Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

SAVAŞ PSİKOZU

Diğer Yazılar

Arkın Gelişin
Arkın Gelişin
Arkın Gelişin, Almanya’da Suç Psikolojisi eğitimi almış bir polisiye yazarıdır. Eserleri: Bir Seri katilin Günlüğü (2012), Kansız (2014), Ted Bundy – Bir Seri Katilin Anatomisi (2014), Ted Kaczynski – Bir Seri Katilin Manifestosu (2014), Bir Suç Psikoloğunun Not Defteri (2015), Charles Manson – Bir Seri Katilin Felsefesi (2015), Seri Katiller Tarihi – İnsan Avcılarının İzinde (2015), Apokalips (2017). Arkın Gelişin 1976 doğumludur. Arkın Gelişin'in polisiye dergimizde yayınlanan eserlerini bu sayfada bulabilirsiniz.

Uzmanlar seri katilleri yakalama konusunda büyük çaba içine girmişlerdi. Los Angeles Polis Teşkilatı’ndan Hugh Macdonald, 1940’da Identi KIT isimli icadı kullanmaya başladı. Bu alet yardımıyla yüz üzerinde burun, göz ve dudak gibi belirgin uzuvları kartlar vasıtasıyla değiştirerek doğru eşkâle ulaşılabiliyordu.

Aynı yıl içerisinde Karl Landsteiner, Phillip Levine ve Alex Wiener, Rhesus (Rh faktörünün bulunduğu maymunun adı) faktörünün varlığına dikkat çektiler. Yani bugünkü haliyle kan grupları şekillenmişti ki bu çalışma DNA analizlerinde büyük fayda sağlayacaktı.

SAVAŞ PSİKOZU 1

Identi KIT örneği

L.G. Kersta sayesinde ses tanımı ve ses analizi de kullanılmaya başlandı. Öncelikle savaşta düşmanların ses tonunu, telefon veya telsiz kayıtlarında tanımak için kullanılan bu uygulama, daha sonra adlî bilimin vazgeçilmezlerinden olacaktı.

LONDRA’DA PANİK

Hitler’in hava birliklerinin İngiltere’yi bombalamaya başladığı ilk dört günlük sürede bazı katiller tetiklenmiş gibiydi. 9 Şubat gecesi Evelyn Hamilton bir hava saldırısı sığınağında, kendi şalıyla boğularak öldürülmüş vaziyette bulundu. Hemen ardından Evelyn Oatley dairesinde, yatakta çıplak bir şekilde ölü bulundu. Yatağının hemen yanında kanlı bir konserve açacağı vardı. Katil konserve açacağıyla Evelyn’in vücudunun alt kısmına zarar vermişti. Yapılan incelemede, odasındaki aynada ve konserve açacağı üzerinde maktule ait olmayan parmak izlerine rastlandı. Her iki cinayette de, katilin solak olduğu tespit edildi. 13 Şubat sabahında iki kadın cesedi daha bulundu. Bu maktullerden bir tanesi, ipek bir külotlu çorapla boğularak öldürülmüştü.

İngiltere, Jack the Ripper günlerine geri dönmüş gibiydi. Londra halkı paniğe kapılmıştı. Dört kadın, bir adam tarafından saldırıya uğradıklarını ve boğulmaktan son anda kurtulduklarını söyleyince, panik havası iyice büyüdü. Katil, bir olay yerinden diğer olay yerine hızlı hareket ediyor, sanki arada boşluk bırakmadan öldürmek istiyordu. Bu cinayet zinciri başlamadan dört ay kadar önce iki kadın cesedi daha bulunmuştu. Polis bu cinayetler arasında bir bağlantı olduğunu tahmin ediyordu. Katilin dikkatsizliği ve yetkililerin yoğun çabaları neticesinde, 16 Şubat günü asker Gordon Frederick Cummins yakalandı. Cummins kısa sürede dört kadını öldürdüğünü itiraf etti. Olayın çözülmesinde parmak izleri ve katilin solaklığının tespit edilmiş olması büyük etken oldu. Ancak bir askerin seri katil olması bu örnekle sınırlı değildi.

Gordon Frederick Cummins ve Edward Joseph Leonski

AVUSTRALYA’DA BİR İLK

Pearl Harbor saldırısı birçok ülkeyi telaşlandırmıştı. Savaşın çok uzağında olan Avustralya halkı da benzer bir hava saldırısına maruz kalabileceklerini düşünüyorlardı. Kaldı ki, Avustralya savunması çok güçlü değildi. Dolayısıyla başka ülkelerin askeri desteğine ihtiyacı vardı. Amerikan askerleri güvenliği sağlamak için Avustralya’ya gönderildi. Ancak güvenliği sağlamak için gelen askerlerin gece hayatına dalmaları çok gecikmedi. Bu davetkâr ortam, katilleri de çağırdı.

