KANLI KARDAN ADAM

Diğer Yazılar

Rıdvan Adıyaman
Rıdvan Adıyaman
1990 yılının, mart ayında, Sapanca Sağlık Ocağı’nda yeryüzüne gelmiştir. Uzun yıllar amatör kümede futbol oynayıp biraz tiyatroyla ilgilenmiştir. Hip Hop kültürüyle içli dışlı bir coğrafya öğretmenidir. 2013 yılından beri yazmaya gönül vermiştir. 2023 yılında Myrina Yayınları ve Kibele Edebiyat Öykü yarışmalarına katılmış hikayeleri antoloji kitaplarında yayımlanmıştır. Dedektif Dergi 2024 Zehirli Kalem öykü yarışmasında finalist listesi içinde yer almıştır. Geçmişin İzleri, Feriştah, Gerçeğin Peşinde, Hiç, Şeytan’ın Oğlu adlı kitaplarını yayımlamıştır.

‘‘Cinayet mahallinde anlamsız bir şey yoktur. Her şeyin bir anlamı vardır.’’

Grotesqueire

Kar sadece çocukları değil yaşını başını almış insanları da mutlu eder. Sokaklarda kartopu savaşları ve kardan adam yaparak sevinç içinde olurlar. Adına ‘beyaz kıyamet’ denilse bile kar yağdığında bedenler mutlulukla dolar.

‘‘Okullar tatil olmadı mı?’’

‘‘Oldu amirim.’’

Üzerinde okul kıyafetleriyle liseli bir kızın bedenini bulduğumuzda amirimizin ilk sorusu bu oldu.

Olay yeri, olay yeri inceleme ekibiyle pişti olmuştu. Onların işleri bitince iki gecedir aralıksız yağan karın altında cansız bekleyen bedeni incelemeye başladık. Amirim kendisiyle özdeşleşmiş hareketini -asla yakmadığı sigarasını dudaklarına yerleştirdi- yaparak maktule eğildi. Mikroskobik inceleme yapan bir bilim insanı edasıyla önce maktulün darbe almış başına, sonra soğuktan morarmış kol ve ayaklarına baktı. Ben ve Yiğit abi -amir dememi istemiyordu- ise eldivenlerin ısıtamadığı ellerimizi birbirine sürtüyorduk.

Birkaç dakika sonra kilolu bedeniyle ağır ağır doğruldu. ‘‘Ne diyorsunuz?’’ diyerek sigarasını dudaklarından çekti.

Amirim maktule eğildiğinde ben de çevre kontrolü yapmıştım. Geride ormanlık bir yol, aralıklı ama yaşlı ağaçlar, gökyüzünden her birinin bir melek indirdiği söylenen kar… Teatral bir cinayet mekânı. Doğrusu ormanlık bu alan cinayeti örtbas etmek için en uygun yerdi.

‘‘Valla ağabey soğukta bu kıyafeti giymesi normal değil. İçimde içlik olmasına rağmen götüm dondu,’’ dedi Yiğit abi ve siyah beresini çekiştirdi. ‘‘Amirim cinayet sanki burada işlenmemiş ya da kar her şeyi örttü.’’

‘‘Ben de burada işlenmediğini düşünüyorum. Maktulün kafasının arkasında soğuktan donmasına rağmen çok fazla kan var. Elbette en güzel yorumu Dursun yapacaktır. Nerede lan o?’’

‘‘Abi, Dursun’u bilirsin soğuğu sevmez. Minibüste köklemiştir klimayı rapor yazıyordur.’’

‘‘Ulan titrek Dursun!’’ diyerek güldü amirim. Sonra sigarasını dudağına yerleştirerek, ‘‘Kim bulmuş?’’ dedi.

‘‘Fotoğrafçı bulmuş amirim.’’

‘‘Bu karda kıyamette neyin fotoğrafıymış?’’

‘‘Kendisiyle henüz görüşmedim amirim. Olay yerine ilk gelen ekip söyledi.’’

‘‘Tamam! Sen fotoğrafçıyla konuş. Biz de Dursun’un yanına gidelim,’’ dedi Amirim ve karlara bata çıka olay mahallinden uzaklaştık.

Polis arabasında bekleyen fotoğrafçıya kendimi tanıttıktan sonra sordum ‘‘Ercan Bey ne işiniz vardı ormanda?’’

‘‘Amatör fotoğrafçıyım, doğa fotoğrafları çekmeyi seviyorum. Eşimle genelde kafa dinlemek için hafta sonları az ilerideki evimize geliyoruz. Kar tatilinden istifade etmek için dün akşam geldik. Eşimin çevrim içi toplantısı vardı ben de köpeğimizi alarak dışarı çıktım. Köpeğimiz Samoyed cinsi, karlı havaları seviyor. Onu ormana saldıktan sonra fotoğraf çekmeye başladım. Önce ormanın dışından birkaç poz aldım. Sonra koşuşturan köpeğimizi çektim. Ambiyans o kadar güzeldi ki kadranımı gökyüzüne çevirdim. Son olarak ağaçları çekmeye başladım. Ağaçların arasındaki kardan adam dikkatimi çekti. Fotoğraflamaya başladım. Eşim arayarak toplantısının bittiğini haber verdi. O ara köpeğimiz kardan adamın yanına gitmişti, havlamaya başladı. Normalde bu cins köpekler çok havlamaz. Tilki falan görmüştür diye düşündüm. Yanına gidince kızın bedenini gördüm, hemen polisi aradım.’’

