Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

CASUS EDEBİYATINDA KARAKTERLER GEÇİDİ-4

Diğer Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

Bülent Tunga Yılmaz
Bülent Tunga Yılmaz
1975 yılında Samsun’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi, sosyoloji ve kültürel çalışmalar alanında lisans ve yüksek lisans derecelerini aldı. Weitz Center for Sustainable Development’dan Yerel Kalkınma ve Kamu Yönetimi konusunda diploması bulunuyor. Çalışmaları ağırlıklı olarak AB-Türkiye İlişkileri, toplumsal araştırma, akademi-endüstri ilişkileri ve proje yönetimi alanında yoğunlaşan Yılmaz evli ve Kerem isminde bir çocuk babasıdır. Aİlesiyle birlikte Dubai’de ikamet etmektedir.

Jack Ryan: Küresel Amerikan Hegemonyasının Temsilcisi 

Casus edebiyatının iz bırakan karakterinin bazılarına odaklandığım serinin sonuna geldim. Bu son yazıda ele alacağım karakter Jack Ryan’ın, serinin önceki yazılarında ele aldığım karakterlerden çok temel bazı farkları var. Bu farklara gelmeden önce kısaca karakterin yazarı Tom Clancy ve onun oluşturduğu Ryanverse (Ryan Evreni) konsepti hakkında bilgi vereyim.

CASUS EDEBİYATINDA KARAKTERLER GEÇİDİ-4 1
Tom Clancy

Aslen bir sigortacı olan Clancy, 1984 yılında ABD’ye iltica etmek için komuta ettiği nükleer denizaltıyı kaçıran bir Rus Amirali ile onun bu niyetini anlayıp süreci yöneten CIA analistinin hikayesini anlattığı bir roman yazar: The Hunt for Red October. Roman özellikle askeri teknoloji ve denizciliğe dair teknik detayları, heyecanı sürekli ayakta tutan atmosferi ve aşırı Amerikancı üslubuyla Reagan iktidarının Soğuk Savaş’ı yeniden harladığı politik atmosferde müthiş bir başarı kazanır. Bizzat başkan Reagan tarafından da övülen roman uzun zaman The New York Times çok satanlar listesinin başında yer alır. Clancy yaklaşık üç yıl sonra Jack Ryan adını verdiği bu CIA Analisti karakterini konu alan bir başka roman daha yazar: Patriot Games. Bu kez Ryan, intikam peşindeki IRA (İrlanda Cumhuriyetçi Kurtuluş Ordusu) teröristlerinin hedefindedir. Clancy bu romanında, seride bahsettiğim casus edebiyatının büyük ustaları olan John Le Carre ve Len Deighton’un politik tartışmalarının ve karakterlerin ahlaki müphemliğinin tam karşısında bir üslup ortaya koyar. Clancy’de karakterler siyah ve beyazdır; ya iyidir ya kötüdür. İyiler de başta Amerikalılardır sonra onların batılı müttefikleridir. Onların karşısında olanlarsa kötüdür, insanların, özgür dünyanın ve batı medeniyetinin düşmanlarıdır. Bu roman da listelerde bir numaraya yükselir ve bir milyonun üzerinde satılır. Clancy hız kesmeden 1988’de yine bir Jack Ryan romanına imza atar: The Cardinal of Kremlin. Ryan bu kez Cardinal kod adıyla bilinen ve CIA’in Sovyetler Birliği Hükümeti içindeki en üst düzey casusu olan bir yetkiliyi batıya kaçırma görevini üstlenir. Bu klasik Soğuk Savaş hikayesi yanında roman o dönemin en popüler savunma sanayi konseptlerinden biri olan ABD’nin Yıldız Savaşları olarak da bilinen Stratejik Savunma İnisiyatifi konusunu da işler. Roman yine bestseller listesinin başındadır ve Clancy’e bir sonraki yıl yeni romanı için yolu açar: Clear and Present Danger. Bunca başarısı sonucunda Ryan artık CIA’in Başkan Yardımcısı olmuştur ve artık Washington’un karışık iç politik oyunlarına girmek zorunda kalacaktır. Bu kez kendi teşkilatının yöneticileriyle Kolombiya uyuşturucu kartelleri ile mücadele eder.

1990’a gelindiğinde artık Hollywood bu bestseller serisine kayıtsız kalamaz ve arka arkaya Jack Ryan filmleri gelir:

1990 – The Hunt for October (Jack Ryan: Alec Baldwin)

1992 – Patriot Games (Jack Ryan: Harrison Ford)

1994 – Clear and Present Danger (Jack Ryan: Harrison Ford) 

Clancy 2013’deki ölümüne kadar toplam 17 Jack Ryan romanı yazar.  1991’de yazdığı ve Jack Ryan’ın ABD ile Rusya arasındaki bir nükleer savaşı engellediği The Sum of All Fears 2002’de filme alınır. Bu kez Jack Ryan Ben Affleck tarafından canlandırılır.

