Ana SayfaDedektif Dergi 16. SayıHikaye: Şişli Cesetler

Hikaye: Şişli Cesetler

Yayın Tarihi:

spot_img

Soner kahvaltı sonrası çayın sefasını sürerken, birden Kerem’e dönüp “Hiç dalış yaptın mı çömez?” diye sordu.

Kerem’den “Yapmadım Komutanım” diye cevap alınca heyecanla anlatmaya başladı.

“Suyun altı öyle muazzam bir yer ki, sanki apayrı bir âlem. Dalınca nefes derdi olmasın, solungaçları olsun istiyor insan. İşte o an üç gram oksijenin derdine düşüyoruz. Efil efil eserken umurumuzda olmayan, suyun altında tek dert oluyor. Allah’tan tüple dalışı bulmuşlarda gir çık yapıp zevkimizi mundar etmiyoruz.”

Uzman Çavuş kapıyı çalarak içeri girdi. “Komutanım, sohbetinizi bölüyorum ama ihbar var.”

“Ulan iki dakika edebiyat yaptırmadılar, neymiş?”

“Cinayet komutanım.”

“Haydee, bu cesetler niye beni buluyor arkadaş?”

“Komutanım yalnız bu cinayet biraz değişik. ”

“Nasıl değişik?”

“Zıpkınla öldürülmüş komutanım.”

“Hay ben şom ağzıma, e tabi yok su altındaymış, yok oksijenmiş diye çene çalarsam, bahtıma da şişli ceset çıkar. Kalk çömez, bakalım şu olaya.”

Ceset boğaza nazır, şahsa ait kamp alanının tam ortasında, selvi gibi bulutlara uzanan çamların altındaydı. Henüz sezon açılmadığından kamp alanına müşteri kabul edilmiyordu. Cesedi bulan kişi ise çelimsiz, sıska ve kısa boylu kamp alanının işletmecisiydi. Soner’in telefonu yine susmak bilmiyordu. Tüm komuta kademesi, mevzu bahis kendi kariyerleri de olunca, olayın çözümlenmesi için ellerinden gelen her türlü yardımı yapacaklarını taahhüt edip biran önce çözülmesini istiyorlardı.

Soner, timine dönerek yüksek seslei “Olay yeri şeridini çekip, kimseyi içeri almayın,” dedi ve cesedi incelemeye koyuldu. Zıpkından çıkan şiş, maktulün kalbinden girip yarısından fazlası sırtından çıkmıştı. Muhtemelen şişin darbesiyle geriye doğru sendelemiş, dengesini kaybedince de sırt üstü düşmüştü. Ama arkasından çıkan şişin de yardımıyla sanki sırtını bir yere dayamış gibi duruyordu. Başıysa arkaya doğru sarkmış ve damla damla boşalan kan her yere yayılmıştı.

“Tak atışta bitirmiş işini.”

“Evet komutanım. Tamamen katılaşmış, muhtemelen gece öldürülmüş.”

“Muhtemelen. Çömez; kamera kayıtları, işletme sahibinin ifadesi, varsa görgü tanığı, ne bulabiliyorsan hepsini araştır. Ha bu arada devren nerede?”

“Tarık mı komutanım?”

“Evet oğlum, ikinizden başka çömez mi var bölükte?”

“ Yok tabi komutanım da, biraz alakasız olunca şaşırdım. En son karakolda görmüştüm.”

“Ara gelsin. Olay çözülene kadar bizimle beraber çalışacak. Yeterince alakadar oldu mu canım benim?”

Kerem mahcup halde “Emredersiniz,” deyip olay yeri incelemeyi görünce kenara çekidi.

Olay yeri inceleme tim komutanı Serdar Başçavuş tebessümle baktı. “Soner, yine sana mı yıktılar olayı?”

“Sormayın komutanım. Kara bahtım peşimi bırakmıyor. Tek kara bahtım olsa ona da razıyım ama gördüğünüz gibi cesetler de bırakmıyor.”

Serdar Başçavuşun işi bitince Soner’e ceset hakkında kısa bilgi verdi.

