CERRAH – TESS GERRITSEN
Yayınevi: Doğan Kitap
Basım Tarihi: 2001
Sayfa Sayısı: 370
Çevirmen: Ayşegül Cebenoyan
Tür: Polisiye-Gerilim

Tess Gerritsen’in Cerrah romanı, Jane Rizzoli serisinin başlangıç kitabıdır. Boston’da kadınları hedef alan bir seri katil, kurbanlarını evlerinde yakalayıp canlıyken rahimlerini çıkararak öldürmektedir. Cinayetlerin yöntemi, iki yıl önce Savannah’da Andrew Capra tarafından işlenen saldırıların birebir aynıdır. Oysa Capra, son kurbanı Dr. Catherine Cordell tarafından vurularak öldürülmüştür. Bu nedenle Boston’daki yeni cinayetler, polise kopya cinayetlerle karşı karşıya olduklarını düşündürür.
Catherine Cordell, geçmişteki saldırıdan sağ kurtulmuş başarılı bir cerrahtır. Ancak yeni cinayetlerle birlikte bastırdığı travma yeniden su yüzene çıkar. Katilin, Capra’nın yalnızca bilinen yöntemlerini değil, basına hiç yansımamış ayrıntıları da birebir uygulaması, Catherine’in geçmişiyle olan bağını daha da içinden çıkılmaz, dehşet verici bir hale getirir. Üstelik katil, Catherine’i takıntı haline getirmiştir. Evine gizlice girer, eşyalarının yerini değiştirir, her an onu izlediğini hissettiren izler bırakır.
Soruşturmayı yürüten Dedektif Thomas Moore, sakin yapısıyla ekibin en güven veren ismidir. Catherine’e yaklaşırken aralarında beklenmedik bir duygusal yakınlık gelişir. Ancak bu yakınlık soruşturmanın gidişatını zora sokar.
Boston Polis Teşkilatı’nın tek kadın dedektifi olan Jane Rizzoli ise erkek meslektaşlarının küçümsemesiyle yıllardır mücadele etmektedir. Dışlandıkça daha da hırslanan Rizzoli, bu vakayı yalnızca bir görev değil, kendini kanıtlama savaşı olarak görür. Soruşturma sırasında bir şüphelinin ölümüne sebep olduğu gerekçesiyle dosyadan el çektirilse de kendi sezgilerine güvenerek ekipten bağımsız bir şekilde iz sürmeye devam eder. Bu inatçılık, onu giderek katile en çok yaklaşan kişi haline getirir.
Polis artık “Cerrah” lakaplı yeni katilin yalnızca taklitçi olmadığının, Capra ile bir bağı olabileceğinin farkındadır. Cerrahi müdahalelerdeki ustalığı, onun tıp eğitimi almış biri olduğunu gösterir. Bu bilgi, soruşturmanın yönünü değiştirir ve Moore ile ekibini katilin kimliğine dair kritik ipuçlarına ulaştırır.
Zamanının daraldığını hisseden katil, nihayet son hamlesini yapar ve Catherine’i kaçırır. Catherine, kendini iki yıl önceki kâbusun birebir kopyası olan bir ameliyat masasında bulur. Moore, sevdiği kadını bulmak için tüm gücünü ortaya koyarken, Rizzoli’nin bağımsız yürüttüğü soruşturma onu doğrudan katilin evinin kapısına kadar getirir.