‘‘Başka bir şey?’’

‘‘Başka bir şey yok. Arkadaşlar telefonumu ve fotoğraf makinemi aldı. Eşimi arasam köpeğimizi alsa.’’

Arabanın içinde pusmuş köpeğe baktım. ‘‘Tamam, önce evinize gidip köpeğinizi bıraksınlar sonra sizi karakola götürüp ifadenizi alsınlar,’’ dedim ve şoför koltuğunda oturan memur arkadaşa talimatları vererek amirlerimin yanına gittim.

***

İçtiğimiz üç bardak çay iliklerimizdeki soğuğu ısıtmaya yetmemişti. Şubedeki elektrikli ısıtıcıları açmıştık. Gelirken meslektaşlarıma fotoğrafçının ifadesini anlatmıştım. Onlar da bana maktulün ölüm sebebinin kafasına aldığı darbe olabileceğini, kimliğinin, telefonunun ve çantasının bulunmadığını, okul kıyafetinde bulunan ‘K’ harfinin köklü bir özel okula ait olduğunu söylediler. Ayrıca olay yerinin okula arabayla birkaç dakikalık mesafede olduğunu anlattılar.

‘‘Ceyda, kızım olay yeri çevresinde kamera görüntüleri yok mu?’’

‘‘Olay yeri çok sapa bir yerde olduğu için yok amirim. En yakındaki kameralar Karaman’da yapılan yeni adliye binası bölgesinde. Camili’deki askerlik şubesinin oralarda da var.’’

‘‘Hay bin kunduz! Şu kameraları asıl sapa yerlere koymaları lazım! Peki okulu aradınız mı?’’

‘‘Aradım amirim. Okulun genel koordinatörüyle görüştüm. Yol durumundan dolayı okula gelemeyeceğini söyledi. Ben de kendisinden ortaokul ve lisede bulunan öğrencilerin resimli listesini istedim. Göndermesini bekliyorum.’’

‘‘Artık öğrenci listeleri resimli mi oluyor?’’

‘‘Özel okulların kullandıkları bir sistem var. Orada öğrencinin fotoğraflı özlük bilgileri, sınav sonuçları ve analizleri, ödev takipleri gibi bilgiler bulunuyor. Ağabeyimin kızından biliyorum amirim.’’

‘‘Gördün mü İsmet? Tek hafiye sen değilsin,’’ diyerek kalan çayını içti amirim.

Hafiye lakabını amirimden başka kullanan yoktu. Sağ olsun cinayet şubedeki üçüncü ayımda intihar gibi görünen bir cinayetin çözülmesine yardımcı olmuştum. İnatçılığımın ekmeğini yediğim nadir durumlardan biriydi. Bir de Allah rahmet eylesin Agatha Christie’nin etkisinde kalarak olaya yaklaşmıştım. Bu olaydan sonra amirim bana ‘zehir hafiye’ demeye başlamıştı.

Elimizdeki bilgileri, yazıp silmekten kararmış beyaz(!) tahtaya yazdım. Öğrendiklerimiz lüks çerezin içindeki Antep fıstıkları kadardı. Bazı şeyleri beklememiz gerekiyordu. Bu nedenle çay almak için kantine indim.

***

Yaklaşık iki saat sonra maktulün on yedi yaşında, tam burslu lise son sınıf öğrencisi Şüheda Tıknaz olduğunu öğrendik. Maktulün evine giderken oyuncu değişikliği yaptık. Yiğit ağabeyi şubede bırakıp Ceyda’yı yanımıza aldık. Kızın yaşadığı ev Sapanca’nın Gazipaşa Mahallesi’ndeydi. Muhtemelen okula servisle gidiyordu.

Bu mesleğin belli başlı zorlukları vardır fakat birilerine birilerinin öldüğünü söylemek maaşı ay sonuna denkleştirmeyi becermek kadar kolay değildir. Havanın soğukluğu bu tatsız durumun yanında sıcak kalıyordu. Kapıyı maktulden küçük, esmer, ela gözlü, uzun saçlı bir kız çocuğu açtı. Bizi yabancı görünce kapının ardına saklandı. Çok geçmeden ellili yaşlarında, hafif toplu, ağlamaktan gözleri kızarmış, saçları yer yer ağarmış bir kadın geldi. Şaşkın ve korkulu gözlerle bizi süzdü.

‘‘Merhaba! Şüheda Tıknaz’ın evi mi acaba?’’ diye sordu Ceyda.

‘‘Kızımı buldunuz mu?’’ diye umutla atıldı kadın.

Başka evrenlerdeki Örümcek Adamlar’ın aynı evrende rastlaşmaları gibi birbirimize baktık.

‘‘Kızınızı bulduk. İçeride konuşabilir miyiz?’’

‘‘Kızım… Şüheda’m iyi mi?’’

‘‘Lütfen içeride konuşalım!’’

Umudun korkuya evrimi kadının gözlerinin dolmasıyla gerçekleşti. Bizi gönülsüz içeriye buyur etti. Ölümün soğukluğunu hiçbir sıcaklık ısıtamıyordu. Ardımızda duran kadının içi odada gürül gürül yanan sobadan daha ateşliydi.

‘‘Kızınız ne zamandır kayıp?’’ dedi amirim.

Kadın beklediği cevabı alamayınca durumu anlamış gibi ‘‘Ona bir şey oldu değil mi? Yoksa habersiz bir yere gitmezdi.’’

‘‘Nereye gittiğini biliyor musunuz?’’

