YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

MANİPÜLASYON YOLUYLA İŞLENEN SUÇLAR

Diğer Yazılar

Emel Aslan
Emel Aslanhttp://www.onkajans.com/emel-aslan/
Yazar, çevirmen ve editör. 1975 yılında Antalya’da doğdu. ODTÜ’de Çevre Mühendisliği okudu. Uzun yıllar Ankara’da farklı disiplinlerde çalıştıktan sonra kurumsal hayata veda ederek serbest çevirmenlik yapmaya başladı, yazı-çizi işlerine bulaştı. Ankara’da bir dönem EskiYeni bünyesinde yayımlanan Mahalle Baskısı dergisinin kurucusu, editörü ve yazarlarından biriydi. ODTÜ Yayıncılık için çeşitli kitaplar çevirdi. ONK Ajans’a bağlı olarak Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları ve özel tiyatrolar için tiyatro oyunları çevirmeye ve yazmaya başladı. Bir gün yolu Türkiye’nin ilk polisiye e-dergisi Dedektif ile kesişti ve kendisini suç, gizem ve gerilim öyküleri yazarken buldu. Dedektif Dergi ve Herdem Kitap / Polisiye Serisi için editörlük yapmaya başladı. Türkiye Polisiye Yazarları Birliği (POYABİR) üyesi oldu ve ülkenin önde gelen polisiye yazarlarıyla birlikte birçok kolektif öykü seçkisinde yer aldı. İlk şahsi kitabı Suç ve Bela Öyküleri, 2023 yılı sonunda İthaki Yayınları etiketiyle yayımlandı. Yazarın öyküleri, deneme ve incelemeleri Dedektif Dergi’de ve çeşitli öykü seçkilerinde düzenli olarak yayımlanıyor. Türkçeye kazandırdığı tiyatro oyunları sahnelenmeye devam ediyor. Yazmaya, çevirmeye ve düzeltmeye aklı yettiğince devam etmeyi planlıyor.


Kopenhag Hipnoz Cinayetleri (1951, Danimarka)

Palle Hardrup, 29 Mart 1951’de bir banka soygunu sırasında iki kişiyi öldürdü. Hardrup, hücre arkadaşı Bjørn Schouw Nielsen tarafından hipnoz edildiğini iddia etti. Danimarka yasaları Nielsen’i, uzun süreli telkin yoluyla Hardrup’u suça yönlendirdiğine kanaat getirerek cezalandırdı. Hardrup ise psikiyatrik gözetim altına alındı. Bu dava, başka birini hipnoz ettiğini ispatla mahkûm edilen nadir örneklerden biri olarak tarihe geçti.

Charles Manson Vakası (1969, ABD)

Bu türden vakaların en “meşhurunu” sanırım siz de duymuşsunuzdur:

1934, ABD doğumlu Charles Milles Manson,genç yaşta seks işçiliği yapmak zorunda kalan bir anneden doğdu. Çocuk yaşlarda sokaklarda yaşamaya ve hırsızlıkla geçinmeye başladı ve çok geçmeden cezaevine düştü. Cezaevinde uğradığı cinsel istismar neticesinde ıslahevine yerleştirildi. 1954 yılında şartlı tahliye ile serbest kaldıktan sonra defalarca farklı suçlardan hapse girip çıktı. 1967 yılında son kez tahliye olduktan sonra çevresine topladığı kişilerle birlikte tarikat benzeri bir grup olan Manson Ailesi’ni oluşturarak Los Angeles’ta bir çiftliğe yerleşti.

Manson, etrafındaki “aile” üyelerini yoğun psikolojik telkin ve beyin yıkama, grup izolasyonu ve gerçeklikten koparma, LSD ve diğer psikoaktif maddelerle bilinç zayıflatma, karizmatik liderlik ve mutlak itaat kültü, kıyametçi ideoloji ve korku üzerinden kontrol mekanizmalarını kullanarak kendine bağladı. Onları yaklaşan bir ırk savaşını (“Helter Skelter senaryosu”) hızlandırmak gerektiğine inandırdı.

Ağustos 1969’da müritleri iki gecede yedi kişiyi vahşice bıçaklayarak öldürdü. Kurbanlar arasında yönetmen Roman Polanski’nin 9 aylık hamile eşi, oyuncu Sharon Tate de vardı.

Manson, cinayetleri doğrudan kendisi işlememiş olsa da emrini verip planladığından ötürü 1971’de birinci derece yedi cinayetten müebbet hapse mahkûm edildi. 2017’de 83 yaşındayken doğal sebeplerle hapishanede öldü.

Tüm dünyada büyük ses getiren vaka, kriminoloji ve sosyal psikolojide zorlayıcı ikna (coercive persuasion) ve kült kontrolü örnekleri arasında gösteriliyor.

