Perde Hiç Kapanmadı
Onu hep malikânelerdeki zehirli çay fincanlarıyla, Doğu Ekspresi’ndeki gizemli yolcularla ya da Nil Nehri’ndeki sessiz ve sinsi cinayetlerle hatırlıyoruz. Agatha Christie, polisiye edebiyatının tartışmasız kraliçesi. Peki ya onun tiyatro sahnelerini de fethettiğini söylesem?
Bugünlerde elimde ‘Fare Kapanı’ var. 1952 yılından beri Londra’da, her akşam perdelerini hiç kapatmadan açan o rekortmen oyun… Beni daha ilk sayfalarda etkisi altına alan Fare Kapanı oyununu şimdilik sadece okumakla yetindim. Kim bilir, belki bir gün Dedektif Dergi ekibiyle ya da bir seyahatte yolum Londra’ya düşer ve o meşhur St. Martin’s Theatre’ın koltuklarında, elimde oyun kitapçığıyla perdenin açılmasını beklerim. Hem kim bilir, belki oyun başlarken o geleneksel “Oyunun sonunu kimseye anlatmayın ” anonsunu bizzat duymak bana yepyeni polisiye öyküler yazma ilhamı verir.
Türkiye’nin ilk dijital polisiye dergisi Dedektif Dergi’nin 63.sayı dosya konusu, kitapları dünya çapında okunan ve çok satılan, tüm zamanların en başarılı polisiye yazarı sayılan Agatha Christie olunca, hazır tam da elimde yazarın, dünyanın en ünlü cinayet gizemini barındıran o meşhur oyunu varken, Agatha Christie’nin tiyatro oyunları ve West End tarihini değiştiren efsanevi oyunu Fare Kapanı’nın 70 yılı aşan rekorunu ve yazarın Türkiye sahnelerindeki izlerini incelemenin tam zamanı değil mi? Haydi, gelin, Fare Kapanı oyununun neden dünya rekoru kırdığını, Agatha Christie’nin tiyatro dehasını, West End tarihini ve Türkiye’deki polisiye esintilerini birlikte keşfedelim.
Mary Westmacott adıyla yazdığı altı romanın yanı sıra 66 polisiye roman, 150 kısa öykü yazdığı bilinen Agatha Christie’nin sıkı hayranları onun aynı zamanda başarılı bir oyun yazarı olduğunu elbette biliyorlar. Bilmeyenler için söyleyeyim, Agatha Christie 20 özgün oyunun yanı sıra 13 öyküsünü de oyuna uyarlayabilmiş eşsiz bir yazar. Onun oyun yazmayı da en az roman yazmak kadar sevdiğini bu sözlerinden de anlayabiliriz.
“Oyun yazmak kitap yazmaktan çok daha kolaydır çünkü sahneyi gözünün önünde görürsün. Kitapta seni durduran, ilerlemene engel olan o bitmek bilmez betimlemelerle uğraşmak zorunda kalmazsın.” -Agatha Christie-
Her şey 1928’de Michael Morton’un, Agatha Christie’nin, çarpıcı sonuyla büyük ilgi gören romanı Roger Ackroyd Cinayeti’ni “Alibi” adıyla tiyatroya uyarlamasından sonra başlamıştı. Oyundan etkilenen Agatha Christie 1929’da Hercule Poirot’nun ilk ve son kez başrolde olduğu tiyatro oyunu Acı Kahve’yi (Black Coffee) yazdı ve oyun 1930’da Londra’daki Embassy Theatre’da sahnelenmeye başladı. Ardından 1932’de, hayatı boyunca ne yayımlanan ne de sahnelenen ikinci oyunu The Stranger’ı (Yabancı) kaleme aldı ve uzun bir süre tiyatro oyunu yazmaya ara verdi. Ta ki 1943’e kadar. Dönemin en çok satan romanı olan On Kişiydiler Agatha Christie tarafından, sonu değiştirilerek, “Ve Sonra Hiçbiri Kalmadı” (And Then There Were None) adıyla sahneye uyarlandı. Bunu 1944’te Nil’de Ölüm takip etti. Hercule Poirot’dan sıkılan Agatha Christie, romanının tiyatro uyarlamasında onu bütünüyle oyundan çıkardı ve dedektiflik görevini Rahip Ambrose Pennefather karakterine verdi. İlk sahnelendiği yıllarda adı Gizli Ufuk (Hidden Horizon) olarak değiştirilen oyun nihayet 1946’da West End’deki yerine ve yeni adına kavuştu. Nil’de Cinayet… Agatha Christie’nin Hollow Malikânesi Cinayeti (The Hollow) adlı romanından 1951 yılında sahneye uyarlanan bir sonraki oyununda Hercule Poirot, Agatha’nın kendi tercihiyle yine oyun dışı bırakıldı.
