ÇARK SUYU’NDAKİ CESET

Diğer Yazılar

Rıdvan Adıyaman
Rıdvan Adıyaman
1990 yılının, mart ayında, Sapanca Sağlık Ocağı’nda yeryüzüne gelmiştir. Uzun yıllar amatör kümede futbol oynayıp biraz tiyatroyla ilgilenmiştir. Hip Hop kültürüyle içli dışlı bir coğrafya öğretmenidir. 2013 yılından beri yazmaya gönül vermiştir. 2023 yılında Myrina Yayınları ve Kibele Edebiyat Öykü yarışmalarına katılmış hikayeleri antoloji kitaplarında yayımlanmıştır. Dedektif Dergi 2024 Zehirli Kalem öykü yarışmasında finalist listesi içinde yer almıştır. Geçmişin İzleri, Feriştah, Gerçeğin Peşinde, Hiç, Şeytan’ın Oğlu adlı kitaplarını yayımlamıştır.

‘‘Gerçek her zaman görünen şey değildir.’’

Sleepy Hollow

Zrr… Zrr…

Telefonumun çalmasıyla uyandım.

Ekranda ‘‘Yiğit ağabey’’ yazıyordu. ‘‘Efendim ağabey? Çark Suyu’nda! Birazdan oradayım.’’

Çark Suyu, Sapanca Gölü’nün fazla sularını tahliye eden önemli su kaynağıydı. Kent Park ve Millet Bahçesi’nin içinden geçerek Yazlık Mahallesi’ne doğru uzanıyordu. Yazın sığlaşır, kışın azgınlaşır, dibi balçık olduğu için yüzmek tehlikeli hale gelirdi.

Sabah koşusuna çıkan bir kadının ihbarıyla bulunan bir ceset, suyun kıyısındaki çer çöp yığınına takılmıştı. Kimliğinden Asaf Eldemir olduğunu öğrendiğimiz şahıs, 38 yaşında, uzun boylu, zayıf yapılı bir adamdı. Sol kaşındaki derin yarık ilk bakışta dikkat çekiyordu. Suda kaldığı süre boyunca bedeni şişmiş, teni griye dönmüştü. İki gecedir yağan yağmuru hesaba katarsak montsuz dışarı çıkması muhtemel değildi.

Böyle ölümleri bu şehirde ilk defa görmüyorduk. Çoğu aynı şekilde sonuçlanırdı; içkiyi fazla kaçıran biri dengesini kaybeder, suya düşer ve cesedi bulunurdu.

‘‘Davut nerede?’’ dedi Olay Yeri İnceleme Amiri Dursun.

Yiğit ağabey cevapladı, ‘‘Ağabeyin torunu gece ateşlenince Adatıp Hastanesi’ne götürmüşler. Kızı Şükran’ın sabah iş toplantısı varmış. Toplantı bitince hastaneye gidecekmiş sonra ağabey şubeye geçecekmiş.’’

‘‘Geçmiş olsun dileklerimi iletirsiniz.’’

‘‘Başüstüne! Peki durumumuz nedir?’’

‘‘Net ölüm saatini söylemek zor. 24-36 saat arasında olma ihtimali yüksek. Ölüm nedeni boğulma gibi duruyor. Maktulün sol üst kaşındaki açılmanın birkaç sebebi olabilir. Ancak düşmeye bağlı oluşmuş gibi duruyor. Bedeni su yüzeyinde taşındığı için bazı yerlerinde deformasyon durumları var. Net bilgiler malum otopsi sonucunda gelir,’’ diyerek uzaklaştı Dursun amir.

Kimlik bilgilerini Ceyda’ya gönderdim. Birkaç saniye sonra adres telefonuma düştü.

***

Asaf Eldemir’in evi, Sapanca’nın Çayiçi Mahallesi’nde, hımış evlerin arasına sıkışmış üç katlı apartmanın giriş katındaydı. Küçük bir bahçe içinde bulunan apartmandan kızartma kokuları geliyordu.

Yiğit ağabey kapıyı çaldı. Birkaç dakika sonra seksenlerine yakın, tülbentinin altından tek tük beyaz saçları gözüken bir kadın kapıyı açtı. Bizi görünce afalladı.

‘‘Buyurun kime bakmıştınız?’’

‘‘Merhaba teyzeciğim Asaf Eldemir’in evi burası mı?’’ dedim.

Cevap vermedi. O an yeşil gözlerinde söyleyeceğim şeyin ne olduğunu biliyor gibiydi.

‘‘Teyzeciğim evde sizden başka biri var mı?’’

Sesi titreyerek, ‘‘Üst katta kızım oturuyor.’’

Yiğit ağabeyle göz göze gelerek anlaştık. O üst kata çıktı. Ben de teyzeyle eve girdim.

Amirimizin işi bitmediğinden böyle haberleri vermek bize kalıyordu. Acının ne tesellisi ne de telafisi vardı. İnsanların anlık kabul edememe durumu ve sonrasında gelen, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının idrak hali en üzücü durumlardan biriydi.

Adının Sultan olduğunu öğrendiğim teyzenin kızı -adı Nermin- gelince maalesef kötü haberi verdim. Ölüm haberini alınca kızına sarılarak, ‘‘Başaramadık kızım, başaramadık!’’ diyordu. Neyi başaramadıklarını öğrenmek için teyzenin damadıyla dışarı çıktık.

