Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Antikçağ’da Geçen 15 Polisiye Roman

Diğer Yazılar

Dinçer Batırbek
Dinçer Batırbek
1974 yılında Konya'da doğdu. Ankara Fen Lisesi ve ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Halen Ankara’da bir kamu kurumunda görev yapıyor. 2018 yılında Cemil Kavukçu ve Fadime Uslu ile Uygulamalı Öykü Atölyesi’ne katıldı. Öykü ve şiirleri, çeşitli edebiyat dergilerinde ve yarışma seçkilerinde yayınlandı. Fantazya ve Bilim Kurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) tarafından düzenlenen 2017 ve 2018 GİO Ödülleri’nde, öykü dalında iki kez başarı ödülüne değer görüldü. 2019 yılından bu yana Dedektif Dergi’nin yazarları arasında yer alıyor. Polisiye gizem edebiyatına ilgi duyuyor.

Öldürmenin tarihi, insanlık tarihinin karbon kopyası gibidir. İnsanoğlu, Kabil’in kardeşi Habil’i katletmesinden bu yana geçen binlerce yılda uygarlığını, teknolojisini ve kentsel refahını sürekli geliştirse de, ne yazık ki ruhunun en karanlık köşelerine sinmiş olan “öldürme” dürtüsünden hiçbir zaman kurtulamamıştır. Hangi altın çağda, hangi kadim coğrafyada, hangi zengin toplumda yaşarlarsa yaşasınlar, para için, intikam için, güç için, inançları için, kıskandıkları için ya da bir anlık öfkelerine yenildikleri için; katiller can almaya, kurbanlar can vermeye devam etmişlerdir ve bundan sonra da devam edeceklerdir.

Genelde suç kavramı ve özelde işlenen cinayetler üzerinden insanı ve toplumu resmetmeyi amaçlayan polisiye yazarlarının büyük bir kısmı, eserlerine arka plan olarak günümüzü temel alırken, bazı yazarlar ise kurguladıkları olayları geçmişteki bir döneme yerleştirmişlerdir. Bu makalede, yabancı yazarların kaleme aldığı, olay örgüsü Antikçağ’ın en önemli uygarlıklarından Eski Mısır, Antik Yunan ve Roma İmparatorluğu dönemlerinde geçen ve hâlihazırda Türkçeye çevrilerek ülkemizde yayınlanmış bulunan on beş polisiye romanı kısaca tanıtmaya çalışacağız.

Bu arada, binlerce yıllık mirasıyla insanoğlunun yeryüzünde var ettiği en önemli uygarlıklara ev sahipliği yapan Anadolu’nun, Hitit, Urartu, Asur, Bizans dönemlerinde geçen ve yerli polisiye yazarlarımız tarafından yazılan nitelikli kitapları okuyabilmek, en büyük dileğimizdir.

Unutmayalım ki, tarihin hangi döneminde geçerse geçsin, iyi polisiye iyi edebiyattır…

 

  1. SONUNDA ÖLÜM GELDİ (AGATHA CHRISTIE)

Polisiyenin kraliçesi Agatha Christie’nin, konusu yirminci yüzyılda geçmeyen tek romanı olan bu kitapta olaylar, Milattan Önce 2000 yıllarında, Eski Mısır’da yaşanıyor. Kutsal mezarların gözetiminden sorumlu, zengin ve kibirli bir yüksek rahip olan İmhotep, karısı, oğulları, kızı ve gelinleriyle birlikte, Nil Nehri’nin batı kıyısındaki Teb şehrinde yaşamaktadır. Bir gün İmhotep’in genç ve güzel sevgilisi Nofret, bir uçurumun dibinde ölü olarak bulunur. Rahibin kızı Renisenb, ilk bakışta kaza gibi görünen bu olayın aslında bir cinayet olduğundan kuşkulanmaktadır. İpuçlarını değerlendirerek bir soruşturma yapmaya koyulur. Ancak Renisenb katile yaklaştıkça, yalnızca ailesinin güvenliği değil, aynı zamanda kendi yaşamı da tehlikeye girecektir.