West End Tarihini Değiştiren Oyun: Fare Kapanı (The Mousetrap)
Ve takvimler 1952’yi gösterdiğinde Agatha Christie, tiyatro tarihini baştan yazacak o efsanevi eseri sahneye uyarladı. Fare Kapanı… Dile kolay, 74 yıl bitti 75.yıla koşar adım gidiyor. Londra’nın sisli sokaklarında başlayan bu tiyatro serüveninin, bugün hâlâ aynı heyecanla perdelerini açabilmesinin sırrı belki de finalde verilen sessizlik yemininden kaynaklanıyordur ya da bu rekoru eşsiz yapan, Agatha Christie’nin o meşhur kapalı oda gizemini dar bir sahnede böyle muazzam kurabilmiş olmasıdır. Kim bilir?
Gelelim en ilginç bilgilerden birine. Sizce tiyatro tarihine adını altın harflerle yazdıran bu oyun nasıl gelişti? Fare Kapanı’nın ardındaki gerçek hikâyeyi merak ediyorsanız yazımın bu kısmını büyük bir ilgiyle okuyacağınızdan eminim.
Fare Kapanı aslında Agatha Christie’nin, dönemin İngiliz Kraliçesi Mary’nin 80. doğum günü için Üç Kör Fare (Three Blind Mice) adıyla yazdığı 20-30 dakikalık bir radyo oyunuydu. İlk olarak 1947’de BBC’de yayınlanan bu eseri, Agatha Christie daha sonra 1948’de kısa bir öyküye çevirdi. Bu öykü Mayıs ayında Cosmopolitan dergisinde ve ardından 1950’de ABD’de yayımlanan “Üç Kör Fare ve Diğer Öyküler” adlı derlemede yer aldı. İlginçtir ki bu derleme, Agatha Christie’nin özel isteği üzerine İngiltere’de asla yayımlanmadı.
Agatha Christie’nin, Kraliçe Mary için yazdığı Üç Kör Fare adlı radyo oyununu, yürek burkan bir trajediden esinlenerek yazdığını doğrusu bilmiyordum. Bu bilgiden sonra oyuna karşı duyduğum hayranlık iki katına çıktı. Gerçek olaylar, özellikle polisiye edebiyat kurgularında iyi işlendiği takdirde eserin başyapıt olması kaçınılmazdır. En azından benim fikrim bu yönde. Agatha Christie de 1945 yılında tüm İngiltere’yi derinden sarsan, savaş haberlerinin bile önüne geçen ve manşetlere oturan bir trajediyi arka plana saklayarak, oyunun sadece müthiş değil rekortmen olmasını da sağlamış. Aslında Agatha Christie’nin bu radyo oyunundan aldığı ücreti doğrudan bir çocuk hayır kurumuna bağışlamış olmasından, olaydan ne derece etkilendiğini anlamak mümkün. Yazanlar daha iyi bilirler, insan, etkilendiği olayları kurgusuna yerleştirirken harikalar yaratır. Tıpkı Agatha gibi…
“Peki, neydi bu efsanenin ilk ve temel taşını oluşturan trajik ve gerçek hayat öyküsü?” dediğinizi duyar gibiyim. İşte cevabı… İngiltere’yi derinden sarsan Dennis O’Neill Davası…
Davayı tetikleyen olaylar 1945 yılının başlarında şöyle gelişmişti, Terence O’Neill ve kardeşi Dennis, İngiltere’nin Shropshire bölgesindeki Reginald ve Esther Gough çiftinin yanına verilmişti. Görünürde iki kimsesiz çocuğa koruyucu aile oldukları sanılan Gough çifti, gerçekte vicdandan yoksun iki fırsatçıdan başkası değildi. İki kardeşin ağır şiddet, işkence ve aşağılanmaya maruz kaldığı bu sürenin sonunda 12 yaşındaki Dennis, aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybetti. On yaşındaki Terence O’Neill ise koruyucu ailesine karşı açılan cinayet davasında tanıklık yaptı ve davanın sonunda Gough çifti hapis cezasına çarptırıldı.


