Anne ve babalar çocuklarıyla beraber okuyabilsin diye yazılan bu hikâyede, coğrafi yer isimleri dışında tüm isimler ve olaylar hayal ürünüdür. Hikâyenin yazılışında sınırda ve satıhta ülkemizi hainlerden koruyan tüm emniyet güçlerimizden ve insanoğlunu kayıtsız şartsız seven güzel hayvanlardan ilham alınmıştır.
3 Ekim 2018 sabahı Veteriner Nalan Hanım’ın Safranbolu Bağlar’daki müstakil evinin sokağı:
Peyami, Hilmi ve Tıktık tarafından bahçenin dört bir yanına gizlenen C4 patlayıcılar, 1’er kilo olarak kedi-köpek taşıma kutularına yerleştirildi. İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e gönderilmek üzere yola çıkarıldı.
Tıktık Kâmil: Hilmi, İstanbul, Ankara ve İzmir’i de aldın mı artık senin önüne kimse set çekemez be!
Hinoğluhin Hilmi: Sen de şu Peyami gibi akıllı akıllı işini yapsan ya Tıktık! Sana ne İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den! Son duyumlarıma göre Başkomiser Çakır iyice hastalanıp yürüyemez hale gelmiş. Meydan bize kaldı diyorum beyler! Anlamıyor musunuz? Hodri meydan!
Cingöz Peyami: Şimdi benim anlamadığım şu. Her kedi-köpek kutusunda bir kilo patlayıcı ile yola çıkan sokak hayvanı dostlarımızın başına da kötü bir iş gelecek mi? Yarın yani 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde patlatılmak üzere gönderdiğimiz patlayıcılar patlayınca ne olacak? Kaçak evcil hayvan satan her dükkândaki tutsak tutulan hayvanları da öldürecek mi? Patlamayla saçılan mamalarla tüm sokak hayvanları bayram edecek diyorsun… Ama böyle bir katliamdan sonra kim bayram etmek ister ki?
Hinoğluhin Hilmi: Akıllısın dedik çenen düştü Peyami. Büyük devrimler kayıpsız olmaz. Ağzı var dili yok hayvanlar üzerinden adaletsiz para kazanan sefillere günlerini göstereceğiz. Gecenin öfkesi bu demek. Hadi kapa çeneni de kedi-köpek kutularını araçlara yüklemeye devam et!
3 Ekim 2018 gecesi Karabük Kedi-Köpek Güvenlik Birimi-KKGB:
Güvenlik biriminin Veteriner Nalan’ın evinde, iş yerinde ve sokağında olup biten her şeyden haberleri vardı. Yola çıkan her bir aracın arkasından bir de ekip arabası yollandı. Başkomiser Çakır patlayıcıların dağıtılmasını gizli gizli izledi. Patlamadan bir gece önce ekipler patlayıcıların hepsini etkisiz hale getirmişlerdi. Sonrasında Veteriner Nalan’ın evine baskın yapıldı. Kendisi ve hayvanları gözaltına alındı. Hilmi’nin kelepçesini Başkomiser Çakır bizzat kendi taktı.
Başkomiser Çakır: Son duyumlarına göre iyice hastalanıp yürüyemez hale gelmiş bir Başkomiser Çakır tarafından tutuklanmak nasıl bir duygu Hilmi? Meydan bize kaldı diyordun! Meydan bulursun at bulamazsın hilmi! At bulunca da meydan bulamazsın böyle! Yürü bakalım! İt oğlu it seni!
***
Bir gece önce polisler taradından etkisiz hale getirilen patlayıcılar üç büyük şehre dağıldı. Tabii ki beklenen patlamalar olmadı. Kaçak evcil hayvan satan firmaların kedi-köpek mamalarına el kondu. 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü şerefine tüm sokak hayvanlarına tonlarca mama dağıtıldı.