Eskiçağ tarihine ve arkeolojiye olan ilgisinin izlerini pek çok eserinde görebildiğimiz Agatha Christie, 1890 yılında Büyük Britanya’da dünyaya geldi. 1930’da evlendiği ikinci eşi, İngiliz arkeoloji profesörü Sir Max Mallowan’la birlikte Irak ve Suriye’deki pek çok arkeolojik kazıya bizzat katıldı. 1976 yılında kaybettiğimiz yazarın ilk olarak 1944 yılında ABD’de piyasaya çıkan bu romanı, 1970 ve 1980’li yıllarda Türkiye’de Yılan İçini Döktü adıyla yayınlanmıştı.

 

  1. TANRILARIN İNTİKAMI – 1: İNSAN AVI (CHRISTIAN JACQ)

Yıl, Milattan Önce 518. Nil Deltası’nın batısındaki muhteşem Sais kentinde, Eski Mısır uygarlığının kaderini belirleyecek korkunç bir dram yaşanır. Bir sabah tüm çevirmenler bürosu çalışanlarını katledilmiş olarak bulan genç yazıcı Kel, paniğe kapılarak büronun üzerinde çalıştığı şifreli papirüsü de yanına alarak kaçar. Birileri Kel’e acımasız bir oyun oynamış ve artık bir devlet meselesi haline gelen olayda aranan suçlu durumuna düşmüştür. Hem polisin, hem de komplocuların hedefindeki genç yazıcı, gerçek katilleri bulmak ve suçsuzluğunu kanıtlamak için elindeki gizemli papirüsün şifresini çözmek zorundadır. Bu ölümcül kovalamacadan sağ kurtulma şansı yok gibidir. Tabii eğer Tanrılar son anda yardımına yetişmezlerse…

1947 yılında Paris’te doğan ünlü Fransız Mısırbilimci ve yazar Christian Jacq, Sorbonne Üniversitesi’nden Eski Mısır arkeolojisi üzerine doktora derecesi aldı. Ramses, Işık Taşı, Setna Yükseliyor, Mısır Yargıcı gibi çok satan serilerden oluşan dev bir külliyata ve yayınlanmış elliden fazla kitaba sahip yazarın iki bölümden oluşan Tanrıların İntikamı dizisinin bu ilk kitabı, 2006 yılında okuyucuyla buluştu.

 

  1. TANRILARIN İNTİKAMI – 2: KUTSAL RAHİBE (CHRISTIAN JACQ)

Firavun II. Ahmose dönemi. Yunanlılar ve Perslerin tehdidi altındaki Eski Mısır’da iktidar kavgası hüküm sürmekte, siyasal çalkantılardan dolayı pek çok insan ya faili meçhul cinayetlere, ya da ölümcül komplolara kurban gitmektedir. Yine bir cinayetle suçlanan kahramanımız genç yazıcı Kel’in masumiyetini kanıtlamak için güvenebileceği tek insan, çılgınca âşık olduğu rahibe Nitis’tir. Genç ve güzel rahibenin kaçırılmasıyla, Kel büyük bir mücadelenin içine girer. Artık ne lekelenen şerefi, ne de Mısır’ın geleceği umurundadır, aklındaki tek şey sevdiği kadını kurtarmaktır. Onun ve Mısır’ın kaderi birbirine bağlanmıştır.

Christian Jacq’ın diğer kitaplarında olduğu gibi, siyasal arka planı o dönemdeki gerçek olaylara dayanan Tanrıların İntikamı serisinin bu ikinci kitabı ise, ilkinden bir yıl sonra, 2007 yılında raflara çıktı.