‘‘Okula gideceğini söyledi.’’

‘‘Kar tatilinde neden okula gidecekti?’’

‘‘Kızım okulun sosyal medya sorumlusuydu. Okuldaki etkinliklerin fotoğraflarını ve videolarını çekiyordu. Bunları bilgisayarda düzenleyerek okulun sosyal medyasında paylaşıyordu. Ücret karşılığında başka okullara da bu işi yapıyordu. Hatta kardeşinin bütün okul masraflarını bu işler sayesinde karşıladı. Babası eve bilgisayar almak istedi. Kendisi okuldaki bilgisayarlarda orijinal programlar olduğu için daha rahat yaptığını söyledi ve istemedi. Okul tatildi ama birikmiş işlerini yapmak için okula gideceğini söyleyerek evden çıktı.’’ Sözü bitince kadın ağlamaya başladı.

Ceyda kadını sakinleştirmeye çalışırken amirim gerçeği söylemeye hazırlandı. Bu hazırlığı fark ettiğim gibi dışarı çıktım. Çünkü bu iş bana evimize gelen askerleri ve annemin haykırışlarını hatırlatıyordu. Göt kesen soğuğa karşı eldivenlerimi takmadım. Sigaramın yanışıyla kadının çığlığı aynı ana denk geldi.

***

Maktulün otopsi raporları henüz gelmediği için Yiğit ağabeyle saha araştırmasına çıktık. Öncesinde olay yeri fotoğraflarına tekrar baktık. Hatta amirim amatör fotoğrafçının çektiklerini de inceledi. Onlardan bir şey çıkmayınca maktulün okuluna gittik. Okul şehir merkezine uzak, doğanın içinde bir eğitim yuvasıydı. Kampüs geniş bir arazi içinde, hilal şeklinde yapısıyla oldukça büyüktü. Girişin sol tarafında çocuklar için salıncaklar, banklar vardı. Bahçenin sonunda envaiçeşit hayvanın bulunduğu büyükçe bir bölüm vardı.

Girişteki güvenlik görevlileri Şüheda’nın bazı hafta sonları okula geldiğini doğruladı. Kızı en son tatilin günü öğleye doğru gördüklerini, okula tam girecekken telefonla konuşup geri döndüğünü söylediler. Kamera kayıtlarına baktığımızda da durum doğrulandı. Kaydın kopyasını alıp kızın okuldaki dolabına bakmak için içeriye girdik.

‘‘Keşke benim kızlar da böyle bir okulda okuyabilseler,’’ dedi Yiğit ağabey.

‘‘Okurlar ağabey, neden okumasınlar?’’

‘‘Nasıl okuyacaklar kardeş? Bizim maaşımız bu okulun önünden geçmemize bile yetmez.’’

‘‘Bak yakın tarihte ücretsiz bursluluk sınavları varmış. Duvardaki afişin resmini çek istersen. Getirirsin kızları, denerler şanslarını. Sonuçta maktulde burslu okuyormuş.’’

Güvenlik görevlisi ve ben ikinci kata çıkarken Yiğit ağabey afişi inceliyordu.

‘‘Burası 12’nci sınıfların katı, dolaplar onlara ait. Şüheda’nınki hangisi bilmiyorum,’’ dedi bana eşlik eden güvenlik görevlisi.

Üç sınıf vardı ve dolaplar sınıfların karşısındaydı. Zaman kaybetmemek adına bana yakın olan dolaplara bakmaya başladım. Güvenlik görevlisi de diğer dolaba yöneldi. Dolapların bazılarında isim yazmadığı için raflardaki defter ve kitaplara bakıyordum. Beşinci dolaba geldiğimde Yiğit ağabey sondaki dolaplardan birinin önünden seslendi.

‘‘Galiba buldum!’’

Yanına gittim, siyah bir çantayı yere bırakarak defter ve kitapları kontrol etti. Ders notları dışında bir şey bulamayınca çantayı açtık. Çantadan küresel çapta ün yapmış bir markanın bilgisayarı ve yine o markaya ait bir cep telefonu çıktı. Elbette ikisi de kapalıydı. Çantayı biraz daha karıştırınca pembe anahtarlıklı bir anahtar, maktulün adına çıkarılmış bir banka kartı bulduk. Bulduklarımızı çantaya geri koyduk ve şubeye gazladık.

Şubeye girmeden önce bulduklarımızı parmak izi için olay yeri incelemeye bıraktık ve ‘acil’ koduyla bilgi işleme gönderilmesini arz ettik. Biz bunları yaparken amirim ve Ceyda boş durmamış maktulün bazı arkadaşlarının ifadelerini almıştı. İfade verenlerin cümleleri neredeyse aynıydı. Maktul; başarılıymış, sosyalmiş, herkesle iyi geçinmeye çabalarmış, popülaritesi yüksek biriymiş. En yakın arkadaşları Yasmin Demiroğlu ve Can Berk Sürmene’ymiş. En son pazartesi günü görmüşler. Eh bittabi Yasmin ve Can Berk’i karakola çağırmak hasıl olmuştu.

Adli Tıp, maktulün eşyalarıyla işini bitirmişti. Bu eşyaları ailesine teslim etme bahanesiyle aklımdaki soruları sormak için maktulün evine gittim. Kapıyı uzun boylu, gür sakallı, kısa saçlı bir adam açtı. Kim olduğumu söyleyince adam beni içeriye davet etti. Adam beni müsait bir odaya aldı, karısını çağırdı.