Ölümünden hemen önce yarattığı Jack Ryan’ın oğlu Jack Ryan Jr.’ın ana karakter olduğu 16 roman daha kaleme alınır farklı yazarlar tarafından. 2014’de diğer filmlerden farklı olarak Clancy’in bir roman uyarlaması olmayan, orijinal bir senaryoya dayanan bir Jack Ryan filmi çekilir: Shadow Recruit. Kenneth Branagh tarafından yönetilen filmde Jack Ryan’ı Chris Pine canlandırır. 2018-2023 arasında da Amazon Prime Video dört sezonluk bir Jack Ryan dizisi çeker ve Rynverse şu an için tamamlanır.

CASUS EDEBİYATINDA KARAKTERLER GEÇİDİ-4 2

Gelelim bir kurmaca casus karakteri olarak Jack Ryan’a… Jack Ryan’ı anlamak için yaratıcısı Tom Clancy’i anlamamız gerekir. Clancy Soğuk Savaş döneminde Sovyetler ve komünizm korkusuyla büyümüş tipik bir Amerikan sağcısı. Dünyayı da bu perspektiften okuyor. Onun dünyasında iyiler ve kötüler var ve iyi olan Amerika, yani özgür dünyanın lideri ve koruyucusu. Kötü olanlar ise Sovyetler, komünistler, yani hayranı olduğu ve bir kitap adadığı Reagan’ın tabiriyle ‘Şeytan İmparatorluğu’. Clancy bu görüşlerini Soğuk Savaş sonrası döneme de taşır. O dönem ‘neo-con’ (yeni muhafazakar) olarak adlandırılan yeni Amerikan sağının içinde yer alır. Dünyayı yine Amerika ve diğerleri olarak okur. Evet, Sovyetler ve komünist blok çökmüştür (burada hakkını verelim; romanlarında bu durumu ve nedenleri çok ileri bir öngörüyle yazmıştır) ama hala özgür dünyanın ve Amerika’nın düşmanları vardır ki zaten hep olacaktır. Bu düşmanlara bazen iç düşmanlar da katılırlar. Clancy’nin ilk romanlarında, özellikle The Hunt for Red October tipik bir örnektir, Amerikalı olan herkes iyidir, ahlaklıdır. Romanlarında zamanla kötü Amerikalılar yer alır ama onlar da ahlaki olarak düşük, kişisel hırs ve açgözlülüklerine yenilen karakter olarak zayıf kişilerdir. Clancy 11 Eylül sonrasında olayın suçluları arasında Amerikan liberallerini de (Amerikan siyasi literatüründe liberal bizdeki ‘solcu’ ile benzer bir anlam ifade eder) gösterir; keza CIA ve diğer güvenlikle ilgili teşkilatların zayıflamasına yol açmışlardır.

CASUS EDEBİYATINDA KARAKTERLER GEÇİDİ-4 3

Jack Ryan işte böyle bir düşüncenin ürünüdür. Amiyane tabirle sapına kadar Amerikalıdır. Babası 2. Dünya Savaşı’nda yer almış bir polistir. Annesi hemşiredir. Bir kız kardeşi vardır. Ryan, kardeşinin eğitimi için burs almak amacıyla orduya yazılır. Ekonomi okur, Deniz Piyadesi olarak orduda yer alır. Girit’teki bir NATO tatbikatında sırtından ağır yaralanır ve hiç geçmeyecek kalıcı hasarla ordudan affedilir. Sonra Merry Lynch’de çalışmaya başlar ve iyi para kazanıp kendine yetecek bir birikim yaptıktan sonra tarih doktorası yapar. O sırada gelen bir teklifi kabul edip askeri akademide tarih dersleri vermeye başlar. Sonra gelen bir başka teklif üzerine de CIA’de analist olarak yeni bir kariyere yelken açar ve ondan sonra iki dönem yapacağı ABD Başkanlığına kadar uzayan uzun ve macera dolu yolculuğu başlar.