“Soner, şiş doğrudan kalbe girmiş. Bence şişte bir pislik var. Şimdi niye diyeceksin? Normalde delip geçmesi gereken şiş öyle profesyonelce atılmış ki vücuttan çıkmamış. Adli Tıp şişi de özellikle incelemeye almalı. Şişte biyolojik delil çıkabilir. Eğer seriyse… “

“Aman komutanım, ağızınızdan yel alsın. Anladım ben, siz onu hiçç dillendirmeyin.”

Soner, Serdar Başçavuştan maktulün cüzdanını ve kimliğini teslim aldı. Ceset Adli Tıp’a kaldırıldıktan sonra, otopsinin hızlandırılması için İl Jandarma’dan yardım istedi. Katilin denizden zıpkınla gelmesinin daha az dikkat çekeceğini düşündüğünden, özellikle plaj kısmıyla ilgileniyordu. Aklından olası senaryolar geçerken Tarık Astsubayın sesiyle irkildi.

“Astsubay Çavuş Tarık Demir emredin komutanım.”

“Gel Tarık. Yanlış hatırlamıyorsam senin zıpkına merakın vardı, hatta avlanıyordun değil mi?”

“Doğrudur komutanım, avlanıyorum.”

“Tarık, bana zıpkın hakkında hızlıca sunum hazırla. Cinsleri, boyları, su içindeki ve dışındaki etkileri, bulabildiğin her şeyi araştır. Bi de sosyal medyada Çanakkale zıpkın grubu gibi bir şey mutlaka vardır. Oradan isim ve fotoğraf listesi yap.”

“Emredersiniz komutanım.”

Soner ve timi olay yerinde işleri bitince karakola döndüler.

Maktul hakkında araştırmayı bitiren Kerm, Soner’e bilgi vermek için kapıyı çalıp içeri girdi.

“Komutanım maktul biraz tanıdık çıktı.”

“Nasıl tanıdık çömez?”

“Anlatayım komutanım. Daha o zamanlar askeri okuldaydım. Çanakkale Boğazı’nda gemi kazası olmuştu. Ünlü bir şirkete ait yük gemisi, arabalı feribota çarpmıştı. Ölen sayısı baya vardı.”

“Eee, dolandırma lafı çömez, biliyorum o kazayı.”

“Eesi komutanım, maktul işte o yük gemisinin kaptanı.”

“Hadi canım, ciddi misin?”

“Maalesef ciddiyim komutanım.”

“Ben, o zamanlar yeni atanmıştım Çanakkale’ye çömez. Olayın üstü kapatıldı diye çok haber yapılmıştı. Neydi o soruşturmayı yürüten Sahil güvenlik Binbaşısı, neyse adı aklıma gelmedi, bu olaydan sonra istifa etmişti. Hatta Çanakkale’ye yerleşti diye duymuştum.”

“Doğrudur komutanım. Maktul işte o yük gemisinin kaptanı Mehmet Kayalar. İkameti İstanbul’da gözüküyor. Çanakkale’de ne işi varmış öğrenmeye çalışıyoruz. Ayrıca işletme sahibinin ifadesini de aldım komutanım. Dediğine göre, sezon yaklaştığı için kamp alanına gidip hazırlık yapıyormuş. Yine bu sabah hazırlık yapmak için gittiğinde bulmuş cesedi. Mehmet Kayalar’la da tanışıklığı yokmuş. Fakat komutanım adamda anlayamadığım bir tedirginlik vardı.”

“Nasıl?”

“Yani, sanki gizlediği bir şeyler var gibi.”

“Anladım. Peşine birilerini takalım. Hareketlerine bakalım.”

Soner, olay yine çığırından çıkacak diye kara düşüncelere daldı.

“Astsubay Çavuş Tarık Demir.”

“Gel Tarık.”

“Komutanım, zıpkın ile ilgili sunum hazır.”

“Anlat bakalım.”