4 Ekim 2018 akşamı KKTV- Kedi-Köpek TV Ana Haber Bülteni:
“İyi akşamlar sayın seyirciler. Ben sunucunuz Minnoş Parlaktüy, ana haber bültenini sunuyorum.
Bugün Ankara, İstanbul ve İzmir’de büyük bir facia önlendi. Karabük KGB- Kedi-Köpek Güvenlik Birimi’nin aman vermeyen çalışmaları sonucu bu üç büyük şehrimizde pek çok evcil ve sokak hayvanı kurtuldu sayın seyirciler. Bir organize suç örgütü tarafından yasal olmayan evcil hayvan satan dükkânlara patlayıcılar gönderildi. Eş zamanlı olarak patlatılması planlanan kaçak patlayıcılar güvenlik birimi tarafından etkisiz hale getirildi. Bu arada yasal olmayan yollardan evcil hayvan satışı yapan dükkânlara ceza yazıldı ve sahipleri göz altına alındı. Bazı dernekler, özellikle Keyfe Keder Sokakta Yaşayan Hayvanlar Derneği- KKSYHD, bu patlamaların engellenmesini protesto etti. Polisten alınan bilgiye göre merkezi Safranbolu’da olan, fakat ülkenin dört bir yanında faaliyet gösteren son yılların bu en büyük kedi-köpek suç çetesi tamamen çökertilmiş durumda. Tüm elemanları içeri alınmış olan bu suç çetesinin Gecenin Öfkesi isimli bir elebaşı tarafından yönetildiği tespit edildi.”
4 Ekim 2018 günü Karabük Kedi-Köpek Güvenlik Birimi-KKGB:
Telefon kayıtlarından 10’ar kilo patlayıcı satarak suça iştirak ettiği anlaşılan Nazlı Necmiye ve El Medique’in sorgusu devam ediyordu.
Başkomiser Çakır: Demek kendinizi çok akıllı sanıyorsunuz öyle mi? Biri İran’dan gelmiş, diğerinin büyük büyük babası El Hamra Sarayı’nda bekçi kediymiş. Vay vay vay!
Nazlı Necmiye: Ben bu El Medique denen kedinin kurbanıyım Başkomiserim. Benim hiçbir suçum yok. Bakar mısınız şu tavşan beyazı tüylerime? Sürmeli gözlerime? Benim ne işim olur suçla? Terörle? Ben akşama kadar yalanırım, yatarım, uyurum. Mrrr… Mrrr… Mrrrr… Miyaaaav…
El Medique: Beni suçlu ilan eden kendine baksın. Tüylerinin çoğu beyaz olan Necmiye ama sütten çıkmış ak kedi olan benim Başkomiserim. Asıl benim işim olmaz suçla terörle!
Başkomiser Çakır: Ama telefon ve banka kayıtlarınız öyle demiyor! Çıkarın şunları sorgu odasından!
Nazlı Necmiye: Bir şey söyleyeyim mi Başkomiserim? O kocaman kulaklı simsiyah kedi var ya… Adı Kara Murat mıydı neydi? O pek bir merak ettiydi bizim aldığımızı sattığımızı. Ona da sorun bir şeyler.
***
Veteriner Nalan’ın evindeki diğer kediler ve köpekler sorgulandıktan sonra serbest bırakıldılar. Koca kulaklı simsiyah bir yavru kedi olan Kara Murat’ın doğum bilgilerine ulaşılamadığı için bir tek o salınmadı. Başkomiser Çakır, Nazlı Necmiye’nin uyarısını dikkate alarak yavru da olsa Kara Murat’ı sorgu odasına aldırdı.
Kara Murat: Miyuvvv. Başkomiserim yanlış yoldasın. Benim etim ne budum ne? Şu tipe bir bakar mısın? Daha 6-7 aylık bir kediyim ben. Miyuvvv. Anne yüzü görmedim. Veteriner Hanım beni enjektörlerle koynunda besledi de bugünlere gelebildim.
Başkomiser Çakır: Madem daha 6-7 aylıksın neden başkalarının işine burnunu sokarsın be kedi! Duydum ki sorarmışsın kim ne aldı ne sattı!