Bu sansasyonel dava ülkedeki çocuk koruma sistemlerinin baştan aşağıya yeniden incelenmesine yol açtı ve nihayet 1948 Çocuk Kanunu (Children Act 1948) yürürlüğe girdi.
Radyo oyununun başarısı, birkaç yıl sonra Agatha’ya oyuna bazı ek karakterler, daha geniş bir arka plan ve olay örgüsü ekleyerek sahneye uyarlama fikrini verdi. Ne var ki oyunun adını değiştirmek zorunda kalacaktı. Dönemin güçlü tiyatro yapımcılarından Emile Littler’ın daha önce aynı adla sahnelenmiş bir oyununun olması, Agatha Christie’nin elini kolunu bağlamıştı. Kara kara yeni isim arayışındaki Agatha’nın imdadına damadı Anthony Hicks yetişmiş ve oyundaki katil yakalama tuzağından esinlenerek oyuna “Fare Kapanı” adının verilmesini önermişti. Doğrusu, Agatha Christie bu öneriyi bir duyuşta kabul etti mi bilmiyorum, bildiğim şu ki damadın bu zekice önerisi bir efsanenin doğuşu oldu. Nihayet tüm aksilikler bertaraf edildikten sonra oyun sahnelenmeye hazırdı.
Fare Kapanı ilk olarak 1952’de Nottingham Kraliyet Tiyatrosu’nda sahnelendi ve ardından İngiltere turnesine çıktı. Dönüşünde West End’de yıllar sürecek yolculuğunun ilk durağı Ambassadors Tiyatrosu’na yerleşti. Oyuncu kadrosunda Richard Attenborough, Sheila Sim, Martin Miller, Jessica Spencer, Aubrey Dexter, Mignon O’Doherty, Allan McClelland ve John Paul yer alıyordu. St Martin’s Tiyatrosu’yla tanıştığında takvimler 25 Mart 1974’ü gösteriyordu. Oyuncular değişti, seyirciler değişti, tek değişmeyen, oyunun ilk günkü heyecanıyla yıllarca devam etmesi oldu.
Fare Kapanı oyunu St Martin’s Tiyatrosu’ndaki rekor kıran gösterimlerinde 25 Kasım 2026’da 75. yılına girecek. Kulağa inanılmaz gibi geliyor, değil mi? Oysa gerçek… Henüz bu konu hakkında derin bir araştırma yapmadım, eminim tiyatro tarihinde birçok tiyatro oyunu ve oyuncusu kırılan rekorlar sayesinde Guinness Dünya Rekorlar Kitabı’na girmiştir ama bildiğim kadarıyla Guinness’te bunca yıl “Dünyanın En Uzun Süre Sahnelenen Tiyatro Oyunu” unvanını kimselere kaptırmayan tek oyun Fare Kapanı. Eser, geçtiğimiz yıl 30.000. gösterimini yapmış. Yok böyle bir başarı!
Bu büyük başarıdan yıllar önce bir muhabir Agatha Christie’ye bir röportaj sırasında, “Fare Kapanı daha fazla rekor kırmak için mi sahnede tutuluyor?” diye sormuş ve Agatha büyük bir şaşkınlıkla, “Kırılacak hangi rekorlar kaldı ki?” yanıtını vermiş ya, acaba şimdi yaşasa nasıl zekice bir cevapla muhabiri alt ederdi? Düşüncesi bile eğlenceli.