Elimdeki saman renkli torbayı anneye uzattım. Zorla yutkunarak, ‘‘Kızınızın eşyalarını getirdim,’’ dedim.

Kadın hıçkırıkla ağlama arasında bir ses çıkararak torbayı elimden alıp koynuna bastırdı.

‘‘Uygun bir zaman değil ama sormak istediğim sorular var.’’

Kadın o ara torbadakileri döktü. Ardından şaşkın şaşkın baktı.

‘‘Bu… Bunlar…’’

‘‘Tamam Nurgül tamam!’’ diyerek karısını teselli etti eşi.

‘‘Hayır, hayır! bunlar kızımın değil!’’

‘‘Nasıl yani?’’

‘‘Kızımın okul kıyafetleri odasında başka okul kıyafeti yok. Bu anahtar bizim evin değil çünkü anahtarını masasında unutmuş.’’

‘‘Okuldaki dolabında bilgisayar, cep telefonu ve ona ait banka kartı bulduk.’’

Cep telefonumdan bulduklarımı gösterdim.

‘‘Bunlar kızımın değil. Kızımın bilgisayarı yok, telefon onun olamaz. Kızımın telefonunun ekranı çatlamıştı. Banka hesabını biz açmadık,’’ dedi baba.

‘‘Yapmış olduğu işlerden kazandığı paralar için açmış olabilir mi?’’

‘‘Bilmiyorum ama kızımız bizden bir şey saklamazdı. Kazandığı paraları da bize harcardı.’’

Aileyi daha fazla zorlamanın alemi yoktu. Getirdiğim eşyaları tekrar torbaya koydum. Soğuk hava suratıma çarpınca aklıma kime ait olduğunu hatırlayamadığım bir söz geldi: Her insanın hayatı aynı şekilde sona erer; farkı yaratan, nasıl yaşadığı ve nasıl öldüğünün ayrıntılarıdır.

***

Maktulün son telefon sinyalinin alındığı adrese giderken amirim telefonda Ceyda ile konuşuyordu.

‘‘Oh maşallah! O kadar parayı nereden bulmuş? Döviz hesabı da varmış! Ne! On bin dolar mı? toplam ne kadar yapıyor? Bir milyon civarı! Tamam kızım sen o paraların nereden geldiğini araştır,’’ dedi ve telefonu kapadı.

‘‘Ne oldu amirim?’’

‘‘Kızın hesabında Bir milyona liraya yakın para varmış. Duydun işte dolarları falan. Yurt içinden ve yurt dışından paralar gönderilmiş. Bu kadar parayı nasıl kazanmış yahu?’’

‘‘Sosyal medyadan kazanmıştır amirim. Yeni nesil işler böyle. Birkaç saçma sapan, garip video çekiyorsun, izlendikçe para geliyor. Takipçi sayın arttıkça sosyal medya algoritması izlenme için diğer kullanıcılara yönlendiriyor. Etkileşim arttıkça meblağ artıyor.’’

‘‘Ailesinin bu paradan nasıl haberi olmaz?’’

‘‘Göründüğünden bambaşka bir hayatı varmış amirim.’’

Adrese ulaştığımızda ev sahibi Hatice Kumru apartman girişinde bizi bekliyordu. Kısa beyaz saçlarıyla, altmışlarında gösteriyordu. Burnu soğuktan kızarmıştı, bizi görünce heyecanlandı.

‘‘Merhaba, hoş geldiniz.’’

‘‘Merhaba Hatice Hanım!’’ dedi amirim tokalaşırken.

Maktulün resmini gösterdik ‘‘Evinizi kiralayan kişi bu mu?’’

‘‘Evet, evet!’’

‘‘17 yaşındaki bir kıza neden evinizi kiraladınız?’’ dedi amirim.

Kadın bu sorudan dolayı gerildi, anahtarı yere düşürdü. Eğilip alırken ‘‘Şüheda beni aradığında ona yapamayacağımı söyledim. Ancak son sınıf öğrencisi olduğunu, dört küçük kardeşi yüzünden evinde ders çalışamadığını, burslu okuduğunu eğer notları düşerse bursu keseceklerini söyledi. Okulun yakın olması önemliymiş çünkü okul sonrası ve hafta sonları buraya geleceğini söyledi. Kendi parasını kendi kazanıyormuş ve kirayı asla geciktirmeyeceğini söz verdi. Hatta ilk iki ayı peşin verdi. Diğer ayları geciktirmeden tıkır tıkır ödedi. Paraya ihtiyacım vardı. Emekli maaşımla zor oluyor bazı şeyler.’’

‘‘Eve başka birileri geliyor muydu?’’

‘‘Ben Serdivan’da oturuyorum. Komşulara birkaç kere sordum onlar sadece Şüheda’yı görmüş. Müzik sesi dışında evden başka ses gelmiyormuş.’’

Birinci kattaki daire oldukça küçüktü. Mutfak ve oturma odası birdi. Tuvaletin karşısındaki odanın kapısını açınca önümüzde bambaşka bir dünyaya açıldı. Oda, pembenin tonlarıyla döşenmişti. Duvar diplerinde rengarenk büyük peluş ayıcıklar, yatağının üstünde mini elbiseler, renkli ince çoraplar, yatağının çevresini saran led lambalar, farklı açılarda duran iki tripod ve bir sürü maske vardı. Bir an ağzı açık etrafa bakan ev sahibiyle göz göze geldim. Amirim dolap ve çekmeceleri karıştırdıkça ortaya farklı fantezi eşyaları ve iç çamaşırları çıkıyordu.

