AGATHA CHRİSTİE’NİN HAYATI VE MİRASI-BİR AÇIK OTURUM – 5 HAZİRAN 2026

Diğer Yazılar

Necva G. Esen
Necva G. Esenhttps://necvaesen.com/
Necva G. Esen, Zonguldak doğumludur; ilkokulu orada, orta ve liseyi Erenköy Kız Lisesi’nde bitirdi. İstanbul Teknik Üniversitesi mezunudur. İngiltere’de önce çocuk eğitimi üzerine okudu ve çalıştı. Sonra yetişkin eğitimi üzerine yüksek lisans yaptı ve halen bu alanda eğitimci olarak çalışmakta. Ailesi ile birlikte Londra’da yaşıyor. İlk romanı Görünmez Gemi 2019 yılının başında Herdem yayınlarında çıktı. Tabii bizler onu daha önce Dedektif Dergi’ye yazdığı hikaye ve yazılarıyla tanıdık. İkinci romanı Kara Ölüm, Gülten Dayıoğlu Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Vakfı’nın 2019 Çocuk Romanı Ödülü’nü kazandı. Kendi değimiyle ‘gizemli’ hikaye ve romanlar yazmayı seviyor. Her iki kitabının da yediden yetmişe her yaştan edebiyat severlere hitap ettiğini söylüyor.

Beş yaşında olduğunuzu ve babanızın anneanne dediği o çok yaşlı kadının, hani hep evine gittiğinizde uslu durmanız, ses çıkarmamanız söylenilen kadının öldüğünü hayal edin. Ölüm haberi televizyondan veriliyor, BBC günlerce ondan bahsediyor. Elbette o zaman bunda bir tuhaflık olduğunu hissedersiniz. James Prichard için de öyle olmuş. Daha o yaşta, büyük babaannesinin ölümüyle onun farklı biri olduğunu anlamış. On yaşına geldiğinde, “Büyük babaannemin hangi kitabını okuyayım?” diye babası Mathew Prichard’a sormuş. Babası da onu başından savmak için o an elinin altında olan  On Kişiydiler ve Cinayet Alfabesi romanlarını vermiş. Küçük James önce On Kişiydiler’i okumuş. Fakat roman onu o kadar korkutmuş, o kadar korkutmuş ki yıllar sonra kendi kızı, “Baba hangi kitaptan başlayayım?” diye aynı kitapları işaret ettiğinde tabii ki On Kişiydiler’i vermemiş.

İki ay önce internette Polisiye Romanlarının Kraliçesi: Agatha Christie’nin Hayatı ve Mirası (The Queen of Crime: The Life and Legacy of Agatha Christie) adlı açık oturumun biletlerinin satıldığını görünce hiç kaçırmadan hemen satın aldım. Elektronik ve elektronik olmayan ajandalarıma -evet hâlâ defter ajandam var- kalın kırmızı kalemle işaretledim ve gününü iple çekmeye başladım. Yoğun bir haftanın sonunda, yorgun argın işten çıkıp saat beş buçukta Britanya Kütüphanesi’nin (British Library) bahçe kapısından içeri girmeyi başarabildiğimde açık oturumun başlamasına tam on beş dakika vardı.  Erken gelmenin sevinciyle bahçedeki devasa Newton heykelinin tam karşısında bulunan Pigott Sahnesi’nin kapısını itip içeri girdim. Agatha ile ilgili resimler, afişler beklerken Hindistan renklerinin ve motiflerinin hâkim olduğu bir salonla karşılaştım. Doğru yere mi geldim, diye kendimden şüphelenmedim desem yalan olur. Kapıda elektronik biletim kontrol edildiğine göre yanlış gelmiş olamazdım; yoksa beni kapıda uyarırlardı. Fakat etrafta Agatha Christie’ye ait hiçbir yazı, resim yoktu. Sağımda solumda oturanlara sorunca onların da benimle aynı durumda olduklarını öğrendim. Herkes İngilizlere özgü bir sabırla işin nereye varacağını bekliyordu. Uzun bir sunumdan sonra anlaşıldı ki dünyanın birçok şehrinde kutlanan Hindistan kökenli bir edebiyat festivalinin (Jaipur) açılış günüymüş bugün. Bu iki günlük festival etkinliklerinden ilki Polisiye Romanlarının Kraliçesi: Agatha Christie’nin Hayatı ve Mirası adlı açık oturummuş. Fazla akıllıca (!) bir organizasyon olmuş bence. Oturum için bilet satarken, festivalden hiç bahsetmemek, müthiş zekice bir pazarlama örneği (!). Jaipur’dan söz etmeden Agatha Christie hayranlarını toplayarak, ilk gününde festivale yüksek bir katılımı garantilemişler böylece. Bilet satışında festivali ön plana çıkarsalardı ben satın almayabilirdim örneğin. Bırakın ön plana çıkarmayı, festivalin sözü bile edilmiyordu.