Sigaraları yaktıktan sonra, ‘‘Neyi başaramadılar?’’ diye sordum.

Karşımdaki adamın saçı, sakalı birbirine karışmıştı. Eşofmanının üstüne giydiği kazağı göbeği yüzünden kısa kalıyordu. Sigarasından art arda dumanlar çekerek konuştu. ‘‘Kayınço, iki-iki buçuk yıl önce arabasını satarak sanal paralara yatırmış. İlk zamanlar çok kazandığından bahsediyordu. Hatta bana bile tavsiyelerde bulundu. Benim anlamadığım şeyler olduğu için uğraşmadım. Gel zaman git zaman kazandığı kadar kaybetmiş. Öyle bir kaybetmiş ki yatırdığı paradan bile olmuş.’’

‘‘Asaf Bey nasıl biriydi?’’

‘‘Ölünün arkasından konuşulmaz ama benim kayınço biraz uçarı biriydi. Eline para geçince sağ sola harcardı. Rahmetli kayınpeder olmasaydı düğün yapamaz, evini bile düzemezdi.’’

‘‘Tam olarak başaramadıkları şey ne?’’

‘‘Elde avuçta çok kalmayınca kayınço kredi kartlarına abanmış, yetmemiş krediler çekmiş. Bunları ödeyememiş eve haciz gelmiş. İşten çıkarılmış. Kayınçonun karısı, kayınpedere anlatmak istemiş ama kayınço karısını dövmüş. Böyle olunca karısı Trabzon’daki amcasını aramış bir bir her şeyi anlatmış. Adam Trabzon’dan kalkıp bu eve geldi. Kayınpederle ağız dalaşına girdi. Bu olaylar sonucunda boşandılar. Karısı ve kızı Trabzon’a gitti,’’ diyerek sigarasını çamurlu ayakkabılarının altında ezdi. Birden, ‘‘Hee unuttum! Bu boşanma aşamasında kayınpeder vefat etti. Her şey üst üste gelince kayınço balataları sıyırdı.’’

‘‘Sıyırdı derken?’’ diye sordu Yiğit ağabey.

‘‘Bu yaşadıklarını kaldıramayınca intihara kalkıştı. Ölümden döndü. Bir seneye yakındır psikoloğa gidiyor. Bir poşet ilaç içiyor. Ortalıkta hayalet gibi geziyor. Eşim ve kayınvalidem çok çabaladılar onun iyileşmesi için.’’

‘‘Siz en son ne zaman görüştünüz?’’ dedim.

‘‘Valla amirim yalan olmasın iki üç gece önce gece vardiya dönüşü camda sigara içerken gördüm. Ayaküstü iki kelam edip eve girdim. Ondan sonra görmedim.’’

‘‘Zor olacak ama eşinizle konuşmam gerekiyor!’’

‘‘Tabii amirim,’’ diyerek eve girdi.

Adam içeriye gidince Yiğit ağabey, ‘‘Öldüğünü umursamamış gibi duruyor.’’

İkinci sigaralarımızı bitirdiğimizde yaşlı kadının gözleriyle aynı renk gözlere sahip Nermin Hanım geldi. Gözyaşları uzun kirpiklerini belirginleştirmişti. Derin nefes alarak, ‘‘Kusura bakmayın annemin tansiyonu var. İlaçlarını verip yatırdım,’’ dedi.

‘‘Geçmiş olsun! Teyze iyi mi?’’

‘‘Şu anlık iyi!’’

‘‘Eşiniz kardeşinizin durumlarını anlattı. Son zamanlardaki hali nasıldı?’’

‘‘Eski haline göre iyiydi. Biraz toparlanmıştı. Kızı için çabalıyordu. Hatta ilk ara tatilde kızı gelecekti. Plan yapmışlardı. Kızının en sevdiği oyuncakları almıştı.’’

‘‘Eski alışkanlıklarına dönmüş olabilir mi?’’

‘‘Zannetmiyorum. Hayatındaki her şeyi değiştirdi. Arkadaşlarının birçoğuyla görüşmeyi bıraktı.’’

‘‘Bazı bağımlılıklar kolay bırakılmıyor. Sizlerden gizli saklı yapmış olabilir,’’ dedi Yiğit ağabey.

‘‘Haftanın iki günü psikoloğa gidiyordu. Eğer psikolog böyle bir şey hissetseydi bizi uyarırdı. Ayrıca Asaf dışarıya nadir çıkardı.’’

‘‘Alkol kullanıyor muydu?’’

‘‘Olaylardan önce kullanıyordu.’’

‘‘Sık sık gittiği bir yer veya yakın olduğu birileri var mı?’’

‘‘Sapanca tren istasyonu çevresinde çocukluk arkadaşı Emin’in işlettiği bir halı saha var. Ara sıra oraya giderdi. Başka bir yere gider miydi bilmiyorum!’’

‘‘Bu benim kartım. Aklınıza bir şey gelirse arayabilirsiniz. Bir de psikoloğun bilgilerini verirseniz iyi olur.’’