‘‘Olay yeri inceleme ekibini çağır hemen gelsinler,’’ dedi amirim ve odadan çıktı.

Apartman dairesinde işimiz bittiğinde kar dinmiş, soğuk biraz azalmıştı. Hızlıca şubeye dönmemiz gerekiyordu çünkü Can Berk Sürmene ile Yasmin Demiroğlu ifade vermeye gelmişti.

İlk önce Can‘ın ifadesini almak için odaya girdik. Uzun boylu, kaslı vücudu oturduğu sandalyede huzursuz gibiydi. Esmer, temiz yüzü somurtkandı.

‘‘Nasılsın evladım?’’ diye söze girdi amirim.

‘‘Teşekkürler, iyiyim!’’

‘‘Dersler nasıl?’’

‘‘İyi!’’

‘‘Ne okumak istiyorsun?’’

‘‘Yurt dışında okuyacağım.’’

‘‘Hayırlısı olsun inşallah. Benim kız üniversitedeyken yurt dışına gitti. Gidince orada kalmak için başvurularda bulundu ama olmadı. Belki toruna nasip olur.’’

Loş oda birkaç dakika sessizliğe gömüldü.

‘‘Şüheda’yla yakın arkadaşmışsınız. Nasıl biriydi?’’

Can Berk avukatına baktı. Onayı alınca, ‘‘Evet 9’uncu sınıftan beri arkadaşız. Çalışkan, sakin, uyumlu biriydi.’’

‘‘Anlaşabiliyor muydunuz?’’

‘‘Yasmin’le ara sıra atışırlardı. Benimle sorunu olmadı.’’

‘‘Neden atışırlardı?’’

‘‘Şüheda, Yasmin’den daha popüler bir kızdı. Bazen bu popülerliğe kendini kaptırınca Yasmin, Şüheda’yı uyarıyordu.’’

‘‘Ne gibi bir popülerliği vardı?’’

‘‘Okulda öğretmenler tarafından sevilirdi. Okul çalışmalarında rol alırdı. Güzelliğiyle ve başarılarıyla övünürdü.’’

‘‘Son zamanlarda tartıştığınız söyleniyor? Doğru mu?

‘‘Evet! Son zamanlarda bizi küçümsemeye başlamıştı. Özellikle erkeklere karşı tavrı sertleşmişti. Hatta benim hakkımda Yasmin’e yalan yanlış şeyler söylüyormuş.’’

‘‘Ne gibi?’’

‘‘Bu çocuk seni aldatıyor. Hiç sosyal medyasına baktın mı? Kimlere yazıyor? Neleri izliyor. Güvenme, sonra üzülürsün gibi laflar ediyormuş.’’

‘‘Bunları duyunca ne yaptın?’’

‘‘Açıkçası onu umursamıyordum. Ancak Yasmin’inbana karşı tavrı değişmişti. Buna çok kızmıştım. Bağırdım çağırdım.’’

‘‘En son ne zaman görüştünüz?’’

Sandalyesinde kıpırdandı ‘‘Pazartesi günü okul çıkışında görüştük.’’

‘‘Sosyal medya için videolar yapıyormuş. Bunları nerede yapıyordu biliyor musun?’’

‘‘Genelde işlerini okulda hallediyordu. Bazen de Yasmin’in bilgisayarını kullanıyordu.”

‘‘Bilgisayar bu mu peki?’’ diyen amirim telefonundan fotoğrafı gösterdi.

‘‘Hayır değil! Yasmin’in bilgisayarında resimli çıkartmalar falan var.’’

‘‘Peki Şüheda’nın görüştüğü biri veya birileri var mıydı?’’

‘‘Bilgim yok!’’

‘‘Pazartesi ve salı günü neredeydin?’’

‘‘Müvekkilimi suçladığınız bir şey mi var?’’ diye araya girdi Avukat.

‘‘Estağfurullah avukat hanım ne haddimize. Prosedür gereği soruyoruz. Sonuçta en yakın arkadaşı öldürülmüş, bedeni bir çöp gibi sokağa atılmış. Başarılı, gencecik bir kız çocuğunu zalimce öldüren katili bulmak için uğraşıyoruz.’’

Çocuk elini ayağını nereye koyacağını bilemedi. Kireç gibi olmuş suratıyla avukatına baktı.

Avukat ‘‘Pazartesi günü…’’ demeye kalmadan amirim kadını susturdu.

‘‘Üniversiteye gidecek olan birinin sorduğum soruya cevap verebileceğini düşünüyorum. Öyle değil mi evladım?’’

Çocuk kafasını salladı. Biraz düşündü. ‘‘Pazartesi okuldan sonra Cadde 54’teki spor salonuna gittim. Saat yediye kadar oradaydım. Spor sonrası bir kahve alıp arabayla eve geldim. Salı günü öğleden sonra Yasmin’e gittim.’’

‘‘Ne yaptınız?’’

‘‘Film izledik.’’

‘‘Ne izlediniz?’’

‘‘Çığlık 6.’’

Amirim başka bir şey sormadan odandan çıktı ‘‘İfadesini yazdırıp imzalatın,’’ dedi. Ardından Yasmin Demiroğlu’nun odasına girdi.

Yasmin; minyon, kumral kısa saçlı bir kızdı. Gözlüklerinin arkasındaki yeşil gözleri korkulu bakıyor, kırmızı ojeli tırnakları masanın üstünde ileri geri hareket ediyordu.

