YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

SIRADAN GÖRÜNEN (NEREDEYSE) KUSURSUZ CİNAYETLER

Diğer Yazılar

Emel Aslan
Emel Aslanhttp://www.onkajans.com/emel-aslan/
Yazar, çevirmen ve editör. 1975 yılında Antalya’da doğdu. ODTÜ’de Çevre Mühendisliği okudu. Uzun yıllar Ankara’da farklı disiplinlerde çalıştıktan sonra kurumsal hayata veda ederek serbest çevirmenlik yapmaya başladı, yazı-çizi işlerine bulaştı. Ankara’da bir dönem EskiYeni bünyesinde yayımlanan Mahalle Baskısı dergisinin kurucusu, editörü ve yazarlarından biriydi. ODTÜ Yayıncılık için çeşitli kitaplar çevirdi. ONK Ajans’a bağlı olarak Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları ve özel tiyatrolar için tiyatro oyunları çevirmeye ve yazmaya başladı. Bir gün yolu Türkiye’nin ilk polisiye e-dergisi Dedektif ile kesişti ve kendisini suç, gizem ve gerilim öyküleri yazarken buldu. Dedektif Dergi ve Herdem Kitap / Polisiye Serisi için editörlük yapmaya başladı. Türkiye Polisiye Yazarları Birliği (POYABİR) üyesi oldu ve ülkenin önde gelen polisiye yazarlarıyla birlikte birçok kolektif öykü seçkisinde yer aldı. İlk şahsi kitabı Suç ve Bela Öyküleri, 2023 yılı sonunda İthaki Yayınları etiketiyle yayımlandı. Yazarın öyküleri, deneme ve incelemeleri Dedektif Dergi’de ve çeşitli öykü seçkilerinde düzenli olarak yayımlanıyor. Türkçeye kazandırdığı tiyatro oyunları sahnelenmeye devam ediyor. Yazmaya, çevirmeye ve düzeltmeye aklı yettiğince devam etmeyi planlıyor.

62. sayımızdan merhaba sevgili Dedektif okurları.

Bildiğiniz üzere cinayet denilince aklımıza genellikle belirli bir uygulayıcı (fail), bir alet (silah) ve bir niyet (gerekçe) gelir. Hâlbuki bazı durumlarda, ilk bakışta basit bir dikkatsizlik, beklenmedik bir sağlık sorunu, teknik bir arıza ya da talihsiz bir tesadüf eseri yaşanmış gibi görünen olaylarla da karşılaşırız. Çoğu zaman “kötü şans” denilip geçilen bu vakalar, zaman zaman kusursuz bir planın parçası olabilir. Olayın ardındaki sis perdesi bazen aralanır, bazense gizem çözümsüz kalır. Fail ortaya çıkabilir veya hiçbir zaman bulunamayabilir.

Suçun Sıra Dışı Yöntemleri’nde bu sayı kaza veya intihar süsü verilen, doğal ve sıradan görünen, neredeyse kusursuz cinayetlerden bahsedeceğiz. Bu sefer kurgusal dünyadan değil, daha çok gerçek hayattan örnekleri inceleyeceğiz.

Dünyadan vakalarla başlayalım:

Georgi Markov Suikasti (İngiltere, 1978)

Bulgar muhalif yazar ve BBC gazetecisi Georgi Markov, 7 Eylül 1978’de Londra’da Waterloo Köprüsü’nde otobüs beklerken yanında dikilen birisi şemsiyeyle bacağını dürttü. İlerleyen saatlerde fenalaşarak hastaneye kaldırılan Markov, yapılan tüm müdahalelere rağmen dört günlük yaşam mücadelesini kaybetti. İlk etapta sıradan bir rahatsızlık gibi görünen bu olayın siyasi bir suikast olduğu ve sonradan yapılan otopsi sonucunda şemsiye ucuna yerleştirilen özel bir düzenekle bacağına risin kapsülü enjekte edildiği ortaya çıktı.

Şemsiye Suikasti adıyla da bilinen bu saldırının Bulgaristan’ın komünist rejimi tarafından emredildiği, Bulgar Gizli Servisi tarafından gerçekleştirildiği ve KGB’nin destek sağladığı genel kabul görmekle birlikte vaka 30 yıl boyunca resmi olarak aydınlatılamadı. 