BALKONDAKİ ADAM – MAJ SJÖWALL VE PER WAHLÖÖ
Yayınevi: Ayrıksı Kitap
Basım Tarihi: 2019
Sayfa Sayısı: 288
Çevirmen: Bilge Turan Zourbakis
Tür: Polisiye-Roman

Maj Sjöwall ve Per Wahlöö’nün birlikte kaleme aldıkları Martin Beck serisinin üçüncü kitabı Balkondaki Adam Stockholm’de sıcak bir yaz gününde, bir apartmanın balkonunda oturan, kim olduğu belirsiz bir adamın, şüpheli bir biçimde çevreyi izlemesiyle başlar. Aynı günlerde polis, parklarda insanlara saldırıp çantalarını çalan bir gaspçının peşindedir. Bu küçük gibi görünen suçun, ileride büyük bir düğümü çözeceğinden habersiz olan kolluk kuvvetleri, gasp kurbanının feci şekilde dövülerek çantasının çalındığı parkta araştırmalarını sürdürürken, korkunç bir şeyle karşılaşırlar. Parkta, çalıların arasında, tecavüze uğramış ve boğularak öldürülmüş 9 yaşında bir kız çocuğu bulunmuştur. Olay yerinde hiçbir tanık, hiçbir iz bulamayan yerel polis, vakayı serinin üçüncü kitabında artık bir Başkomiser olan Martin Beck’e ve ekibine devreder.
Kısa süre sonra Martin Beck’in korktuğu gerçekleşir ve bir kız çocuğu daha aynı şekilde öldürülmüş halde bulunur. Cinayetlerin benzerliği, şehirde büyük bir panik yaratır. Martin Beck, elinde neredeyse hiçbir ipucu olmadan ilerlemek zorunda kalır. Ekibiyle birlikte yüzlerce ihbarı değerlendirir, pedofili kaydı olan herkesi sorgular fakat çabaları sonuçsuz kalır. Katil hiçbir iz bırakmıyordur. Bu arada polis gaspçı ve katilin aynı kişi olduğundan şüphelense de profil uzmanları onların iki ayrı kişi olduklarını savunmaktadır.
Katilin kurbanlarını parklarda seçip takip ettiğini düşünen Martin Beck soruşturmaya, kurbanlardan birinin o gün parkta birlikte oynadığı arkadaşlarını araştırmakla başlar. Martin Beck o çocuklardan birinin 3 yaşındaki erkek kardeşinin hareketlerinden katili görmüş olacağından şüphelenir. Ne var ki çocuk gördüğünü anlayacak yaşta olmasına rağmen açıklayacak kadar konuşma becerisi yoktur. Martin Beck yine de çocukla zaman geçirir, oyuncaklarla, resimlerle konuşturmaya çalışır. Bütün bu uğraşlardan sonra, küçük de olsa bir ipucu yakaladığını sonradan fark edecektir.
Gelen bir ihbar üzerine polis park gaspçısının izini bulur. Gaspçı kıskıvrak yakalanırken, adamın evinde kurbanlarla ilişkilendirilen bazı deliller bulunur. Katili yakaladıklarını düşünen polis ekibi, gaspçı göz altındayken bir kız çocuğunun ortadan kaybolmasıyla yine bir çıkmaza girer. Gaspçı ise hırsızlık suçunu itiraf ederken cinayet suçlamalarını asla kabul etmez ve parkta şüpheli bir adam gördüğünü söyler. Gaspçının tarifiyle üç yaşındaki çocuğun anlatmaya çalıştıkları uyuşunca Martin Beck’in zihnindeki deliller nihayet bir yön bulur. Polis merkezine cinayetlerden önce gelen bir ihbarın yeniden değerlendirilmesi ise ekibi Balkondaki Adam’a yönlendirir.
PERŞEMBE GÜNÜ CİNAYET KULÜBÜ – RİCHARD OSMAN
Yayınevi: Bilgi Yayınevi
Basım Tarihi: 2021
Sayfa Sayısı: 424
Çevirmen: Cengiz Yücel
Tür: Polisiye-Roman

Yapımcı ve televizyon programcısı İngiliz yazar Richard Osman’ın, çıktığı anda çok satanlar listesinde yerini almış, 48 dile çevrilmiş, film hakları Steven Spielberg yapım şirketi tarafından satın alınmış ve aynı adlı filmi geçtiğimiz aylarda dijital bir kanalda yayınlanmış, dünya çapında ses getiren romanı Perşembe Günü Cinayet Kulübü, İngiltere’nin huzurlu bir emekli kasabası olan Coopers Chase’te geçer.