Clancy, Ryanverse adı verilen ve 33 roman, 5 film ve 5 yıl 4 sezon süren bir diziden oluşan bu dünyayı Jack Ryan’ın uzun soluklu yolculuğu olarak kurgulamış ve bir ordudaki kariyeri bir kaza ile sonuçlanan genç bir deniz piyade subayından uluslarası bir kahraman yaratmıştır. Bu anlamda Jack Ryan, Amerikan mükemmelliğinin, özgür dünyanın değerlerinin korunmasına adanmış yaşamların ahlaki üstünlüğünün müthiş entelektüel ve elbette fiziki becerilerle donanmış bir sembolüdür. Öncelikle eski bir deniz piyadesidir; yani gerektiğinde mükemmel bir savaşçıdır. Öte yandan zekası ve entelektüel kapasitesi üst düzeydedir. Strateji ve öngörü konusunda dehadır. Rus amiralin asıl amacının Amerika’ya sığınmak olduğunu ilk o anlar. Bir neo-nazi milyarderin dünya savaşı yaratarak yeniden bir Nazi imparatorluğu kurma hayalini o yıkar. Kraliçe’nin kuzenini suikasttan o kurtarır. Öte yandan ahlaki olarak da üstündür. Clancy, Patriot Games’in sonunda Ryan’ın IRA teröristi Miller’i öldürme şansı varken öldürmemesini şöyle açıklar: “Bana bir sürü mektup geldi ve içlerinde ‘Ryan o p.çi öldürmeliydi’ demeyen bir tane bile yoktu. Kişisel olarak yapardım. Çocuklarıma zarar verdin, senin kafanı uçuracağım ama ben Jack Ryan değilim. O kontrollü olmalı. Her zaman kurallara uymalı.”

Ryan, kıyaslamak istersek, bu seride ele aldığım karakterlerden hangisine benziyor? Hiçbirine… Hayata karşı öfkeli, inancını kaybetmiş, alkolik bir tutunamayan Leamus mu? Umursanmadığının farkında olduğu için kendi de umursamaz olan ikilemlerin insanı Palmer mı? Ryan’ın bu iki karakterle hiçbir ortak yanı yoktur. Görevine ve kurumuna bağlılığıyla biraz Smiley’i andırır ama ikisinin motivasyonları çok farklıdır. Smiley’in bağlılıkları kişiseldir, oysa Ryan gerçek bir vatanseverdir, ne yaparsa Amerika ve onun temsil ettiği değerler için yapar.  Biraz zorlarsak Ryan ile Bond arasında bir yakınlık bulabiliriz. Bu yakınlık da onları normal insanın çok üzerinde yeteneklere sahip, Almanların tabiriyle ‘übermensch’ olmaktan kaynaklıdır. İkisi de gerçekçilikten uzak, fantezi dünyasına hitap eden karakterlerdir. Bond daha apolitiktir; bir tür araçtır. Ryan ise önceleri analist olmasından ardından da Amerika Güvenlik Bürokrasi içinde önemli pozisyonlarda bulunmasından kaynaklı olarak politikanın içindedir. Nitekim Ryan sonunda bizzat politikanın kendisine dönüşür; ABD Başkanı olur.

Bu seriye bir yazı daha ekleyip Robert Ludlum ve onun Jason Bourne karakteri üzerine yazıp yazmama konusunu çok düşündüm. Bourne tüm bu karakterler içinde belki de bir Marvel karakteri olacak kadar gerçeküstü. Ludlum romanlarındaki komplo senaryolarındaki devlet ve devlet kurumları eleştirisini anlıyor ve dikkate değer buluyorsam da sonuçta Bourne karakterinin bu dizide ele aldığım diğer karakterlere göre tek boyutlu olduğunu düşünüyorum. Bu arada bir itirafta bulunayım; gerek Le Carre gerekse de Leighton karakterlerini romanlarda okumak edebi bir lezzet sunuyor ve gerçek edebiyatla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz. Konu Clancy ve Ludlum olduğunda onların yaptıklarının bir tür ‘espionage pulp fiction’ olduğu gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Öte yandan edebi anlamda görece bir snop olsam da bu yazarların atmosfer yaratma, hikaye anlatma ve kurgu yeteneklerini kabul etmem ve yaptıklarına saygı duyduğumu söylemem gerekiyor. Yüz milyonlarca roman satmak; bu romanlardan uyarlanan filmlerin tamamının büyük gişe başarısı elde eden ve türün en önemli yapıtları arasına giren sağlam sinema ürünleri olmasını sağlamak az iş değil. Önerimi sorarsanız, imkanınız varsa Le Carre ve Leighton’ı orijinal dillerinden okuyun; yanında atıştırmalık olarak tüm Ryan ve Bourne filmlerini seyredin. Yine imkanı olanlar Tom Clancy’s Jack Ryan dizisini kaçırmasınlar. Dört sezonun her biri ayrı başarılı ama bana sorarsanız ilk ve sonuncu sezonlar daha iyi sanki.

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