 

  1. SOKRATES’İN KARISI (GÉRALD MESSAIDÉ)

Milattan Önce beşinci yüzyılda, felsefenin ve sanatın altın çağını yaşadığı Atina şehri hunharca işlenen bir cinayetle sarsılır. Filozofların atası sayılan Sokrates’in ölesiye çekindiği, zeki ve inatçı karısı Ksantippi, bu cinayeti çözmeyi ve katili ortaya çıkarmayı kafasına koymuştur. Ancak soylular arasındaki zenginlik ve güç savaşlarının, siyasal entrikaların, şarabın su gibi aktığı çılgın ev partilerinin günlük yaşamı gölgelediği bir ortamda, ulaştığı ipuçları Kisantippi’yi tehlikeli yerlere, güçlü ve acımasız kişilere götürecektir.

Fransız gazeteci ve bilim insanı Gerald Messaidé, 1931 yılında Kahire’de doğdu. Tarihsel kişiliklerin yaşamını anlattığı Mısır Prensi Musa, Davut, Nefertiti’nin Gözleri gibi biyografik romanların yanı sıra, dinî sırlar ve gizemli öğretiler üzerine, çok satan kitaplar yayınladı. İlk olarak 2000 yılında yayınlanan bu romanında yazar, bir taraftan gizemli bir cinayet ve sonrasındaki gelişmeleri anlatırken, bir taraftan da Eski Yunan dünyasının parlak ve görkemli görüntüsünün altındaki acımasız çekişmeyi, sefahati ve yozlaşmayı yansıtmaya çalışmıştır. Messaidé, 2018 yılında yaşama gözlerini yumdu.

 

  1. DEDEKTİF ARİSTOTELES (MARGARET DOODY)

Milattan Önce 332 yılındayız. Atina, bütün dünyayı ele geçirmek için Pers kralıyla savaşmaya hazırlanan barbar Makedonya Kralı Büyük İskender’in egemenliği altında, yorgun ve mutsuz bir şehir haline gelmiştir. Bu karışık ortamda, kentin ileri gelen zenginlerinden Boutades vahşice katledilir. Karıştığı bir kavga sırasında istemeden birisinin ölümüne yol açtığı için sürgüne gönderilen genç Philemon, bu kanlı cinayeti işlemekle suçlanır. Atina yasalarına göre, Philemon’u savunacak ve ailesinin adını temize çıkarabilecek tek kişi, kuzeni ve en yakın akrabası Stefanos’tur. Genç ve deneyimsiz Stefanos, ümitsizlik içerisinde eski hocası, büyük filozof Aristoteles’ten yardım isteyince, filozof Aristoteles dedektif Aristoteles’e dönüşür. Ve öğretmen ile öğrencisi, gerçek katili adalet önüne çıkararak zavallı Philemon’u kurtarmak üzere, birlikte zamana karşı bir yarışa girişirler.

1939 yılında Kanada’da doğan İngiliz Edebiyatı profesörü Margaret Doody, Oxford Üniversitesi’nden doktora derecesi aldı. Yazar tarafından yaratılan ve 1978 yılında okuyucuyla buluşan Dedektif Aristoteles dizisinin bu ilk kitabı, Antikçağ’da geçen polisiye roman türünün ilk örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Yazarın 2013 yılına kadar sürdürdüğü bu seride, toplam yedi roman ve bir öykü kitabı yer alıyor. Bu dizinin Türkçeye çevrilen diğer kitapları; Aristoteles ve Şiirsel Adalet, Aristoteles ve Yaşamın Sırları, Atina’da Zehir.

 