“Komutanım zıpkınlar kafa yapısı, gövde cinsi ve tüfek boylarına göre çeşitleniyor. Şişin zıpkın boyundan 40 santim daha uzun olması gerekiyor. Maktuldeki şiş 180 santimdi. Şiş zıpkından 40 santim uzun olduğu için katil 140 santimlik zıpkın kullanıyor olmalı. Bu da katilin ileri derecede zıpkın kullanıcısı olduğunu gösteriyor. Şiş üzerinde iki ayrı çentik var. Zıpkındaki lastikleri bu çentiklerden birine takıp kuruyoruz. Şişin kalınlığı lastiğin gücüyle doğru orantılı olmalı. Böylece daha hızlı gitmesini ve isabet oranının artmasını sağlıyor. Bir de şu liste var komutanım. O da zıpkın kullanan sosyal medya üyelerinin listesi.”

“Serdar Başçavuşa göre şişin delip geçmesi lazımmış. Nasıl oluyor da şiş adamın vücudunda kalmış?”

“Komutanım, ona cevap bulamadım.”

“Benim bir tahminim var ama pek emin değilim.  Geç karşıma ve elimde zıpkın olduğunu düşün. Aramızda on beş metre var. Şiş de hızının zirvesine on beşinci metrede ulaşsın. Ben tetiği çektiğimde, on beşinci metrede hızının zirvesinde olduğundan kalbini delip geçer.  Ama aramızdaki mesafe beş metre olsa, ben tetiği çektiğimde şiş daha hızını bile alamadığından kalbine saplı kalacaktır.”

“Haklı olabilirsiniz komutanım.”

“Tarık hemen zıpkınını getir deneyelim. İhtimaller üzerinden gidemeyiz.”

Deney sonucunda Soner’in tahmini doğru çıktı. Katil yakın mesafeden atış yapmış ve şişin vücuttan çıkmasını engellemişti.

Bahçeye koşarak gelen Uzman Çavuş nefes nefese ve telaşla konuştu. “Komutanım, ismini vermek istemeyen birisi, Mehmet Kayalar’ın kamp işletmecisini, kamp alanının işletmesinden çekilmesi konusunda tehdit ettiği için aralarında husumet olduğunu söyledi. Sonrada telefonu yüzüme kapattı.”

“Çömez, mahkemeden izin alalım, numaranın izini sürüp kime ait olduğunu, aramanın nereden yapıldığını tespit edelim. Tarık, ben savcıya haber veriyorum, sen de işletmeciyi gözaltına al.”

İfadeye bu kez Soner girdi. İşletmeci boncuk boncuk ter döküyor, eli ayağı titriyordu.

“Niye öldürdün Mehmet Kayalar’ı ?”

“Komutanım vallahi ben öldürmedim.”

“O zaman ceset niye senin mekânında hıyar?”

“İnanın bilmiyorum komutanım.”

“Tabi canım kesin bilmiyorsun. O zaman ben anlatayım sana. Adam geldi, seni tehdit etti. Kampın işletmesinden çekileceksin dedi. Sen de çekilmem dedin.  O da çekilmezsen seni öldürürüm dedi. Sen de öyle öldürülmez böyle öldürülür dedin, ateşledin zıpkını de mi?”

“İnanın ben bir şey yapmadım komutanım. Evet, aramızda bu konudan dolayı husumet vardı. Benden bilirsiniz diye korktum anlatamadım. Ama yemin ederim ben öldürmedim komutanım.”

İşletmeci iyice salya sümük olunca Soner ifade odasından çıktı. Kerem ve Tarık “İtiraf etti mi komutanım” diye sordular. Soner, Kerem ve Tarık’a bakıp “Çömez bir çömez iki, olum siz saf mısınız? Tarık, bi de sen Allah’tan zıpkın kullanıyorsun. Gençler, farkında mısınız bilmiyorum ama adam çelimsiz, zayıf ve 1.60 boyunda. Suyun içinde hadi eyvallah da, 1.40’lık zıpkını suyun dışında doğrultacak, ha bi de nişan alıp tetiği çekecek öyle mi?”

Soner siniri yatışınca “Bundan bir şey çıkmaz, ama savcı gözaltında iki gün beklesin dedi. Nöbetçi koyun başına.” dedi.

