Ana SayfaDedektif Dergi 25. SayıBir Casus Aranıyor: Çiçero

Bir Casus Aranıyor: Çiçero

Yayın Tarihi:

spot_img

GİRİŞ

İkinci Dünya Savaşı, çok büyük can kayıplarına, kocaman kocaman ve küçücük şehirlerin yıkımlarına sebep olmuş; hâlâ etkilerinin çoğu coğrafyalarda hissedildiği ve kesinlikle bir kazananının olmadığı bir savaştır. Evet, kesinlikle bir kazananı olmamıştır.

İkinci Dünya Savaşı, cepheleri kadar cephe arkası hikâyeleriyle de çokça konuşulmuştur ve de konuşulmaya devam edilecektir. Cephe arkası olaylardan belki de en çok konuşulan konu, casusluk olaylarıdır. Öyle ki her ülke, rakibinin kalesine bir casus sokmak için canla başla mücadele ediyor, düşmandan gelecek en ufak bir bilgi bile memnuniyetle karşılanıyordu. Casusluk olaylarının yaşandığı ülkelerden biri de Türkiye’dir. Savaşa girmeyen, tarafsız olan bir ülkede nasıl oluyor da casusluk hareketleri yaşanıyordu, derseniz bu yazıyı sonuna kadar okumanızı öneririm.

1.İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI

İkinci Dünya Savaşı, 1939 ile 1945 yılları arasında süren, yaklaşık elli milyon insanın hayatını kaybettiği, dünyanın görmüş olduğu en büyük savaşlardan biridir. Bir öncekinde olduğu gibi bu savaşın da iki tarafı vardır ve her iki tarafında da birçok devlet yer almıştır.

  • SAVAŞIN TARAFLARI
    • MİHVER DEVLETLER

Savaşı resmen başlatan olay, Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesidir. Kendine yeni hayat sahası arayan Almanların başını çektiği Mihver Devletlerin tarafında ayrıca Hitler kadar büyük diktatör olan ve hayatı feci şekilde sonuçlanan Mussolini’nin İtalyası ve Japonya yer almıştır.

Daha sonra savaşın Mihver Devletlerin lehine sonuçlanacağını düşünen Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Finlandiya, Arnavutluk, Tayland, Filipinler, Irak gibi pek çok devlet Mihverlerin yanında yer almıştır.

Bunun yanı sıra Almanya tarafından işgal edilen Fransa’da kurulan Vichy Hükümetini de saymadan bu başlığı kapatmamak gerekir.

  • MÜTTEFİK DEVLETLER

Aslında Birinci Dünya Savaşı’nın rövanşı gibi bir manzarayla karşı karşıyayız. İlkinde de Almanya’nın başını çektiği grup İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği gruba karşıydı. Burada da değişen pek bir şey yok.

Müttefik Devletleri sayarsak eğer, liste epey kabarık olmakla birlikte, başlıca devlet şunlardır: Fransa, Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği, ABD, Çin ve İngiliz siyasetinin etkisi altındaki Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda, Hindistan gibi ülkeleri saymak yeterli olacaktır.

Savaşın kazananı Müttefikler olsa da Fransa savaştan epey zarar almıştır. Hitler yönetimindeki Almanya Paris’e kadar işgal hareketlerini sürdürmüş ve burada bir hükümet kurmuştur.

  • SAVAŞTA TÜRKİYE

Atatürk’ün 1938 yılında vefat etmesiyle Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde ne gibi değişikliklerin olacağı merakla bekleniyordu. Ancak Gazi’den sonra cumhurbaşkanı seçilen ve Gazi’nin en sadık dostlarından biri olarak kalmayı başarmış olan İsmet İnönü, genç cumhuriyetin Kemalist ideolojisinde keskin değişiklikler yapmadı.

Sağlığında bir dünya savaşının patlak vereceğini öngören, Mussolini hakkındaki tutarlı yorumuyla bir kere daha dünyayı kendine hayran bırakmış Büyük Önder’in “Yurtta barış, dünyada barış” sözü doğrultusunda ve bir önceki savaşta yaşadıklarıyla, savaşın ne denli felaket olduğunu bilen Türkiye savaşta tarafsız kalmayı tercih etmişti. Ancak savaş yıllarında Milli Şef, İngiliz Hükümeti ile Adana’da görüşmüştür. Bu görüşmeden sonra Türkiye’nin ideolojisinde bir değişiklik yaşanmamıştır.

Yine savaş yıllarında, Almanya’nın sınıra yaklaşmasıyla Mareşal Fevzi Çakmak, Kuzeybatı sınırımızda karartma politikasının uygulanmasını istemiştir. Türkiye savaşa her zaman hazır bulunmak adına seferberlik ilan etmiş ve denetimli ekonomi politikası izlemiştir.