Kurgu dünyasında pek çok esere ilham olan Charles Manson, Quentin Tarantino’nun 2019 yapımı Bir Zamanlar Hollywood’da filminde de boy gösterdi. Brad Pitt, Leonardo Di Caprio, Margot Robbie gibi güçlü oyuncuların yer aldığı bu yapımla ilgili ipucu vermek istemesem de içinizin bir nebze ferahlayacağını söyleyebilirim.

Jim Jones – Jonestown Katliamı (1978, Guyana)

Peoples Temple tarikatının lideri Jones, Guyana’daki Jonestown yerleşiminde 900’den fazla takipçisini siyanür içmeye zorladı. Ölümlerin çoğu doğrudan cinayet değil, psikolojik baskı ve zorlayıcı telkin altında gerçekleşen toplu ölüm vakası olarak değerlendirildi. Olay izolasyon ve dış dünyadan koparma, sürekli propaganda ve korku, sahte “prova intiharları” silahlı gözetim ve sosyal baskı yöntemlerinin uygulandığı bir diğer zorlayıcı ikna vakası olarak tarihteki yerini aldı.

Heaven’s Gate (1997, ABD)

Heaven’s Gate, Kaliforniya San Diego yakınlarındaki bir Amerikan UFO dini kültüydü. Marshall Applewhite ve Bonnie Nettles liderliğindeki 39 kişilik grup, Hale-Bopp kuyruklu yıldızını takip eden dünya dışı bir uzay aracına geçeceklerine inanarak toplu hâlde intihar etti.

Toplu intihardan hemen önce, grubun web sitesi şu mesajla güncellendi: “Hale-Bopp, Cennetin Kapısı’nı kapatıyor… Burada, Dünya gezegenindeki 22 yıllık dersimiz nihayet sona eriyor – İnsan Evrimsel Düzeyi’nden mezuniyet. Bu dünyadan ayrılmaya ve Ti’nin ekibiyle birlikte gitmeye hazırız.”

Mary Hein Davası (2010, ABD)

Her şey alkollü araç kullanırken polise yakalanan bir kişinin, tedavi için 45 yaşındaki psikiyatrist Mary Hein’a yönlendirilmesiyle başladı. Bu tanışmadan sonra planını gerçekleştirmeye koyulan psikiyatrist, hastayı evinde de muhtelif defalar ziyaret etti.
Psikiyatrist hastanın içeceğine ağır bir ilaç koyarak onu transa benzer bir duruma geçirdi, yarı baygın hâldeyken onunla cinsel ilişkiye girdi ve kocasını öldürmeye ikna etmeye çalıştı. Kadının hastasına, eşini öldürdüğü takdirde kalacak hayat sigortasını onunla paylaşacağını vadettiği iddia edildi.

Hastanın cinayet işlemek yerine olanları polise anlatması sayesinde Mary Hein tutuklandı. Mahkemedeki belgeler de hastanın hipnoza sokulduğunu doğruladı. Mary Hein manipülasyon yeteneğini kullanarak hastasını cinayete azmettirmekten dolayı 20 yıl hapisle yargılandı.

Manipülasyon yoluyla işlenen suçlara polisiye edebiyattan verebileceğimiz en güçlü örneklerden biri Agatha Christie’nin Ve Perde İndi (1975) romanı. Asıl fail, insanların zaaflarını analiz ederek onları psikolojik yollarla suça yönlendirir. Kendisi fiilen cinayet işlemez fakat olayların arkasındaki manipülatördür. Bu roman Agatha Christie’nin 85 yaşındayken yazdığı son Hercule Poirot macerası olması bakımından da önemli bir eser.

Patricia Highsmith’in ilk romanı olan (1950) ve Alfred Hitchcock tarafından aynı isimle sinemaya da uyarlanan (1951) Trendeki Yabancılar eserinde, yolculuk esnasında tanışan iki yabancı, birbirleri adına cinayet işleme kararı alırlar. Biri diğerinin babasını, diğeri de öbürünün eski karısını öldürecektir. Ve olaylar gelişir…

Manipülasyon yoluyla suça yönlendirme konusunda en uç örneklerden bir diğer eser ise 1959 yılında Richard Condon tarafından yazılan, 1962 ve 2004 yıllarında sinemaya da uyarlanan Mançuryalı Aday. Eser, Kore savaşında esir düşen bir Amerikan askerinin psikolojik şartlandırma, hipnoz ve yoğun telkin yoluyla nasıl programlanmış bir suikastçıya dönüştüğünü anlatır.

Michelle Carter – Dijital Telkinle Ölüme Sürükleme (2014, ABD)

ABD’nin Massachusetts eyaletinde bir mahkeme, attığı telefon mesajlarıyla erkek arkadaşını intihara teşvikle suçlanan 20 yaşındaki Michelle Carter adlı kadını 2,5 yıl hapis cezasına çarptırdı.

Carter’ın, Haziran 2014’te erkek arkadaşı Conrad Roy’a attığı mesajlarda, “As kendini, git binadan atla, kendini bıçakla, ne bileyim ben, bir sürü yolu var,” ifadeleri yer almıştı.

