Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

GUGUK KUŞU

Diğer Yazılar

Yasemin Şen
Yasemin Şen
1982 İstanbul doğumluyum, Trabzonluyum. Koç Üniversitesi'nde Ekonomi, Sabancı ve Florida Üniversitelerinde İşletme yüksek lisans bölümlerinde okudum. Şu anda Anadolu Üniversitesi'nde Sosyoloji okumaya devam ediyorum. Yapımcı Zeynep Atakan'ın eğitmenliğinde YapımLab'de(Zeyno Film) "Yapımcılık Laboratuvarı" mezunu da oldum. 2008 yılında kurumsal hayata atıldım. 2015 yılında kurumsal hayata bir ara verdim. Bu yıldan itibaren yıllardır izlediğim filmlere yenilerini ekleyerek daha fazla not tutmaya araştırmaya ve analiz etmeye başladım. 2017 yılında "Hercumabirfilm" isimli bir instagram sayfası açtım. Sayfamda her hafta cuma günü sinema tarihine damgasını vurmuş filmlerden birini seçerek hakkında hap bilgi paylaşıyorum. Amacım sinemanın hayatımıza en kolay dokunan sanat olduğunu takipçilere hatırlatmak. Aynı formatta "Keyifli Alışveriş" ve "Anatolian" dergilerinde aylık olarak 4 sayfa yazılarım çıkıyor.

GUGUK KUŞU 1

Orijinal film adı: One Flew Over the Cuckoo’s Nest

IMDB: 8,7 / 10

Tür: Dram, Gerilim   

Süre: 2 sa. 13 dk.

Renk: Renkli

Yapım yılı: 1975

Ülke: ABD

Yönetmen: Milos Forman

Oyuncular: Jack Nicholson, Louise Fletcher, Michael Berryman, Danny DeVito


Selamlar!

Efsane oyuncu kadrosu ve gerçekten etkileyici konusuyla muhteşem bir filmle bu sayımızı renklendirmek isterim.

Güçlü hikâye, mükemmel uyarlama ve mükemmel bir yönetmenle buluşan usta oyuncular… Film, “en iyi film”; “en iyi erkek oyuncu”; “en iyi kadın oyuncu”; “en iyi yönetmen” ve “en iyi uyarlama” dalında tam beş adet Oscar sahibi olan sinema tarihindeki üç filmden biri olmuştur.

Filmin seyirciyi inanılmaz bir şekilde içine alan bir atmosferi ve enerjisi var. Fakat emin olun söz konusu sadece usta aktör Jack Nicholson ve diğer aktörlerin müthiş oyunculukları değil. Filmde mekân olarak gerçek bir akıl hastanesi kullanılması ve çokça göreceğiniz gerçek akıl hastalarının ve hastane personelinin yer alması bunda en büyük etken olmuş diyebilirim. Hatta hiç bir filmde göremeyeceğiniz bir ilk de vardır bu filmde. Hastanenin yöneticisi rolünde izlediğiniz psikiyatrist gerçekten de o hastanenin (Oregon Akıl Hastalıkları Hastanesi) yöneticisidir. Doktor, “doğalcı” yönetmen Milos Forman’ın ricasını kırmaz ve ilk ve tek oyunculuğunu bu filmle bize gösterir. Forman’ı yanıltmayan Dr. Dean Brooks o kadar doğal bir oyunculuk sergiler ki adeta mesleğini filmde yaşadığını size hissettirir

Peki, Amerika’da o kadar yer varken neden ABD’nin en batısındaki Oregon eyaleti tercih edilmiştir bu film için? Hemen yanıtlayayım: Çünkü koskoca ABD’de sadece Oregon’daki bu hastane film yapımcılarına tam yetki vermiş, üstelik de çalışanları ve hastanede kalan hastaları (hatta yöneticisi de) film ekibine destek olmuştur. Hastane yöneticisi Dr.Brooks’un yüce gönüllülüğü bununla da sınırlı kalmaz. Kendi alanı olmasa dahi çekimler sırasında hastalanan “Harding” rolünde izlediğimiz aktör William Redfield dikkatini çeker. Onu muayene eder ve kan kanseri teşhisi koyar. Gerçekten de Redfield’in kanser olduğu ortaya çıkıverir. Fakat profesyonel oyuncu hiç bir çekimini aksatmaz ve konsantre bir şekilde işine devam eder. Maalesef film tamamlanır tamamlanmaz da gözlerini yumacaktır hayata… Müthiş bir jübile ile tabi ki… Redfield, Marlon Brando’nun da en yakın arkadaşlarından biridir