Şimdi, bulunduğunuz yerden kalkın, rahat ve sessiz bir yere geçin, bilgisayarınızı, telefonunuzu elinize alın ve sıkı durun çünkü sizi West End’e, St. Martin’s Theatre’a götürüyorum. Karşınızda, Dedektif Dergi’nin kurucularından, sıkı bir Agatha Christie hayranı olan yazar Gencoy Sümer’in gözlerinden ve sözleriyle, Agatha’nın tiyatro şaheseri Fare Kapanı var. Oradasınız, evet evet oradasınız, bunu hayal edin. 75. yılını kutlamaya hazırlanan efsanevi oyunun Gencoy Sümer’de bıraktığı ize, kelimesi kelimesine tanık olmaya hazırsınız.
“Oyun, salon karardıktan sonra bir radyo anonsuyla başlıyor. Anonsta, işlenen bir cinayetten söz ediliyor. Polisin, herkesi dikkatli olması için uyardığı haberi veriliyor.
Sonra sahne açılıyor. Bütün paralarıyla kırda bir ev alıp pansiyonculuk yapan bir çift sahnede beliriyor. Hava soğuk ve kar bekleniyor. Pansiyonda kalacak kişiler birer birer geliyor. İlk perdenin sonunda emekli hâkim bir kadın öldürülüyor. Bu sahne çok iyiydi. Cinayet sahnenin ortasında işlendi. Katil kadını boğarak öldürdü. Ancak ışıkların açısı dolayısıyla katili görmek imkansızdı. Maktul ölmeden evvel piyanoda bir çocuk şarkısını çaldı. Gerilim bayağı iyiydi.
Sonra kar yağıyor. Ulaşım imkansızlaşıyor. Tipik kapalı oda ortamı. Katil içimizden biri diye düşünülüyor ama bu Agatha’nın planı tabii.
Müfettiş kayakla eve ulaşıyor ve soruşturmaya başlıyor. Doğal kar sahneleri, pencereden eve doluşan kar… Dev şöminede yanan ateş. Tam bir Agatha Christie klasiği. Ve tabii oyunun sonundaki rica… Aslında bir sessizlik yemini.”
Gencoy Sümer Hocamızın bu şahane sahne aktarımının hemen ardından, oyunun perde arkasındaki o meşhur ticari gizemine dair fısıldadığı şu iki ilginç detay ise hayranlığımı bir kat daha artırdı. Sıkı durun! Fare Kapanı oyununun herhangi bir şekilde sinemaya uyarlanması ve filme alınması tamamen yasak! Daha doğrusu Agatha Christie, 1956 yılında oyunun film haklarını devrederken sözleşmeye öyle dâhice bir madde koydurmuş ki, oyunun filminin çekilebilmesi için West End’deki tiyatro gösterimlerinin tamamen son bulması ve üzerinden 6 ay geçmesi gerekiyor. Oyun 74 yıldır kapalı gişe oynayıp perdelerini hiç kapatmadığına göre beyaz perde bu büyük sırra erişmek için daha ne kadar bekleyecek acaba?
Bir ilginç detaya daha şaşırmaya hazır olun! Agatha Christie, 1952 yılında oyun henüz perdelerini ilk kez açarken bunun bir dünya rekoruna dönüşeceğini tahmin edememiş olacak ki eserin tüm telif gelirlerini dokuzuncu yaş günü hediyesi olarak torunu Mathew Prichard’a bırakmış. Bugün her şeyin sahibi olan Mathew, daha 9 yaşında küçük bir çocukken tiyatro tarihinin en kârlı doğum günü hediyesini alarak, belki de tarihe geçti.