Savaşın ilerlediği yıllarda hükümet içerisinde Alman tarafları çoğaldığı gibi, savaşın sonlarına doğru Müttefiklerin artık yenileceğinin anlaşılması üzere yeni düzende yer almak için Almanya’ya savaş ilan edilmiştir. Bu politika Türkiye’nin BM’nin kurucu üyeleri arasında yer almasına sebep olmuştur.

  • SAVAŞIN SONUCU

Savaşın sonucu Müttefikler için tam bir yıkım oldu. Almanya ikiye bölündü, Mussolini kurşuna dizildi… Dedektif okuyucuları için bu kadarını açıklasak sanıyorum ki yeterli olacaktır. Sonuç itibariyle konumuz İkinci Dünya Savaşı değil, bu savaşta görülen ve dünyanın en büyük casusu olan Çiçero’dur.

2.ÇİÇERO

Türkiye, savaş yıllarında casusluk faaliyetlerinin en çok ve cesurca yapıldığı bir ülkedir. Zira her iki taraf da kendi yanlarına çekmek istediği için her türlü bilgi akışı büyükelçilikler aracılığıyla sağlanıyordu.

Çiçero; ya da gerçek adıyla İlyas Bazna… Çiçero hakkında kapsamlı bir araştırma yapmak ve makaleler yazmak için yeterli düzeyde kaynak bulunmamaktadır. Olayın tanıklarının anlattığı ve İlyas Bazna’nın çelişkili anlatısıyla ancak bir şeyler anlatılabilmektedir. Ve bu olayın kesinlikle bilinemeyecek yönleri vardır.[1]

İlyas Bazna, Arnavut asıllı bir Türk vatandaşıdır. Çeşitli görevlerde bulunmuştur. Bunların en ilginci askerliği sırasında Çankaya Köşkü’nde yer almasıdır. Askerlikten sonra Yugoslav Büyükelçiliğinde uşak olarak çalışmaya başlayan Bazna, daha sonra İngiliz Büyükelçiliğinin birinci sekreteri Douglas Busk için çalışmaya başladı. Arabasına bakıyor, evindeki tamir işlerini yapıyordu.

  • İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLİĞİ

Bazna, Busk ailesinin yanından ayrıldıktan sonra yine onların yardımı sayesinde İngiliz Büyükelçiliğinde işe başladı. Burada Büyükelçiye çok yakındı. Hatta banyoda kese atacak, ona arya okuyacak kadar yakındı.

Casusluk faaliyetleri de bu dönemde başlamış bulunuyordu. Belgeleri çektikten sonra Alman Büyükelçiliğinden en doğru kişi olan Moyzisch’i buldu ve onunla bir görüşme ayarladı. Bazna, gizli saklı gizli belgelerin köşkün mutfağında sakladığı fotoğraf makinesiyle fotoğraflarını çekiyordu.

Moyzisch, her aklı başında olan bir insan gibi, bunu neden yaptığını sordu. İlyas Bazna ise hayat hikâyesine birtakım uydurma olaylar ekledi. Ailesi Arnavutluk’ta İngilizlerce öldürülmüştü ve bunu tamamen intikam için yapıyordu. Ama olayın iç yüzü böyle olmamıştı. Bazna, bu işi tamamen para için yapıyordu.

Moyzisch ise durumu van Papen’e aktardı. Van Papen, sicili kabarık bir bürokrattı. Ama Hitler kendisine güveniyordu. Aynı zamanda van Papen, gözü yükseklerde olan bir sivil yönetici olduğundan, bu belgelerin devamını sağlamak için İlyas Bazna ile görüşmelerin sürdürülmesini istedi.

Tabii unutmadan söylemek gerekir ki, İlyas Bazna hiçbir zaman gerçek kimliğini açıklamadı. Van Papen, Moyzisch’e bu belgelerin kim tarafından getirildiğini sorduğunda, öteki adam Çiçero dedi. Çiçero’dan geliyor, dedi.

İlyas ise yıllar sonra Moyzisch’in anılarını yayımlatmasıyla birlikte kendisinin Çiçero olduğunu öğrenecekti.

İlyas Bazna, Ekim 1943’ten Mart 1944’e kadar, büyükelçilikte çalıştığı dönem boyunca çok fazla sayıda belgenin fotoğrafını çekip Almanya’ya sattı. Tarihin en çok para kazanan casusu olarak bilinen Çiçero, belge başına, rulosunu on beş bin sterlin veya altmış bin dolara satmak istedi. Bu haliyle de tarihin en yüksek ücretli ajanı olmayı başardı.

Ancak bu hikâyenin bir kazananı yoktu.