GUGUK KUŞU 2

“Guguk Kuşu” filminin haklarının satın alınması bizi taa 1960’lara götürür. Hatta ucu ünlü aktör Kirk Douglas’a uzanacaktır (Kendisini “Spartacus” filminden hatırlayabilirsiniz. Aynı zamanda Oscar’lı aktör Michael Douglas’ın da babasıdır). Sıkı bir okur olan Kirk Douglas, Ken Kesey’in aynı isimli romanını (One Flew Over the Cuckoo’s Nest – Türkçe çevirisi ile “Guguk Kuşu”) 1961’de bir kitap galerisinde fark eder. Romana hayran olan Douglas, hemen romanın film haklarını satın alır. Hatta planı, çekilecek filmde başrolde oynamaktır. Fakat filmin planlanan çekim süresi o kadar uzundur ki hiç bir yapımcı filme sıcak bakmaz. Dolayısıyla Douglas projesini askıya almak zorunda kalır.

GUGUK KUŞU 3

Romanın Broadway oyunu ise 1963’te New York’ta perdelerini açar. Başrol olan “McMurphy” rolünde tabi ki Kirk Douglas’ı görürüz. Oyun 1964’e kadar tam 84 performans sergiler. Kirk Douglas yıllar sonra filmin haklarını oğlu Michael Douglas’a devreder. Çekim başladığında kendisi başrol için artık çok yaşlı kaldığından filmde de yer alamaz. Ama bize müthiş bir eser sunmuş olur. Oğlu Michael Douglas da babası gibi filmde yer almak ister. “Billy Bibit” rolünü düşünür kendisine, fakat bu da gerçekleşmez. İyi ki gerçekleşmez çünkü bu rol hayatımıza yeni bir aktör de sunmuş olur böylelikle: Brad Dourif. Dourif bu filmdeki performansıyla Oscar’a aday olacaktır. “Taber” rolünde göreceğiniz aktör Christopher Lyod’u “Geleceğe Dönüş” film serilerinde profesör rolüyle hatırlayabilirsiniz. Filmin yapım ekibi, filmde ünlü bir aktörün başrolde olması için anlaşmaya varır. Birçok ünlü isim arasından Yönetmen Forman’ın öncelikli listesinde olmasa da Jack Nicholson seçilir. Yani döneminde film, Nicholson’ın yeni filmi diye reklamını yapsa da, günümüzde sadece Nicholson’ın filmi diyemiyoruz. Çünkü film, bu filmle beraber ünlenen birçok aktörü hayatımıza kazandırmıştır. Peki kimdir bu aktörler? Bir tanesini söylemiş oldum zaten; Christopher Lyod. Diğeri ise: Danny Devito! DeVito filmdeki rolüyle o kadar tatlı ki yanaklarını sıkmak için zor tutabilirsiniz kendinizi. DeVito aynı zamanda Jack Nicholson’ın da çocukluk arkadaşıdır. Dikkat ederseniz filmde de aralarındaki bu kimya fark edilmeyecek gibi değildir. Usta aktör Jack Nicholson’a dönersek: 1967’ye kadar küçük rollerde ya da 2. kalite sinema filmlerinde karşımıza çıkan Nicholson’ın yazarlık kabiliyeti de vardır. The Trip (1967) ve Head (1968) filmlerinin senaryosunu kendisi yazar. Büyük çıkışını ise 1969 yapım Peter Fonda ve Dennis Hopper ile başrollerini paylaştığı “Easy Rider (Özgürlüğün Bedeli)” filmiyle yapar ve ilk Oscar adaylığını kazanır. Bu filmle Oscar’ı kucaklayamasa da Karen Black’le başrolünü paylaştığı bir sonraki iddialı filminde “Five Easy Pieces (Beş Kolay Parça)”ta nefes kesici bir Nicholson performası izleriz. Ve bu rolüyle bir kez daha Oscar’a aday olur.