İhbarın, ‘kullan at’ telefonla yapıldığı tespit edilmiş, moraller bozulmuştu. Ertesi sabah Adli Tıp’tan gelen raporu Soner korkarak açtı. Mehmet Kayalar’ın ölüm sebebinin kalbine giren şiş olduğu ve kanında ciddi oranda alkol tespit edildiği resmiyetle netleşmişti. Ölüm saati ise bulunmasından sekiz saat önce, yani gece 24.00 sularıydı.

Soner, “Kâbus tekrar başlıyor çömezler,” diyerek raporu Kerem’in kucağına attı.

Kerem raporu inceleyince ağzından çıkan küfre mani olamadı. Soner’e bakıp özür diledikten sonra raporu sesli okudu.

“Maktulden çıkan şişin ikinci çentiğinde maktule ait olmayan, farklı bir kana rastlandığı ve kanın insan kanı olduğunun tespit edildiği yazıyor.”

“Evet, gençler olayımız seri ve şu an katilin elinde ölmeye hazır biri var. Belki de ulu orta yerde yatan bir ceset. Muhtemelen kan da o kişiye ait. Tarık, kurbanın ölmüş olma ihtimaline karşılık, bölgenin tamamına devriye çıkar. Ama çocukları uyar, halkla diyaloğa girip galeyana gelmelerine sebep olmasınlar.”

Soner cümlesini bitirince sanki tüm şimşekler kafasına çakmış gibi yüzündeki hayreti gizlemeden, “Yok canım, o kadar da olamaz,” dedi.

Tarık ve Kerem’in şaşkın şaşkın baktığını görünce, “ Çömez bana hemen bu Sahil Güvenlik Binbaşısını bul,” diye devam etti. “ikinci hedef o olabilir. Bir de gemi kazasında ölenlerin listesini hemen hazırlayın.”

Devriyelerden henüz bir şey çıkmamıştı. Kerem telaşla gelip öğrendiklerini anlatmaya başladı.

“Komutanım, bu eski Binbaşının adı Zeki Kasar. Resmi ikameti Ayvacık. Eşiyle irtibat kurdum. Yaklaşık beş gün önce gırgır ile balığa gittiğini ve on günden önce dönmeyeceğini, bu süre zarfında da telefonu çekmediğinden irtibat kurulamadığını, her ay mutlaka bir kez balığa gittiğini öğrendim. Balığa çıktığı geminin kaptanıyla konuştum. Motor arıza yaptığı için geri dönmek zorunda kalmışlar. Kaptan Zeki Kasar’ ı aradığı halde ulaşamayınca onsuz gitmişler. Ben de aradım Zeki Kasar’ ı ama telefonuna ulaşılamıyor.”

“Anladım. Mahkemeden izin alalım, en son sinyal alınan yeri tespit edelim.”

Soner’in telefonu çalmaya başladı. Arayan İl Jandarma Komutanı’ydı. Konuşma bittikten sonra Soner suratı düşmüş halde Kerem ve Tarık’a döndü.

“Zeki Kasar’ın cesedi Ayvacık Asos’ta bulundu. Olay bize devredildi. Çömez, sen yine de son sinyal yerini tespit ettir. Ben Ayvacık’a doğru yola çıkıyorum. Siz de işiniz bitince arkamdan gelin.”

Soner yeni yola çıkmıştı ki Kerem’den telefon aldı.

“Komutanım kamera kayıtlarının incelemesi bitmiş. Mehmet Kayalar kampın giriş kapısından, öldürüldüğü gece saat 22.00’ da giriş yapıp saat 23.45’e kadar alkol alıyor. Hazırlanıp ayrılacağı sırada denizden birinin geldiğini fark edip sahile doğru yaklaşıyor. Denizden gelen şahıs ise erkek, uzun boylu, dalgıç kıyafetli fakat yüzü seçilemiyor. Beraber kamp alanının ortasına kadar yürüyorlar. Anladığım kadarıyla katilin elindeki zıpkın kurulu vaziyette. Katil birkaç adım geri çekildikten sonra zıpkını doğrultarak ateş ediyor ve beklemeden geldiği gibi denize girip gözden kayboluyor. Kameranın görüş açısı sahille sınırlı, daha fazlasını göremiyoruz. Emin olmak için bir aylık 22.00-24.00 saatleri arasındaki kayıtlara baktırdım. Mehmet Kayalar her hafta aynı gün ve saatte kampa gelip alkol alıyor.”