Almanya, elde ettiği bu bilgileri doğru kullanamamıştı. Gerçi kullansa bile savaşı kaybedeceği ortadaydı. Öte taraftan savaş yıllarında Almanya, İngiltere ekonomisini çökertmek adına sahte sterlinler basıp piyasaya sürmüştü. İlyas Bazna’nın ödemeleri de işte bu sahte sterlinlerle yapılmıştı ki, bu olay yıllar sonra ortaya çıkacaktı.

  • CASUS ARANIYOR

ABD Hükümeti, Ankara İngiltere Büyükelçiliğine, bir casusun olduğunu haber etti. Bunun haber edilmesiyle birlikte büyükelçilikte bir araştırma, soruşturma dönemi başladı. Bu dönemde uşaklığa devam eden İlyas, yine de büyükelçinin en yakın hizmetlilerinden biriydi. Bunun sebebi uşağın yeterli düzeyde İngilizce bilmiyor olmasıydı. Fransızca ve Almanca bilen uşak, aslında İngilizce anlıyor, konuşamıyordu. İngiliz Büyükelçiliğinde iş görüşmesine geldiğinde de iş görüşmesini Fransızca yapmıştı.

Daha sonra İngiliz Büyükelçiliğinde dönemin çalışanlarının itiraf ettiği üzere, Bazna’nın İngilizce anlıyor olmasından şüphelenilmişti, ama yine de bir işlem yapılmamıştı.

Bu soruşturmaların yaşandığı dönem boyunca Bazna, az ama yine de Almanya’ya istihbarat sağlama konusunda çalışmalarını sürdürdü.

  • ABD AJANI

Yazının başında da dediğimiz gibi, Türkiye casusluk hareketlerinin en çok yaşandığı ve bununla birlikte en korkusuz yaşandığı ülkeydi. Almanya, İngiltere Büyükelçiliğinde çalışan bu gizemli ajanı sayesinde birçok belgeye ulaşmıştı. Bunların pek çoğu büyükelçiliğin günlük mutfak ihtiyacı olsa da aralarında Normandiya Çıkarması’nın da bulunduğu savaşın kaderini değiştirecek bilgileri Almanya’ya satıyordu. Aslında bu durum bile İlyas’ın İngilizcede yeterli düzeyde bilgisi olmadığını ortaya çıkarırdı: Okuyamıyor, yazamıyor.

Bu dönemde ABD de casusluk faaliyeti peşindeydi. Müttefikler arasında yer alan ABD, Mihverlerin başını çeken Almanya’nın Ankara Büyükelçiliğinde çalışan ve Moyzisch’in bürosunda göreve başlayan genç bir sekreterle iletişime geçip Müttefikler adına casusluk yapmaya ikna ettiler.

Bu durumu ilk fark edenler arasında karşı tarafın casusu İlyas Bazna yer alıyordu. Çünkü genç Alman’ın verdiği bilgiler, İngiltere Büyükelçiliğinde konuşuluyordu.

  • SONA DOĞRU

İngiltere Büyükelçisi Sir Hughe Mart sonunda İngiltere’ye özel bir iş için geçici süreliğine dönmesiyle Çiçero artık Almanlara bilgi veremez olmuştu. Zaten karşı taraftaki casusun kendisini tespit etmesi de an meselesi haline gelmişti ve Almanlardan kazandığı paranın da artık yeterli olduğunu düşünmeye başlamıştı. Bu yüzden elçilikten ayrılmaya karar verdi ve istifasını verip işinden ayrıldı.

  • CASUSLUKTAN SONRASI

Büyükelçilikten ayrıldıktan sonra bir süre daha Ankara’da yaşamaya devam eden ve kazandığı parayı temkinli harcayan İlyas Bazna, savaşın ardından İstanbul’a yerleşip çok ortaklı inşaat şirketi kurdu. Bu sayede kazandığı sahte sterlinleri harcıyor, servetini artırıyordu.

Ancak ne var ki, ortağı ile Bursa’da yaptığı bir otel sırasında Bazna’nın harcadığı paraların sahte olduğu ortaya çıkacaktı. Bundan sonrası Bazna için tam bir felaketti. Mahkemelik olmuş, iş yaptığı herkese tazminat ödemeye mahkûm olmuştu.

Bazna artık fakir bir adamdı. Bir sene öncesine kadar ülkenin en zengin adamının cebinde paranın olmadığı günler geçiyordu.

  • FIVE FINGERS

Bazna’nın parasız gezdiği bu dönemde, Çiçero hakkında ilk dedikodular yayılmaya başlamıştı. Alman diplomat Moyzisch de 1952 yılında yayımladığı otobiyografisiyle bu casusluk olayını anlatmıştı. Gerçek adını bilmediğini söyleyen Moyzisch’in anılarından sonra ABD’li bir film firması çekimlerini Ankara’da yapacağı bir film hazırlıklarına başladı.

