Agatha Christie demek biraz da zehirle işlenen ustaca cinayetler demektir. Christie’nin eserlerinde zehri cinayet aracı olarak tercih etmesinin nedenlerinden biri, ünlü yazarın tabanca, bıçak veya balta gibi araçları “kaba” bulması, kanlı sahnelerden hoşlanmaması ve ateşli silahlar konusunda fazla bilgisinin olmayışıdır. Bir diğer önemli neden, bu “sessiz ve zarif” cinayet yönteminin kurguya sağladığı avantajlardır. Zehir, katilin kurbanıyla doğrudan temas kurmasına gerek kalmadan cinayeti işlemesine olanak tanıdığından güçlü bir alibi yaratma fırsatı verir. Zehirleme eyleminin titiz bir planlama ve kurnazlık gerektirmesi karmaşık kurgulara imkân tanır. Ayrıca Christie’nin yaşadığı dönemde siyanür, arsenik ve striknin gibi maddelere fare zehri veya böcek ilacı şeklinde ulaşmanın kolay olması da kurgusal gerçekçilik açısından önemli bir etkendir.
Agatha Christie’nin eserlerinde zehri seçmesi bu yönteme yüklediği anlamlarla da ilişkilidir. Christie’nin romanlarında zehir fiziksel gücün değil, entelektüel üstünlüğün ve keskin zekânın sembolüdür. Özellikle kadın karakterler açısından edilgenliklerini yenmenin ve baskıya başkaldırmanın en “makul” yoludur. Christie İngiliz toplumunun “saygın” yüzünün altındaki gizli çürümeyi ve ikiyüzlülüğü açığa çıkarmak için bu kansız cinayet silahını orta ve üst sınıfın miras kavgalarında sinsi bir yıkım aracı olarak kullanmıştır.

Christie’nin zehirlere dair bilgisi savaş yıllarında kazandığı eczacılık deneyimine dayanır. Birinci Dünya Savaşı sırasında askeri bir hastanede gönüllü hemşirelik yaparken aynı zamanda eczacı yardımcısıolmak için gerekli sınavları başarıyla vermiş, ilaçların gram gram tartılarak elde edildiği, en ufak bir tartım hatasının şifa vermesi beklenen bir ilacı zehre dönüştürebildiği bir dönemde aşırı dozların ölümcül etkilerini bizzat deneyimlemiş, edindiği tecrübeleri romanlarında kullanmaya başlamıştır. Sonraki yıllarda kitaplarında mantıksal hatalara düşmemek için ilaçlar ve zehirler üzerine araştırmalar yapmış, gerektiğinde uzmanlara danışmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ikinci kez gönüllü hemşirelik yapması eczacılık bilgisini tazelemesini, tıp alanındaki gelişmeleri takip edebilmesini sağlamıştır.
Christie’nin Kullandığı Zehirler ve Yer Aldıkları Eserler
Altmış altı romanından kırk birinde, zehirli maddelere yer veren Agatha Christie’nin, eczacılık bilgisiyle kurgularına dâhil ettiği ölümcül maddelerin listesi şöyledir:
1. Siyanür:
Şampanyadaki Zehir (Sparkling Cyanide)
On Küçük Zenci (And Then There Were None)
Ve Ayna Kırıldı (The Mirror Crack’d from Side to Side)
Porsuk Ağacı Cinayeti (A Pocket Full of Rye)
Büyük Dörtler (The Big Four)
2. Striknin:
Ölüm Sessiz Geldi (The Mysterious Affair at Styles)