Kara Murat: Bakın benim bu olanlarla hiçbir ilgim yok.Kar gibi beyaz tüylü ve sarı gözlü, 16 yaşında dişi bir kedi planladı her şeyi. Vallahi de billahi de!
Başkomiser Çakır: Babaannem yaşında kediden elebaşı mı olur! Neler saçmalıyorsun sen?
Kara Murat: Bakın bana inanmıyorsanız evdeki diğer kedilere sorun. Korkudan konuşamazlar ama hepsi o kediyi tanır. Herkesle Gecenin Öfkesi kod adıyla iletişim kurar. Kapıkule’den Bartın’a, oradan Safranbolu’ya herkes onu bilir. Herkes ondan korkar. Asla kimseye görünmez. Ben de tüyünün rengiyle göz rengini başkalarından duydum da oradan biliyorum. Durum bu yani.
Başkomiser Çakır: Tamam tamam kes. Kuyruklu yalanlarını hâkime sakla. Atın bunu da nezarete!
***
Cingöz Peyami ve Tıktık Kâmil de nezarete konmuşlardı. Polis memurları, bir cep telefonu bile olmayan minnacık yavru kedi Kara Murat da nezarete atıldığı için üzülmüşlerdi. O sırada Başkomiser Çakır Hilmi’yi sorguya aldı.
Başkomiser Çakır: Bak Hilmi! Seni yıllar öncesinden tanırım. Sende bu işi organize edebilecek ne yürek ne de zekâ var. Var gel söyle bu işin başında kim vardır! İş birliği yap da cezan azalsın!
Hinoğluhin Hilmi: Neden ben olamazmışım! Bal gibi de benim bu işin başı! Seni gidi kendini beğenmiş Başkomiser bozuntusu! Sen de hepimiz gibi sokaklardan geldin! Yakanda polis rozeti var diye kendini bizden üstün mü sanırsın!
Başkomiser Çakır: Ben de senin gibi sokaklardan geldim Hilmi! Senden üstün olan ben değilim elbet! Senden üstün olan yakamdaki bu ay-yıldızlı bayraktır! Ben senin gibi yediğim kaba pislemem! Ahlaksız seni! Alın şu iti gözümün önünden! Köpekliğin yüz karası seni!
Hilmi korkusundan ağlamaya başladı. Titreyen elleriyle cebinden bir mendil çıkarmaya çalışırken, yere bir fotoğraf düşürdü. Fotoğraf, bir sinemada Ejderhanı Nasıl Eğitirsin? filminin afişi önünde çekilmişti. Fotoğrafta Cingöz Peyami, Hinoğluhin Hilmi, Tıktık Kâmil bir de kocaman kulaklı simsiyah bir yavru kedi yan yana sarmaş dolaş dikiliyorlardı.
Başkomiser Çakır: Bu fotoğraf ne? Bu yanınızdaki yavru dediğiniz Kara Murat değil mi? Bu film? 2010 yılında çıkmadı mı piyasaya? Yani 8 yıl önce? O minnacık koca kulaklı siyah kedi yavru olamaz o halde. Hayırdır oğlum? Ne iş bu fotoğraf?
Hinoğluhin Hilmi: Hiiiç… Bu fotoğraftaki o simsiyah yavru kedi değil Başkomiserim. Eeeeee… Öööööö… Onun babası bu! Hah babası! Vallahi de billahi de babası!
Başkomiser Çakır: Ne babası! Aynı minnacık kedi işte! Hay Allah! Buldum yahu! Gecenin Öfkesi! Filmdeki simsiyah ejderhanın adıydı bu! Ben de bu ismi nereden hatırlıyorum deyip duruyordum içimden! Yakaladım seni elebaşı Kara Murat!