Burnunu çekerek uzattığım kartı aldı ve eve girdi. İki dakika sonra küçük kâğıda yazılmış bilgilerle geri geldi. Arkasında eşi vardı. Düzgün bir yazıyla yazılmış bilgilere göz ucuyla baktım. Tam teşekkür edecekken, ‘‘Amirim, cenazemizi ne zaman alabiliriz?’’ dedi adam.

Yiğit ağabey, ‘‘Yapılması gereken işlemler var. Onlar tamamlanınca size haber verirler!’’

‘‘Eyvallah amirim. Kolay gelsin!’’

‘‘Tuhaf biri. Hâl ve tavırları içime sinmedi.’’

‘‘Haklısın ağabey. Şubeye gidince bakarız neyin nesi kimin fesi diye.’’

***

Aileden öğrendiklerimizi amirimize anlattıktan sonra, ‘‘Sümbül nasıl amirim?’’ diye sordum.

‘‘Şükür daha iyi. Zıkkımın peki bir salgın çocuğu ne hale getirdi. Şükran toplantı sonrası geldi. Şimdi evdeler.’’

Müsamere çocukları gibi aynı anda ‘‘Geçmiş olsun amirim!’’ dedik.

Amirim yakmadığı sigarasını dudaklarına koyarak olay yeri fotoğrafına baktı. ‘‘Dursun intihar mı dedi?’’

‘‘Açıkçası ağabey, Dursun intihar demedi. Boğulma sonucu ölmüş olabilir dedi.’’

‘‘Kaşındaki açılma?’’

‘‘Düşmeye bağlı olabilirmiş,’’ dedim.

Yiğit ağabey ise, ‘‘bana göre bildiğin sarhoşluk.’’

‘‘Boğulma ve düşme? Nasıl intihar olabiliyor peki?’’

‘‘Bana intihar gibi gelmiyor amirim. İntihar edecek biri kızıyla planlar yapmaz,’’ dedim.

‘‘Orası belli olmaz İsmet! İntihar dediğin şey tohum gibidir, insan hep içinde taşır. Dışarıdan toparlanmış gözükmesi iyileştiği anlamına gelmeyebilir.’’

Sessizce bekledim. İntihar olasılığı çok düşüktü. Üstelik maktulün durumu buna uygun değildi.

‘‘Yine hafiyelik peşinde koşacak ağabey,’’ diyerek gülmeye başladı Yiğit ağabey.

Amirim dudaklarında beliren gülümsemeye hâkim olmaya çalışarak, ‘‘Ön otopsi sonuçları gelene kadar Ceyda ile psikoloğa gidin. Elle tutulur bir şey bulursanız duruma göre bakarız.’’

Zaman kaybetmeden Ceyda ile psikoloğun adresine gittik.

***

Aradığımızda yemekte olduğunu söyleyen psikoloğun iş yeri Ankara Caddesi’ndeydi. Çoğunlukla avukatlık bürolarının olduğu bu caddenin bir yüzü meşhur Uzun Çarşı’ya bakıyordu.

Bu kısa molada içtiğimiz kahvelerin parasını Ceyda ödedi. Bu konuda kimseyle tartışmaya girmezdi.

Psikoloğun kliniği dört katlı binanın en üst katındaydı. Kapısında PSİKOLOG SEVDA SUNGURLU yazıyordu. Kapıyı çaldığımızda tesettürlü, hafif makyajlı, güleç bir kadın açtı.

‘‘Sevda Sungurlu ile görüşecektik,’’ dedi Ceyda.

Kadın tebessüm ederek, ‘‘Buyurun benim!’’ dedi.

Ceyda telefonda konuştuklarını söyleyince kadın bizi içeriye aldı. Klinik sade döşenmişti. Büyük camın önündeki iki koyu kahverengi koltuk muhtemelen seanslar içindi. Duvar boyunca dizilmiş diplomaların yanında kitaplarla dolu bir kütüphane vardı. Onlara bakarken, ‘‘Ne içmek istersiniz?’’ dedi.

‘‘Sağ olun bir şey içmeyelim. Vaktinizi çok almayacağız. Asaf Eldemir hakkında birkaç soru soracağız,’’ dedi Ceyda.

‘‘Ne oldu Asaf Bey’e?’’

‘‘Asaf Eldemir maalesef Çark Suyu’nda ölü bulundu.’’

‘‘Ne! Bu… Bu nasıl olur?’’

‘‘Biz de bunu öğrenmeye geldik Sevda Hanım. En son ne zaman görüştünüz?’’

‘‘İki gün önce görüştüm.’’ Cevap vermediğimizi görünce, ‘‘Haftanın iki günü görüşüyorduk. Pazartesi ve çarşamba günleri geliyordu. Saatlerini iş vardiyasına göre ayarlıyorduk. Bu hafta gece vardiyasında olduğu için 14.00-15.00 seansına geldi.’’

‘‘Hikayesinden haberdarız. Son zamanlarda durumu nasıldı? İntihar etmesine neden olabilecek bir durumu var mıydı?’’

‘‘İntihar mı? Şaşkınlığımı mazur görün çünkü intihar onun dönüm noktasıydı. Bunu yaptığına pişmandı.’’

‘‘Peki başka neler söyleyebilirsiniz?’’

‘‘Malum hasta mahremiyeti özel şeyleri anlatamam.’’