‘‘Bu havada yapılacak en güzel şeylerden biri sıcak salep içmek ve film izlemek değil mi? Kızımla çok beceremedik bu işleri ama torunumla her hafta kesin sinemadayız. Salı günü Can Berk’le sizin evde film izlemişsiniz doğru mu?’’

‘‘E… Evet doğru.’’

‘‘Hangi filmi izlediniz?’’

‘‘Çığlık.’’

‘‘Hangisi? Dört mü beş mi?’’

‘‘Beş!’’

‘‘Şüheda’yla ara sıra tartıştığınızı söyledi Can Berk. Neden tartışıyordunuz?’’

‘‘Öyle büyük bir şey yok. Bazen egosu şişiyordu, kızıyordum.’’

‘‘Eh! Normal değil mi? sonuçta okulun en popüler kızıymış. Ben de olsam biraz ego yapardım. Son zamanlarda Can Berk hakkında seni gazlıyormuş. Güvenme ona, seni aldatır falan diye doğru mu?’’

‘‘Evet! Erkeklere olan tavrı son dönemlerde değişmişti. Erkekler sadece zevk ister gerisi boş duygular derdi.’’

‘‘Sen ne cevap verirdin öyle söyleyince?’’

‘‘Can Berk’in öyle biri olmadığını söylerdim.’’

Sinir ve stresle tırnağı kırılmış baş parmağını kanırttı. Canı yanınca ellerini masanın altına indirdi.

‘‘Pazartesi günü neredeydin?’’ Avukata, ‘‘Suçlamak için değil avukat bey biliyorsunuz rutin sorular bunlar,’’ diyerek gelecek olan salvoyu savuşturdu amirim.

‘‘Okuldan sonra evdeydim.’’

‘‘Salı günü filmden sonra ne yaptınız peki?’’

‘‘Biraz muhabbet ettik. Sonra Can Berk gitti.’’

‘‘Saat kaç gibi gitti.’’

‘‘Bilmiyorum.’’

‘‘Can Berk gidince sen ne yaptın?’’

‘‘Hatırlamıyorum!’’

Huzursuz bacak sendromu eşliğindeki sessizliği avukat bozdu. ‘‘Eğer başka bir şey yoksa gidebilir miyiz?’’

Amirim, babacan bir insandır. Ancak kendini beğenmiş, burnu Kaf Dağı’nda olan kişilere tahammülü yoktu. Tebessüm etti ve odadan çıktı.

‘‘Kızım, ikisinin de telefon kayıtlarına bakmanı istiyorum. Sakladıkları bir şeyler var. Yalan söylüyorlar. Hatta Yiğit, sen şu çocuğun arabasının plakasını al. Kameralara bak bakalım hangi güzergâhları kullanmış,’’ dedi ve bir sigara çıkararak dudağına yerleştirdi.

***

‘‘Ağabey, kız başına aldığı darbe yüzünden değil, boğularak öldürülmüş! Bir de saçları arasından kırılmış bir tırnak, kıyafetlerinde maktule ait olmayan saç telleri bulmuşlar.’’

Amirim, yanmayan sigarası dudaklarında beyaz tahtaya baktı. ‘‘Bilgisayar ve telefon ne oldu?’’

‘‘Öğleden sonra haber verecekler amirim,’’ dedim.

‘‘Yiğit, baktın mı çocuğun arabasına?’’

‘‘Baktım ağabey. Yakalandığı kamera sayısı az. Fakat araç Yasmin’in oturduğu Kırkpınar, Güneş Sitesi’nin ana kapısındaki kamera kaydında net gözüküyor. Dediği saatlerde siteye giriyor, sekiz gibi çıkıyor.’’

‘‘Şüheda yanında mı?’’

‘‘Ona dikkat etmedim ağabey!’’

‘‘Ulan Yiğit! Dikkatli izle. Siteye girerken ve çıkarken Şüheda yanında mı bak!’’

‘‘Tamam ağabey.’’

‘‘Kızım, telefon kayıtları ne oldu? Maktulle konuşmuşlar mı?’’

‘‘Evet amirim konuşmuşlar. Salı günü 14.00-14.25 arası Yasmin aramış. 14.30-14-32 arası da Can Berk konuşmuş.’’

‘‘Peki, Can Berk ve Yasmin  daha önce konuşmuşlar mı?’’

‘‘Bakıyorum! Evet, amirim konuşmuşlar. 13.05-14.00 arasında.’’

‘‘Durum şu ki arkadaşlar, bu ikisinden biri katil. Çünkü verdikleri ifadeler çelişkiliydi. İzledikleri filmin serinin kaçıncı filmi olduğunu bile karıştırdılar. Biri altı derken diğeri beş dedi. Yakın arkadaş olmalarına rağmen Yasmin’in, Şüheda’nın diğer hayatıyla ilgili bilgisi yok. Olsa, illaki bir şeyler söylerdi. O anlatmasa bile Can Berk bahsederdi. Kısacası paçayı kurtarmak için bu durumu kullanırlardı.’’ Dudaklarındaki sigarayı alarak, ‘‘Can Berk Sürmene ve Yasmin Demiroğlu için sorgu evraklarını hazırlayın! İsmet, sen de bilişime git sıkıştır bir saate her şey hazır olsun!’’

