YALANIN BEDELİ: ÖNAY YILMAZ’DAN PİNOKYO KAPANI

Diğer Yazılar

Gencoy Sümer
Gencoy Sümerhttps://gencoysumer.com/
Gencoy Sümer İTÜ İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde Master ve Doktora yaptı. www.polisiyedurumlar.com sitesini kurdu ve internette pekçok öykü ve makaleleri yayınlandı. İlerleyen yıllarda Dedektif'in kurucuları arasında yer aldı. İlk polisiye romanı Feneryolu Cinayetleri 2017 yılında, Göl Kıyısındaki Ev & Gizemli Öyküler ve Aile Sırrı & Bir Percule Hoirot macerası 2018 yılında yayınlandı. Gencoy Sümer'in polisiye dergimizde yayınlanan eserlerini bu sayfada bulabilirsiniz.


Uzun burunlu, maskeli bir figür, kalemini yalana bulaştırmış gazetecilerin peşinde. Her kurban, kendi yalanının yol açtığı sonla yüzleşiyor. Önay Yılmaz Pinokyo Kapanı‘nda, bir masal kahramanını çağımızın en yakıcı meselesinin, yalan haberin, karşısına koyuyor.


Bazı polisiyeler bir cinayetle, bazıları bir soruyla başlar. Pinokyo Kapanı ise bir yalanla başlıyor. Gece yarısı Marmaris yolunda ilerleyen otomobildeki bir ailenin hayatı, telefon ekranında beliren birkaç satırla sarsılır. O satırların ardından hiçbir şey bir daha asla eskisi gibi olmaz. Roman, daha ilk sayfasından okuruna asıl meselesini duyurur böylece. Bu, bir yalanın bazen cinayet gibi korkunç sonuçlara yol açabileceği gerçeğidir.

Yılmaz’ın kurduğu tuzak zekice. Uzun burunlu, maskeli bir figür, kalemini yalana bulaştırmış gazetecilerin peşine düşer. Ama bu figürün intikamı sıradan değildir. Her kurban, kendi yalanının başkalarına yaşattığı akıbetle yüzleşmek zorundadır. Buradaki edebî buluş, seçilen imgenin kendisinde gizli. Pinokyo, çocukluğumuzun en masum kahramanlarından biridir. Yalan söyledikçe burnu uzar. Aslında o, görünür hale getirilmiş bir vicdandır. Yılmaz, bu tanıdık masal kahramanını alıp tersine çeviriyor; sevimli kuklayı ürkütücü bir adalet meleğine dönüştürüyor. Bunun sonucunda da seri katil polisiyelerinde çoğu zaman süs olarak gördüğümüz “imza” motifi, burada romanın ahlaki omurgasına yerleşiyor. Kitabın temel gerilimi kanlı sahnelerden değil, rahatsız edici bir fikirden besleniyor. Bazı yalanların bedelinin ölüm olduğu fikrinden…

Romanı bugüne bağlayan da bu. Pinokyo Kapanı, yalan haberin, gazeteci diliyle asparagasın, sosyal medya ve internet çağında nasıl bir salgına dönüştüğünü anlatıyor. Bir zamanlar modernistlerin yalnızca öngörü olarak tarif ettiği o parçalanmış dünya artık bir gerçek. Hakikatin bin parçaya bölündüğü bir çağda yaşıyoruz. Klasik polisiyenin sunduğu kesinlik pusulasına her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Aklın kaosun içinden hakikati çıkarabileceğine duyulan inanç, işte tam da böyle bir çağda her zamankinden kıymetli.  Pinokyo Kapanı türün bu en derin damarını alıp doğrudan konusu yapıyor. Yalanın gerçeği bir bir yuttuğu bir dünyayı anlatırken, o dünyaya karşı aklın ve adaletin pusulasını da elinde tutuyor.