  1. ARİSTOTELES VE ŞİİRSEL ADALET (MARGARET DOODY)

Yıl, Milattan Önce 332. Büyük İskender, Pers İmparatorluğu’nun başkentini ele geçirerek tarihin tanıklık ettiği en büyük zaferlerden birini kazanmıştır. Atinalı zengin gümüş madencileri, ölülerin huzursuz ruhlarını yatıştırmak üzere Sessiz Akşam Yemeği adlı geleneksel bir etkinlik düzenlerler. Ne yazık ki iyi başlayan akşam kötü biter ve yapışkan bir sisin çöktüğü o tekinsiz gecede davetliler, tuhaf bir kaybolma vakası ile sarsılırlar. Zengin ve tanınmış bir gümüş tüccarının varisi olan güzel Anthia, kendi evinden kaçırılmıştır. Bilinen tek şey kızın ve kızı kaçıran kişinin, Delfi’deki kutsal kâhine gitmek üzere o gece yola çıkan bir kafilede olduklarıdır. Genç Stefanos ve hocası büyük filozof Aritoteles, Anthia’nın peşine düşerler. İkili, yol boyunca dikkatlerini dağıtacak pek çok garip olayla karşılaşırlar: Gizemli yabancılarla ilgili söylentiler, kılık değiştirmeler, cinayetler… Üstelik tam da “kız aslında kaçtı mı, kaçırıldı mı” sorusu kafalarını meşgul ederken, kafilede kimliği belirsiz, psikopat bir katilin olduğu ortaya çıkar. Ne var ki Aristoteles ve öğrencisi Stefanos yola devam etmek zorundadırlar, çünkü katilin kim olduğunu ancak Delfi’deki kutsal kâhinin yardımıyla bulabileceklerdir.

Margaret Doody’nin, ilginç bir şekilde Dedektif Aristoteles kitabından tam yirmi dört yıl sonra, 2002’de yayınlanan bu ikinci kitabı, en uzun süre ara verilen seri kitaplardan biri olma özelliğinin yanı sıra, yazarın yazma azminin de bir göstergesi sayılabilir.

 

  1. ARİSTOTELES VE YAŞAMIN SIRLARI (MARGARET DOODY)

Milattan Önce 330 yılı yaz aylarında, Atina kentinin hâkimi Makedonya Kralı Büyük İskender, dev ordusuyla birlikte Küçük Asya seferine çıkmıştır. Kralın Atina’dan uzaklaşmasını fırsat bilen bağımsızlık yanlısı Atinalılar, şehirde İskender’i destekleyenlere ve yabancılara karşı amansız bir cadı avı başlatırlar. İskender’in çocukluğunda bir süre öğretmenliğini de yapmış olan Aristoteles, kuzeyli bir yabancı olarak artık Atina’da güvende değildir. Öğrencisi Stefanos ile birlikte şehirden ayrılmak için bir bahane uydururlar ve bir yolcu gemisiyle Ege Denizi’ne açılırlar. Ancak ikili, yalnızca azgın dalgalarla ve acımasız korsanlarla baş etmek zorunda kalmazlar. Yola çıktıktan hemen sonra, kendilerini çözülmemiş cinayetlerin ve gizemli komploların içinde bulurlar. Filozof Aristoteles ile genç Stefanos, bir kez daha Sherlock Holmes ve Doktor Watson’a dönüşürler ve olayların içyüzünü ortaya çıkarmak üzere kolları sıvarlar.

Margaret Doody’nin çok satan Dedektif Aristoteles dizisinin bu üçüncü kitabı, 2003 yılında piyasaya sürüldü.

 

  1. ATİNA’DA ZEHİR (MARGARET DOODY)

Milattan Önce 332 yılı sonbaharında, Atina kenti ardı ardına gelen skandal davalarla sarsılır. Önce, şehrin ileri gelenlerinden zengin bir adam olan Orthoboulos’un yaralandığı haberi duyulur. Olayla ilgili soruşturma devam ederken, bu kez yaşlı adamın cesedi bulunur. Kanıtlara bakılırsa, baldıran otuyla zehirlenmiştir. Şüpheler, adamın ikinci karısının üzerinde toplanır. Kadın, kocasını zehirleyerek öldürme suçlamasıyla yargılanırken, bir başka olay daha patlak verir; Atina’nın en güzel kadını olduğu söylenen Phryne dinsizlikle suçlanır. Eğer suçlu bulunursa, ölüm cezasına çarptırılacaktır. Atinalılar, her iki davada da zanlıların aleyhinde bir tutum takınırlar. Kadın düşmanlığı, siyasal etkiler ve kamuoyu baskısı, adil yargılamanın önüne geçmektedir. Bu karmaşık ortamda gerçekleri ortaya çıkarmak görevi, yine filozof Aristoteles ve öğrencisi Stefanos’a düşer. Bu kez ikili sadece ipuçlarıyla değil, Atinalıların çarpık ahlâk anlayışları ve ikiyüzlülükleri ile de uğraşmak zorunda kalacaklardır.