“Tamam çömez, eline sağlık.”

Soner yol boyunca aklındakileri bir bir sıralamaya başladı.

“Katilin Eceabat’tan yürüyerek ya da bir vasıta ile geldiğini düşünürsek, kamp alanına girebilmesi için kampa yakın bir koydan denize açılması gerekiyor. Ama Eceabat’tan bu şekilde gelmesi, güzergâh boyunca bulunan kameralardan dolayı riskli. Çanakkale’den geldiğini düşünürsek, karşıdan yüzerek gelmesi biraz abes. Çünkü Boğaz’daki akıntı ve gemi trafiği önemli faktörler. Ayrıca işler yolunda gitmeyip boğuşma ihtimalini de düşününce yüzerek kendini yorması mantıksız. E tekneyle geldi desek, tekneyi gemi trafiğinde nasıl bırakacak? Ya biri daha varsa? Off kafam kazan gibi.”

Soner cesedi görünce, öldürüleli 4-5 gün olmuş diye düşündü. Çünkü karnı aşırı derecede şişmiş, vücudunda lekeler oluşmaya başlamıştı. Muhtemelen balığa gitmek için evden çıktığı gün öldürülmüştü. Cesedin pozisyonu Mehmet Kayalar’ınki ile aynıydı.

Soner hemen uyardı. “Şişe dokunmayın. Bir sonraki kurbanın kan izi olabilir.”

Uyarıdan sonra herkeste bir şaşkınlık ve tedirginlik oluştu. Ceset, Adli Tıp’a kaldırılırken bu kadar geç bulunmasının ıssız bir yerde öldürülmesiyle alakalı olduğunu düşündü. Bir saat sonra Kerem ve Tarık’ın gelmesiyle Ayvacık ekibinin de dâhil olduğu durum değerlendirme toplantısı yapıldı. Birçok ihtimal değerlendirmeye alındı. Özellikle maktullerin boğuşma dahi olmadan bu kadar kolay öldürülmesi, akıllara katilin maktuller tarafından tanındığını getiriyordu. Soner’in talimatı ile olası katil şüphelisi, gemi kazasında hayatını kaybedenlerin ailelerinden ve yakın çevresinden aranmaya, katilin kameraya yakalanmış fiziki görünümünden ve ileri derece dalıcı olmasından yola çıkarak, şüpheli listesinin hazırlanmasına, ayrıca olası şüphelilerin maktullerin ailelerince tanınıp tanınmadığının tespitiyle başlanacaktı. Soner ses tonunu ayarlayarak daha ciddi konuşmaya başladı.

“Bu toplantının asıl konusu, şu an kimin tehlikede olduğunu tespit etmek. Biz ilk maktulün Mehmet Kayalar olduğunu düşünürken aslında ilk maktulün Zeki Kasar olduğunu öğrendik. Katil, kendi kurallarını çiğnemeyen yani tutarlı biriyse, cesetlerde ya bir önceki maktulün ya da bir sonraki maktulün kanına rastlayacağız. Eğer birinci ihtimal olarak bir önceki maktulün kanına rastlayacak olursak, ilk maktul Zeki Kasar’da başlangıç olması sebebiyle farklı birine ait kan çıkmayacak. İkinci makul Mehmet Kayalar’da ise Zeki Kasar’a ait kan çıkacak. Ama ikinci ihtimal olarak bir sonraki maktulün kanına rastlayacak olursak, ilk maktul Zeki Kasar’da Mehmet Kayalar’a ait kan, ikinci maktul Mehmet Kaylar’da ise ölmeyi bekleyen ya da çoktan ölmüş yeni birine ait kan çıkacak. Birinci ihtimalde ortaya yeni bir ceset çıkmadığı sürece katilin tekrar, ne zaman cinayet işleyip işlemeyeceğini bilemeyiz. Ancak ikinci ihtimalde şu an hayatını kurtarmak zorunda olduğumuz birisi var. Kafanızın karıştığının farkındayım. Tüm bu ihtimaller otopsi raporu çıktığında son bulacak. Fakat otopsi raporu çıkana kadar bekleyemeyiz. Katilin elinde birinin olduğunu farz edersek, kaybedeceğimiz her dakika bir canın daha yitmesine sebep olabilir. Kerem, Tarık ve Ayvacık’tan dâhil olacak astsubaylar gemi kazasıyla resmi ya da resmi olmayan her kim olursa olsun, sorumluluğu bulunanları tespit edip irtibat kuracak.  Tehlikede olup olmadıkları anlaşılacak ve şüphelendikleri herhangi bir durumda bizimle irtibat kurmaları istenecek. Şimdi herkes görevinin başına dönebilir.”