Filmin konusuna gelirsek: Hapishanede bir süre yatan Randall Patrick McMurphy (Jack Nicholson), tembel ve kural tanımaz doğası gereği, kendisine verilen işleri yapmamak adına deli taklidi yapar. Hapishane yetkilileri buna inanmasa da yetkili kişilerin de görüp karar vermesi adına McMurphy’i Oregon Devlet Akıl Hastalıkları Hastanesine yollar. Hastane yöneticisi (Brooks) de McMurphy’nin aslında deli olmadığının farkına varsa da prosedür gereği onu bir süre ziyaretçi olarak kabul eder. Hapishaneden kurtulup, hastaneye gelen McMurphy buradakileri de parmağında oynatacağı düşüncesiyle mutlulukla katılır hastaların ve hastane çalışanlarının arasına. McMurphy’nin kaldığı koğuşta, akıl sağlıkları farklılık gösteren çok çeşitli hastalar bulunur. Oldukça sosyal ve arkadaş canlısı ama aynı zamanda kurnaz olan McMurphy kısa zamanda hepsini yakından tanır ve hepsiyle ayrı ilişki kurarak grubun lideri gibi konumlanır. McMurphy’nin aykırı davranışları ve buz gibi soğuk baş hemşire Ratched’a sürekli meydan okuması tüm hastaların da hayranlığını ve sevgisini kazanır. Aslında McMurphy tüm bu insanlara gerçekten değer vermeye başlar. Hatta onları dışarıdaki dünya ile tanıştırmak için sürekli fırsatlar yaratmaya çalışır. Fakat kendisine hızla yaklaşan tehlikeyi de fark edemeyecektir. Peki McMurphy, hemşire Ratched ile girdiği bu savaşı kazanabilecek midir?

Film bizi tertemiz bir Oregon sabahı ile karşılar. Huzur veren müzikle beraber bir arabanın yaklaştığını görürürüz. İşte guguk kuşu yuvasına konacak olan kişi yaklaşmaktadır. Bu kişi hapishane görevlileri eşliğinde Oregon Akıl Hastalıkları Hastanesine getirilmekte olan McMurphy’den başkası değildir. Hastaneye büyük bir mutlulukla girdiğini gözlediğimiz McMurphy, hapishaneden koparıldığına memnun gibidir. Adamın hiperaktif hareketlerinden şüphelenseniz de ince espri anlayışı ve keskin zekasından akıl sağlığında bir sorun olmadığı sonucuna ulaşırsınız. Ama yine de hikayesini merak edersiniz. Merakımızı fazla uzatmadan, McMurphy hastane yöneticisi Dr.Spivey’in odasına alınır. Yazımın başında bahsettiğim üzere hastanede psikiyatrist olarak çalışan Brooks’un canlandırdığı karakter Dr Spivey, önüne McMurphy ile ilgili konan durum raporunu okumaya ve McMurphy ile durumunu konuşmaya başlar. Yönetmen Forman yine burada gerçekçilik etkisini kuvvetlendirmek için Brooks’a raporu önceden göstermez. Yani Brooks önündeki kağıtları gerçekten okumaktadır. McMurphy’nin gözlem için alındığı koğuş baş hemşire Ratched tarafından yönetilmektedir. Kadını görür görmez soğukluğu ve sevimsizliğinden irrite olursunuz. Hatta saçları bile şeytan boynuzlarını andıracak şekilde yapılmıştır.

GUGUK KUŞU 6

McMurphy gelir gelmez grup terapisine katılır. Hemşire Ratched’in moderatörlüğünde seçilen bir kişinin derdi üzerine tartışma amaçlı düzenlenen seans McMurphy’i hemen rahatsız eder ve bu kadınla sorun yaşayacağını kendi de anlar. Hemşire insanları rahatsız ediyor ve soğukluğu ile irrite ediyor gibidir. Kadın bunu iyi niyetle mi yapıyor ya da olması gereken bu mu anlayamazsınız. Ama kadın ortaya bir konu atıp insanların tartışmasını büyük bir keyifle seyrediyor gibidir. Terapi sahnelerinin çekiminde yönetmen Forman hiç kimsenin ifadesini ve oyunculuğunu kaçırmamak için çift kamera kullanır. Yani aynı anda daire oluşturan herkes çekiliyordur. Bu tüm aktörlerin karakterlerine iyice girmesinde de çok etkili olmuştur. Hatta öyle zamanlar olmuştur ki yönetmen “kestik” dedikten sonra bile hiçbir aktör rolünden çıkmaz. Bunu fark eden Nicholson “Bu insanlar ne zaman rollerinden çıkacaklar” diye yönetmenin yanına gelir çoğu zaman. Aslında aktörlerin bu kadar rollerinin içine girmesi ve kolay kolay çıkamaması, Forman’ın oyuncularını çekimlerden önce rollerine iyice hazırlamasından da kaynaklanır. Tüm set ekibi ve oyuncular hastanede yatar ve orada yaşar bir süre. Hatta herkesin ayrı ayrı muhatap olacağı ve gözlemleyeceği hastalar da seçilir hastanede. Her oyuncu hastanedeki grup terapilerine katılır ve gözlem yapar. Forman çoğu zaman çift kamera kullandığını oyunculardan da saklar. Amacı “gerçek” tepki ve yüz ifadelerini yakalayabilmektir. İlk terapi oturumunda özellikle Jack Nicholson’ın hiç konuşmadığını ve diğerlerini konuşurken gözlemlediğini izleyeceksiniz. Burada eşsiz bir şekilde Nicholson, mimikleri ve yüz hareketleri ile konuşur adeta. Bu sahnede Forman 10 dakika boyunca kesintisiz Nicholson’ın yüzünü çeker. Yine amacı aktörden en gerçekçi tepki ve oyunculuğu yakalayabilmektir. Forman bir röportajında bu konu hakkında şöyle der: “Ekranda gerçek yüzler görmekten çok etkileniyorum. Bu bence sinemanın da gerçeğidir (veritesidir).

