ÇAĞATAY YAŞMUT’LA RÖPORTAJ

Türk Polisiyesinin son yıllardaki en önemli yazarlarından biri olan Çağatay Yaşmut’un yazarlık serüveni 2001 krizinde işini kaybetmesiyle başladı. İktisat Fakültesi mezunu olan ve uzun yıllar bankacılık yapan yazar, o günden sonra mesleğini değiştirmeye ve yaşamını polisiye yazarı olarak sürdürmeye kara verdi. Çağatay Yaşmut’un, okurlarını Başkomiser Galip’le tanıştırdığı ilk romanı Beyoğlu Çıkmazı 2008’de yayınlandı.   Onu, Şarkılar Susunca ve Beni Yavaş Öldür isimli romanlar izledi. Her yıl bir roman yazmak amacındaydı ama felsefe yüksek lisansı yapmaya girişince bu plan bozuldu. 2011’deki son kitabının ardından dördüncü romanı Kadıköy Cinayetleri ancak beş yıl sonra, 2016’da kitapçı raflarındaki yerini alabildi. Çağatay Yaşmut, 2017’nin Kasım ayında yayınlanan ve bir hikaye kitabı olan Doktor Ceyda’yı Kim Öldürdü? ile Başkomiser Galip serisini sürdürdü.

Ünlü yazarla son kitabı ve polisiye hakkında konuştuk.

 

Sizi daha çok polisiye roman yazarı olarak tanıyor okurlar. Ancak öteden beri polisiye hikayeler de yazdığınızı biliyoruz. Roman mı, yoksa hikaye mi dersek, bir polisiye yazarı olarak hangisini tercih ederdiniz?

Bir tercih yapmak çok güç. Çünkü, ikisinin de yeri bende ayrı. Roman uzun soluklu bir uğraş. Engin bir deniz. Bir konuyu seçip istediğiniz gibi kurgulayabilirsiniz. Bunu yaparken ister karakterleri ön plana çıkarırsınız ister olay örgüsünü. Detaylarda boğulmakta özgürsünüzdür. Hikayenin ise şu güzelliği vardır: Anlatmak, hesaplaşmak istediğiniz sadece bir konuya bağımlı değilsinizdir, kısa kısa birçok konuyu ele alabilirsiniz. Olayları çok dallanıp budaklandırmadan, detaylarda boğulmadan, karakterlerinizi fazla derinleştirmeden, iki yüz üç yüz sayfa yerine, yirmi otuz sayfada işi bitirirsiniz. Bu bir tercih!

 

Hikaye, aslında polisiyenin en önemli türü. Polisiye, edebiyat hikaye ile doğdu. Buna karşılık ülkemizde polisiye hikaye fazla yazılmıyor. Sizce bunun sebebi nedir?

Sadece ülkemizde değil ki, tüm dünyada böyle. Bence, burada, okurların tercihleri ve okuma alışkanlıkları esas yönlendirici oluyor. Romana karşı genel bir eğilim var. Hikaye ve özellikle şiir üvey evlat muamelesi görüyor. Dolayısıyla, talep yoksa arz da yok! Bu yüzdendir ki, öykücülerimizin çoğu romana yönelmişlerdir. Hikayeye olan bu ilgisizlik sadece polisiyede de değil, tüm edebiyat yapıtlarında görülüyor. Bence, ikinci bir sebep de; polisiye yazarlar metinlerini derinleştirmek, yarattıkları karakterleri ete kemiğe büründürmek istedikleri için hikayeciliğe burun kıvırabiliyorlar.

 

Hikaye kitabı yayınlama fikri nasıl oluştu?

Uzun zamandan beri yeni romanım üzerinde çalışırken, belki biraz da sıkıldığım için, romana biraz ara verip, yine baş kahramanı Galip olan polisiye öyküler yazmaya başladım. Öyküleri yazarken öyle bir ilham bombardımanına tutuldum ki, halbuki ilhama inanmam, hiç ara vermeden peş peşe yedi öykü yazdım. Böylece, hem yazdığım romanla arama bir mesafe koymuş hem de öykü yazmanın o güzel tadını almış oldum.