3. Morfin
Esrarengiz Sanık (Sad Cypress)
Sonunda Ölüm Geldi (Death Comes as the End)
Ve Perde İndi (Curtain)
Briç Masasında Cinayet (Cards on the Table)
Ölüm Sessiz Geldi (The Mysterious Affair at Styles)
4. Arsenik
16.50 Treni (4.50 From Paddington)
Cinayet İlanı (A Murder is Announced)
Cenazeden Sonra (After the Funeral)
Ölüm Oyunu (Evil Under the Sun)
Bağdat’a Geldiler (They Came to Baghdad)
5. Talyum
Ölüm Büyüsü (The Pale Horse)
6. Beyaz Fosfor
Sessiz Tanık (Dumb Witness)
7. Bitkisel Zehirler ve Alkaloidler
Baldıran Otu (Koniin):
Beş Küçük Domuz (Five Little Pigs)
Nikotin:
Üç Perdelik Cinayet (Three Act Tragedy)
Yüksük Otu (Dijitalin/Digoksin):
Ölümle Randevu (Appointment with Death)
Kader Kapısı (Postern of Fate)
Güzelavrat Otu (Atropin):
Ölüm Adası (A Caribbean Mystery)
Büyük Dörtler (The Big Four)
Kurtboğan Otu (Akonitin):
16.50 Treni (4.50 From Paddington)
Zarif Bir Cinayet Gecesi (They Do It with Mirrors)
Porsuk Otu (Taksin):
Porsuk Ağacı Cinayeti (A Pocket Full of Rye)
Sarı Yasemin (Gelsemin):
Büyük Dörtler (The Big Four)
Skopolamin:
Acı Kahve (Black Coffee)
8. İlaçlar ve Diğer Maddeler
Barbitüratlar (Veronal):
Roger Ackroyd Cinayeti (The Murder of Roger Ackroyd)
Lord Edgware’i Kim Öldürdü (Lord Edgware Dies)
Briç Masasında Cinayet (Cards on the Table)
Heksobarbital (Evipan):
Briç Masasında Cinayet (Cards on the Table)
Fizostigmin:
Çarpık Evdeki Cesetler (Crooked House)
Ve Perde İndi (Curtain)
Kokain:
Son Evdeki Tehlike (Peril at End House)
Üç Yanlış Üç Ceset (Hickory Dickory Death)
Romanlardaki Tıbbi Doğruluğa Dair Örnekler
Christie’nin eserlerinde zehirlenme belirtilerini gerçeğe uygun işlemesi kimi sağlık çalışanlarının onun kitaplarında okudukları bilgileri hatırlayarak hayat kurtarmalarına yaramıştır. Bunun çok bilinen örneklerinden biri Graham Young’ın yakalanmasıdır. 1971 yılında fabrikada çalışan arkadaşlarını çaylarına talyum katarak zehirleyen Young, polis tarafından sorgulansa da -Talyum o dönem rutin testlerde tespit edilmeyen bir madde olduğundan- iş arkadaşlarını neyle zehirlediği kanıtlanamamıştı. Neyse ki Agatha Christie’nin talyum zehirlenmesini anlattığı 1961 tarihli Ölüm Büyüsü’nü (Pale Horse) okuyan bir sağlık çalışanı fabrika çalışanlarındaki belirtileri talyum zehirlenmesiyle eşleştirdi. Böylece hastalardan alınan örneklerde talyum arandı. Testler pozitif çıkınca, polisin eline Graham Young’ı mahkûm edecek tıbbi kanıt geçmiş oldu. İkinci örnek, Christie’nin ölümünden bir yıl sonra, Londra’da vuku buldu. Ölüm Büyüsü’nü yakın zamanda okuyan bir hemşirenin doktorların tanı koyamadığı bir hastadaki belirtilerle romandaki zehirlenme belirtilerinin benzediğini fark etmesi, talyum zehirlenmesi teşhisi konan hastanın tedavi edilmesini sağladı.