Fark ettiyseniz, Gencoy Sümer Hocamızın oyun hakkında söylediği o heyecan verici ilk izlenimler dışında oyunun konusuna, olay örgüsüne ve karakterlere bu yazıda hiç değinmedim. Bunun elbette bir sebebi var. Bir süredir Dedektif Dergi sayfalarınsa bu yer alan ‘Benim Kitaplığımdan’ köşemde, oyunun Türkiye’de Altın Kitaplar etiketiyle yayımlanan kitap uyarlamasını sizler için okudum ve özetledim. Monkswell Malikânesi’ndeki gizemi merak ediyorsanız, sizleri yazımın hemen ardından o köşeye davet ediyorum.
Fare Kapanı Neden Bu Kadar Başarılı Oldu?
Peki, gelelim o can alıcı soruya, Fare Kapanı sadece iyi bir polisiye kurgu olduğu için mi 74 yıldır kapalı gişe oynuyor? Elbette hayır. Bu başarının arkasında Agatha Christie’nin polisiye dehasının yanı sıra muazzam bir pazarlamastratejisi yatıyor.
Mesela, oyun başlarken edilen o meşhur sessizlik yemini,seyirciyi adeta suça baştan ortak ediyor.
“Sevgili seyirciler, Fare Kapanı’na hoş geldiniz. Sizden bir ricamız var: Lütfen bu oyunun sonunda katilin kim olduğunu buradaki salonun dışında hiç kimseye söylemeyin. Gizemi birlikte koruyalım.”
Seyirci, benim tahminimce, kendisine emanet edilen bu sırrı koruma içgüdüsüyle saklamaya devam ediyor. Ne var ki insanız, oyunun atmosferinden çıkar çıkmaz, korumakla yükümlü olduğumuz büyük sırra minik ihanetler edebiliriz. Belki Gencoy Sümer’in yaptığı gibi en fazla ilk sahnelerden tüyolar veririz, en iyi ihtimalle, karşımızdaki kişi katille ilgili tahminlerde bulundukça, kaş göz ederek gerçeği belli edermiş gibi yaparız. Yine de karşımızdakinin emin olmaması için gizemi saklı tutmaya çalışırız. Bence bu da bir pazarlama tuzağıdır. Benden oyunun sonunu öğrenemeyen, gerçeği merak eden, soluğu tiyatroda alır. Ve yine oyun kazanmış olur.
Bir de oyunun zamansızlık başarısı var. Agatha Christie sahnedeki gerilimi belli başlı kavramlara, siyasete, toplumsal sorunlara ya da sistem eleştirisine mahkûm etmek yerine, tamamen insani duygularımıza, güven, korku ve intikam dürtülerimize odaklanmış. Her dönemin seyircisine, oyunun aynı dakikasında aynı duyguyu yaşatmayı becerebilmiş. Ah Agatha sen nelere kadirsin!
Pazarlama stratejileri demişken, Fare Kapanı’nın sırrını Google bile gizli tutuyor, katili söylemek İstemiyor, desem… İşin dijital boyutundan pek anlamasam da günümüzde İnternette her şeyin saniyeler içinde bulunabildiği bir çağda yaşadığımızın farkındayım. Ancak Fare Kapanı bu konuda da adeta bir dijital kale gibi direnmişe benziyor. Google aramalarında katili bulmak pek kolay değil. Çünkü tiyatro toplulukları, eleştirmenler ve polisiye blogları bu 74 yıllık geleneğe öyle büyük bir saygı duyuyor ki dijital dünyada bile bu sır özenle korunuyor. Sanırım Fare Kapanı’nın başarısını sadece bir sebebe bağlamak yetersiz kalacak. Şöyle diyelim en iyisi, başarısındaki en büyük ve ilk etken, domino taşları gibi dokundukları an birbirlerini etkileyen pazarlama stratejileri.
Agatha Christie efsanesi bugün hâlâ İngiltere semalarında kelimenin tam anlamıyla esip gürlemeye devam ediyor. Şu an bile yazarın tam altı oyunu eş zamanlı olarak perdelerini açıyor! The Mousetrap ve Witness for the Prosecution Londra’nın merkezinde tiyatroseverleri büyülerken Death on the Nile, The Hollow, Murder on the Orient Express ve And Then There Were None ise ülkenin diğer şehirlerinde dev turnelerle kapalı gişe oynamaya devam ediyor. Zamana meydan okumak tam olarak böyle bir şey olsa gerek.