‘‘Eski alışkanlıklarına geri dönmüş olabilir mi? Son zamanlarda Asaf Bey’de sizi rahatsız eden bir değişiklik oldu mu?’’ dedim.

‘‘Eski alışkanlıklarına dönmesi muhtemel değildi.’’

‘‘Neden?’’

‘‘Çünkü kızı için çabalıyordu.’’

‘‘Hayatına yeni giren biri veya birileri var mıydı?’’

‘‘Hasta mahremiyetini hatırlatmak isterim. Ayrıca intiharla ne ilgisi var?’’

‘‘Bir ölüm soruşturması yürütüyoruz Sevda Hanım! Her ihtimali değerlendirmek zorundayız,’’ dedim.

Gözleriyle ikimizi süzdü.

‘‘Yine de her şeyi anlatamam!’’

O ara kapı zili çaldı. Kol saatine bakarak, ‘‘Kusura bakmayın beş dakika sonra seansım başlayacak,’’ dedi ve kapıyı açmaya gitti.

Bu durumdan dolayı ayaklandık. Çıkmadan şunu sordum: ‘‘Son olarak kullandığı ilaçların yan etkisi olabilir mi?’’

‘‘Bu soruyu en doğru cevaplayacak kişi psikiyatristidir. İsterseniz doktorun adını verebilirim.’’

Ceyda, psikolog kadının verdiği ismi telefonuna yazdıktan sonra çıktık.

***

‘‘Ön otopsiye göre suda boğularak ölmüş amirim,’’ dedim.

‘‘Tamam işte! Dursun’un söylediği gibi olmuş. Toksikoloji raporunda ne yazıyor?’’

‘‘Kanında sarhoş olabilecek kadar alkol olduğu yazıyor.’’

‘‘Cinayet yoksa fail de yok o zaman?’’

‘‘Vücudunda darbeye, düşmeye bağlı morarmalar varmış. Ayrıca kaşındaki açılma öyle dengesini kaybetme oluşabilecek gibi durmuyor.’’

‘‘Hafiye İsmet işbaşında! Oğlum öyle olsa Dursun söylemez mi?’’

‘‘Elbette söyler amirim. O an dikkat etmemiş olabilir.’’

Amirim sigarasını dudağına yerleştirdi. Kaşlarını çattı. Tam paylayacaktı Ceyda araya girdi.

‘‘Aslında yanlış düşünmüyor olabilir amirim. Çekilen fotoğraflara baktığımızda kaşının o şekilde açılması için çok sert düşmesi gerekiyor. Hadi diyelim düştü kafasını vurdu. Suya nasıl ve neden girdi? Yuvarlandı diyelim…’’

Hemen atladım, ‘‘Kaşını suda nasıl yardı?’’

‘‘Belki başka bir yere vurdu. Ağaca, direğe ne bileyim evin duvarına. Yüzüne akan kanı yıkamak için kanala indi. Dengesini kaybetti ve düştü. Zaten sarhoşmuş. Sızmış bile olabilir,’’ dedi Yiğit ağabey.

Bu laftan sonra amirim kaşları çatık bakmayı sürdürdü.

‘‘Diyorum ki Ceyda ile olay yerine gidelim. Etrafta kamera var mı yok mu bakalım. Görüntü bulmaya çalışalım. Akıntı yönünde ilerleyip içki içebileceği, düşebileceği, kafasını vurabileceği yerler var mı bakalım.’’

Amirim dudağında yanmayan sigarasıyla Yiğit ağabeye baktı. O da ‘Sen bilirsin ağabey!’ manasında omuz silkti. Sigarasını dudağından indirdi. ‘‘İyi hadi bakalım! Siz olay yerine gidin. Biz de titrek Dursun’a gidelim.’’

Şubeden çıktığımızda Adapazarı yine griydi. Hava ne yağmaya karar veriyor ne de açıyordu. Ceyda arabayı çalıştırırken aklım hâlâ Asaf’ın kaşındaki yarıktaydı.  

***

Ahmakıslatan dinince arabadan inip olay yerine yürüdük. Ceyda, civardaki dükkanlara kamera görüntüsü bulmaya gitti. Ben de akıntının tersine yürüdüm. Şehrin toprak yapısı yüzünden beton zemine geçene kadar balçık toprağa parmak uçlarımla bastım.

Yaklaşık beş yüz metre yürüdükten sonra suyun iki yakasını birleştiren demir köprüye geldim. Hafif eğimli zemine inip köprünün altına gittim. Köprünün altı çöplük gibiydi. Şişeler, izmaritler, yiyecek paketleri… Hepsini toplasak laboratuvar haftalarca uğraşırdı. Çer çöpe dokunmadan Asaf Eldemir’in yüzüne darbe alabileceği alanlara göz gezdirdim.

Köprüye çıktım, karşı tarafa geçtim. Bu taraf da karşı taraf gibiydi. Bu nedenle umudumu Ceyda’ya bağladım. Bu ölümün intihar olmadığı açıktı ancak sarhoş olup suya düşmesini de mantıklı bulmuyordum. Kimliği dışında üstünden başka bir şey çıkmamıştı. Soyulmuş olabilir miydi? Belki. Cüzdanında para ve kredi kartı var mıydı? Tekrar bakmak lazımdı. Sarhoş olduğunu düşündüğümüzde aldığı darbe onun sendelemesine neden olmuş olabilir miydi? Gömleğinin üst düğmelerinin kopması, bedenindeki morarmalar buna bağlı olabilirdi. Serin havada üstüne bir şey almadan mı çıkmıştı? Köprüden ığıl ığıl akan suyu izlerken Ceyda aradı.

