YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

SERT POLİSİYENİN KARANLIK YÜZÜ

Diğer Yazılar

Gencoy Sümer
Gencoy Sümerhttps://gencoysumer.com/
Gencoy Sümer İTÜ İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde Master ve Doktora yaptı. www.polisiyedurumlar.com sitesini kurdu ve internette pekçok öykü ve makaleleri yayınlandı. İlerleyen yıllarda Dedektif'in kurucuları arasında yer aldı. İlk polisiye romanı Feneryolu Cinayetleri 2017 yılında, Göl Kıyısındaki Ev & Gizemli Öyküler ve Aile Sırrı & Bir Percule Hoirot macerası 2018 yılında yayınlandı. Gencoy Sümer'in polisiye dergimizde yayınlanan eserlerini bu sayfada bulabilirsiniz.

Raymond Chandler’a hâlâ yalnızca “büyük üslup ustası” diye bakmak, edebiyat tarihinin cilalı vitrinine aldanmaktan başka bir şey değildir. Evet, Chandler’ın cümleleri parlaktır. Los Angeles’ı çürümüş bir rüya olarak anlatma becerisi olağanüstüdür. Ama iyi yazmak, kötü fikirleri masum hale getirmez. Güzel kurulmuş bir cümle, içine yerleştirilmiş önyargıyı ortadan kaldırmaz. Chandler’ın romanlarını bugün yeniden okuyan biri, yalnızca keskin metaforlarla değil, kadın düşmanlığı, eşcinsel nefreti ve ırkçı stereotiplerle de karşılaşır.

Onun ünlü dedektifi Philip Marlowe, çoğu zaman ahlak abidesi bir kahraman gibi sunulur; gerçekte ise kadınlardan tiksinen, eşcinsellere küçümsemeyle bakan ve beyaz erkekliğini tek geçerli norm sayan bir anlatıcıdır. Bu nedenle Chandler’ın eserleri, polisiye edebiyatın seçkin örnekleri olarak değil, önyargının edebileştirilmiş timsalleri olarak okunmalıdır.

Chandler’ın kadınlara bakışı baştan itibaren zehirlidir. Romanlarında kadınlar baştan çıkarıcı bir yılan ya da ahlaken çürümüş bir enkaz olarak kurgulanır. Chandler’ın dünyasında sıradan, aklı başında, kendi iç dünyası olan kadınlara pek yer yoktur. Kadın karakterler ya erkekleri felakete sürükleyen cinsel tehditlerdir ya da korunmaya muhtaç kırılgan yaratıklar. Chandler’ın dünyasında kadın olmak, tehlikeli ya da önemsiz olmak demektir. Philip Marlowe’nun kadınlara ilişkin tasvirleri bunu açıkça gösterir. Örneğin; The Big Sleep (Büyük Uyku) romanında Vivian Sternwood için kullandığı “Bir iş adamının öğle yemeğini mahvedecek kadar cinsel çekiciliğe sahip,” cümlesinde, karakteri bir insan olarak değil, erkeklerin iradesini bozan bir beden olarak tanımlar. Chandler, kadınları düşünce, duygu ve çelişkileri olan bireyler olarak ele almaz. Onları erkek arzusunun ve erkek korkusunun nesneleri olarak görür.

Bu, Chandler’ın dönemine mahsus bir dil olarak değerlendirilip mazur görülemez. Çünkü bu, bilinçli bir edebi bakıştır. Chandler’ın erkek kahramanı kendisini dünyanın son dürüst adamı gibi görür; kadınları ise daima potansiyel bir tehlike olarak değerlendirir. Kadının zekâsı varsa bu şeytani bir kurnazlığa, cinselliği varsa ahlaki yozlaşmaya, bağımsızlığı varsa manipülasyona işaret eder. Chandler’ın romanlarında kadınlar ya arzulanır ya da aşağılanır; çoğu zaman her ikisi birden yapılır. Chandler’ın anlatısı kadınlıkla yozlaşmayı sistematik biçimde birbirine bağlar.[1] Bu, sıradan bir “sert erkek” tavrı değildir. Paranoyakça bir kadın korkusudur.

Chandler’ın eşcinsellere yönelik olarak kullandığı dil daha da aşağılayıcıdır. Romanlarında eşcinsellik bir insanlık durumu olarak değil, ahlaki çöküşün alameti olarak resmedilir. Örneğin; Büyük Uyku’da, Arthur Geiger gibi karakterler özellikle kadınsı, yapay, aşırı süslü ve güvenilmez olarak çizilmiştir. Bu karakterlerin çoğu pornografi, şantaj ya da suç ağlarıyla bağlantılıdır. Yani Chandler, eşcinselliği yalnızca “farklılık” olarak değil, doğrudan kirli ve yoz bir şey olarak kodlar. Philip Marlowe’nun bu karakterlere duyduğu tiksinti, Chandler’ın yazdığı satırlardan adeta taşar.

