Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Erkek Seri Katiller | 11

Diğer Yazılar

Arkın Gelişin
Arkın Gelişin
Arkın Gelişin, Almanya’da Suç Psikolojisi eğitimi almış bir polisiye yazarıdır. Eserleri: Bir Seri katilin Günlüğü (2012), Kansız (2014), Ted Bundy – Bir Seri Katilin Anatomisi (2014), Ted Kaczynski – Bir Seri Katilin Manifestosu (2014), Bir Suç Psikoloğunun Not Defteri (2015), Charles Manson – Bir Seri Katilin Felsefesi (2015), Seri Katiller Tarihi – İnsan Avcılarının İzinde (2015), Apokalips (2017). Arkın Gelişin 1976 doğumludur. Arkın Gelişin'in polisiye dergimizde yayınlanan eserlerini bu sayfada bulabilirsiniz.

Işık ve Gölge

1829’da İngiliz kraliyeti tam zamanlı polis teşkilatını geliştirdi. İlk olarak Londra’da denenen bu oluşum Scottland Yard’ın temellerini oluşturdu.

1835’te Henry Goddard, bir cinayet davasında ilk kez, mermi karşılaştırması yöntemiyle katili yakalamayı başardı. Cesedin içerisinden çıkarılan kurşunun üzerinde yıpranma izi vardı. Bu izden yola çıkarak, kullanılan merminin hangi silahtan çıkabileceğine dair araştırmalar yaptı. Başka bir soygun olayından yakalanan kişinin silahını incelemeye aldığında, cinayette kullanılan mermi ile silahın eşleştiğini kanıtladı. Bu tespit, adli bilimde balistik alanının önünü açacaktı.

Avrupa’da bu olaylar yaşanırken, Amerika özellikle İngiliz kanun yapısı ve adlî bilim gelişiminden olumlu anlamda etkilenmekteydi. 1820’li yıllarda John Duhmen iki kişiyi öldürmekten yargılanırken, Avrupa da dahil olmak üzere daha fazla kişiyi öldürdüğünü itiraf ederek seri katiller kervanına katılmıştır. Aynı şekilde Samuel Green de seri cinayetlerden ötürü asılarak idam edilmiştir. Ardından güneyde yaşanacak olaylar zinciri, tüm dehşeti ile Amerika tarihinin en sarsıcı olaylarından birisi olarak anılacaktır.

New Orleans şehrinde, Royal Sokağı ile Governor Nicholls Sokağı’nın kesişen noktasında, Dr. Louis Lalaurie ile eşi Delphine yaşamaktaydı. Delphine uzun siyah saçları ile dikkat çekerken, çiftin sık sık düzenledikleri partiler her daim dillerdeydi. Malikanelerinde birçok köle bulunduran çift, herkesin takdirini toplarken, bazıları Bayan Lalaurie’nin karanlık yüzünü çoktan farketmişlerdi. Dedikodular kısa zamanda yayıldı. Kölelerine zevk uğruna işkence yaptığı iddia edilmekteydi. Delphine acımasız tavırları sebebiyle mahkemeye çıkarılsa da delil yetersizliği sebebiyle serbest kalmayı başardı. 1834’te evlerinde yaşanacak bir yangın, tüm dehşeti ve bu çiftin karanlık sırlarını açığa çıkartacaktı. Yangını söndürmek amacıyla eve giren itfaiye erlerinin yanısıra gönüllüler yangını söndürdükten sonra, kilitli bir kapıyı fark ettiler. İçerisinde insan olabileceğini düşünerek kilidi kırdıklarında gördükleri manzara karşısında dehşete kapılmışlardı. Odanın içerisinde duvarlara zincirlenmiş kölelerin cesetleri vardı. Ancak odanın derinliğinden çığlık sesleri gelmekteydi. Kafeslerde bulunan kölelerin tamamı kurtarılsa da, bazılarının durumu o kadar kötüydü ki, ölmeleri belki de onlar için daha iyi olacaktı. Aralarında ameliyat ile kadına dönüştürülmeye çalışılan bir adam bile vardı. Başka bir kadın, sanki bir yengeçe dönüştürülmeye çalışılmıştı. Bacaklarının ve kollarının kemikleri eklem yerlerinden kırılmış; deforme şekilde anatomiye aykırı olarak kırılan kemikler tekrar kaynatılmıştı. Yine bir kadının kolları ampute edilmişti ve cildi yüzülerek vücudunda spiral deseni oluşturulmuştu. Başka bir kadının dudakları dikilmişti. Bazılarının derileri vücutlarının bazı bölgelerinde yoktu. Bazılarının vücutları iç organları görülecek şekilde açıktı. Bir adamın kafatası delinmiş ve içine bir tür boru yerleştirilmişti. Odanın her bir yanında, vücut parçaları, kafatasları ve iç organlar bulunmaktaydı. Bazı cesetlerin yüzleri tamamen deforme olmuş durumdaydı.

Olayı duyan New Orleans halkı aynı gece eve akın ederek çifti linç etmek istedi. Yangın esnasında oluşan karmaşadan istifade eden çift kayıplara karışmayı başardı. Belli ki sırlarının ortaya çıkacağını anlamışlardı. Kimi söylentilere göre anavatanları Fransa’ya kaçmışlardı. O geceden sonra ev uzun süre boş kaldı.

Zaman zaman yeni insan kemikleri keşfi yapıldı. Kurban sayısı asla tam olarak tespit edilemedi. Bugün bu malikane hâlâ gizemini korumaktadır. Zaman zaman evin içerisinden geceleri çığlık sesleri duyulduğu ve evin pencerelerinde hayaletlerin görüldüğü söylenir.

Karanlık Çağ çoktan sona ermiş olsa da bilimin ve yenilikçinin ışığının erişmediği yerlerde halen gölgelerini gizlemekteydi.

 

Görülenin Ötesinde

Suç analizi geliştikçe, suçlular da algılarını ve yöntemlerini geliştirdiler. Görülebilirin ötesinde hâlâ karanlık bir dünya vardı. Emniyet teşkilatları aynaya bakarken, bu aynanın ardındakileri göremiyorlardı. Polis teknikleri geliştikçe, suçlular da aynı hızda kendi tekniklerini geliştiriyorlardı. Örnek vermek gerekirse; parmak izi analizi gelişince, suçlular parmak izi bırakmayacak yöntemler geliştirdiler. İngiltere, endüstriyel devrimin öncüsü oldu. Fabrika binaları geliştirilen makinalar ile birlikte büyüdüler. Bankacılık anlayışı gelişti. Şehirlerarası yollar daha kullanılabilir hale getirildi. Nehirler ticaret yolları olarak kullanılmaya başlandı. Tren yolları, insanların Avrupa’nın birçok noktasına ulaşımı sağlıyordu. Sosyal yaşam statüsü gittikçe gelişiyordu. Endüstrinin gelişimi, ordunun da gelişimini sağlıyordu. Bu durum ise doğal yoldan saldırganlık tavrını arttırıyordu.

1826’da ilk kez yelkensiz bir Hollanda gemisi, Atlantik okyanusunu geçmeyi başardı. Kıtalar arası ulaşım artık çok daha kolaydı. Farklı kültürler hakkında bilgi edinmek artık olağan bir durumdu. 19.yüzyılın ortalarına kadar, siyaset, ekonomi ve ticarî haberler yazan Amerikan gazeteleri, bir anda farklı bir alan fark ederek okur kitlesinin haber alma algısını değiştirmeye başladılar.

 

-Devam Edecek-

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