Türkiye Sahnelerinde Bir Polisiye Efsanesi
Agatha Christie’nin tiyatro oyunlarının genellikle Londra’nın ünlü tiyatro bölgesi West End’de sahnelendiği ve rekorlar kırdığı çoğumuz tarafından bilinir. Peki, ya size bu oyunların dünya çapında, yüzü aşkın farklı dilde ve kültürde, yerel tiyatrolar tarafından kendi dillerinde kapalı gişe oynandığını söylesem? Alın size bir büyük başarı daha!
Agatha Christie’nin tiyatro oyunları Türkiye’de de köklü bir geçmişe sahip ve her sezon yoğun bir ilgiyle karşılanıyor. Afişlerini şehirlerin tiyatro duvarlarında sıkça gördüğümüz bu eserler, devlet ve özel tiyatroların repertuvarlarında yer buluyor.
Örneğin, Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından yıllarca kapalı gişe oynanan Fare Kapanı, Savaş Özdural’ın başarılı çevirisi ve İpek Çeken’in yönetmenliğinde Türk seyircisine adeta West End tadı sunmayı başarmış yapımlardan sadece biri. Usta oyuncu İpek Çeken, tiyatroya adadığı 30 yılı aşkın kariyeri boyunca yönetmenlik koltuğuna karşı her zaman mesafeli ve seçici bir duruş sergilemiş. Onu bu kararından vazgeçiren ve ilk kez reji koltuğuna oturtan ise polisiye edebiyatının kraliçesi Agatha Christie’nin zamansız eseri Fare Kapanı olmuş. İpek Çeken, yönetmenliğe adım atma sürecindeki titizliğini ve esere olan hayranlığını Anadolu Ajans muhabirine şu sözlerle ifade ediyor:
“Fare Kapanı, Devlet Tiyatrolarında daha önce hiç oynamamış bir oyundu. Bu zamana kadar yönetmenlik yapmayı çok istemedim, haddimi çok fazla aşmamak için. Ben biraz titiz ve ince eleyip sık dokuyan bir kadınımdır. Bu romanı ve oyunun asıl metnini okuduğumda Agatha Christie’nin zekasına, diline hayran oldum.”
İpek Çeken’in Ankara Devlet Tiyatrosu çatısı altında sahneye koyduğu bu yapımdaki en büyük önceliği, dönemin ruhuna sadık kalmak olmuş. Günümüz tiyatrosunda sıkça rastlanan “zaman ve dönem sadakatsizliği” eleştirilerine karşı çıkan usta sanatçı, 1950’lerin orijinal dilini, tavrını ve atmosferini Türk tiyatrosuna kusursuz bir şekilde aktarmayı başarmış. Oyunu daha önce Londra West End sahnesinde, oyunun 60. yılındayken bizzat izleme fırsatı bulan İpek Çeken, Diurna Blog’un “Bir Kahve Molası” serisindeSıla Akkuş ve Feyza Kaya’ya verdiği röportajda Türk ve İngiliz tiyatro ekolünü karşılaştırırken kendi ekibini şu sözlerle övmüş:
“Oyun Londra’da sahnelenirken izleme fırsatı buldum. Kendi oyuncu arkadaşlarımla gurur duydum. Biz duygularımızı kocaman kocaman yaşayan insanlarız. İngiltere’de insanlar soğuk, işini biliyor ama mesafeli, candan değil. Onlar da oyun oynuyorlar ama seyrederken o ciddiyet, soğukluk size de geçiyor, duygular geçmiyor. Bizim arkadaşlar bunu çok güzel başardılar.”
Sadece o da değil, Miss Marple’ın kıvrak zekasını sahneye taşıyan Kütüphanedeki Ceset veya Christie’nin İstanbul Pera Palas’ta kaleme aldığı o ölümsüz eseri Doğu Ekspresinde Cinayet, usta oyuncu Atilla Şendil’in hayat verdiği efsanevi Hercule Poirot karakteriyle sahnelerimizde fırtınalar estirdi.