Merdiven Davası / Michael Peterson (ABD, 2001)

Kaza ile cinayet arasındaki belirsiz çizginin en sert tartışıldığı davalardan biri olarak kayıtlara geçen bu vaka Kuzey Carolina’da yaşandı.  Amerikalı yazar Michael Peterson, eşi Kathleen Peterson’ın evlerindeki merdivenlerden düşerek hayatını kaybettiğini iddia etti. Savcılık, Kathleen Peterson’ın bedeninde görülen şiddette bir yaralanmanın düşme sonucu gerçekleşemeyeceğini, kadının kocası tarafından darp edilmiş olduğunu ileri sürdü. Dava 2003 yılında Michael Peterson’ın mahkûmiyetiyle sonuçlandı ancak 2011 yılında delillerin tartışmalı bulunmasıyla tekrar yargılama kararı çıktı. 2017 yılında ise Michael Peterson, Alford Savunması* (*ABD hukuk sisteminde sanığın suçsuz olduğunu iddia etmeye devam ederken aleyhindeki kanıtların kendisini mahkûm etmeye yeteceğini kabul ettiği özel bir savunma türü) yaparak suçsuz bulundu ve serbest bırakıldı.

Dava sürerken, ailenin eski bir dostunun da yıllar önce benzer şekilde merdiven dibinde ölü bulunduğunun ortaya çıkması ve Peterson’ın biseksüel geçmişi gibi detaylar hayli tartışma yarattı.

Kaza mı cinayet mi olduğu hiçbir zaman kesin olarak aydınlatılamayan bu vakayla ilgili çekilmiş 2018 yapımı 13 bölümlük bir belgesel ve 2022 yapımı bir mini dizi bulunmakta: The Staircase.

Şarap Üreticisi Vakası (İtalya, 2024)

İki sene önce Ciro Caliendo adlı İtalyan bir şarap üreticisi ile eşi Lucia Salcone trajik bir trafik kazası geçirdiler. Caliendo’nun iddiasına göre çift, arkadaşlarıyla güzel bir yemek yedikten sonra onlardan ayrılarak üzüm bağlarına gitmeye karar verdi. Seyir hâlindeyken karşı yönden gelen bir araçla çarpıştılar ve ağaca vuran araç yanmaya başladı. Lucia Salcone araçta sıkışarak hayatını kaybetti, Caliendo ise ellerinde ve yüzünde yanıklarla kurtulmayı başardı.  

Ancak soruşturma ilerledikçe polis bazı tutarsızlıklar fark etti: Aracın çarpma anındaki hızının yaklaşık 40 km/s civarında olduğu tespit edildi. Bu hız, böylesine büyük bir yangını açıklamıyordu. Hava yastıkları açılmamıştı. Araçta yanıcı madde izleri bulunmuştu. Otomobil ağaca çarpmadan önce beton bariyerlere kontrollü biçimde sürtmüş gibi görünüyordu. Ve en önemlisi, çiftin evinde kan izleri tespit edilmişti.  

İki yıl süren detaylı incelemelerin ardından olayın önceden planlanmış olabileceğini düşündüren başka teknik bulgulara da rastlandı. Savcılığa göre amaç, cinayeti kazaymış gibi göstermekti. 2026 yılında adalet yerini buldu ve Caliendo tutuklandı.

Demiryolu Cinayeti (Hindistan, 2026)

Hindistan’da Sangeeta Singh adlı bir kadın ile sevgilisinin (Narsingh Devile), kadının eşini öldürdükten sonra olayı tren kazası gibi göstermeye çalıştıkları iddia edildi. Soruşturmaya göre kurban başka bir yerde öldürülmüş, daha sonra ceset demiryolu raylarının üzerine bırakılmıştı. Amaç, ölümün tren çarpması sonucu meydana geldiği izlenimini yaratmaktı.

Ancak polis ve adli inceleme ekipleri olay yerinde bazı tutarsızlıklar fark etti: Yaralar tren kazasıyla uyumlu görünmüyordu. Cesedin konumuna ve ölüm zamanına ilişkin çelişkiler vardı. Şüphelilerin ifadelerinde tutarsızlıklar saptanmıştı. Üstelik olay öncesindeki iletişim kayıtları, yasak bir ilişkiyi işaret ediyordu.

Sonuç olarak ikili, tasarlanmış cinayetten mahkûm edildi.

***

Türkiye’den haberlere geldiğimizde, kaza/intihar süsü verilen vakaların bolluğu ve benzerliği sizi şaşırtmaz sanıyorum.