Chandler’ın kurgularında kadın düşmanlığı, homofobi ve ırkçılık, Marlowe’nun kimliğini koruma araçları olarak işler.[2]  Onun “sert adam” pozları, aslında sürekli bir kirlenme korkusuna dayanır. Kadınlardan, eşcinsellerden ve beyaz olmayanlardan uzak durarak kendi sözde saflığını korumaya çalışır. Bu açıdan bakıldığında Marlowe, kahraman olmaktan ziyade korkularıyla yaşayan ideolojik bir bekçidir.

Irk meselesinde de Chandler oldukça sorunludur. Romanlarında beyaz olmayan karakterler çoğunlukla egzotik, tehditkâr, güvenilmez ya da toplumsal olarak aşağı konumlarda tasvir edilir. Beyaz Anglo-Sakson erkek, dünyanın doğal merkezi olarak kabul edilir. Geri kalan herkes bu merkezin etrafında dolaşan şüpheli figürlerdir. Chandler’ın Los Angeles’ı yalnızca suçla değil, “öteki” olarak gördüğü insanlarla da kirlenmiş bir yerdir. Karakterin şövalyelik ideolojisi, yalnızca cinsiyetçiliği değil, aynı zamanda etnik ötekileştirmeyi de kapsar.[3]  Bu yüzden Marlowe’nun ahlaki üstünlüğü evrensel değil; beyaz, heteroseksüel ve erkek bir bakış açısının üstünlüğüdür.

Chandler’ı savunmak için sıkça kullanılan argüman bellidir: “O dönemde herkes böyleydi.” Bu savunma hem kolaycıdır hem de entelektüel olarak yetersizdir. Açık konuşmak gerekirse, herkes böyle değildi. Aynı dönemde yaşayan pek çok yazar kadınları ve eşcinsel karakterleri bu kadar sistematik biçimde küçümsememiştir. Üstelik bir önyargının tarihsel olarak yaygınlığı, onu estetik olarak masum ya da ahlaken önemsiz kılmaz.

Chandler’ın romanları bu önyargıları stil ve üslup yoluyla cazip hale getiren anestezik metinlerdir. Onun başarısı, ayrımcı bakış açısını süslü cümlelerin içine saklayabilmiş olmasındadır. Chandler’ın asıl mahareti ve asıl sorunu burada yatar. Okur, bir metaforun parlaklığına kapılırken, anlatının taşıdığı ideolojik yükü fark etmeyebilir. Kadınların aşağılanması, eşcinsellerin karikatürleştirilmesi ve etnik azınlıkların stereotipleştirilmesi, Chandler’da arka plandaki tesadüfi ayrıntılar değildir; bunlar Marlowe’nun dünyayı algılama biçiminin temel parçalarıdır. Chandler’ın üslubu ne kadar etkileyiciyse, bu etkileyicilik cümlelerin içine gizlenmiş önyargıyı o derece görünmez kılar.

Bugün Raymond Chandler’ı okumak elbette mümkündür; hatta çoğu zaman hâlâ edebi bir haz da verebilir. Ancak onu kutsallaştırmak, edebiyat adına yapılan eski bir hatayı tekrarlamaktır ki bu iyi yazılmış bir metnin otomatik olarak iyi olduğu yanılgısıdır. Chandler, büyük bir üslupçu olabilir; ama aynı zamanda kadınları aşağılayan, eşcinsellerden tiksinen ve beyaz erkekliği evrensel ölçü sayan bir zihniyetin de parlak bir sözcüsüdür. Kısacası, Chandler’ın romanları yalnızca suçun karanlığını değil, yazarının önyargılarını da sergiler. Cümleleri keskin olabilir; ama bu keskinliğin ucunda çoğu zaman insanların küçümsenmesi vardır.


[1] Noah Berlatsky, “Raymond Chandler’s Misogyny,” The Hooded Utilitarian, 2012.

[2] Marta Usiekniewicz, “Control and Cannibalism in Raymond Chandler’s The Big Sleep,” 2023.

[3] Anthony Dean Rizzuto, Raymond Chandler, Romantic Ideology, and the Cultural Politics of Chivalry (Springer, 2021).

En Son Yazılar