Margaret Doody’nin Türkçeye çevrilen son Dedektif Aristoteles kitabı olan bu romanın ilk yayınlanışı 2004 yılında, İngiltere’de gerçekleşti.

 

  1. GÜMÜŞ DOMUZLARIN ESRARI (LINDSEY DAVIS)

Roma İmparatorluğu, Milattan Sonra 70 yılı. Ebedî şehir Roma’da, on altı yaşında bir kız canice katledilir. Yoksul ve romantik “bilgi toplayıcı”, yani dönemin bir anlamda özel dedektifi olan Marcus Didius Falco, cinayeti çözmek ve katilleri yakalamak için kolları sıvar. Elde ettiği ipuçlarının peşinde, Antik Roma’nın mermer sütunlu muhteşem caddelerinden tekinsiz arka sokaklarındaki batakhanelere, Britanya adasının puslu şehirlerinden zengin bir gümüş madeninin derinliklerine sürüklenir. Hikâyenin arka planında ise Roma İmparatorluğu’nu için için kemiren iktidar savaşları, lejyon entrikaları, Kudüs’ten getirilen hazinelerin yağmalanması gibi olaylar, bir film şeridi gibi akıp gider.

1949 doğumlu İngiliz yazar Lindsey Davis’in 1989 yılında yayınlanan bu ilk eseri, toplam yirmi kitaplık dev bir külliyattan oluşan ve sonuncusu 2010 yılında raflarla buluşan Falco dizisinin ilk kitabı olma özelliğini taşıyor.

Lindsey Davis, Gümüş Domuzların Esrarı ile 1989 yılında İngiliz Yazarlar Kulübü’nün En İyi İlk Roman Ödülü’nü ve 1999 yılında İngiliz Polisiye Yazarları Birliği (CWA)’nin Tarihi Hançer Ödülü’nü kazanırken, yarattığı Marcus Didius Falco karakteri ile de En İyi Komik Dedektif dalında Sherlock Ödülü’ne değer görüldü. Bu seriden Türkçeye çevrilen diğer kitaplar; Tunç Gölgeler ve Kızıl Venüs.

 

  1. TUNÇ GÖLGELER (LINDSEY DAVIS)

Milattan Sonra 71 yılı ilkbaharında, İmparator Vespasianus Augustus ölümcül bir komplodan kıl payı kurtulmuştur. İmparator, İtalya’nın güneyine doğru kaçan komplocuları ortaya çıkarmak üzere Romalı bilgi toplayıcı Marcus Didius Falco’yu hizmetine alır ve gizli ajan olarak görevlendirir. Falco, ailesiyle birlikte Akdeniz kıyılarında tatile çıkmış gibi yaparak, Napoli, Capri, Pompei gibi sahil kentlerindeki villalarda komplocuların izini sürmeye başlar. Ne var ki, peşinde olduğu kaçaklar acımasız insanlardır. Arkalarında cinayetler, cesetler, ölüm ve gözyaşı bırakmaktadırlar. Yine de Falco, soruşturmasında sonuna kadar gitmeye kararlıdır.

Kimi eleştirmenler tarafından “eğlenceli polisiye romanların kraliçesi” olarak adlandırılan Lindsey Davis, Falco serisinin bu ikinci kitabını 1990 yılında okuyucu ile buluşturdu.