Sabaha karşı kazaya dahli olan herkesle irtibat kurulmuş ve şüpheli bir duruma rastlanmamıştı. Görev tamamlandıktan sonra, Soner ve ekibi tekrar Eceabat’a dönüş yapıp otopsi raporunu beklemeye başladılar. Soruşturmanın nasıl şekilleneceğinden emin olunamayınca en son çare olarak Çanakkale genelinde aralıksız devriyeler çıkarılmıştı. Nihayet sabah erken saatlerde Adli Tıp’dan otopsi raporu gelmiş, Soner okudukça işlerin daha da karıştığını ve en önemlisi katilin tutarsız birisi olduğunu anlamıştı. Raporda Zeki Kasar’ın ölüm sebebinin kalbe giren şiş olduğu ve ölüm saatinin balığa çıkmak için evden ayrıldığı sabah saat 08.00 olduğu netleşmişti. Asıl garipleşen kısım ise şişlerdeki kanların kime ait olduklarıydı. İlk maktul Zeki Kasar’ın cesedinde kime ait olduğu tespit edilemeyen kan çıkmıştı. İkinci maktul Mehmet Kayalar’ın cesedinde ise Zeki Kasar’a ait kan çıkmıştı. Kurala göre bulunan her cesette bir önceki maktulün kanına rastlanacak ve ilk maktul Zeki Kasar’ın cesedinde başlangıç olması sebebiyle birine ait kan çıkmayacaktı. Ancak kural bozulmuş, Zeki Kasar’ın cesedinde kime ait olduğu tespit edilemeyen bir kan çıkmıştı. Bu da Zeki Kasar’dan da önce bir ceset mi var sorusunu akla getirmişti. Herkesin kafası karışmış ve elleri kolları bağlanmıştı. Soner odasına çekilip düşünmeye başladı. Bu saatten sonra yoluna devam edebileceği iki ihtimal vardı. İlk ihtimal; olay sanki gemi kazası nedeniyle intikam alınıyormuş gibi gösterilmek istenmesi, ikinci ihtimalde ise gerçekten de intikam alınıyor olmasıydı. Soner akla daha uygun olduğunu düşünerek intikam ihtimalini seçti ve odasından hışımla çıktı.

“Herkes karşımda toplansın. Bu saatten sonra olay çözülene kadar hiç kimse istirahate ayrılmayacak. Kazada yakınlarını kaybedenleri tek tek ziyaret edip şüpheli bulduklarımızı takibe alacağız.”

Bu kararlılık ve hiddet, herkesi biraz daha sindirdi, korkuttu.

Soner’in listedeki isimlerin yakınlarını, personele tek tek adresleriyle beraber dağıtmasından sonra, bütün bir gün ailelerle görüşmekle geçirildi, ancak sonuç alınamadı.

Ertesi güne birkaç aileyi, yapacak daha iyi işleri olmadığından Soner, Kerem ve Tarık beraber ziyaret etmeye karar verdiler.

İçinde aileler hakkında bilgi bulunan bir tomar evrakla yapılan ziyaretlerden geriye son bir ev kalmıştı.

Soner, “Çömez, çal şu kapıyı konuşalım da bitsin artık,” dedi.

Kapıyı orta yaşlı bir kadın açtı.

“Buyrun, kime bakmıştınız?”