Yukarıda bahsettiğim gibi; ilham bombardımanına tutulduğum bir zamanda, bir hikaye üzerinde çalışırken diğer hikayenin konusunu bulup kurgusunu hazırlıyordum. Yazdığım metni bitirince de hemen yeni hikayeye geçiyordum. Bu şekilde yedi tane hikayeyi çabucak yazdım.

 

Polisiye hikaye yazmanın, polisiye roman yazmaktan farkı nedir sizce?

Farkı şudur: Hikaye yazmak roman yazmaktan daha zordur!  Daha yoğun bir emek ister. Hikaye yazarken karakterlerin sayısından olay örgüsünün derinliğine, mekanların tasvirinden kullandığınız dile kadar birçok şey sizi sınırlayabilir. Ayrıca, hikayede suçu anlatmak, suça muamma ve gizem katarak soruşturmayı başarıyla sonuçlandırmak romana göre daha zordur.

 

Romanlarınızda olduğu gibi, hikayelerinizde de coğrafi mekan Kadıköy. Bu tercihinizin Kadıköylü olmanızdan ve bu semti iyi tanımanızdan kaynaklandığı söylenebilir mi? Hikayelerinizi yazarken bu tercih size ne gibi avantajlar sağladı?

Kadıköy’de yaşamaktan nasıl mutluysam, Kadıköy’ü yazmaktan da o derece mutluyum. Yazarın her zaman iyi bildiği yerleri yazmasının, hem yazar hem de okur için bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Bu sayede, hem ihtiyaç duyulan o sahicilik duygusu yazarın yarattığı kurmaca dünyasına geçmiş olur hem de polisiye romanın temel iskeletini oluşturan o çevrenin kriminal yapısı ve atmosferi başarıyla tasvir edilir, böylece okur da romana bağlanır. O karanlık sokaklar, o tekinsiz mekanlar, o işlenen suçlar, o tehlikeli suçlular ancak çevreyi iyi tanıyan bir yazarın kaleminde hayat bulur. Doğma büyüme Kadıköylü olduğum için Kadıköy Cinayetleri ve Doktor Ceyda’yı Kim Öldürdü? hikayelerini yazarken tam da böyle oldu.

 

Kadıköy dışında geçen bir roman ya da hikaye yazmayı düşünüyor musunuz?

Düşünüyorum tabi. Diğer romanlarımda İstanbul’un birçok semtini kullanmıştım. Beyoğlu, Kuledibi, Taksim, Arnavutköy, Nişantaşı’nda epeyce bir mesai harcamıştım. Sonuçta, Galip cinayet masası amiri ve İstanbul’daki cinayetlerin hepsi Kadıköy’de işlenmiyor.

 

Hangi polisiyecileri okumaktan keyif alıyorsunuz?

Bütün yerli polisiyeyi okumaya gayret ediyorum. Polisiye Yazarlar Birliği sayesinde bilmediğim birçok polisiye yazarını tanıma şansını elde ettim. Şimdi onların eserlerini okuyorum. Bundan çok memnunum. Yabancı polisiyelerden ise, iki elim kanda olsa bile yeni kitabını koşarak alacağım; Petros Markaris, Donna Leon, Mıcheal Connelly, Henning Mankell, Lawrence Block, Sue Grafton, Jeremiah Healy, Patricia Hıghsmith, Peter Robinson, George Simenon’u sayabilirim.

 

Polisiyeyi nasıl tanımlarsınız? Her suç romanı (örneğin: Suç ve Ceza) size göre de polisiye roman türüne dahil midir?