Kurgu, seksenli yaşlarında dört arkadaşın etrafında döner. Geçmişi gizemlerle dolu Elizabeth grubun beynidir. Romanda bu açık açık belirtilmez fakat Elizabeth’in eski bir casus olduğuna dair ipuçları vardır. Eski bir psikiyatrist olan İbrahim her şeyi analiz eden detaycı bir karakterdir. Eski bir sendika lideri olan Ron kavgacı ve inatçı biriyken, aralarına sonradan katılan ve eski bir hemşire olan, dışarıdan saf görünen ama epey dikkatli bir gözlemci olan Joyce romanın anlatıcısı ve grubun günlüğünü tutan kişi görevini üstlenmiştir. Bu dörtlü, her perşembe yapboz odasında buluşarak polisin çözemediği, eski faili meçhul dosyaları incelerler. Kendilerine “Perşembe Günü Cinayet Kulübü” adını vermişlerdir.
Kulübün güncel bir cinayeti çözme hayali Coopers Chase’in acımasız müteahhidi Tony Curran’ın evinde ölü bulunmasıyla gerçeğe dönüşür. Bu durum, kulüp üyeleri için bulunmaz bir fırsattır. Artık kâğıt üzerindeki dosyaları değil, canlı bir cinayeti çözme şansı yakalarlar.
Kulüp üyeleri, Elizabeth’in kurnazca yönlendirmeleriyle, yerel polis teşkilatından bir polis memuru ve bir müfettişle işbirliği yaparlar. Bu şekilde polisin resmi kaynaklarına erişimleri kolaylaşır. Tony Curran’ın cesedinin yanında bulunan eski bir fotoğraf, olayı daha da gizemli hale getirir. Kulüp üyeleri polisin yürüttüğü soruşturmanın önüne geçecek bir şekilde araştırmalarını sürdürürken, buldukları bir ipucu onları geçmişe dayanan bir suça götürür.
Soruşturma ilerlerken ikinci bir ölüm gerçekleşir. Tony Curran’ın ortağı Müteahhit Ian Ventham, bir protesto sırasında herkesin gözü önünde yere yığılır. Bu ölüm, işleri daha da karmaşıklaştırır.
Elisabeth araştırmaları esnasında kasabanın mezarlığında müteahhit Ian Ventham için çalışan Polonyalı Bogdan ilekarşılaşır. Ne var ki bu tanışıklık, beklenmedik bir şekilde samimi bir dostluğa dönüşür. Öyle ki Elisabeth demans hastası kocasını gözünü bile kırpmadan yeni dostuna emanet eder. Elisabeth kısa süre sonra yaşlılar merkezinin geçmişine dair gömülü sırların çıkmasını sağlar. İbrahim, Ron, Joyce ve Elizabeth, zanlıları sorgulayarak ve ipuçlarını birleştirerek, hiç ummadıkları bir katille karşı karşıya kalırlar.
ÇOK ŞEKERLİ ÖLÜM – AYŞE ERBULAK
Yayınevi: Eksik Parça Yayınları
Basım Tarihi: 2025
Sayfa Sayısı: 224
Tür: Polisiye-Roman

Ayşe Erbulak’ın yıllar önce yayımlanan Hafiye Karılar serisinin ilk kitabı Çok Şekerli Ölüm, geçtiğimiz aylarda Eksik Parça Yayınları etiketiyle Dedektif Kadınlar serisi olarak yeniden okurla buluştu. Meral ve Zeynep’in Medcezir Dedektiflik Bürosu’ndaki maceralarını anlatan serinin ikinci kitabı Limoni Ölüm kısa süre önce yenilenmiş baskısıyla raflara çıktı. Serinin üçüncü ve son kitabı Ödüllü Ölüm ise yine Eksik Parça Yayınları tarafından çok yakında yayımlanacak.