Çılgın McMurphy’nin çevresindeki kimseye deli muamelesi yapmadığını ve aşağılamadığını görürsünüz. Hatta bazen onların davranışlarına anlam veremediğinde “deli misiniz siz kendinize gelin” dediği olur. Karakterine ters gibi gözükse de hastaların herbiriyle sabır ve titizlikle ilişki kurar. Bu aslında şimdiye kadar kimsenin hastanede alışık olmadığı bir durumdur. Bu belki de filmde verilen en önemli mesajlardan da biridir. Bize ülke Amerika bile olsa sinir hastanelerinin içler acısı durumunu yansıtır bir şekilde. Kendini değersiz hisseden ve kendi öz saygılarını yitirip sistemin bir parçası olmaya zorlanan ve ilaçla uyuşturulan insanlar… Zaten bir süre sonra bu insanlar gerçekten de burada olmalı mı diye kendi kendinize sorarsınız. McMurphy, hastaların arasına hiç karışmayan, dilsiz ve sağır diye herkesin görmezden geldiği ve devasa cüssesi sayesinde aynı zamanda da saygı duyduğu Amerikan yerlisi koca Chief’i bile insanların arasına basketbol oynatarak çekmeye çalışır. McMurphy’e duyarsız ve onu anlamıyormuş gibi görünen Chief bile zamanla adamın ona yaptırmak istediklerini yapmaya başlar ve basketbol oynar! Hatta adamın basketbol oynarken ilk kez gülümsediğini bile görürüz.

Filmde sinema tarihinin en unutulmaz sahnelerinden birine de şahit olacaksınız. McMurphy’e o dönemlerde akıl sağlığı yerinde olmayan hastalara uygulanan şok tedavisi uygulanacaktır. McMurphy yatağa yapıştırılır ve elektrik verilir. Burada Nicholson’ın acı çeken yüzü karşısında dehşete düşecek ve adamın eşsiz yeteneği karşısında eğileceksiniz. Bu tedavi sonraları oldukça eleştiri konusu olmuş ve azaltılmışsa da uygulamadan çıkarılmamıştır. Filmin altını çizmek istediği en önemli konu da elektrokonvulsif adı verilen bu tedavi şeklidir aslında. İnsanları kontrol etmek için kurumların kullandığı bu güç gerçekten de doğru mu? Hastaların sistemin ve otoritenin birer piyonu olmayı reddettiklerinde karşılaştıkları bu ezici darbe… Bunlar gerçekten de üzerinde derin derin düşünülmesi gereken ağır konular. Forman’ın tasvir ettiği hastaneler günümüzde azalıp herkes kendi depresyon haplarıyla kendi kendini tedavi etmeye çalışsa da(!), filmdeki bu şok tedavi görüntüleri asırlarca insanların beyninden çıkmayacak gibi… Bu sahne sinemanın en iyi betimlemeleri arasında da yerini almıştır.

GUGUK KUŞU 7

Çekimler sırasında Cheswick’i canlandıran aktör Sdyney Lassick rolünden bir türlü çıkamaz ya da çıkmaz. Bu durum tüm set ekibini ve doktorları da endişelendirir çekimler boyunca. Hatta öyle ki, sondaki yastıkla boğma sahnesinde Lassick o kadar etkilenir ki çığlıklar atmaya ve müdahale etmeye başlar. Set ekibi tarafından zor sakinleştirilen adama birkaç gün de izin verilir.

Filmin etkileyici sonundan uzun bir süre çıkamayacağınızdan eminim. Şundan da eminim; bu filmden sonra şu soruyu da soracaksınız: Gerçekten kim delidir ve kim akıllıdır?

Keyifli seyirler diler ve keyifle kalmanızı dilerim!

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