Neyse, uzun bir açılış konuşmasından, bu festivali finans eden Hindistan bankasına ve tek tek bireylere düzülen uzun methiyelerden sonra nihayet seyircilerin beklediği an geldi ve açık oturumun katılımcıları sahneye davet edildi. Kendimizi biraz kandırılmış gibi hissetmenin verdiği buruk tad, konukların sahneye çıkmasıyla dağıldı.

Agatha Christie’nin hayatı ve mirası konulu açık oturumda konuşmacılar.

Agatha Christie’nin kızının torunu James Prichard, mikrofonu eline alır almaz söylediği ilk sözle beni şoke etti.  Koskoca Britanya Kütüphanesi’nin bu ilk Agatha Christie etkinliğiymiş. Hiç aklıma gelmemişti. Doğru ya! Bunca yıldır eğer yapılsaydı mutlaka duyar ve giderdim. Daha önce Murder Mysteries adı altında başka yazarlarla birlikte birtakım günler düzenlense de yazarın adına ilk defa böyle bir şey yapılıyormuş. Üstelik bir taşla üç kuş vurarak: Çünkü 2026, hem Agatha Christie’nin ölümünün ellinci hem okurlar hem de eleştirmenler tarafından çok beğenilen Roger Ackroyd Cinayeti’nin basımınınyüzüncü ve hem de Miss Marple’ın son macerası olan ve Agatha Christie’nin ölümünden sonra yayınlanan Uyuyan Ölüm romanının ellinci yıldönümüydü. Gerçi bana kalırsa, Kütüphane, Agatha Christie kitaplarının bugün sadece İngiltere’de ve İngilizce konuşulan ülkelerde değil bütün dünyada hâlâ matbaaları çalıştırdığını hesaba katarak her gün bir etkinlik yapsa yeridir.

James Prichard, Britanya Kütüphanesi’nin iş birliğiyle yapılan bu açık oturumun bir ilk olmasının önemini alçak gönüllülükle ve biraz da sitemle ama açıkça dile getirdi. Böylece ben de Agatha Christie’nin kitaplarının, şimdiye kadar Britanya Kütüphanesi tarafından yeterince önemli görülmediğini öğrenmiş oldum. Peki şimdi ne olmuştu da Kütüphane fikir değiştirmişti? Bunun cevabı etkinliğin adında ve yapılma nedeninde. Yukarıda da belirttiğim gibi hangi yazar bugün hâlâ ilk günkü gibi okunuyor? Bir elin beş parmağını geçmez. Hangi yazar dünya genelinde Agatha Christie’nin ulaştığı okunma seviyesine ulaşmış? Hiçbiri. E, bırakın da Britanya Kütüphanesi de dize gelsin artık.