Roy bu mesajdan iki hafta sonra bir aracın içinde ölü bulundu. Adamın aracında egzoz gazı ile intihar ettiği anlaşıldı.

Şantaj Yoluyla Suça Sürükleme

En ağır duygusal manipülasyon ve psikolojik baskı türlerinden biri olan şantaj yoluyla suça sürüklemek (coercion/blackmail-induced crime)de gerçek hayatta karşımıza çıkan bir olgu. Ancak doğrudan “şantaj yaparak birini cinayete zorlamak” gibi açık ve mahkeme kararlarıyla belgelenmiş örnekler nispeten az. Şantaj daha çok cinayete motive eden unsur olarak veya azmettirme / zorlama ile birlikte görülüyor. Son dönemlerde dijital ortamlarda ifşa korkusuyla çıkar sağlama amaçlı kullanımına sıkça rastlanıyor.

Dijital telkinle işlenen suçlara kurgu dünyasından verilebilecek en güzel örneklerden biri kuşkusuz Netflix’in efsane içeriği Black Mirror. Hem dijital telkin hem de şantaj içeren en çarpıcı bölümlerinden biri ise 3. sezondaki “Shut Up and Dance”. Teknolojinin çok da uzak olmayan bir gelecekte nelere vakıf olabileceğini sarsıcı şekilde anlatan bu diziyi henüz izlememiş olanlara ısrarla tavsiye ederim.

Türkiye’den Vakalar

Türkiye’de manipülasyon / telkin / psikolojik yönlendirme ile suça veya ölüme sürükleme başlığı altında belgelenmiş vakalar, Batı’ya kıyasla çok daha sınırlı. Psikoloji ve kriminoloji literatüründe ortak görüş, Türkiye’de hipnozla cinayet türünde kesinleşmiş dava olmadığı yönünde. Ancak psikolojik baskı, korku, bağımlılık ilişkisi ve otorite etkisi, suç davranışında önemli bir faktör olarak ele alınıyor.

Yine de bahsedebileceğimiz birtakım olaylar var:

“Mavi Balina” Vakaları – Dijital Psikolojik Yönlendirme (2017–2019)

İlk olarak Rusya’da ortaya çıkan, daha sonra Hindistan, ABD ve Türkiye dâhil pek çok ülkede yayılarak internet üzerinden çocuklara ve gençlere ulaşan “Mavi Balina” adlı oyun, katılımcılara aşamalı görevler veriyordu. Son aşama ise intihardı. Türkiye’de çeşitli illerde gerçekleşen genç intiharları bu yapı ile ilişkilendirildi. Aşamalı bağlılık oluşturma, korku ve tehdit (aileye zarar verme iddiası), uyku yoksunluğu, psikolojik baskı ve izolasyon yoluyla katılımcılar manipüle edildi. Kimi vakalarda adli olarak doğrudan bağlantı kesinleşmedi ancak Emniyet ve Siber Suçlar birimleri tarafından soruşturmalar yürütüldü.

Sahte Hoca / Medyum Vakaları – Telkinle Suç ve İstismar

Gerçeği nasıl oluyor bilemiyorum ama Türkiye’de sahte hoca/medyumların istismarına maruz kalan çok sayıda mağdur haberi okumuşsunuzdur. Genellikle yerel basında veya üçüncü sayfalarda kendine yer bulabilen bu haberlerde, kendilerine başvuran kişileri üzerinde büyü olduğu gerekçesiyle veya cinlerin musallat olduğunu söyleyerek korkutan, paralarını alan, bazen evlerini/eşlerini terk etmeye zorlayan veya cinsel istismarda bulunan bu kişiler, çoğunlukla dolandırıcılık ve nitelikli istismar suçlarından hüküm giymişler.

Töre Cinayetleri

Gelelim toplumumuzun kanayan yarası, töre cinayetlerine. Çocukluğumuz ve gençliğimiz boyunca eski Türk filmleri vasıtasıyla çok normal bir şeymiş gibi bol bol maruz kaldığımız bu kavram, aile içi psikolojik yönlendirme ile cinayete azmettirme başlığı altında tanımlanabilir. Namus, ahlak, töre gibi toplumsal baskı unsurları kullanılarak, ölmesine karar verilen kadının/çocuğun canına kıyması için bazen bir baba, bazen bir koca veya bir akraba görevlendirilebileceği gibi bazen de “düşük ceza alacağı için” ailenin reşit olmayan bir bireyi seçilebilir. Sanmayın ki bunlar geçmişte kaldı veya yalnızca kırsal kesimde nadiren görülen vakalar. Günümüzde korkunç boyutlara ulaşan kadın cinayetlerinin kökeninde yatan zihniyet maalesef bundan çok da farklı değil.

Bir sonraki sayımızda görüşmek üzere…

Kaynaklar:

En Son Yazılar