‘‘Efendim? Hadi ya! Nerede dükkân? Tamam geliyorum.’’

Ceyda, sokağın başındaki çorbacı dükkanındaydı. Dükkâna girdiğimde kasanın orada dikiliyordu.

‘‘Asaf, dükkânın önünden 01.23 gibi yanında biriyle geçerken görülüyor. Şuradaki arkadaş Asaf ve yanındaki adamın tartıştıklarını duymuş.’’

Gösterdiği adam var olan müşterilerle ilgileniyordu. İşini bitirince yanımıza çağırdım.

‘‘Arkadaşımla konuşmuşsun ama tekrar anlatır mısın neler duydun?’’

Yorgun bedeni soruyu cevaplamak istemiyordu. Bıkkın bir halde, ‘‘Zayıf adam diğerine ‘Bana sen bulaştırdın!’ diye bağırınca diğeri de, ‘Adam olsaydın karına, kızına sahip çıksaydın!’ dedi.’’

‘‘Emin misin?’’

‘‘Evet!’’

‘‘Başka bir şey duymadın mı? Ya da görmedin mi?’’

‘‘Hayır!’’

Ceyda kamera kaydını izlettirdiğinde el kol hareketlerinden tartıştıkları belli oluyordu. Asaf Eldemir’in yanındaki adamın yüzü beresi nedeniyle net gözükmüyordu. Bu kamera görüntüleri düşük ihtimalde olsa cinayet olasılığını artırıyordu. Kamera kaydını alarak şubeye geçtik.

***

‘‘Eee kim bu?’’

‘‘Amirim maktulün konuşmadığımız iki arkadaşından biri olabilir.’’

‘‘Neden konuşmadınız?’’

‘‘Ölümü şüpheli bulmadığımız için öncelik vermedik.’’

‘‘Tamam Yiğit’le gidin, konuşun!’’

‘‘Emredersiniz! Siz neler öğrendiniz amirim?’’

‘‘He! Söylediklerini Dursun’a söyledim,’’ dedi ve gülümsedi. ‘‘Onun fare yakaladığı kadar benim kedi si… var,’ dedi. Fakat haklıymışsın, kaşındaki açılma düşmeye bağlı değil. Sert bir cisimle vurularak oluşmuş. İki saat içinde otopsi raporunu gönderecek.’’

‘‘O zaman hırsızlık cinayeti olabilir,’’ dedi Yiğit ağabey.

‘‘Sanmıyorum! Telefonu veya montu için mi öldürülecek? Cüzdanı cebindeydi.’’

‘‘Nakitleri almıştır.’’

‘‘Öyle oldu diyelim cüzdanı pantolonunun cebine neden geri koydu?’’

‘‘Cüzdanını vermemek için direndiyse hengamede darbeyi alıp düşmüştür.’’

‘‘İhtimal dahilinde ama söyle bir şey var o sırada yanındaki arkadaşı nerede?’’

‘‘Belki başka yöne gitmiştir?’’

‘‘Olabilir!’’

‘‘Ama?’’

‘‘Ama ölüm saati, arkadaşıyla birlikte kameradan geçtiği saate yakın.’’

‘‘O zaman korkup kaçtı?’’

‘‘O da mümkün.’’

‘‘Bana göre yanındaki kişi Asaf’ı iyi tanıyan biri,’’ dedi Ceyda.

‘‘Neye dayanarak?’’ dedim

‘‘Çalışanın söylediklerine dayanarak. Yani Asaf’ın yanındaki kişi Asaf’a ‘Adam olsaydın da karına sahip çıksaydın!’ demiş. Eğer Asaf’ı tanımasa böyle bir cümleyi kuramaz.’’

‘‘Neden kurmasın? Belki adama hayat hikayesini anlattı,’’ dedi Yiğit ağabey.

‘‘Yanlış anlama Yiğit amirim ama sen ailenle ilgili özel şeyleri herkese anlatır mısın? Sonuçta aile içi sorunları alelade insanlarla konuşmazsın. Sana yakın olmayan biri ailene de yakın olmaz.’’

Ceyda’nın fikri odadaki herkesi düşünmeye sevk etti. Detayı iyi yerden yakalamıştı. Haksız sayılmazdı. Samimiyetle yakınımıza aldığımız insanlar, yüklerimize ortak olurlardı.

‘‘O zaman kameradaki kişinin Emin olma ihtimali çok yüksek,’’ dedim.

‘‘O zaman gidin getirin şu herifi!’’

***

‘‘Kardeş bakar mısın?’’

Sakalı tüylenmemiş, yirmilerinde bir genci çağırdı Yiğit ağabey. Dolaba su dizmeyi bırakan genç, ‘‘Buyurun ağabey?’’ dedi.

‘‘Kardeş, biz Emin’e bakmıştık. Burada mı?’’

‘‘Emin ağabeyim yok.’’

