BOŞ EV MACERASI 3

 

 

İşte tam bu satırları okurken kapıda pirinç posta kapağının hafif kımıldadığını, kristal avizeden yansıyan ışıktaki oynamadan hissettim. Malum 221B Baker sokağı adresinde oturan komşumun ayak sesini henüz duyan olmamıştır. Mahallede kendini kimseye göstermeden dolaşabilen tek kişidir.

Daha mektubu okumayı tamamlamadan Holmes’ün mektubun elimde olduğunu öğrenmiş olması da tam şanına yakışacak bir şey şüphesiz. O nedenle hiç istifimi bozmadan okumaya devam ettim. Hareket ettiğim taktirde mektubu okuma şansımı kaybedebilirdim.

Mektubun yazarı Padişah Abdülhamid’in o dönemde Holmes hikayelerinin yazarı Conan Doyle’ü pek beğendiğini anlatıyordu. Hatta, o kadar ki Holmes’ün maceralarını, Fransız yazarların melodram yapılı polisiye romanlarına tercih ediyordu Abdülhamid. Haliç adlı eserin yazarı Frances Yeats-Brown’un yazdığına göre, 31 mart hadiselerinin o kanlı ve bunalımlı günlerinde Harekat ordusu Yıldız sarayını sardığı sırada Abdülhamid, heyecan ve keyif içinde, İngiltere düşmanlarının inşa ettikleri denizaltıyı son anda ortaya çıkaran Holmes’ün “Bruce-Bartington Planları” adlı macerasını okutup dinliyordu.

1869-1909 yılları arasında Osmanlı Deniz Kuvvetlerinde müşavir olarak çalışan ve aynı zamanda Abdülhamid’in fahri yaveri olan İngiliz Amirali Sir Henry F. Woods, anılarında padişahın Doyle ve Sherlock Holmes’e gösterdiği ilgiyi şu sözlerle anlatmıştı:”Polisiye öykülerden özellikle Sir Conan Doyle’ün yazdıklarından çok hoşlanırdı. Bir kaç yıl önce Sherlock Holmes dizisinin yaratıcısı karısıyla birlikte İstanbul’a gelmişti. Benim de katıldığım Selamlık Töreni’nde Abdülhamid, Conan Doyle’a Mecidiye Nişanı’nı takmıştı.”

Amiral Woods’un anılarını, aynı döneme ait olup da bu hikaye ile çelişen diğer anılar sayesinde halen doğrulamak mümkün olmamıştır. Ziyaretin, şu an elimdeki, Doyle’u simultane olarak ilk Türkçeye çeviren genç hanıma ait mektubun yazıldığı tarihten, iki yıl önce, 1907’de gerçekleştiği inancı bu hatırat nedeniyle yaygındır. Doyle’e mecidiye nişanı, o sırada yeni evlendiği ve balayı bahanesiyle İstanbul’a getirdiği ikinci eşine ise şefkat nişanı takıldığı sanılmaktadır.

Ancak yazarın padişahın huzuruna çıkamadan İstanbuldan ayrıldığını anlatan hatıratlar da var. Kimileri görüşmenin 1904’de gerçekleştiğini, Abdülhamid’in Doyle’un uzun öykülerini eleştirdiğini, çok kibirli yazarı bu nedenle rencide ettiğini iddia eder. Doyle’un ziyareti anılarından bu yüzden çıkardığını öne sürer.

Yetvard Odyan efendi adlı yazar ise 1904’de, Doyle’ün Abdülhamid’i göremeden İstanbul’dan ayrıldığını şöyle anlatır:

Padişah’ın Conan Doyle hakkındaki teveccüh ve rağbeti o derece yüksek idi ki tanışmak ve konuşmak arzusuyla bir kaç ay önce İstabul’a davet etmişti. Sherlock Holmes’ün yazarı davete uyarak İstanbul’a gelmiş olup gelişinin ikinci haftasında bir Cuma günü Selamlık Merasimi’nde bulunmak üzere Beşiktaş’taki Hamidiye Camii’ndeki törene gitmişti. Kendisine yapılan bildiriye göre Cuma nazamından sonra huzura kabul olunacağını haber almıştı.