Christie’nin eserleri arasında zehirli maddeyle ilgili en fazla bilgiye yer verdiği kitabı, ilk romanı olan Ölüm Sessiz Geldi’dir. Yazar romanda cinayet aracı olarak o dönemde iyi bilinen bir madde olan striknini kullanmıştır. Striknin, Strychnos nux-vomica bitkisinden elde edilen, kokusuz ve keskin tatlı bir maddedir. Christie’nin romanıyazdığı Birinci Dünya Savaşı yıllarında eczanelerde satılan bir maddeyken yüksek toksisitesi nedeniyle yirminci yüzyılın ortalarından itibaren aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmıştır. Striknin yüksek dozda alındığında merkezi sinir sisteminin aşırı uyarılması sonucu kaslarda ağrılı ve şiddetli kasılmalara neden olur; zehirlenmenin en tipik belirtisi, kişinin sırt kaslarının çok güçlü şekilde kasılması sonucu vücudun baş ve topuklar üzerinde “U” şeklinde bir yay gibi gerilmesidir. Zihinsel fonksiyonlar etkilenmediğinden kişi bu korkunç kasılmalar esnasında tamamen uyanık ve bilinci açık hâldedir. Bir süre sonra göğüs kafesini çevreleyen solunum kaslarının şiddetle kasılması, kurbanın nefes almasını imkânsız hâle getirir ve solunum yetmezliği sonucu ölüm gerçekleşir. Christie, striknin zehirlenmesinin saydığımız tipik belirtilerini romanında kusursuz bir doğrulukla betimlemiş, aynı zamanda striknin zehirlenmesiyle ilgili pek çok olasılığı kurgusuna dâhil etmiştir. Örneğin romanda acı tadı nedeniyle kurbanın striknini yutmasındaki zorluk, zehrin önce kahve fincanına ya da kakao içeceğine eklenmesi ihtimaliyle açıklanmaya çalışılır. Striknin ince bağırsaktan emilen, etkileri alındıktan kısa süre sonra başlayan bir maddedir ancak yiyecekler, strikninin emilimini yavaşlatarak etkilerini geciktirmektedir; bu durum, romanda kurbanın zehirlenme belirtilerinin gecikmeli olarak -akşam yemeğinden saatler sonra- ortaya çıkmasının olası bir açıklaması olarak sunulur. Ancak kurbanın ağır bir yemek yemediği, bu nedenle zehrin yemeğe katılma ihtimalinin düşük olduğu ortaya çıkar. Bunun üzerine kurbanın kakao içeceğine morfin eklenmesi üzerinde durulur, çünkü morfin midenin boşalma süresini uzatarak strikninin mideden ince bağırsağa geçişini geciktirecektir. Ayrıca romanda kurbanın her gün striknin içeren bir tonik aldığı için, vücutta striknin birikiminin uzun süreli bir zehirlenmeye yol açıp açmadığı sorgulanır. Ancak bu durumda belirtiler kademeli olarak ortaya çıkması gerekeceği için kronik zehirlenme olasılığı da elenir. Romanın sonunda ise kurbanın nasıl zehirlendiği striknin ile bromür arasındaki fiziksel etkileşimle açıklanır. Cinayetin en can alıcı noktası, katilin basit bir zehir vermekten ziyade, kurbanın hâlihazırda kullandığı bir ilacın kimyasını değiştirmesidir. Kurbanın kullandığı içinde seyreltilmiş hâlde striknin bulunan şişenin tamamı bir defada içilmedikçe zararsızdır. Katil, bu toniğe gizlice kurbanın diğer ilacı olan bromür tabletlerini ekler. Bromür, reaksiyona girdiği strikninin suda çözünmeyen hâle dönüşmesini ve şişenin dibine çökmesini sağlar. Böylece kurban şişedeki son yudumu içtiğinde, bütün zehri tek seferde yutmuş olur.
Agatha Christie, Şampanyadaki Zehir romanında birkaç dakika içinde etkisini göstermesi nedeniyle sık başvurduğu zehirlerden biri olan siyanürü kullanmıştır. Şeftali, kayısı ve acı badem gibi çeşitli bitkilerin tohumlarında bulunan siyanür uçucu gaz hâlindeyken daha toksiktir. Öldürücü dozu 200-300 mg olan siyanür, mide ve bağırsaklardan emildikten sonra kana karışır ve ardından hücrelerin oksijen kullanmasını engellemesiyle ölüme yol açar. En çok etkilenen organlar, oksijene yüksek oranda bağımlı oldukları için kalp ve beyindir. Şampanyadaki Zehir romanında, kurban doğum günü partisi sırasında alkollü içkisine katılan siyanürle zehirlenerek ölür. Ne var ki polis, kurbanın geçirdiği ağır grip sonrası yaşadığı depresyon nedeniyle intihar ettiği sonucuna varır. Eşinin intihar ettiğine ikna olmadığı için bir yıl sonra aynı kişileri aynı restorana davet eden kurbanın kocası da siyanürle zehirlenince iki ölüm de şüpheli hâle gelir. Siyanür zehirlenmesinin belirtileri romanda büyük ölçüde doğru bir şekilde tasvir edilmiştir; kurbanlar nefes almakta zorlanmış ve ardından beynin oksijensiz kalmasına bağlı nöbete benzeyen istemsiz kasılmalar geçirmiştir. Bununla birlikte Christie, romanda kurbanların cildinin maviye dönmesinden söz etse de siyanoz adı verilen bu durum siyanür zehirlenmesinde görülmez. Çünkü siyanür zehirlenmesinde kandaki oksijen hücrelere kadar taşınabilmekte ancak hücreler bu oksijeni kullanamamaktadır, dolayısıyla kanda oksijen eksikliği değil fazlalığı söz konusu olduğundan hastaların cildi kiraz kırmızısı bir renk alır. Oysa siyanozda görülen ciltteki mavi renk değişikliği kandaki oksijen eksikliğinden kaynaklanan bir durumdur. Christie’nin bu hatası muhtemelen siyanoz ve siyanür kelimeleri arasındaki benzerlikten kaynaklanmış olabilir.