Bunu yapabilmesinin sebebi de belli. Çünkü Önay Yılmaz konuya dışarıdan bakan biri değil, mesleğin tam içinden gelen bir kalem. Uzun yıllar Hürriyet, Milliyet ve Star gibi kurumlarda çalışmış, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından birden fazla kez “Yılın Gazetecisi” seçilmiş, çevre ve basın ödülleri almış deneyimli bir gazeteci. Haberin mutfağını, o hız-doğruluk gerilimini, “bir teyit daha alsam mı” tereddüdünü, bir yanlış kelimenin nasıl bir hayatı yıkabileceğini içeriden biliyor. Romanın gazetecilik sahnelerindeki inandırıcılığı bu birikimden geliyor; okur, anlatılanların ardında gerçek bir deneyimin olduğunu hissediyor. Kitabı “doğruluktan, dürüstlükten ve tarafsız habercilikten ayrılmayan tüm basın emekçilerine” ithaf etmesi de bu yüzden boş bir jest değil. Pinokyo Kapanı bir polisiye olduğu kadar, dürüst gazeteciliğe adanmış bir sadakat romanı aynı zamanda.

Anlatının merkezinde, okurun kolayca sahipleneceği bir karakter var: Başkomiser İnci. Erkeklerin ağırlıkta olduğu bir büroda hem bir cinayet zincirini hem de kendi hak ettiği yeri kovalayan, azimli ve zeki bir kadın. Yılmaz, İnci üzerinden yalnızca bir polisiye kahramanı yaratmıyor; kadın polislerin görünürlüğü, mesleğin içindeki rekabet ve dayanışma gibi ince meseleleri de klişeye düşmeden anlatıya yediriyor. İnci’nin başlangıçta gergin olan bir meslektaşıyla ilişkisinin zamanla bir dostluğa evrilmesi, romana insani bir sıcaklık katan yan hatlardan sadece biri. Katilin izini sürerken kahramanımızın ev hayatına, yorgunluğuna, kayıplarına da tanık oluyoruz.

Doğu Gediz ise romanın vicdanını taşıyan figür. “Piyasadaki en temiz sicile sahip gazetecilerden biri” olarak tanıtılan bu karakter, aslında kitabın sorduğu asıl soruyu da bedeninde taşıyor: Gerçekten temiz olmak mümkün müdür? Hız, rekabet ve manipülasyonla çevrili bir meslekte hiç mi kimse lekelenmez? Yılmaz, bu soruyu vaaza dönüştürmeden, olay örgüsünün gerilimi içinden sorduruyor; okuru da kahramanla birlikte düşünmeye çağırıyor.

Yapı tarafında da Yılmaz’ın hanesine yazılacak isabetli tercihler var. Roman, iki zaman katmanı arasında gidip geliyor: İki buçuk yıl önce yaşanan ve her şeyi başlatan o karanlık gece ile bugünün soruşturması. Geçmişte kalmış bir olayın, şimdiki zamanın altından usulca yükselerek anlatıyı biçimlendirmesi, okuru “acaba” duygusuyla ilerlemeye iten güçlü bir kurgu hamlesi. Kısa bölümler ve sık sahne değişimleri sayesinde kitap su gibi akıp gidiyor. Olayların geçtiği coğrafya da tanıdık: Marmaris’in kıvrımlı yollarından Belgrad Ormanı’na, Rumelifeneri’nin kayalıklarından Kilyos’a uzanan bu mekânlar, hikâyeye hem gerçeklik hem de yerli, tanıdık bir atmosfer veriyor.

Pinokyo Kapanı, Yılmaz’ın verimli kaleminin yeni bir halkası. Heybeliada Cinayetleri, Günbatımı Cinayetleri, Ölüm Deltası, Poseidon’un Laneti gibi çok sayıda romanın ardından gelen bu kitap, yazarın polisiye türündeki ısrarının ve ustalaşan kaleminin bir ürünü. Türün meraklıları için tanıdık, güvenilir bir imza; yeni okurlar içinse iyi bir başlangıç noktası.

Kitabın başındaki Sedat Simavi’nin “Kalemine daima efendi kal, mecbur kalırsan kır ama sakın satma,” sözü, aslında bütün romanın pusulası. Bir yanda gerilim, kaçırılmalar, izini sürdükçe daralan bir çember; diğer yanda kaybın, yasın ve adalet arayışının insani ağırlığı. Önay Yılmaz’ın bu yeni romanı, hem iyi bir polisiye hem de üzerine düşünmeye değer bir kitap arayanlar için raftaki yerini fazlasıyla hak ediyor.

Pinokyo Kapanı — Yalan Yazarsan Ölürsün!, Toros Yayınları etiketiyle, Emir Tali’nin kapak tasarımıyla raflarda.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar