Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

VENEDİK’TE CİNAYET

Diğer Yazılar

Aytaç Kara
Aytaç Kara
1991 Ankara doğumlu. ODTÜ'de Matematik okuduktan sonra Finansal Matematik alanında master yaptı ve halen aynı alanda doktorasına devam ediyor. Ayrıca 2008 yılında başladığı serbest çevirmenliğine de fırsat buldukça vakit ayırıyor. On yılı aşkın süredir birçok web sitesi için içerik yazarlığı, editörlüğü ve çevirisi yaptı; serbest biçimde yapmaya yine devam ediyor. Polisiye-gerilime ve Agatha Christie'ye özellikle ilgi gösteren birisi olmakla birlikte ayırt etmeksizin her türden dizi-film izleyen, sayısını kendisinin de bilmediği kadar çok yabancı dizi takip eden birisi.

A Haunting in Venice ya da ülkemizdeki vizyon ismiyle Venedik’te Cinayet, Kenneth Branagh’ın yönetmeni ve başrolü olduğu yeni Agatha Christie uyarlaması olarak izleyicisiyle buluştu. Doğu Ekspresi’nde Cinayet (2017) ve Nil’de Ölüm (2022) filmlerinin üçüncü devam halkası olan film 15 Eylül’de vizyona girdi.

VENEDİK'TE CİNAYET 1

Filmin senaryosunu Michael Green kaleme alırken yapımını 20th Century Studios üstlendi. Ridley Scott’ın yapımcılarından biri olduğu filmin zengin kadrosunda Kyle Allen, Camille Cottin, Jamie Dornan, Tina Fey, Jude Hill, Ali Khan, Emma Laird, Kelly Reilly, Riccardo Scamarcio ve Michelle Yeoh yer alıyor.

Film, Christie’nin 1969’da yayımlanan romanı Hallowe’en Party‘den uyarlanarak hazırlanmış. Kitap, ülkemizde Elmayı Yılan Isırdı* adıyla biliniyor. Romanın ilk sayfalarında karakterlerin tanıtıldığı, okura ipuçlarının ve cevaplanması gereken soruların verildiği türden klasik bir Christie romanı bu. Yazarın bazı eserlerinde kurgusal karakter olarak kullandığı, kendisi de ünlü bir polisiye yazarı olan Ariadne Oliver’ı Tina Fey canlandırmış.

VENEDİK'TE CİNAYET 2

Henüz vizyondayken izlediğim filmle ilgili bir şeyler kaleme almadan önce “kitabın” konusundan kısaca bahsetmek istiyorum:

Polisiye roman yazarı Ariadne Oliver, arkadaşının verdiği Cadılar Bayramı partisine katılmak için Woodleigh Common’a gider. Partide genç bir kız herkesin içinde Ariadne Oliver’e bir cinayete tanık olduğunu söyler, ancak kimin öldüğünü ve öldüren kişiyi açıklamaz. Kızın anlattıklarına hiç kimse inanmaz. Ancak genç kadın aynı gece, parti sırasında boğularak ölür. Daha sonra Ariadne Oliver kızın gerçeği söyleyip söylemediğini merak eder. Ariadne Oliver yakın dostu dedektif Hercule Poirot’a başvurur. Dedektif araştırmalara başlar ancak işi çok zordur. (Kaynak, Vikipedi)

Filmde ise Hercule Poirot kendisini Ariadne’nin ricası üzerine, terkedilmiş ve perili olduğu söylenen bir binada düzenlenen ruh çağırma seansına biraz gönülsüz de olsa katılmışken buluyor. Misafirlerden biri (tabii ki) öldürülünce Poirot -emekli olmasına rağmen- katilin kim olduğunu ortaya çıkarmak için harekete geçiyor.

VENEDİK'TE CİNAYET 3

Kitabın ve filmin kısa konuları arasındaki tezat az çok dikkatinizi çekmiştir. Filmle ilgili bahsedilmesi gereken bir nokta da romanın asıl hikâyesinin -filme de ismini veren- Venedik’le bir alakasının olmayışı. Romanda mekân İngiltere ve konunun Cadılar Bayramı’yla bir ilgisi yok. İlk filmde karlar altında bir tren, ikinci filmde Nil Nehri derken üçüncü film için rotayı Venedik’e çevirmek daha mantıklı gelmiş herhalde. Battı mı? Hayır. Gerek var mıydı? Tartışılır, bence yine hayır.

A Haunting in Venice, bunların etkisiyle çok da temel bir nokta üzerinden beni ikilemde bırakmış durumda. Filmi beğendim mi? Evet. En azından hayır diyemem. Ama bu yanıtım bir Agatha Christie uyarlaması olduğunu unuttuğum zamanlarda geçerli… Zira üçüncü filmin serinin romana en az sadık olan uyarlaması olduğu aşikâr ve insanın gözüne ister istemez takılabiliyor.

Hikâyeyi sadeleştirerek ya da yeri geldiğinde değiştirerek uyarlamayı tercih etmişler. İlk iki filmden ve romanın temelinden biraz farklı olarak korku-gerilime de yer verilmiş mesela. Endişe edilecek kadar karanlık bir korku-gerilim filmi çıkmamış gerçi. Nihayetinde kitabın özgün tadını takip etmelerini tercih ettiğimden pek şikâyet etmedim.

VENEDİK'TE CİNAYET 4

Bu arada romanda Hercule Poirot’nun arkadaşı olarak yer alan Başmüfettiş Spence karakterine filmde hiç yer verilmemiş. Mesela Leopold karakteri kitapta Joyce’un küçük erkek kardeşiyken filmde Leslie Ferrier’in oğlu olmuş. Hatta Jamie Dornan’ın canlandırdığı Leslie, asıl hikâyenin öncesinde öl(dürül)müş  olmasına rağmen filmde gayet canlı ve aktif bir karakter olarak izleyicinin karşısında. Romanı bilenler için bunun gibi değişiklikler göze çarpan cinsten ya da ben biraz fazla takılmış olabilirim.

Hem cinayet araştırmasına derinlemesine girişiyle hem de karakterlerin/oyuncuların başarılı performansıyla filmin ikinci yarısı daha tatmin edici geçti. Katili değiştirmemişler, evet (bir zahmet) ve ister istemez yine kitap üzerinden bakarsak öldü/kaldı vs. hesabı karışmış. Burada yine “Kitaptan bağımsız değerlendirirsek hiç de fena film değil aslında,” noktasına sürüklendim.

Leopold’a hayat veren çocuk oyuncu Jude Hill’e ise hazır yeri gelmişken sevgilerimi ileteyim. Büyük isimlerin yanında, senaryo da imkân verince başarıyla öne çıkmasını bilmiş. Hill, Kenneth Branagh’ın yönetmen ve senarist olduğu, senaryosuyla Oscar kazanan Belfast filminde başrollerden birisini üstlenmişti. Hatta o film kariyerinin ilk rolü olarak öne çıkıyor ve “iş birliklerini” burada da sürdürmüşler. Jamie Dornan da filmin öne çıkan performanslarından birisine sahip. Kenneth Branagh ise Hercule Poirot rolüyle bildiğimiz gibi.

VENEDİK'TE CİNAYET 5

Hazır yeri gelmişken bu noktada bir itirazım var: Kreatif açıdan anlamakla birlikte bu filmin Hercule Poirot / Ariadne Oliver dinamiğinde yaptığı değişiklikten hoşlanmadım. Bu yollara, pardon sulara hiç girmeseler belki daha iyi olurmuş. A Haunting in Venice’i beğenmekle birlikte bahsi geçen değişikliklerin etkisiyle/katkısıyla en azından bu seri içinde değerlendirdiğimde en alt sıraya koyabilirim. Death on the Nile ya da Murder on the Orient Express filmleri tartışılası yanları olsa dahi nihayetinde bu derece ortadan ikiye ayırmamıştı beni.

İkinci film Death on the Nile, COVID-19 ertelemeleri ve Armie Hammer skandalının ardından vizyona girdi ve gişede maliyetini anca kurtardı. Zaten ikinci ve üçüncü filmlerin -her ne kadar iyi oyunculara sahip olsalar da- kadro seviyesi açısından ilkinin gerisinde kaldığı bir gerçek. A Haunting in Venice ABD’de etkisini gösteren senarist-oyuncu grevinin de etkisiyle ikincinin de altında gişe yaparak muhtemelen bir sonraki filmin yolunu tıkayacak ama romana sadık bir şekilde yapılırsa dördüncü bir filme tabii ki hayır demem. Yine de geldiğimiz noktada üçleme film olarak kalırlarsa benim açımdan o da uygun.

VENEDİK'TE CİNAYET 6

Not 1: BBC’de Agatha Christie uyarlamaları en azından yakın gelecekte  Zehri Kim Verdi ve salgın karmaşasının içinde unutmadılarsa Sonunda Ölüm Geldi’nin dizi uyarlamasıyla devam edecek.

Not 2: Deli Bal’ın fazlasından uzak durun.

*Altın Kitaplar, 23 Ekim 2023’te yaptığı duyuruyla kitabın “Cadılar Bayramı Cinayeti” ismiyle ve farklı bir kapak tasarımıyla yakında yeniden basılacağını açıkladı.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