The Guardian gazetesinde Ocak 2026’da yayınlanan makalede de açıkça sorduğu üzere:

“Neden Türkiye’de bu kadar çok kadın yüksekten düşerek ölüyor?” (https://www.theguardian.com/society/2026/jan/31/why-are-so-many-turkish-women-falling-to-their-deaths )

Yüksekten Düşme Vakaları:

Şule Çet Cinayeti (Ankara, 2018)

23 yaşındaki Şule Çet, 29 Mayıs 2018 tarihinde işvereni Çağatay Aksu ve onun arkadaşı Berk Akand’ın da bulunduğu bir plazanın 20. katından düşerek ölmüş, Çet’in düşerek/atlayarak hayatına son verdiği iddia edilmişti.  Kamuoyunda büyük ses getiren ve kadın cinayetleri konusunda sembol bir davaya dönüşen bu vakanın soruşturması, Kadın Hakları Derneklerinin ve kamuoyunun büyük baskısıyla derinleştirildi. Şule Çet’in ölmeden önce cinsel saldırıya uğradığının ve plazanın 20. katından atılarak öldürüldüğünün kesinleşmesiyle sanıklar “iyi hâl” indirimli cezalar aldılar.

Aysun Yıldırım (İstanbul, 2018)

26 yaşındaki Aysun Yıldırım 2018’de İstanbul Sefaköy’de çalıştığı üçüncü kattaki ofisinin penceresinden düşmüş hâlde bulundu. Savcılık önce olayı intihar olarak kapattı. Ancak daha sonra dosyayı inceleyen avukat Leyla Süren, önemli delillerin göz ardı edildiğini söyledi. Aysun’un tırnaklarında bir erkeğe ait DNA bulunduğu, telefon kayıtlarının o kişinin olay yerinde olduğunu gösterdiği ve iddia edilen şekilde pencereden atlamanın fiziksel olarak zor olduğu öne sürüldü. Dosya birkaç kez yeniden açıldı, bazı şüpheliler hakkında soruşturma yürütüldü. Ancak davaya ilişkin hâlâ kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmuyor. Savcılık 2023’te yeniden takipsizlik kararı verdi. Ailenin hukuk mücadelesi sürüyor.

Rabia Naz Vatan (Giresun, 2018)

Türkiye’de son yılların en tartışmalı şüpheli ölümlerinden biri, Rabia Naz Vatan dosyası oldu. Resmî kayıtlarda olay yüksekten düşme olarak değerlendirilse de ailesi ve birçok hukukçu halen bunun bir trafik kazası sonrası örtbas edilen ölüm olabileceğini savunuyor.

11 yaşındaki Rabia Naz, 12 Nisan 2018’de evlerinin önünde ağır yaralı bulundu. Hastaneye kaldırılan çocuk kurtarılamadı. İlk soruşturmalarda olayın “yüksekten düşme” sonucu meydana geldiği ileri sürüldü. Ancak babası Şaban Vatan başından itibaren bu açıklamaya itiraz etti. Şaban Vatan’ın iddiasına göre Rabia Naz’a bir araç çarpmış, ardından olay örtbas edilmeye çalışılarak çocuğun bedeni evin önüne bırakılmıştı. Şaban Vatan, olay yerindeki fiziksel bulguların “çatıdan düşme” ile uyuşmadığını savundu. Özellikle yaralanma biçimi, kemik kırıkları, sürüklenme ihtimali, olay yeri geometrisi üzerinde duruldu. Dosyada yıllarca tartışılan başlıca iddialardan biri, olaya karıştığı öne sürülen aracın yerel nüfuz sahibi kişilerle bağlantılı olabileceğiydi. Bu nedenle kamuoyunda delil karartma, siyasi baskı, soruşturmanın yönlendirilmesi iddiaları gündeme geldi. Ancak halen olayın cinayet olduğuna dair kesinleşmiş bir mahkeme hükmü bulunmuyor. Aile hukuk mücadelesini sürdürüyor.

Kelebekler Vadisi Vakası (Fethiye, 2018)

Fethiye’de 2018 yılında gerçekleşen bu olayda, Hakan Aysal isimli şahıs, 7 aylık hamile eşi Semra Aysal’ın Kelebekler Vadisi’nde uçurumdan düşerek öldüğünü iddia etti. Hâlbuki gerçek bambaşkaydı.