Melbourne’da üç haftada boğularak öldürülmüş üç kadın cesedi bulundu. Üzerlerindeki kıyafetler parçalanmıştı. Birliğine dönen bir Amerikalı askerin gergin tavırları ve üniformasının sarı çamurla sıvanmış olması dikkat çekti. Bu önemli bir ipucuydu. Çünkü kurbanlardan bir tanesi sarı çamurlu bir alanda bulunmuştu. Askerin adı Edward Joseph Leonski’ydi. Uzun boylu, sarışın, yakışıklı ve davetkâr gülümsemesi nedeniyle daima dikkat çekmekteydi. Cinayetleri işlediği ortaya çıkınca ağlayarak nedenlerini anlattı. Kadınları, seslerini çalmak için öldürdüğünü söyledi. Annesini özlemekteydi ve genç kızların sesleri annesini anımsatmaktaydı. Sarhoş olunca, kadın sesini andıran tiz bir tonla konuşmaya başladığı sık sık gözlemlenmişti. Öldürdüğü kızlardan bir tanesi kendisine şarkı söylemeye başlayınca çılgına dönüp onu öldürmüştü. Kızın sesini böylece yanında götürebileceğini düşünmüştü.

Ailesinde de aklî denge bozuklukları olan askerin davası önce Avustralya mahkemesinde açıldı, daha sonra ABD askeri mahkemesine devredildi. Leonski’nin suçları Avustralya’da işlenmiş olmasına rağmen duruşma Amerikan askeri yasalarına göre yürütüldü.  Edward’ın deli olduğunu reddeden yargıç, onun cezai ehliyetinin olduğuna karar verdi.

Leonski 17 Temmuz 1942’de yargılandığı askeri mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırıldı. Amerikalı General Douglas MacArthur bu cezayı 14 Ekim’de onayladı. Leonski, Avustralya’da kendi ülkesinin kanunlarına göre yargılanıp ölüm cezasına çarptırılan ilk ve tek başka ülke vatandaşı olarak, 9 Kasım’da HM hapishanesi Pentridge’de asıldı.

HİTLER’İN PROFİLİ

Amerika, bir yandan savaşmaya devam ederken, bir yandan da baş düşmanı Hitler’in psikolojik değerlendirmesiyle ilgileniyordu. Psikanalist Dr. Walter C. Langer bu konuda 135 sayfalık bir rapor hazırladı. Analizini yaparken, Hitler’in yazmış olduğu otobiyografisi “Mein Kampf” kitabını, nutuklarını ve röportajlarını incelemişti.

SAVAŞ PSİKOZU 4

Rapora göre Hitler titiz, geleneksel ve aşırı namuslu geçinen bir yapıya sahipti. Ayrıca güçlü duruş sergilemekten hoşlanıyor, modaya yön verdiğine inanıyordu. Sağlığı iyi durumdaydı. Dolayısıyla doğal sebeplerden ölmesi bekleniyordu. Ancak psikolojik açıdan gitgide kötüleşen bir ruhsal yapısı vardı. Bir odanın içerisinde genelde çaprazlama yürümeyi tercih ediyor, yürürken daima marşları ıslık çalarak söylüyordu. Özellikle frengi hastalığından çok korkuyordu. Aşırı derecede temizlik takıntısı vardı. Mikropların yanı sıra ay ışığından da korktuğu bilinmekteydi. Kesik başlardan hoşlanmaktaydı. Klasik müzik seviyordu, özellikle Wagner hayranıydı. Tehlikeli sirk gösterileri de favorileri arasındaydı. Langer’in analizinde en dikkat çekici ayrıntı ise, intihar edebileceğiydi. Başka bir ülkeye kaçma ihtimaliyse çok zayıf görülüyordu.