Bunun haberini alan Bazna, filmin yönetmenine telefon açıp durumu anlattı: Ben Çiçero’yum.

Ancak filmden beklediği gibi bir rol veya ücret koparamadı. Ancak bu sayede Çiçero’nun da kimliği tespit edilmiş oluyordu.

Five Fingers, bir gerçek hikâye üzerine kurgulu filmdi. Ancak senaryoda değişiklikler mevcuttu. Mesela karakterin adı Çiçero değildi. Film Avrupa’da ve Amerika kıtasında çok ses getirdi. O zamana kadar yapılmış en başarılı casus filmi olarak gösteriliyordu.

  • BEN ÇİÇERO

İlyas Bazna, Almanya’ya gidip Moyzisch’in anılarını anlattığı editörü buldu ve bir randevu kopardı. Editör ile görüşmelerinde bütün olan biteni anlattı, sahte sterlinleri, tazminatları, film setini. Ancak editör bu karşısındaki kel, kilolu adama inanmak istemiyordu. Basbayağı bir Türk’tü. Hiç zeki, casusluk yapabilecek yeteneğe sahip birine benzemiyordu. İlyas Bazna ile Moyzisch’i karşılaştırmak istedi ve bugünün akşamında Avusturya’da yaşamına devam eden Moyzish’e durumu anlattı. İki eski dost savaştan yıllar sonra ilk defa olarak karşılaşacaktı.

Moyzisch, görüntüsü değişmiş olsa da Bazna’nın kimliğini doğruladı. O, Çiçero’ydu.

  • ICH WAR CICERO

İlyas Bazna, anılarını yayımlatmaya karar verdi. Ich War Cicero adıyla yayımlanan anılarından sonra dünyada yeniden konuşulmaya başladı Bazna.

Daha sonra Türkiye’ye dönmedi. Ölümüne kadar da Almanya’da, Münih’te yaşamaya devam etti.

  • ÇİÇERO

Üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen Çiçero hiçbir zaman unutulmadı. Tarihin en meşhur ve en çok para kazanan (sahte olmasına rağmen) casusunun 2019 yılında Türk yapımı bir filmi daha vizyona girdi.

Serdar Akar’ın yönettiği ve Erdal Beşikçioğlu’nun canlandırdığı Çiçero filminde, gerçekler birebir perdeye aktarılmamıştır. Film, gerçeklerden uyarlamadır.

 

KAYNAKÇA

  • Wires, Richard; Kod Adı Çiçero
  • Five Fingers film
  • Çiçero film
  • Bazna, Elyesa; Ich War Cicero
  • Moyzisch, L.C.; Operation Cicero
  • Hart, Basil Hidddel; İkinci Dünya Savaşı Tarihi
  • Özal, İlkin Başar; Kısa İkinci Dünya Savaşı Tarihi
  • [1] Wires, Richard, Kod Adı Çiçero, s. 13

Yorum Bırakın:

yorum

EN SON YAZILAR

2021 yılının en iyi polisiye dergisi Dedektif Dergi

Türkiye Dergiler Birliği’nin her yıl verdiği yılın dergileri ödüllerinden yılın polisiye dergisi ödülünü Dedektif...

Heyecanla İzleyeceğiniz On Polisiye Dizi Film Önerisi

Pandemi nedeniyle evde daha uzun vakitler geçirdik. Özellikle ilk zamanlarda kendimizi eve tamamen kapattığımız...

2021’in En İyi Polisiye Kitapları Listesi

Dedektif Dergi yazarlarına, 2021 yılında okudukları ve en beğendikleri polisiye kitapları sorduk, işte karşınızda...

2021 Zehirli Kalem Polisiye Öykü Yarışması Sonuçları

2021 yılında düzenlenen 2. Zehirli Kalem Polisiye Öykü Yarışması’nın sonuçları açıklandı. Necati Göksel, Dr. Saniye...

BENZER YAZILAR

2021 yılının en iyi polisiye dergisi Dedektif Dergi

Türkiye Dergiler Birliği’nin her yıl verdiği yılın dergileri ödüllerinden yılın polisiye dergisi ödülünü Dedektif...

Heyecanla İzleyeceğiniz On Polisiye Dizi Film Önerisi

Pandemi nedeniyle evde daha uzun vakitler geçirdik. Özellikle ilk zamanlarda kendimizi eve tamamen kapattığımız...

2021’in En İyi Polisiye Kitapları Listesi

Dedektif Dergi yazarlarına, 2021 yılında okudukları ve en beğendikleri polisiye kitapları sorduk, işte karşınızda...