‘‘Nerede olduğunu biliyor musun?’’

‘‘Biliyorum! Siz kimsiniz?’’

‘‘Polisiz kardeş! Nerede Emin söyle bakalım?’’

‘‘Hayırdır bir sorun mu var?’’

‘‘Sen neyi oluyorsun?’’

‘‘Halasının oğluyum!’’

‘‘Bak güzel kardeşim bize Emin lazım! Söyle yerini onunla konuşalım,’’ deyip elini çocuğun omzuna sertçe attı.

‘‘Birkaç gün önce Karasu’ya gideceğini söylemişti.’’

‘‘Ne oldu gitmedi mi?’’

‘‘Bilmem! Telefonu kapalı.’’

Yiğit ağabey halı sahayı süzdü.

‘‘Üst katta ofis veya takıldığı bir oda var mı?’’

‘‘Üst kat spor salonu fakat boş. Emin ağabey burada kalmaz. Evi Yüzevler’de. Motoruyla gider gelir.’’

‘‘Sen bize Emin’in numarasını, evinin adresini, biliyorsan motorunun plakasını versene!’’

Çocuk ikilemde kaldı. Sonra not kağıdına istediklerimizi yazdı.

Kâğıdı bize verirken, ‘‘Emin, bu adam mı?’’ dedim ve yakınlaştırarak fotoğrafı gösterdim. Fotoğrafın netliği iyi olmadığı için birkaç saniye baktı.

‘‘Tam anlayamadım ama beresi Emin ağabeyinkine benziyor.’’

‘‘Peki şu adamı tanıyor musun?’’

‘‘Evet arkadaşı. Bazen buraya gelirdi.’’

‘‘En son ne zaman geldi?’’

‘‘Geçen hafta.’’

Sahadan zil sesi gelince kafamızı sahaya çevirdik. Çocuk yerdeki su kolilerinden iki tane alıp hızlı adımlarla sahanın girişine gitti. Suları bırakıp geri geldi. Başka soru sormayıp Emin’in evine gitmek için yola çıktık. Ben de Ceyda’ya plakayı ve telefon numarasını gönderdim.

Adrese gittiğimizde kapıyı yaşlı bir adam açtı, ‘‘Buyurun?’’

‘‘Selamünaleyküm Bey amca. Emin evde mi?’’

Adam, Yiğit ağabeyin suratına sorgulayıcı ifadeyle bakınca kimliğimi gösterdim.

‘‘Aleykümselam! Evde değil. Hayırdır bir sorun mu var?’’

‘‘Yakın arkadaşı vefat etti. Ona sormamız gereken birkaç şey var.’’

‘‘Arkadaşının ölmesiyle Emin’in ne gibi bilgisi olacak?’’

‘‘Bey amca oğlunuz en…’’

‘‘Oğlum değil! Yeğenim!’’

‘‘Ölen arkadaşını en son gören kişi o olduğu için konuşmamız gerekiyor.’’

‘‘Halı sahaya bakın oradadır.’’

‘‘Orada değil. Halasının oğlu Emin’in Karasu’ya gideceğini söyledi. Sizin haberiniz var mı?’’

‘‘Yok!’’

‘‘Ailesi biliyor mudur?’’

‘‘Benden başka ailesi yok. Emin benimle kalıyor.’’

‘‘Nerede olacağıyla ilgili bir fikriniz var mı?’’

‘‘Genç adam. İstediği yere gidebilir.’’

‘‘Eğer ona ulaşırsanız lütfen haber verin! Ya da karakola uğrasın.’’

Kartımı uzattım. Tereddütle aldı. Kapıyı suratımıza kapattı.

‘‘Ağabeyi arayayım Karasu’dakileri arasın. Kimlik bilgilerini paylaşalım. Belki çevirmeyle mevirmeyle yakalarız,’’ diyerek telefonunu eline aldı.

***

Kesin otopsi raporu ön otopsi raporunu tersine çevirmişti. Asaf Eldemir, boğularak değil boynu kırıldığı için ölmüştü. Aklıma üstünde sigara içtiğim köprü geldi.

‘‘Olay yerine yakın bir yerde demir köprü var.’’

‘‘O zaman Emin’le kavgaya tutuştular. Emin Asaf’ın kafasını yardı. Bu darbeden sersemleyen Asaf tutunamadı ve köprüden düştü,’’ dedi Yiğit ağabey.

‘‘Peki neden kavga ettiler? Ayrıca Asaf’ı Emin’in öldürdüğünden emin değiliz. Elimizde bunu kanıtlayacak delil var mı? Bunun yanında Emin de ortalıkta yok!’’

Amirim haklıydı. Suçluluk karinesi işbaşındaydı. Elimizde hedefi vurabileceğimiz tek mermi kalmıştı. O da Ceyda’nın kabiliyetine bağlıydı. Emin, motorunu iki hafta önce satış ilanına koymuş. Ceyda bu sitedeki fotoğraflara ve videoya baktığında çekilen yerle ilgili bir şeyler yakalamış. Bunları netleştirmek için bilişim uzmanı bir arkadaşından yardım istemeye gitmişti.

