmam lazım,” diye bağırabiliyor.

Polisiye yazmaya yeni başlayan biri sizce ilk olarak neye odaklanmalı, neden?

Her şeyden önce konu ile ilgili temel kavramlara hakim olmaya odaklanmalı. Kriminoloji, adli tıp, olay yeri inceleme, polis teşkilatının yapısı gibi polisiyenin olmazsa olmazlarını öğrenmeli ki, roman ya da öyküsünün bir yerinde okura “Bu ne ya, böyle şey mi olur?” dedirtmemeli.

En Son Yazılar