Kütüphane, yaptığı hatanın farkında olmanın bilinciyle bu sene müthiş bir sergiye de imzasını atacak. Christie ailesinin de tam desteğiyle yazarın kişisel arşivi dünyaya açılıyor. Bugüne kadar kimsenin bilmediği, görmediği, okumadığı mektuplar, resimler ortaya çıkarılıyor. Sergi hazırlıkları tamamlanmış. Kütüphanenin küratörü Lucy Rowland. Rowland, Christie Arşiv Vakfı ve Agatha Christie Limited ortaklığıyla düzenlenen büyük 2026 sergisinin başkanlığını yürüttüğü için tek tek her şeyi incelemiş, okumuş ve bu sergiyi ortaya çıkarmış. Proje nedeniyle kendisini müthiş bir hazinenin orta yerinde bulduğunu ve çok heyecanlandığını söylüyor. Örneğin; Agatha Christie, kocasına yazdığı bir mektupta aynen Doğu Ekspresinde Cinayet romanında olduğu gibi bir trende mahsur kaldıklarını anlatıyor ve yanındaki yolcuları tarif ediyormuş. Lucy Rowland’a göre, mektubu okuduğumuzda bu kişileri hemen tanıyacak, romanın kahramanlarının gerçek hayattan alındığını görebilecekmişiz.

Agatha Christie ile ilgili dönüm noktası niteliğindeki bu sergi, yazarın ölümünün 50. yıl dönümünü simgelemekte ve Birleşik Krallık’ta son 25 yılda Christie’ye adanmış en büyük sergi olma özelliğini taşımaktaymış. Lucy Rowland, British Kütüphanesi’nin kendi geniş koleksiyonunu, tarih boyunca gizli kalmış ve daha önce hiç sergilenmemiş aile arşiviyle bir araya getirerek 100’den fazla nadide eşya, resim ve yazıların seçilmesini ve sunulmasını denetlemiş.  Agatha Christie: A World of Mystery isimli bu sergi 30 Ekim2026 -20 June 2027 tarihleri arasında ziyarete açık olacakmış. Olur da bu tarihler arasında yolunuz Londra’ya düşerse ve sergiyi bir görelim derseniz Britanya Kütüphanesi’nin internet sitesinden biletinizi satın alabilirsiniz: bl.uk/agathachristie

Oturumu yöneten Hint yerel giysili gazeteci ve yazar Shrabani Basu’nun Agatha Christie’nin Hindistan’a hiç gitmemesiyle ilgili sitemde bulunması üzerine, James Prichard, büyük babaannesinin 60’lı yıllarda, hippi akımının zirve yaptığı dönemde çok popüler olan Hindistan’a gittiğini, bunu kendisinin de şimdiye kadar bilmediğini, bu arşivler sayesinde öğrendiğini açıkladı. Ancak, Agatha Christie’nin Hindistan hakkında hiç kitap yazmadığını da ekledi. İşte, laf buradan “yazsa nereyi mekân olarak kullanırdı”ya geldi ve paneldeki ikinci Lucy olan, atmosferik gizemli polisiye roman yazarı Lucy Foley’e top atılmış oldu.

Lucy Foley’nin en çok satan ve en çok beğenilen kitabı The Guest List (Davetli Listesi) adlı eseridir. İrlanda kıyılarında, fırtınalı ve ücra bir adada geçen bu kapalı oda cinayet gizemi romanı, 3 milyondan fazla satmış, gizem & gerilim dalında Goodreads Choice Ödülü’nü kazanmış ve New York Times’ın en çok satanlar listesinde yer almıştır.

2022 yılında on iki ünlü yazara birer Miss Marple hikayesi yazdırıp yayınlatmış Agatha Christie Limited. Kitabın adı: Marple: Twelve New Mysteries. James Prichard bu yazarlardan Lucy Foley’e Miss Marple kitabını yazma hakkını vermis. Lucy Foley de Grand Alpine Hotel’de Cinayet adında yeni bir Miss Marple romanı yazmış. Kitap resmi olarak Eylül 2026’da satışa çıkıyormuş.  Herkesin merakla beklediği roman, Agatha Christie’nin 1976’da yayınlanan en son Miss Marple romanı Uyuyan Ölüm’den tam elli yıl sonra yayınlanmış olacak.