“İyi akşamlar, ben İlçe Jandarmadan Kıdemli Çavuş Soner Hatçı. İlçe Jandarma olarak, gemi kazasında hayatını kaybedenlerin ailelerini ziyaret etme kararı aldık. Müsaitseniz sizinle biraz sohbet etmek istiyoruz.”

“Anladım, tabii buyrun.”

Sohbet boyunca dikkat çekici bir şeyle karşılaşmadı Soner. Sadece masanın üzerinde duran ve gemi kazasında hayatını kaybeden Tuğba Serin’le sarılmış halde bir erkeğin fotoğrafı gözüne çarptı. Sorduğunda Tuğba Serin’in ağabeyi Tuğrul Serin olduğunu öğrendi.

Çıkmak üzereyken kapıdan içeriye yirmi beş yaşlarında, iri yarı ve elinde zıpkın olduğu halde birisi girdi. Soner ve ekibini görünce önce şaşırdı. Ardından toparlanarak selam verdi.

“Gel bakalım delikanlı, sen de kimsin?”

“Ben Emine teyzelerin komşusuyum.”

Araya Tuğba’nın annesi Emine teyze girdi ve “Tuğba’mın nişanlısıydı. Kızım vefat edince sağ olsun yanımızdan hiç ayrılmadı Selim’im,”  dedi.

Soner ilk potansiyel şüphelisini bulmuştu Evden ayrılır ayrılmaz Tuğba Serin’in nişanlısı Selim ve tüm aile hakkında ayrıntılı araştırma başladı.

“Hemen Selim’in peşine bir ekip takın. Attığı her adımdan haberdar olalım.”

Gece geç saatlerde Selim Tırpan hakkındaki araştırma bitmişti. Yirmi beş yaşında, ileri derece zıpkın kullanıcısı, mesleği ise balıkçılıktı. İlginç olan ise Selim’in sosyal medyasından zampara olduğunun ortaya çıkmasıydı. Soner savcıyla görüşüp sabah Selim’i gözaltına almaya karar verdi. Evinde arama yapılıp, söz konusu zıpkınlara el konularak titiz bir sorgu yapılacaktı. Sabah saat 05.30’da ekipler hazırlanmış, Selim Tırpan’ın evi çepeçevre sarılmıştı.

Koçbaşı ile kapı kırıldı, eve ilk giren ve evdeki ağır alkol kokusunu ilk alan  Soner oldu.

Soner elindeki silahı yere doğru indirdi ve geç kalmışlığın acı manzarasını izlemeye başladı.

“Geç kaldık çömez.”

“Bilemezdik komutanım.”

“Bilmeliydik çömez, anlamalıydık, baskını gece yapmalıydık.”

Soner’in morali çok bozulmuştu. Operasyon için karar verdiği saat, eline sadece bir ceset geçmesini sağlamıştı. Her şey son bulmuş ve katil intihar etmişti. Soner kendini toparlayıp olay yeri incelemeye haber verdikten sonra cesedi incelemeye başladı. Aralarında yaklaşık beş metre mesafe olan iki koltuktan birinde Selim Tırpan’ın kalbine şiş saplı cesedi, diğerinde ise duvara sabitlenmiş zıpkın vardı.

“Anlaşılan şiş tam kalbine gelecek şekilde oturmuş ve elindeki sopa ile tetiği ittirerek mekanizmayı harekete geçirmiş. Ama bu alkol şişeleri, evdeki bu koku, bir tuhaflık yok mu sence de çömez?”

“Nasıl yani komutanım?”

“Neyse, boş ver.”

Olay yeri inceleme işini bitirince ceset ise otopsiye götürüldü. Evde ciddi bir arama yapılıp, tüm zıpkın ve şişlere el konulmuştu. Ancak maktullere ait ne kan izi ne de başka bir delil bulunamamıştı. Telefonu ise incelenmek üzere sibere gönderilmişti.