Bilişimdeki Kenan’la aramızda güzel bir dostluk vardı. Karşılıklı sigaralarımızı içtikten sonra bulduklarını gösterdi. Maktulün, Pembe Düşler adında takipçi sayısı milyonu bulan bir sosyal medya hesabı vardı. Bu hesapta erotik video ve resimler yayınlamıştı. Görüntülerin çekildiği yer geçen gün amirimle gittiğimiz evin pembe odasıydı. Ana sayfasına sabitlediği seksi bir dans eşliğindeki videosunda: ‘Düşlerinizin renklenmesi için KATIL’ın’ yazmıştı. Bu KATIL kısmı parayla üye olanlar için özel videolar barındırıyordu. DM kutusunda bir sürü sapkın mesaj ve fotoğraf vardı. Bilgisayarı yayınlamadığı bir sürü video ve fotoğrafla doluydu. Bazı Word belgelerine kimlerden ne kadar para aldığını, kullanıcı adlarıyla birlikte yazmıştı. Bunlardan bazıları: DAİMİLER, ÖZELCİLER, KAZLAR, ECNEBİLER, SAZANLAR.

SAZANLAR dosyasında tanıdık bir isim vardı: Can Berk Sürmene. Dosyayı açtığımızda onunla yazıştığı sayfaların ekran görüntülerini ve videoyu gördük. Yaklaşık beş dakikalık çekim, Şüheda’nın yaptığı erotik hareketlere zevklenerek kendinden geçen Can Berk’i gösteriyordu. Telefonda bir şey yoktu çünkü yeni alınmış ve sim kartı henüz takılmamıştı. Büyük olasılıkla kız, kırılan telefonunun yerine almış, hattını takmaya fırsatı olmamıştı.

Fazla vakit kaybetmeden şubeye dönüp bilgisayardakileri gösterdim. Amirim görüntüleri izleyince gözleri fal taşı gibi açıldı.

Çocuk şubeden bir arkadaş, zanlı ve avukatı tam tekmil sorgu odasında hazırdı. Önce Yasmin’in odasına girdik.

Gözüme ilk çarpan şey, kızın bu süreçte zayıfladığı ve korkusunun arttığıydı. Avukat daha saldırgan duruyordu.

‘‘Neden çağırdığınızı söyler misiniz? Kaç saattir bekliyoruz! Verdiğimiz ifade açık ve net değil miydi?’’

Amirim avukatı iplemeden direkt kıza, ‘‘Şüheda’yla neden kavga ettiniz?’’ diye sordu.

Kız irkildi fakat sakin kalmaya çalışarak, ‘‘Kavga etmedik!’’ dedi.

‘‘Son günlerde dargın olduğunuzu söyleyen arkadaşların var.’’

‘‘Geçen gün de söyledim bazen egosuna yenik düşüyordu. Lafları, konuşması saçma sapan oluyordu.’’

‘‘Neye ego yapıyordu?’’

‘‘Okuldaki başarılarıyla övünüyor, geçmişte kaptanlığını yaptığı okul voleybol takımına laf ediyordu. Okumak istediği okulu dilinden düşürmeyerek bizim üniversiteyi kazanamayacağımızı söyleyip duruyordu.’’

‘‘Neden arkadaşlığını bitirmedin?’’

‘‘Özünde çok iyi bir insandı. İyi günümde kötü günümde yanımdaydı. İki gün küssek üçüncü gün barışıyorduk.’’

‘‘Can Berk’le ilgili sana ne dedi?’’

‘‘Bir şey söylemedi.’’

‘‘Can Berk, Şüheda’ya bağırmış.’’

‘‘Şüheda, Can Berk’in beni aldattığını söyleyip duruyordu. Devamlı sosyal medyasından başkalarına yazdığını, ona güvenmemem gerektiğini hatta bir zamanlar kendisine bile asıldığını söyledi. Benim de duygusal boşluğuma geldi. Kıskançlık krizin girdim Can Berk’e kök söktürdüm.’’

‘‘Can Berk ne yaptı peki?’’

‘‘Bana ve Şüheda’ya bağırıp çağırdı.’’

‘‘Sonra nasıl barıştınız?’’

‘‘Tartıştıktan iki üç gün sonra Can Berk bizim eve geldi sakince konuştuk, barıştık. O günden sonra Can Berk’le Şüheda’nın arası soğudu.’’

‘‘Pembe Düşler adında bir sosyal medyası varmış. Haberin var mıydı?’’

Bu sorudan sonra huzursuzlanarak, ‘‘Hayır!’’ dedi.

Oynadığı tırnaklarına baktığımı fark edince ellerini masanın altına indirdi.

Bunu gören amirim, ‘‘Bak kızım, yakın arkadaşım dediğin kişi bahsettiğim sosyal medya hesabı yüzünden öldürülmüş olabilir. İçeriklerini göstermeyeceğim ancak müstehcen şeyler paylaşıyormuş. Görüyorum ki çok üzgünsün. İstemez misin arkadaşının katilini veya katillerini bulalım? Bildiğin şeyler varsa korkmadan anlat!’’ dedi babacan bir tavırla.

Kız iyiden iyiye çökmeye başladı. Ben de bu durumdan istifa ettim ve ‘‘Can Berk, her şeyi itiraf etti. Senin yüzünden olmuş,’’ dedim.

Ayağa kalkarak, ‘‘Ne?’’ diye bağırdı.

‘‘Duyduğun gibi!’’

‘‘Be… Ben bir an sinirlendim ve kafasına… Kafasına şişeyle vurdum. Düştü. Düşünce kanlar akmaya başladı. Öl… Öldü…’’ devamını getiremeden baygınlık geçirdi.