Lucy Foley Murder at the Grand Alpine Hotel adlı romanını birçok zıtlıkların bir arada olduğu bir eser olarak tarif ediyor. 1950’lerde, ajanların cirit attığı, kaba güç mücadelesinin hâkim olduğu İsviçre Alplerinde, lüks ve gözlerden uzak bir tatil köyünde, bir kar fırtınası sonrası yaşlı bir kadının bir cinayeti çözmesi anlatılıyormuş kitapta. Lucy Foley’in, yeni Miss Marple romanlarının yazarı olarak seçilmesinin nedenini, onun modern, atmosferik gerilimleri Altın Çağ cinayet romanları yapısında yazması olarak açıklıyor James Prichard. Ve şöyle diyor: “Biz yazarın Agatha Christie gibi yazmasını istemiyoruz. Bizim için önemli olan yazarın kendi ters köşe tarzını bu ikonik dedektifle harmanlayabilmesi. Biz, Lucy Foley’den kendi Miss Marple kitabını yazmasını istedik ve ortaya müthiş bir eser çıktı.”

James Prichard yeni yapılan dizilerde de öne sürdükleri tek şartın kitabın olay örgüsüne sadık kalınması olduğunu, yoksa korku ya da gerilim ağırlıklı çekilmesine karışmadıklarını söylüyor.

Konuşmacılara, nasıl olup da Agatha Christie’nin bugün hâlâ okunduğu soruldu. Üç konuşmacı da aynı noktalarda birleştiler ve benzer sonuçlara vardılar. Agatha Christie bugün hâlâ okunuyor, çünkü; 1-Her insanda olan duygulardan bahsediyor; 2-Karakterleri yüzeyselmiş gibi görünse de aniden derine inebiliyor; 3-Çok geniş bir zaman dilimine yayılan eserleri, yazıldığı dönemin izlerini taşıyor; 4-Cinayetlerinin çoğunun kökeninde sevgi ve aşk yer alıyor.

James Prichard’ın değindiği önemli bir konu da şu oldu: Bugün gelinen noktada Miss Marple ve  Poirot’nun maceraları Cosy sınıfına girmemektedir.  Çünkü, Agatha Christie’nin romanları bugünkü cosy mystery türünün tanımına hiç uymuyor. Aksine dark kabul ediliyor. Prichard örnek olarak da On Kişiydiler’i verdi. “Bunu neresi cosy?”diye sordu. Ve Agatha Christie’nin gizemli cinayet kraliçesi değil, zekâ kraliçesi olarak anılmaya başlandığını söyledi,

Görüldüğü gibi anlayışlar, görüşler, kelimeler ve dilin kendisi her zaman dinamik ve canlı. Hep değişiyor. Bu değişmeyi gören ve ayak uyduran diller, kültürler hayatta kalmaya devam ediyor ve edecek gibi gözüküyor. Agatha Christie’nin kendisinin de 60’lı yıllarda kitaplarındaki kelimeleri değiştirdiği olmuş. On Küçük Zenci kitabının adının On Kişiydiler şeklinde değiştirilmesi konusunda James Prichard “O da aynı fikirde olurdu,” diyor. “Büyük babaannem sonuçta insanları eğlendirmek için yazıyordu. Kimseyi, bilmeden de olsa, incitecek bir şey söylemek istemezdi,” diyor ve ekliyor: “Dil değişiyor, yeni kelimeler anlayışlar geliyor büyük babannem hep buna ayak uydurmuştur.”

Bir soru üzerine öğreniyoruz ki, Agatha Christie Miss Marple’ı daha severek yazarmış, Poirot’yu yayınevleri istediği için sürdürmüş. Konuşmacılar, Miss Marple’ın bir İngiliz olarak kendisi ile yapılan alayları, yabancı Poirot’dan daha çabuk ve iyi anladığını, buna güldüğünü, tepkileri önceden tahmin ettiğini söylediler. Köydekilerin onu bir tür cadı olarak görüp sevmedikleri belirtildi. Agatha Christie’nin bazı sahnelerde onu tam bir cadı gibi çizdiği de vurgulandı.