Başkomiser Çakır’ın Hilmi’yi sorgulamasından 2 dakika önce Karabük KKGB, Kedi-Köpek Güvenlik Birimi:
Birinci Polis Memuru: Salıvereceğim oğlum ben bu minnacık siyah yavruyu. Baksana köşeye sıkıştı ağlar durur ince ince.
İkinci polis memuru: Salma oğlum sormadan. Doğum bilgileri gelmedi daha. Beni dinle.
Birinci Polis Memuru: Hiç mi vicdan kalmadı oğlum bizde? Ne dersen de! Sorumluluğu alıyorum ben! Buyur kardeş. İsmin Kara Murat’tı değil mi? Hadi çık, serbestsin.
5 dakika sonra Karabük Kedi-Köpek Güvenlik Birimi-KKGB:
Başkomiser Çakır, hemen Veteriner Nalan’ı telefonla ardı. Veterinerden küçük siyah kedinin 8 yaşında olduğunu öğrenince nezarete koştu ama geç kalmıştı. Siyah kedi dışarı salıverilmişti. Nezaretteki polis memuru, yavru sandığı siyah kedi Kara Murat’ı, doğum kayıtlarının gelmesini beklemeden salıverdiği için hayatının hatasını yapmıştı.
Başkomiser Çakır: Kedi! Kedi! Kara kedi! Küçük kara kedi! Nerede o koca kulaklı siyah kedi yahu!
Birinci Polis Memuru: Az önce serbest bıraktım efendim. Minnacık bir yavru kedinin suçla ne alakası olabilir ki?
Başkomiser Çakır: Allah cezanı vermesin! Az önce serbest bıraktım dediğin yavru kedi bu hikâyenin kötü adamıydı! O kedi bu hikâyenin Kayzer Soze’siydi!
Birinci Polis Memuru: Nasıl yani Başkomiserim?
Başkomiser Çakır: Olağanüstü diyorum oğlum! Şüpheliler diyorum! Olağanüstü şüpheliler diyorum! Az önce çetenin en zeki adamını yani elebaşını salıverdiniz diyorum size! Anne sütü alamadığı için minik kalmış o kara kedi! Meğer yavru değil 8 yaşında kediymiş!
Polis memurları Kara Murat’ın peşinden caddeye koştular. Kara Murat’ı bir araca binip kaçmak üzereyken kıskıvrak yakaladılar. Suç örgütünü yöneten elebaşının da yakalandığı haberi hemen televizyonlardan duyuruldu.
Gelgelelim, Gecenin Öfkesi, gerçekten Kara Murat’ın kod adı mıydı?
Operasyondan 34 gün önce yani 1 Eylül sabahı, Çekya’nın başkenti Prag şehrinde bulunan EXPLOJIA patlayıcı fabrikası:
Bembeyaz ve Müdür Sarman, fabrikanın yükleme bölümünde gizli gizli buluşmuşlardı. Etrafları sarı renkli konteynerler taşıyan tırlarla çevriliydi. Konteynerlerin üzerinde kocaman kırmızı E harfleri vardı. Bembeyaz, kendisine ikram edilen bir kutu ton balığını afiyetle mideye indirdi. Patisini yalayarak ağzını burnunu temizledikten sonra bir prenses edasıyla konuşmaya başladı.
Bembeyaz: Miyuvvvv… Ton balığı için teşekkür ederim. Bu sarı renkli kocaman konteynerler de çok ürkütücü ayol. Üstlerindeki kocaman kırmızı E harfler…
Müdür Sarman: O harfler fabrikamızı EXPLOJİA’nın baş harfinden oluşan logosu. Dünyanın dört bir yanına silah ve patlayıcı gönderiyoruz. Bunların içinde sizin ülkeniz Türkiye de var.
Bembeyaz: O yüzden buradayım. Sizden patlayıcı satın almak istiyorum. Ama kaçak yollardan. Özel izin olmadan Türkiye’ye patlayıcı getirtemeyiz.
Müdür Sarman: Ben size kaçak yollardan patlayıcı yollayabilirim Bembeyaz Hanımefendi. Tam da ülkenize iki konteyner dolusu askeri tüfek ve bu tüfeklere ait mermi gönderecektik.