Kendine geldiğinde başka soru sormadık ve Can Berk’in odasına girdik. Amirim bilgisayardan delikanlının görüntüsünün olduğu videoyu açmamı istedi. Ekranı Can Berk’e çevirdi. Oğlan videoyu izleyince yıkıldı.

‘‘Şimdi, anlat bakalım Can Berk!’’ dedi amirim.

‘‘Ne var yani ne olmuş?’’

Sesi soluğu çıkmayınca amirim dayanamayıp, ‘‘Kızı neden boğdun?’’ dedi.

‘‘Ben kimseyi boğmadım!’’ dedi oğlan sesi titreyerek.

Amirim sinirden dudaklarına sigarasını yerleştirdi. Gözlerini kapadı. Tüttürüyormuş gibi yaparak sakinleşti. ‘‘Her şeyi anlat! Elimizde senin yaptığına dair kanıt var. Mesela Yasmin’in evinden çıkarken Şüheda arabanda gözükmüyor? İnan ki parayla tuttuğun bu avukat bile seni kurtaramaz.’’

Çocuk beş dakikalık sessizliğin ardından konuşmaya başladı: ‘‘Taktığı maske yüzünden videodaki kızın Şüheda olduğunu bilmiyordum. Pazartesi günü Yasmin’le tartıştık. Çünkü bana Pembe Düşler’i sordu. Afalladığımı görünce bağırdı, çağırdı. Okul çıkışı görüşmedik. Salı günü beni aradığında normal konuşuyordu. Korku filmi izlemek için ortamı kurduğunu, Şüheda’yı da okulun oradan almamı söyledi. Ben de öyle yaptım. Fakat evine gittiğimizde televizyonda Pembe Düşler’in sayfası açıktı ve videolar dönüp duruyordu. Yasmin, alkollüydü, ağzına geleni söyledi, yetmedi üstümüze saldırdı. Sakinleştirmeye çalıştım ancak gözü öyle dönmüştü ki ortalığı dağıttı. ‘Beni bu orospuyla mı aldattın?’ deyince Pembe Düşler’deki kzın Şüheda olduğunu anladım. ‘O olduğunu bilmiyordum!’ dedim. ‘Doğru nereden bileceksin ki? Baksana bir sürü maskesi var!’ dedi. ‘Bunu nasıl öğrendin?’ diye sordum. ‘Bu kevaşe nifak tohumunu aklıma ekti. Ben de pazartesi günü okuldaki telefon kutusundan telefonunu alarak sosyal medyana girdim. Takip ettiklerine ve beğenmelerine bakınca Pembe Düşler’i gördüm,’ dedi. Şüheda ‘Benimle ilgisi yok!’ deyince tekrar çıldırdı ve saldırmaya çalıştı. Sonra bilgisayardan bir video açarak, ‘Ulan bu leke sana ait değil mi? Babanın çocukken ayağına çay döktüğünü söylemiştin!’ dedi. Şüheda gülmeye başladı. ‘Aferin kız göründüğün kadar salak değilmişsin! Senin bu sevgilin var ya bana neler yazdı neler? Hatta dur para verip zevkten dört köşe olduğu videoyu açayım!’ dedi ve özel videomuzu açtı. ‘Seni uyarmaya çalıştım. Senin gibi salaklar oldukça bunlar gibi yavşaklar hayatlarını yaşıyor. İki meme, bacak görünce beyinleri küçülüyor.’ Videoyu tekrar oynatınca Yasmin, şarap şişesiyle Şüheda’nın kafasına vurdu. Kız sendeledi, başını masaya çarparak düştü. Yasmin şoka girdi. İlk telaşı atlatınca kanlı kıyafetlerini çıkararak en yakınımdaki kıyafetleri giydirdim. Havanın kararmasını bekledim. Çarşafa sararak bagaja koydum. Üzerinden çıkan kıyafetlerini ve eşyalarını poşetle göle attım,’’ deyip sustu.

‘‘Neden o ormanı seçtin?’’

‘‘Birkaç kere o yolu kullanırken Şüheda, ‘Seri katillerin kurbanlarını gömdükleri ormanlık alanlara benziyor,’ demişti. Bagaja atarken o cümle aklıma geldi, oraya götürdüm.’’

‘‘Niye kardan adam yapma gereksinimi duydun?’’

Midesi bulanır gibi konuşuyordu. ‘‘Bedenini çarşafla çekerek taşıdım, karda izler oluşmuştu. Bu izleri örtmek için kardan adam yapma fikri aklıma geldi. Lekelenen karı toplayıp cesedi bıraktığım yerin önüne yığdım. Dışarıdan bakan sadece kardan adamı görecekti. Kalan izleri de yağan kar kapatır diye düşündüm. Öldüğünü sandım…’’

‘‘Öldüğünü sandım ne demek? Kızı o zaman mı boğdun?’’

Salya sümük ağlamaya başladı. Burnunu çeke çeke konuştu, ‘‘Kardan adamı yapmaya çalışırken iniltiler dudum. Evdeyken nabzına bakmak aklıma gelmemişti. Gözlerini açmış inliyordu. Yaşarsa bütün olayları anlatırdı. Hayatımızı mahvedecekti. Ben de çarşafı boğazına doladım, boğdum.’’

Biz istediğimizi almıştık. Bu itirafla birlikte bulduğumuz deliller ve adli sonuçlar davanın çorap söküğü gibi kolayca sonuçlanmasını sağlayacaktı.

Bu olayda kar nasıl şehri örttüyse ölüm de sırları örtmüştü.

En Son Yazılar