Hakan Aysal, eşini fotoğraf çektirme bahanesiyle Kelebekler Vadisi’nin en güzel manzaralarından birine sahip olan uçurumun kenarına çekti. Civarda kimsenin olmadığı bir anı kollayan adam, ilk fırsatını bulduğunda karısını soğukkanlılıkla aşağı itti ve yoldan geçenlerden yardım istedi. Sakin, telaşsız tavırlar sergileyen ve eşinin ölümünün ardından üzüntü emaresi göstermeyen Aysal, şüpheleri üzerine çekti.

Yapılan incelemelerde, zanlının eşi adına 400 bin TL tazminatlı bir hayat sigortası yaptırdığı ve tek varis olarak kendisinin belirlendiği ortaya çıktı.

Mahkeme, Hakan Aysal’ı “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Şebnem Köker (İstanbul, 2020)

29 yaşındaki hemşire Şebnem Köker, 2020’de Istanbul’da bir otel odasının penceresinden düşerek hayatını kaybetti. Olay başlangıçta intihar olarak değerlendirildi. Ancak ailesi, özellikle de babası Abdullah Köker, Şebnem’in ciddi yükseklik korkusu olduğunu ve kendi isteğiyle camdan atlamasının mümkün olmadığını savundu. O sırada otelde yanında bulunan erkek arkadaşının ifadelerinde çelişkiler olduğu belirtiliyor. Aile ve kadın hakları savunucuları soruşturmanın yüzeysel yürütüldüğünü düşünüyor. Dava sonuçlanmadı.

***

Rojin Kabaiş Vakası (Van Gölü, 2024)

Van’a okumaya gelen üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş, Eylül 2024’te kayboldu. Günler süren arama çalışmalarının ardından cansız bedeni Van Gölü kıyısında bulundu. Rojin’in ölümünün boğulma / intihar olduğu iddia edildi.

Ailesi ve bazı hukukçular olayın sadece kaza ya da intihar olarak değerlendirilmesine itiraz etti. Kaybolması ile bulunması arasında geçen sürede net bir senaryo oluşturulamıyordu. Olay yerine nasıl ulaşıldığı belirsizdi. Telefon, dijital veri ve son görüldüğü anlara ilişkin eksik ya da çelişkili bilgiler vardı. Ailesi, Rojin’in intihar ettiği iddiasına kesinlikle karşı çıktı ve soruşturmanın derinleştirilmesini istedi. Ailenin ve kamuoyunun ısrarlı baskısıyla Rojin’in bedeninde iki farklı erkeğe ait DNA bulunduğu ve kanıtların örtbas edilmeye çalışıldığı ortaya çıktı. Olay hâlen adli süreçte ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok.

Kızılırmak Nehri Kazası (Samsun, 2025)

12 Eylül 2025’te Samsun’un Bafra ilçesinde Dr. Serdar Kıyak’ın kullandığı otomobil yaklaşık 30 metre yükseklikten Kızılırmak Nehri’ne uçtu. Araçtaki eşi Gülşah Karaman ile 3 yaşındaki çocukları suya gömülen otomobilde hayatını kaybederken, Dr. Serdar Kıyak araçtan atlayıp hafif yaralı olarak kurtuldu.

İtfaiye dalgıçları tarafından sudan çıkarılan anne ve çocuğun cenazeleri ertesi gün son yolculuğuna uğurlandı. Cenaze töreninde baba Serdar Kıyak’ın bebeğinin battaniyesine sarılarak ağladığı ve “Oğlum!” diye feryat ettiği görüntüler hafızalara kazındı.

Soruşturma derinleştikçe Serdar Kıyak’ın yasak aşk yaşadığı iddiaları gündeme geldi. Kazadan yara almadan kurtulması ve saçlarının kuru olması nedeniyle olayın kaza değil cinayet olabileceği şüpheleri yoğunlaştı. Sonuç olarak Dr. Kıyak’ın eşini ve oğlunu tasarlayarak öldürmek suçlarından tutuklanmasına karar verildi. Bafra Kapalı Cezaevi’ne gönderilen doktor, burada kendini asarak intihar teşebbüsünde bulundu.

İntihar girişiminin ardından Elazığ Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na nakledildi. Burada tekrarladığı intihar girişimi başarıya ulaştı ve hayatını kaybetti. Anne ve çocuğun ölümlerinin yanı sıra cezaevindeki ölüm olayı nedeniyle de dosyanın adli soruşturma kapsamında incelenmesine devam ediliyor.

***

Kaynaklar:

En Son Yazılar