SAVAŞ ESNASINDA  SERİ KATİLLER

Savaş şiddetlendikçe, bazı katiller cinayetlerini daha rahat gizleyebileceklerin fark ettiler ve buna inandılar. Polis teşkilatları çok meşguldü, ayrıca erkeklerin çoğu cephede savaşıyordu. Bruno Ludke isimli bir kişi cinsel suçlardan ötürü tutuklandı ve kısırlaştırıldı. Ancak bu durum onu durdurmaya yetmedi. Bu sefer kurbanlarına tecavüz etmek yerine onları boğarak öldürmeye başladı. 1942’de Berlin’de tekrar tutuklanınca, sorgulama esnasında polise saldırdı. 85 kişiye tecavüz edip öldürdüğünü itiraf etti. Tavırları sağlıklı bir psikolojiye sahip olmadığını açıkça gösteriyordu. Yetkililer, itiraflarına dayanarak 85 cinayeti araştırmaya başladı. Tespitleri itiraflarla örtüşmekteydi. Ancak birçok olayda başka kişilerin suçlu bulunarak hapis cezası aldığı ortaya çıktı. Nazi rejimi Ludke’yi kampa göndererek üzerinde deneyler yaptı, bu deneylerden birinde hayatını kaybetti.

SAVAŞ PSİKOZU 5

Louise Peete, 1947’deki duruşmasında…

O dönemde sadece erkekler cinayet işlemiyordu. ABD’nin Denver eyaletinde Louise Peete’nin iki eşi güya intihar ederek ölmüşlerdi. Louise bir kişiyi nefsi müdafaa esnasında vurarak öldürmüştü. Üçüncü eşini de vurarak öldürdükten sonra bodrum katına gömmüştü. 1921’de dördüncü evliliğini yaptığı sırada cinayet suçuyla tutuklandı. Dördüncü eş, Louise’nin hapishaneye gitmesinin ardından intihar etti. Serbest kaldıktan sonra, cinayet serisi devam etti. 1933’te Margaret Logan isimli bir kadın kaybolmuştu. Louise kaybolan kişinin evinde yaşamaya başladı. Ayrıca yaşlı bir kadını öldürmekten ötürü yine şüpheli konumdaydı. Yeni evlendiği eşi Lee Judson bahçede şüpheli bir toprak yığını görünce durumu polise bildirdi. Lee Judson da diğer eşleri gibi intihar etti. Tekrar tutuklanan Peete bu sefer serbest kalmadan 1947’de idam edildi.

DR. MARCEL PETİOT

1944’te Paris’te, 21 Rue Lesueure adresinde büyük bir yangın çıktı. Yetkililer bodrum katına inince yangında kül olmuş 27 cesede rastladılar. Ama asıl ilginç olan cesetlerin uzuvlarının eksik olmasıydı. Polis şaşkındı. Bir tane ceset ortadan ikiye ayrılmıştı. Bazılarının kafaları kesikti.

Bu ifadenin ardından serbest kalan Petiot, cinayetlerine devam etti. 1944’te müttefikler Paris’i geri aldılar ve bu olay yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Tekrar tutuklanan Petiot, bu sefer her şeyi itiraf etti. Cesetler Nazi askerleriydi ve toplamda 36 Nazi öldürdüğünü itiraf etti.

SAVAŞ PSİKOZU 6

150’den fazla cinayet işlediği tahmin edilen Dr. Marcel Petiot…

Polisler araştırmaya devam ettiler. Katilin geçmişinde de cinayetler vardı. Hastaları ya şüpheli bir şekilde ölmüş ya da ortadan kaybolmuşlardı. Bunların çoğu varlıklı Yahudilerdi. Muayenehanesinde 47 ayrı kişinin valizleri bulundu. Evinin bodrum katında özel olarak hazırlanmış bir ölüm odası olduğu ortaya çıktı. Ölüm odasında olup bitenleri izlemek için gözetleme delikleri vardı. Hastalarını ülke dışına kaçırma vaadiyle kandıran Petiot, onları öldürüp üzerlerindeki değerli eşyaları alıyordu. Ancak eylemleri bununla sınırlı kalmamış, cesetler üzerinde tıbbî deneyler de yapmıştı.

Aslında geçmişte Gestapo, Petiot’u tutuklamış ama eylemlerini öğrendikten sonra, “Yahudi sorununa” çözüm olabileceğini düşünerek serbest bırakmayı tercih etmişti. Katilin itiraflarında kurban sayısı tam olarak netleşmemiştir. Ancak o dönemde Seine nehrinden 86 ceset çıkarıldığı ve ifadelerinin bazı bölümlerinde 150’den fazla kişiyi öldürmüş olabileceğine dair ipuçları tespit edildiği göz önüne alınırsa rakamın bir hayli yüksek olduğunu tahmin etmek zor değil. Dr. Marcel Petiot, kısa süre sonra idam edildi.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