Ancak Conan Doyle Selamlık Merasimi’nden sonra, tören dairesinde hayli bir zaman beklemiş ise de, tören görevlisi kendisini Padişah’ın huzuruna taktim etmek üzere yanına gelmeyip yalnız yaverlerden biri gelerek, Padişah’ın o gün kendisini kabul edemeyeceğini bildirmiş ve bunun üzerine Conan Doyle bir derece kırılarak oradan kalkıp gitmiştir: Yaver ilaveten hangi gün huzura kabul edileceğinin kendisine bildirileceğini de söylemiştir.

Bir kaç gün daha geçtiği halde henüz hir bir davet gelmemişti. Artık Conan Doyle’ün tahammülü tükendiğinden, nihayet bir gün Padişah’ın Başkatibi Tahsin Paşa’ya bir tezkere yazarak, özetle İstanbul’a davet edildiğinin nedenini anlayamamış olduğundan, iki gün sonra İngiltere’ye döneceğini bildirmişti. Abdülhamit bu yazının içeriğinden haberdar olunca telaşlandı ise de, ünlü yazarı huzuruna kabul etmek istemedi. Ancak bu kez teşrifatçı İbrahim Paşa’yı derhal Conan Doyle’un yanına göndererek, epeyce yüklü bir ihsan-ı şahane ve bir de çok kıymetli bir armağanla adı geçeni ödüllendirdi. Padişah’ın o günlerde kendisini kabul edemeyeceğini şayet İngiltere’ye dönmek istiyorsa, onu burada bekletmek istemediğini de üzüntüleriyle bildirdi. Yazar kendisinin nezaketle yola konulduğunu anlamış ve Abdülhamid’in şu garip davranışını hiçbir suretle anlamadığından ertesi günü çantasını bağlayarak Doğu Ekspresi ile İstanbul’dan hareket etmiş idi.

Conan Doyle’un İstanbul’a geliş ve gidişinden hiç kimsenin haberi olmayarak 1904 yılı bahar mevsiminde geçen bu olay, yalnız meseleyi yakından bilenlerce malum bulunmuştur. Abdülhamid adı geçen yazarı özellikle İstanbul’a davet ettikten sonra acaba onu niçin huzuruna kabul etmek istemedi? Bunun nedenini aşağıda anlatacağız:

Sir Arthur Conan Doyle’un İstanbul’a gelişinin ertesi günü Abdülhamid’e bir jurnal taktim edilmişti. Bu jurnalin içeriği aşağıda verilmiştir: ‘Zat-şahanelerinin en sadık ve canını vermeye hazır bendelerinden bulunmam nedeniyle, şu hususları bildirmeye cesaret ettim.

Yüksek buyruğunuz sonucu olarak ünlü hikayecileden Sir Arthur Conan Doyle isimli İngiliz, dün sabah Doğu Ekspresi ile İstanbul’a gelmiştir: Söylenen sözlere göre bugünlerde huzurunuza kabul şerefini kazanacaktır. Conan Doyle’un bu daveti kabul etmesindeki gayesi sizin iltifat ve ihsanlarınıza kavuşmakla birlikte, kendisine verilecek özel izinden yararlanarak sarayınızın içini ayrıntılı olarak araştırıp, bunları yeni bir romana konu etmekten ibaret olup bunun ise herhalde sizin şan ve şöhretinize uygun olmadığı apaçıktır. Conan Doyle bu amacını kendi dost ve yakınlarına bizzat söylediği gibi hatta söz konusu yeni romanını basacak olan yayıncı ile bir anlaşma bile yapmıştır. Edinmeye muvaffak olduğum bu bilgiyi ayaklarınızın altına sunarım. Bu konuda ve her durumda ferman sizindir.’ Bu jurnali imza eden, Abdülhamid’in hafiyelerinden tanınmış bir Ermeni idi. İşte bu yüzden Abdülhamid, Conan Doyle’u huzuruna kabul etmedi.”

Devamı Gelecek Sayıda 

Mutlaka Oku

Yorum Bırakın:

yorum