Ceyda’yı beklerken beyin fırtınası yapıyordum. Asaf’ın eski iş yerinden arkadaşı Emin’i birkaç kere gördüğünü söylemişti. Asaf’la iş yerinden ayrılınca bir daha görüşmemişti. Elimizde zanlı olarak Emin kalmıştı. Dayanamadım Ceyda’ya, ‘Ne yaptın?’ diye mesaj attım. Beş dakika sonra, ‘Uğraşıyoruz. Sosyal medyasına bakıyorum. İşim bitince yazarım,’ diye cevap attı.

İçtiğim üçüncü kahvenin sonunda Ceyda’dan beklediğimiz cevap geldi. ‘Sümbül Siteleri-Kartepe’ yazıyordu. Ne olduğunu anlamak için aradım. Motorun fotoğrafları ve videosu, sosyal medyadaki birçok paylaşımları Kartepe’deki Sümbül Siteleri’nde çekilmiş. Sosyal medyasında en çok yer belirlemesini yaptığı yermiş. En son pazar günü paylaşım yapmış.

Durumu amirimize anlattım. Bölgemizin dışında bir yer olduğu için amirimizin müdürümüzle görüşmesi ve bazı izinlerin alınması gerekiyormuş. Bunları halletmek için odadan çıktı. Ben de Ceyda’ya bizi Kartepe’de beklemesini yazdım. Yiğit ağabeyle dışarı çıkıp birer sigara yakarak beklemeye başladık.

***

‘‘Siz gelmeden önce mahalleyi turladım. Sümbül Sitesi-1 şu alanda. İkincisi daha geniş arazide sokağın sonunda başlıyor.

‘‘Hangisinde olduğunu nereden bileceğiz?’’ dedim.

‘‘221/B’de!’’

‘‘Nasıl anlamadım?’’

‘‘Emin’in öne çıkardığı hikayelerde evin girişinde fotoğraf çekilmiş. Kapı numarası gibi duruyor.’’

‘‘Kocaman araziyi tek tek nasıl arayacağız? Destek ekip mi istesek?’’ dedi Yiğit ağabey.

‘‘Güvenlik görevlilerine ve site yöneticilerine sorarız. Onlarda illaki liste vardır,’’ dedim.

‘‘Amirler geliyor!’’

Ceyda, İzmit şubedekilere her şeyi anlattı. Basit bir operasyon planlandı. Öncelikli olarak sitelerin kaç hane barındırdığını öğrenmekti. Bu nedenle güvenlik görevlilerinden site yöneticilerinin numaralarını aldık ve aradık. İlk sitenin yöneticisi 1’den 150’ye kadar ki evleri kapsadığını söyleyince ikinci sitenin yöneticisini aradık. Aradığımız kişi 221/B’de Cengiz Cem Civan’a ait olduğunu söyleyince şaşırdık.

‘‘Kendisi yalnız mı yaşıyor?’’ dedim.

Hoparlördeki kadın, ‘‘Bildiğim kadarıyla yalnız yaşıyor. 221/A’dakilerle arası iyi. İsterseniz onların numarasını verebilirim.

‘‘Kendisi şu an evde mi?’’

‘‘Hayır! geçen hafta Dubai’ye gitti.’’

‘‘Evde kimse yok yani?’’

‘‘Bunu bilemem beyefendi! Kaç hane var orada. Kimisi daimî kimisi sezonluk geliyor. Hepsinin şeceresini tutamam. Bu durumları bilse bile güvenlik görevlileri ve bahçe işleriyle uğraşan arkadaşlar bilir.’’

Telefonu kapattıktan sonra kadının söylediklerini uyguladık. Güvenlik görevlisi arkadaşa Emin’in fotoğrafını gösterdik.

‘‘Bu adamı burada gördün mü?’’ dedim.

‘‘Evet! Üç gün önce geldi.’’

İstediğimiz bilgiyi alınca bizim ekip ve İzmit şubeden iki kişi, güvenlik görevlisini takip etmeye başladık. 221/B’ye gelince evin etrafını kuşattık. Yiğit ağabey ve ben öndeydik. Zile uzun basıp bıraktım. Birkaç dakika sonra ayak sesleri geldi. Dağınık üst başla kapıyı Emin açtı. Anlık suratlarımıza bakarak kapıyı kapatmaya yeltendi. Yiğit ağabey cüssesiyle tezat atikliğini konuşturarak Emin’in üzerine çullandı. Bin bir küfür kıyamet içinde Emin’i kelepçeledik.

***

Sorgu odasına getirdiğimizden beri Emin’in sesi çıkmıyordu. Amirim has hareketini yaptı. Dudağına yanmamış sigarasını yerleştirdi.

‘‘Evet Emin. En yakın arkadaşını neden öldürdün?’’

Sessizlik.

‘‘Biliyor musun bu meslek bana birçok şeyi öğretti. Mesela suçsuz biri asla sessiz kalmaz.’’

Sessizlik.

‘‘Ekmeğini yediğin ailenin suratına nasıl bakacaksın? Onlar sana ‘neden yaptın?’ diye sorduklarında da susacak mısın?’’

Sessizlik.

Amirim dudaklarından sigarasını alıp kırdı. ‘‘En yakın arkadaşının kızı sana ‘Babamı neden öldürdün?’ diye sorarsa ne diyeceksin? O kızı neden babasız bıraktın?’’