Bembeyaz: Tamam işte. Benim kaçak patlayıcımı da onlarla gizlice gönderiverirsiniz. Miyyuuuvv…
Müdür Sarman: Fakat gümrük kapılarından kaçak ürün geçirmek çok zordur bilirsiniz. Hele o gümrük kontrol köpekleri yok mu?
Bembeyaz: Bilmez olur muyum hiç? Ben de bunun için size geldim. Sizin bu işi tereyağından kıl çeker gibi yaptığınızı duydum. Gelelim pazarlığımıza. Sizden 100 kilo C4 patlayıcı istiyorum. Önümüzdeki 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde kaçak evcil hayvan satan dükkânlar için bir sürprizim olacak. Onlara göndereceğimiz patlayıcılar patladığında kilolarca kedi köpek maması ortalığa saçılacak. Böylece tüm sokak hayvanları bayram edecek.
Müdür Sarman: Fakat bunun için 150 kilo patlayıcı parası ödemeniz gerekiyor.
Bembeyaz: Neden ki?
Müdür Sarman: Gümrük kapılarında kaçak işler şöyle yürür Bembeyaz Hanım. Orada bizim gizli gizli rüşvet verdiğimiz bir kişi vardır. Onun da gümrük kontrol köpeği vardır. O kişi, 100 kilo patlayıcıyı görmezden gelmek için bizden rüşvet alır. O sırada rüşvet almayan diğer ekip, gümrükten kaçak olarak geçenin yarısı kadar patlayıcıyı yakalar. Yani 100 kilo kaçırabilmek için 50 kiloyu gümrüktekilere yakalatırız. Böylece gümrüktekiler kaçakçılığa engel olduk sanırlar. Onlar küçük lokmayı yutarlarken, büyük lokma yani 100 kilo kaçak patlayıcı ülke sınırından içeri sokulmuş olur.
Bembeyaz: Demek 100 kilo patlayıcı alabilmek için gümrükte 50 kiloyu feda edeceğiz. Peki öyle olsun. Miyyuuuvv… Kaçak patlayıcılar da mı sizin bu kocaman kırmızı E harfi logolu sarı konteynerlerinizde taşınacak?
Müdür Sarman: Evet. Yasal olarak gönderilen askeri tüfekler ve mermilerin yanında taşınacak. Ama sizinkiler gizli bölmelerde olacak.
Bembeyaz: Ah ne güzel. Miyuuuvvvv…
Müdür Sarman: Peki sizinle Bembeyaz Hanım olarak mı iletişim kuracağız? Yoksa bu işler için başka bir isim kullanıyor musunuz?
Bembeyaz: Beyaz tüylerime bakıp kanmayın. Sakin bir kedi gibi görünebilirim. Ama birlikte çalıştığım tüm kedi ve köpekler bilirler, öfkelendim mi gözüm hiçbir şey görmez. O yüzden ismimle değil kod adımla iletişim kuracaksınız…
Müdür Sarman: Demek öyle Bembeyaz Hanım. Acaba neymiş kod adınız?
Bembeyaz: Hele şu harika ton balığından bir kutu daha mideye indireyim, size kod adımı söyleyeceğim.
Bembeyaz, ikinci kutu ton balığını da afiyetle yedi.
Bembeyaz: Miyuvvv! Harika! Evet, ne diyorduk? Bundan sonra benimle kod adım aracılığıyla iletişim kuracaksınız. Edirne Kapıkule sınır kapısı, Tekirdağ Limanı, Bartın limanı, Safranbolu balıkçıları ve Safranbolu barınağındaki tüm kedi ve köpeklere böyle haber salın. Salın ki geceden ayrı, öfkesinden ayrı korksunlar! Çünkü beyler benim suç dünyasında bilinen kod adım Gecenin Öfkesi’dir. Haydi bakalım! Az laf çok iş!