 

  1. KIZIL VENÜS (LINDSEY DAVIS)

Milattan Sonra 71 yılı, Ağustos ayı. Antik Roma’nın en zengin ailelerinden Hortensiuslar’ın, aile üyelerinden Novus ile nişanlanan Severine Zotica adlı müstakbel gelinleri ile ilgili bazı kuşkuları vardır. Severina’nın daha önceki nişanlıları, gizemli biçimde hayatlarını kaybetmişlerdir. Aile, kızın geçmişindeki ölümlerin içyüzünü ortaya çıkarmak üzere Marcus Didius Falco’yu tutmak ister. Meteliğe kurşun atmakta olan, üstelik de evini kaybeden Falco, romantik sevgilisi Helena Justina ile birlikte hemen araştırmaya koyulur. Ne var ki, tam bu sırada Novus’un cesedi bulunur; adam zehirlenmiştir. Nişanlısını öldüren gerçekten de ailenin şüphelendiği gibi fettan güzel Severina mıdır, yoksa başka biri, bu puslu ortamdan faydalanıp Novus’u ortadan mı kaldırmıştır? Falco’nun önünde çözümü zor bir bilmece durmaktadır.

Lindsey Davis’in Antik Romalı bilgi toplayıcı Marcus Didius Falco’yu merkeze alan Falco dizisinin bu üçüncü kitabı, ilk olarak 1991 yılında yayınlandı.

 

  1. NİSAN ŞENLİĞİ (LINDSEY DAVIS)

Antik Romalı “bilgi toplayıcı” Marcus Didius Falco ile eşi Helena Justina’nın Britanya’dan evlat edindikleri yirmi sekiz yaşındaki kızları Flavia Albia, artık yaşı oldukça ilerleyen babasının sadece mesleğini değil, Çeşme Meydanı’ndaki küçük pansiyonunu da devralmıştır. Erkek egemenliğindeki Eski Roma’da, yalnız başına yaşayan, özgür ruhlu, sıra dışı, dul bir kadındır o; herkesin girmeye çekindiği yerlere korkmadan girer, kimsenin sormaya cesaret edemediği soruları rahatça sorar. İlk davasında, bir müşteri tarafından şüpheli bir kazayı araştırmak üzere tutulur. Ne var ki, soruşturma devam ederken, kendisini tutan müşterisi birden gizemli bir şekilde ölür. Flavia Albia henüz işin başındadır, ancak katilin dikkatini çekmeyi çoktan başarmıştır ve ölüm artık ona hiç olmadığı kadar yakındır.
Komik dedektif Marcus Didius Falco karakteri ile hatırı sayılır bir şöhret ve başarı yakalayan Lindsey Davis, yirmi kitaplık Falco dizisini 2010 yılında sona erdirdi. Yazar, 2013 yılında Nisan Şenliği ile başladığı Flavia Albia serisine 2019 yılına kadar, toplam dokuz roman ve üç kısa romanla devam etti. Flavia Albia serisinden Türkçeye çevrilen diğer kitaplar; Evdeki Düşmanlar, Ölümcül Seçim.

  1. EVDEKİ DÜŞMANLAR (LINDSEY DAVIS)

Milattan Sonra 89 yılı Haziran ayındayız. Romalı yeni evli genç bir çift, yataklarında boğulmuş olarak bulunur. Üstelik çiftin evindeki değerli gümüşler de ortadan kaybolmuştur. Olayla ilgili ilk şüpheler, öldürülen çiftin köleleri üzerinde toplanır. Sayıları özgür yurttaşlardan çok daha fazla olan ve kibirli Roma halkının “evdeki düşmanlar” diyerek korku ve önyargıyla baktığı köleler, cinayet ve hırsızlık suçlaması için uygun bir hedeftirler. Çiftin köleleri, linç edilmekten son anda kurtularak Ceres Tapınağı’na sığınırlar. Gelişmeler toplumsal bir gerilime doğru evrilirken, Romalı yöneticiler kadın “bilgi toplayıcı” Flavia Albia’dan cinayetin çözümü için yardım isterler. Flavia bu kez yalnızca gerçeği bulmak ve adaleti sağlamak için savaşmakla kalmayacak, yargısız infaz yapmak isteyen histerik bir toplum karşısında kendilerini savunma imkânları olmayan, çaresiz insanların hakları için de mücadele edecektir.

Lindsey Davis’in Eski Romalı kadın dedektif Flavia Albia’nın serüvenlerini anlattığı serisinin ikinci kitabı olan bu roman, 2014 yılında yayınlandı.