Hikâye Mehmet ile Oktay’ın Bodrum açıklarında yakalandıkları fırtınayla başlar. Fırtına sırasında güverteye çıkan Oktay, Mehmet’in ortadan kaybolduğunu fark eder. Denize düştüğünü anlayınca onu bulmak için çabalasa da başarılı olamaz. Dev dalgalarla boğuşarak tekneyi kıyıya ulaştırmayı başaran Oktay, artık umudunu yitirmek üzereyken Mehmet mucizevi bir şekilde sağ bulunur. Ancak yaşadığı kısa süreli hafıza kaybı nedeniyle başına gelenleri hatırlayamaz. Mehmet’in karısının apar topar tekneyi temizletip Bodrum’dan ayrılmasıyla bu gizemli olay da unutulur. İki dostun akıbeti ise bir yıl sonra yeniden gündeme gelecektir.
Romanın merkezindeki Meral ve Zeynep aslında çocukluk arkadaşıdır. Yıllar sonra yolları yeniden kesişir. Zengin bir ailenin kızı olan Zeynep, aile şirketinde çalışmak istemez. Hayali özel dedektif olmaktır. Bu hayalini tek başına gerçekleştirmek yerine, yakın arkadaşı Meral’i de bu maceraya dahil eder.
Meral ise kısa süre önce bir trafik kazasında eşini kaybetmiş, kendisi de tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuştur. Evinden çıkamayan, bilgisayar konusunda neredeyse bir hacker kadar yetenekli olan Meral’in tek dayanağı oğlu Alican’dır. Zeynep’in teklifi ona yeniden hayata tutunma fırsatı verir ve birlikte Medcezir Dedektiflik Bürosu’nu kurarlar. Zeynep sahada, Meral bilgisayar başında vakaları çözmeye koyulur.
Birgün yolları, geçen yılki fırtınadan sağ kurtulan Oktay’ın eski karısı Nilüfer ile kesişir. Nilüfer, Oktay’ın evinin banyosunda ölü bulunmasının ardından Meral ve Zeynep’ten yardım ister. Doktorlar ölüm sebebini şeker koması olarak açıklasa da Nilüfer bunun bir cinayet olduğuna emindir. Üstelik katilin de Oktay’ın genç eşi Demet olduğunu iddia eder.
Nilüfer, dedektiflere yüksek bir ödeme teklif ederek Demet’in suçunu kanıtlamalarını ister. Hatta bu uğurda gerekirse yasa dışı yollara başvurmalarını bile ima eder. Bu kabul edilemez talep karşısında Meral ve Zeynep davayı reddeder. Ancak olaylar peşlerini bırakmaz. Çünkü kısa süre sonra Demet de evinde ölü bulunur ve işler tamamen değişir.
Bir yıl önceki tekne kazasından sonra inzivaya çekilen Mehmet, eski dostu Oktay’ın ölüm haberini alınca şehre geri döner. Mehmet ve karısı Aslı’nın, Oktay’ın yeni eşi Demet yerine eski eşi Nilüfer’le yakınlık kurması ilk bakışta taraflarını belli ediyor gibi görünse de olayların arka planı hiç de göründüğü gibi değildir.
Romanın paralel kurgusunda, zengin bir ailenin kızı Fatoş’la evlenen Serdar’ın hikâyesi anlatılır. Serdar, kayınpederinin kurduğu deri fabrikasının başına geçmiş ancak yaptığı büyük bir hata sonucu şirketi batma noktasına getirmiştir. Uçan kuşa borçlanmış, hapse girmemek için fabrikadaki en güvendiği adam Fatih ile kaçış planları yapmaktadır.
Kaçmak için yasa dışı bir yola başvuran Serdar, istenen yüklü parayı ödemeyi kabul eder. Ancak tam kaçış hazırlığındayken gizemli birileri tarafından şantajla köşeye sıkıştırılır. Parayı vermezse kaçma planının yetkililere bildirileceği tehdidiyle karşı karşıya kalır. Çaresizce istenen parayı teslim eder fakat şantaj bitmez. Tüm bu baskılara rağmen karısı Fatoş’u da yanına alarak kaçmaya kalkışır ve kendisini hiç beklemediği bir sonun içinde bulur.