Bu arada bildiğiniz gibi Agatha Christie, dünyada en uzun sahnede kalan oyunun yazarı unvanını taşıyor. Dolayısıyla bu konu da açık oturumda ele alındı. Christie, oyunlarını hep kendisi sahneye uyarlamak istemiş. Başkalarının onları bozacakları korkusundan değil, tam tersine kendisi kadar cesur olamayacaklarını düşündüğü için istemiş bunu. James Prichard bu konuda şöyle diyor: “Büyük babaannem sahne oyununun kitaptan farklı özellikleri olduğunu biliyordu. İpuçlarını kitapta sakladığın şekilde, bir sahne oyununda saklayamazsın. Daha değişik yöntemler uygulamak gerekir. Başka yazarlar romanı tiyatro oyununa çevirirken, kitaba sadık kalalım korkusuyla, bu sahneye özgü özellikleri bulup kullanmayı akıl edemezler; akıl etseler de çekinip uygulayamazlar, o zaman da oyun güzel olmaz diye kendisi yazmayı tercih etti hep.” 

Beklenmeyen Şahit (Witness for the Prosecution) Londra’da gerçek bir mahkeme salonunda sahnelenmekte.

Agatha Christie, birçok kitabını tiyatro oyununa çevirmiş, bir o kadar da oyun yazmış ama en akılda kalanlar Fare Kapanı (The Mousetrap -1952’den bugüne), Beklenmeyen Şahit (Witness for the Prosecution-1953) ve On Kişiydiler (And Then There Were None -1943) olmuş. Bunlardan Fare Kapanı 1952’de Londra’da oynanmaya başlamış. Covid dönemi hariç, o gün bugündür hiç aksamadan hep oynanmış ve hâlâ oynanmakta. On Kişiydiler, İncil’den sonra dünyada en çok okunan kitap.

Açık oturumda Agatha Christie’nin ünlü ortadan kaybolma olayından da söz edildi. Bu konunun aile arasında hiç konuşulup konuşulmadığı soruldu. James Prichard, “Hayır,” dedi. Sadece Agatha Christie’nin ikinci eşi Max Mallowan ortamı yumuşatmak için bir iki kez şakayla karışık söz etmiş, o kadar. Agatha Christie ise bu konuda hiç konuşmamış.

Oturumun moderatörü, o dönemde Agatha Christie’nin annesinin öldüğünü, onun annesine çok bağlı olduğunu, ayrıca kocasının Agatha Christie’yi aldattığını, sonuç olarak bütün bunların çok büyük bir depresyona sebep olabileceğini belirtti. “Fakat,” dedi, “bundan iyi bir sonuç çıkarmayı becerebilmiş Agatha Christie ve çok üretken bir yazar olmuş.”

Anlaşılan, Agatha Christie’nin kendisinin kurduğu Agatha Christie Limited de yazarın üretkenliğine yakışır bir şekilde çalışmalarını sürdürmekte. Özetlersek, Eylül’de Miss Marple’ın yepyeni bir macerası okurlarıyla buluşacak. 30 Ekim 2026’da, Britanya Kütüphanesi’nde, kitapların arkasındaki Agatha Christie’yi anlatan, Muamma Dünyası (A World of Mystery) isimli, yazarın gün ışığı görmemiş arşivinden yüz tane belgenin yer alacağı bir sergi, 20 Haziran 2027’ye kadar açık kalacak. Ayrıca yine şu sıralar Agatha Christie’nin birçok öykü ve roman uyarlamasını ekranlarda ve sahnelerde izlemek mümkün. Kitaplarıysa her zaman raflarda. Daha ne olsun?

En Son Yazılar