Polisiye; bir suçu, bir cinayeti aydınlatmak için gösterilen çabaları konu alır. Sadece suçu anlatmak yeterli midir? Elbette hayır! Eğer öyle olsaydı: gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinin her birinden bir polisiye roman yazılabilirdi. Polisiye sadece suçun değil, muammayla harmanlanmış suçun anlatıldığı, gizemle örüldüğü ve akılcı yollarla çözüme ulaşılmasıdır. Öyleyse, burada iki tane kilit kavram var: Suç ve muamma. İyi bir polisiye hem suçu hem de muammayı içermelidir. Bakınız Agatha Christie romanlarına: Cinayetin ardında derin bir muamma ve gizemli ilişkiler vardır. Keza, Sherlock Holmes hikayeleri de öyledir: Bu hikayelerin büyük bir çoğunluğunda cinayet olmasa da, suç, yoğun bir gizem ve muammayla örülmüştür.  Edgar Allan Poe hikayelerinin barındırdığı muammayı ve gizemi anlatmama gerek bile yok. Suçtan kasıt ise, cinayettir. İnsanlar riske girmeden gerilimi ve cinayeti yaşamak isterler. Cinayet insan ruhunu anlatır. Gölge karakterlerimizle yüzleşiriz. İçimizde ne saklıysa o ortaya çıkar: bir kahraman, bir hain, bir cani, bir katil… Bu yüzden, cinayet polisiye romanın olmazsa olmazıdır.

Her suç romanının polisiye olduğunu düşünmüyorum. Suç ve Ceza’yı ya da Karamazov Kardeşler’i polisiye roman olarak saymak; hem klasik romanlara hem de polisiyeye büyük haksızlık etmek olur. Polisiyede suç ve muamma başat öğedir ve tüm olan bitenler işlenen suçun etrafında şekillenir. Bu bağlamda, tüm hikaye suçun faalini ve nedenini ortaya çıkarmak için çalışan soruşturmacı ve şüpheliler arasında geçer. Ölümün zihinlerdeki meşguliyeti yerini cinayetin meşguliyetine bırakır. Cinayet asıl özne konumuna yerleşir. Suç romanlarında ise, işlenen suç her zaman bir yan öğe olarak varlığını sürdürür. Ölüm cinayet şekline bürünerek asıl özne konumuna geçmez. Bu yapıtların merkezinde yatan şey, suçun esrarı değil insanın ya da toplumun yazgısıdır. Yazar vermek istediği mesajı, muammayı artırmak için suç öğesini kullanarak vermeyi amaçlar.

 

Günümüzde iyi polisiye iyi edebiyat ilişkisinin gerekleri sizce nelerdir?

Her polisiyenin iyi edebiyat olduğunu iddia edemeyeceğimiz gibi, her edebiyat yapıtının da iyi edebiyat olduğunu savunamayız. Bir polisiye yapıtının iyi edebiyat olduğunu anlamak için Chandler’a, Hammett’e, Simenon’a, Chesterton’a bakmamız yeterli olacaktır sanırım. Çünkü, bu yapıtlar ciddi edebiyattır. İnsanın ve toplumun suçla olan bağını ve karmaşık ilişkisini anlatırlar, toplumdaki aksaklıkları ortaya koyarlar, suçun nedenini gözler önüne sererler. Polisiyenin konusunun orijinalliği, başarılı detaylar ve betimlemeler, yerinde bir görsellik, karakterlerinin sahiciliği, ki bundan kastım: değişim, sempati, motivasyon ve bilgi, polisiyeyi iyi edebiyat sınırları içine sokacaktır.

 

Bundan sonraki projeniz ne olacak? Gene bir hikaye kitabı mı, yoksa ünlü komiserinizin yeni bir romanı mı?

Sırada, şu sıralar üzerinde çok yoğun çalıştığım ve bitirmek üzere olduğum yeni bir roman var. Daha sonra, yine bir hikaye kitabı düşünüyorum. Hikayeleri şimdiden kurgulamaya başladım bile.

Yorum Bırakın:

yorum