 

  1. ÖLÜMCÜL SEÇİM & ANTİK ROMA’DA BİR KADIN DEDEKTİF: FLAVIA ALBIA (LINDSEY DAVIS)

Birinci yüzyılın sonu yaklaşırken, Eski Romalı Flavia Albia, emekliliklerinin tadını çıkarmakta olan babası Marcus Didius Falco ile annesi Helena Justina’yı sahildeki evlerinde bırakarak Roma’ya döner. Niyeti, babasının Roma’daki eski evinden gelen bazı eşyaların bir müzayede evi tarafından açık artırma ile satılmasına eşlik etmektir. Ne var ki, sandıklardan birinin içinden kimliği belirsiz bir ceset çıkınca, her şey alt üst olur. Flavia Albia, ailenin Roma’da bulunan tek üyesi olarak, cesedin kime ait olduğunu, kim tarafından, neden öldürüldüğünü ve o sandıkta ne aradığını ortaya çıkarmak zorundadır. Diğer taraftan, gelecek vaat eden genç bir adam olan Faustus, yakın arkadaşı Sextus’un politik kampanyalarına destek vermek üzere Roma’da bulunmaktadır. İpuçları, bu kampanya ile sandıktaki ceset arasında bir ilişki olduğuna işaret eder. Görünen odur ki, Flavia olayı bir an önce çözüme kavuşturamazsa, sandıktaki cesede başkaları da eklenecektir.

Flavia Albia dizisinin bu üçüncü kitabı, ilk olarak 2015 yılında okuyucuyla buluştu.

 

  1. SEZAR’IN ADALETİ (STEVEN SAYLOR)

Roman, Milattan Önce 48 yılının Temmuz ayında, Mısır’ın İskenderiye limanına yanaşan bir gemi ile başlar. Roma İmparatoru olma iddiasını korumak için zorlu bir sefere çıkan Julius Sezar, kendini Mısır tahtının vârisi olan iki rakip kardeşin, Kraliçe Kleopatra ile Kral Ptolemy’nin amansız çekişmelerinin ortasında buluverir. O güne dek Mısır tahtı yüzünden birbiriyle savaşan iki kardeşin artık yeni bir düşmanlık nedeni vardır; her ikisinin de Sezar’a duyduğu hayranlık. Bu sırada Mısır sarayındaki bir başka Romalı da, Nil Nehri’nin kutsal sularında şifa bulması için karısı Bethesda’yı Mısır’a getiren, “Bulucu” Gordianus’tur. Gordianus, cumhuriyete ve senatoya inanan bir Roma vatandaşı olarak, Sezar’la geçmişte bazı sorunlar yaşamıştır. Ancak Gordianus’un Sezar’a yakın olan oğlu Meto karışık politik durumdan ve saray entrikalarından nasibini alıp işlemediği bir cinayetle suçlanınca, Gordianus bir kez daha Sezar ile karşı karşıya gelir. Gerçek katili bularak oğlunun suçsuzluğunu kanıtlayabilmek için imparatordan kendisine bir fırsat vermesini ister. Cinayeti araştırırken ortaya çıkardığı gerçekler, İskenderiye şehrinin yakılmasına kadar giden tarihsel gelişmeleri de beraberinde getirecektir.

Kitabın yazarı Steven Saylor, 1956 yılında ABD’de doğdu. Klasik tarih ve Latince eğitimi aldı. Saylor’un Antik Roma’nın sırlarına gönderme yapan Latince bir deyim olan ve “Gülün Altındaki Roma” anlamına gelen “Roma Sub Rosa” başlıklı, toplam on üç romandan oluşan polisiye serisinin bu ilk kitabı 1991 yılında yayınlandı. Dizinin başkahramanı, günümüzün özel dedektiflerine karşılık gelen “Bulucu” lakaplı Gordianus, Milattan Önce birinci yüzyıl Roma İmparatorluğu coğrafyasında geçen suçların peşine düşüyor. Ne yazık ki bu seriden Türkçeye çevrilen başka kitap bulunmuyor.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