‘‘O baba mıydı be?’’ diye bağırdı. ‘‘Karısını döven, kızının birikimlerini çalan biri nasıl iyi baba olabilir?’’

‘‘Zamanında ne yapmışsa yapmış. Sonuçta kızıyla arasını düzeltmiş. Tatil planı yapmışlar. Bir sürü hediye almış.’’

Dişlerinin arasından bir ‘tıs’ sesi çıkarttı. ‘‘Onun hediye alacak parası mı vardı? Hediyeleri ben aldım. Ben konuştum karısıyla. Ben istedim kızının tatilde buraya göndermesini. Siz ne biliyorsunuz da konuşuyorsunuz?’’

Gözlerinde nefret bulutları oluştu. Sanki karşısında amirim değil de Asaf vardı.

‘‘Anlat o zaman bilelim Emin!’’

‘‘Asaf, uçarı biriydi. Yani evlenmeden önce eline geçen her parayı ezerdi. Askerden sonra hayatını düzene soktu. Evlenmeye karar verdi. Bu uçarı hallinden sıyrıldı. Fakat zamanla kripto para alım satımına, bahis sitelerine bulaşmış. Çok konuştum. Yumruk yumruğa kavga ettim ama Nuh dedi peygamber demedi. Kazandığı paralarla halı sahaya ortak olmasını söyledim. Hatta ikinci sahayı açalım dedim. Neymiş ben onun parasına göz dikmişim. Dolandırıcıymışım…’’

‘‘Bunları geç Emin. Asaf’ın durumlarını biliyoruz. Sen şunu söyle sana neden ‘Senin yüzünden oldu. Bana sen bulaştırdın!’ diye bağırdı?’’

‘‘Asaf, paralanmaya başlayınca içki içmeye başladı. Normalde iki bira içse kusan biriydi. Bize her akşam farklı pahalı viskiler getiriyordu, içiyorduk. Sarhoş olduğunda saçma sapan laflar ediyordu. Bizi aşağılıyordu. Asıl sorun bu saçmalıkları evinde had safhaya çıkarıyormuş.’’

‘‘Bunu nereden öğrendin?’’

‘‘Hülya’dan yani eski karısından. Hülya bir gece beni aradı. Bu evde saçma sapan bağırmış. Hülya cevap verince onu dövmüş. Eve gittim kadının ağzını burnunu kanatmıştı. Kızı daha ufaktı. Korkudan sesi bile çıkmıyordu. Böyle olaylar sıklaşmaya başlayınca içki içmemesi için Asaf’ı uyardım. Yaptıklarının adamlığa sığmadığını söyledim. Bunu söyleyince çileden çıktı. Karısına yazdığımı, onu unutamadığımı, karısıyla yattığımı falan söylemeye başladı. Dayanamadım yine yumruk yumruğa kavga ettik.’’

‘‘Bu kadar şey yaşadığınız halde yine arkadaş kalmaya devam etmişsiniz?’’

‘‘En son kavga ettikten sonra görüşmedik. Ta ki babasını kaybedene kadar. Cenazeye gittiğimde başından geçenleri anlattı. Dertleştik. Böylelikle aramızdaki buzlar biraz erimişti.’’

Yine sessizlik.

‘‘O gece bana mesaj attı. Acil görüşmesi gerektiğini söyledi. Ben de bir mekandaydım ve konum attım. Bir saat sonra buluştuğumuzda sarhoştu. Şaşırmıştım. Ne oldu diye sorunca yürüyelim anlatacağım dedi. Yürürken Hülya, kızını göndermekten vazgeçmiş. Hala Asaf’a güvenmediğini, koktuğunu söylemiş. Asaf, bunları duyunca sinirlenmiş. Hülya, benim isteğim üzerine yaptığını söyleyince zıvanadan çıkmış. Beni yine karısına asılmakla, onu bu durumlara sokmakla suçladı. Hayatı benim yüzümden alt üst olmuş. Kızının bile benden olduğunu söyleyince ben de bağırmaya başladım. O esnada bana bıçak savurdu. Bıçak elimi kesince canımın acısıyla sinirle ittim. Tökezleyip kafasını köprünün demirine vurdu. Korktum yanına gittim. Kafasından kan akıyordu. Doğrulmasına yardım ederken bir anda boğazıma yapıştı. Kendimi korumak için elime gelen taşla suratına vurdum.’’

Sessizlik olunca amirim bana baktı.

‘‘Ölüm nedeni boynunun kırılmasıymış,’’ dedim.

‘‘Ne yapacağımı bilemedim. Yerde kanlar içinde yatıyordu. Birden yağan yağmur kanları köprüden aşağıya akıtınca aklıma hırsızlık fikri geldi. Telefonunu, cüzdanındaki paraları aldım. Montunda kanlı el izlerim var diye montu da aldım. Bedenini kaldırıp suya atmak istedim ama zemine düştü. İndim zemine bedenini suya ittirdim.’’

Sessizlik.

Evrak işleri hallettikten sonra savcılığa sevk ettik. Asaf’ın ve Emin’in telefon kayıtları konuştuklarını kanıtlıyordu. Yağan yağmur cinayet mahallini paklasa da insanın içindeki öfkeyi temizleyemiyordu. Öfke, insanda evrilmeyen tek şeydi.

En Son Yazılar