Tabii ki Yeşilçam’ın usta ismi Ediz Hun’un başrolünde yer aldığı, Tiyatro Ak’la Kara imzalı o dev On Kişiydiler prodüksiyonunu da unutmamak gerekir. 2019-2024 yılları arasında salonları hınca hınç dolduran oyun, Agatha Christie’nin romanlarıyla olduğu kadar tiyatro oyunlarıyla da ülkemizde ne kadar çok sevildiğinin bir diğer kanıtı.
Şimdi sıkı durun, Dedektif Dergi okurlarına ve tüm Agatha Christie hayranlarına harika bir güzel haber de biz verelim! Onk Ajans portföyünde yer alan, Christie’nin dünyaca ünlü mahkeme polisiye klasiği “Beklenmeyen Şahit” (https://dedektifdergi.com/beklenmeyen-sahit-agatha-christie/) (Witness for the Prosecution), yerli tiyatro toplulukları tarafından önümüzdeki günlerde Türkiye sahnelerine taşınmaya hazırlanıyor.
Londra’daki devasa prodüksiyonunda seyircileri gerçek birer jüri üyesi olarak mahkeme salonunun tam ortasına oturtan, onlara yemin ettirip oyunun sonunda sanık hakkında “suçlu mu, suçsuz mu?” kararını verdiren bu şaheser, şimdi bizim sahnelerimize geliyor.
Bize bu şahane haberi, Dedektif Dergi yazar ve editörlerinden, aynı zamanda Onk Ajans bünyesinde onlarca başarılı tiyatro oyununun çevirisine imza atmış olan sevgili Emel Aslan müjdeledi. Editörlük ve yazarlıkta olduğu kadar çevirmenlikte de polisiye edebiyatına birbirinden değerli eserler kazandıran Emel Aslan’ın çevirisini üstlendiği bu harika oyunun, Türkiye sahnelerindeki başarısını şimdiden görür gibiyim. Londra sokaklarını sarsan bu mahkeme gerilimi, Emel Aslan’ın güçlü çevirisiyle çok yakında bizim sahnelerimizde de adaleti sorgulatır mı dersiniz?
Kitap sayfalarından taşan, West End’de rekorlara boğulan, Gencoy Sümer’in gözünden sahnelerini canlandırdığımız ve yakında yeni oyunlarıyla bizim salonlarımızı fethedecek olan Agatha Christie, tiyatronun da tartışmasız kraliçesi olduğunu kanıtlamış bence. Perdeler kapansa da polisiye dünyasındaki o büyük gizem her zaman bizimle kalacak. Yeter ki siz İpuçlarını Takip Edin!
KAYNAKLAR:
https://www.agathachristie.com/theatre/agatha-christie-and-theatre-the-facts
https://tr.wikipedia.org/wiki/Agatha_Christie
https://breakingcharacter.com/agatha-christies-plays-from-playscripts-to-playbills/
https://www.agathachristie.com/en/stories/three-blind-mice
https://www.agathachristie.com/about-christie
https://en.wikipedia.org/wiki/Murder_on_the_Nile
https://www.agathachristie.com/en/stories/and-then-there-were-none-play
https://en.wikipedia.org/wiki/The_Mousetrap
https://www.berkshiretheatregroup.org/about-the-mousetrap/
https://www.concordtheatricals.com/collections/perform/1556
https://www.westendtheatre.com/274735/news/the-mousetrap-celebrates-30000th-performance-in-london/
https://filmstories.co.uk/features/the-mousetrap-and-the-unfortunate-deal-for-its-movie-rights/
https://www.onkajans.com/oyun-tanitim-witness-for-the-prosecution
https://biletinial.com/tr-tr/tiyatro/kutuphanedeki-ceset
https://akmistanbul.gov.tr/tr/etkinlik/dogu-ekspresinde-cinayet
https://tiyatrolar.com.tr/m/agatha-christie
https://www.aa.com.tr/tr/kultur-sanat/fare-kapani-ilk-kez-devlet-tiyatrolarinda-/1308153