Agatha Christie Bugün Yaşasa Romanlarını Yazabilir miydi?
Bu soruya cevap vermek için Christie’nin yaşadığı dönemle günümüzü kıyaslamak gerekir. Christie’nin yaşadığı ve eserlerini kaleme aldığı zamanlarda adli tıp ve toksikoloji bilimi bugünkü kadar gelişmiş değildi. Bu nedenle, zehirli maddelerin tespiti genellikle maddenin vücuttaki varlığını kanıtlamayaodaklanıyordu. Örneğin Arsenik, en kolay tespit edilebilen zehirlerden biriydi. 1836’da geliştirilen bazı testlerle vücut sıvılarında veya dokularda arseniğin varlığı ispat edilebiliyordu. Ancak bu testler, kurbanın tam olarak kaç miligram zehir aldığını ölçmekten ziyade, “vücutta zehir var mı, yok mu?” sorusuna yanıt veriyordu. Striknin, morfin ve baldıran otu gibi bitkisel zehirlerin vücutta tespiti daha zordu. Bu maddelerin varlığını kanıtlamak için genellikle kurbanın gösterdiği belirtilere ve kimyasal renk testlerine güveniliyordu; vücuttan alınan bir doku parçası belirli bir kimyasalla karıştırıldığında renk değiştirirse, o maddenin varlığı kabul ediliyordu. Kısacası o dönemde miktar ölçümünden ziyade, maddenin tespiti cinayeti kanıtlamak için yeterli sayılıyordu. Bu yüzden zehrin vücuda ne zaman girdiğinin ve ne hızla yayıldığının tam olarak saptanamaması katillere sahte alibi yaratma fırsatı veriyordu. Günümüzde ise modern adli tıp ve toksikoloji yöntemleri sayesinde, maddelerin vücuttaki emilim ve atılım hızları bilinebildiği için bir zehrin vücuda ne zaman girdiğinin tespiti, Christie’nin yaşadığı döneme kıyasla daha kolay ve hassas bir şekilde yapılabilmektedir.
Artık “iz bırakmayan zehir” devrinin büyük ölçüde kapandığı dikkate alınınca, Christie’nin bugün yaşaması durumunda aynı romanları yazamayacağı söylenebilir. Ne var ki onun başarısının altında sadece kolay tespit edilemeyen zehirlerle ilgili bilgisi değil, o zehirleri kullanarak oluşturduğu karmaşık, zekâ dolu, sürprizli kurgular yatıyordu. Bugün yaşasaydı romanlarındaki katillerin sahte alibi yaratmaları daha zor hatta imkânsız olurdu ama yine de Agatha Christie toksikoloji alanındaki gelişmeleri edebi dehasıyla birleştirerek, polisiye edebiyatın kraliçesi olmayı başarırdı.
LİNK:
https://dedektifdergi.com/polisiye-makale/agatha-christie-kitaplarinda-zehir
KAYNAKLAR:
1- Alzeer, S. (2018). Toxicological information and aspects in Agatha Christie’s books. TIAFT Bulletin, 48(2), 10-15.
2- Domjanović-Oklopčić, L. “Murder and Crime-Solving Strategies in Agatha Christie’s Works.” Folia Linguistica et Litteraria, vol. 13, no. 39, 2022, pp. 9-29.
3- Gibson, David J. Juice of Cursed Hebenon: Plants and Murder – Forensic Botany in Crime Fiction. Kindle ed., 2022.
4-https://www.chemistryworld.com/features/agatha-christie-the-queen-of-crime-chemistry/8911.article
5- https://www.christiesmysteries.com/category/toxicology/
6-https://www.theguardian.com/uk-news/2018/oct/21/wartime-nursing-gave-agatha-christie-taste-for-poison
7- https://crimereads.com/strychnine-poison-christie-conan-doyle/
8- https://acilci.net/zehir-zehirlenmelerin-tarihi-unlu-zehirler-ve-cinayetler/