Ertesi akşam otopsi raporu geldi. Raporda ölüm saatinin 00.40 olduğu, kanında çok ciddi miktarda, hatta zehirlenmeye neden olacak kadar alkol tespit edildiği, şişin doğrudan kalbe isabet etmeyip biraz daha alta gelerek diyafram boşluğuna girdiği ve daha da önemlisi ilk maktul Zeki Kasar’ın cesedindeki kan ile Selim Tırpan’ın kanının uyuştuğu yazıyordu. Yani Selim önce Zeki’yi öldürmüş ve ondaki zıpkına kendi kanını bırakmıştı. Ardından Mehmet’i öldürmüş ve ondaki zıpkına ise Zeki’nin kanını bırakmıştı. Kendince bir döngü oluşturmuş ve son ceset kendisi olup cinayetleri sonlandıracaktı.

Aradan beş gün geçmiş, savcı ve komuta kademesi, evrakların teslim edilip, soruşturmanın bir an önce kapanması için Soner’e baskı yapıyordu. Soner ise henüz kafasındaki soru işaretleri giderilemediğinden ısrarla direniyordu. Sonunda kafası attı, Kerem ve Tarık’a “Kalkın, gidiyoruz.” dedi.  Kerem ve Tarık, Soner’in bu hallerini bildiklerinden, sessizce takip etmekle yetindiler. Geldikleri yer Selim’in eviydi.

Soner “Hatırlarsanız, bu şerefsiz zamparanın tekiydi,” diye açıkladı. “Sosyal medyada yürümediği kız kalmamıştı. Bunun gibi takıntılı sapıklar her ilişkilerini videoya alırlar. Sonrasında oturup tekrar tekrar izlerler. Her ne kadar arama yapmış olsak da bu arama gizli bir kamerayı bulmaya yönelik değildi. O yüzden şimdi görüş açısı iyi olan her yerde gizli kamera arayacağız.”

İzinsiz içeri daldılar

Arama yapmaya başlayalı yarım saat olmasına rağmen bir şey bulamamışlardı. Cesedin bulunduğu odadaki kapı aynı zamanda yatak odasına açılıyordu. Soner bitkin halde yatağa sırtüstü uzanıp sağa sola bakınırken, arka tarafında kalan duvarın tam köşesine asılmış, çerçevesi elle işlenip siyaha boyanmış, siyah beyaz, yaşlı birine ait fotoğraf gözüne çarptı. Hemen doğrulup çerçeveyi yerinden kaldırdı ve gülmeye başladı. Aradığını sonunda bulmuştu.

Karakola dönüşleri sırasında Soner’deki sevinci Kerem ve Tarık da fark etmiş ama anlam verememişlerdi. Tarık sessizce Kerem’e “Adamın videolarını izleyecek diye mi yoksa intihar edişini görecek diye mi mutlu?” dedi. Kerem bilmiyorum der gibi kafasını salladı.

Karakola vardıklarında Soner,“Çömez hemen dün gece saat 00.00-01.00 arasını açın,” dedi.

Video dönmeye başladı… Saat 00.30’ a gelmesine rağmen hareketlilik yoktu. 00.31 de yatak odasının kapısı önünden Selim sallana sallana geçti ve muhtemelen koltuğa oturdu. Aradan iki dakika geçmişti ki Tuğrul Serin bir elinde zıpkın diğer, elinde ise şiş olduğu halde kapının önünde belirdi. Zıpkını kurduktan sonra kadrajdan çıktı ve saat 00.50 de evden ayrıldı. Soner’den rahatladığını belirten bir oh sesi çıkmıştı. Kerem ve Tarık hala şaşkınlıklarını atamamışlardı.

Soner görüntülerle beraberdoğruca savcının yanına gidip Tuğrul Serin hakkında yakalama ve evinde ise arama kararı çıkarttı. Teknik takip vasıtasıyla evinde olduğunu tespit edilince, zaman kaybetmeksizin operasyon düzenlendi. Operasyon sırasında Tuğrul kaçmaya çalışırken sağ baldırından vuruldu.

Hastaneden taburcu edildikten sonra sorgu odasına getirildi. Masaya kelepçelendi ve yalnız bırakıldı. Daha dün soruşturmayı sonlandır diye baskı üstüne baskı yapan komuta kademesi, şimdi camdan Tuğrul’u izliyor, Soner’e methiyeler düzüyorlardı. Soner son hazırlıklarını yapıp sorguya girdi.

“Eee, Tuğrul sesin soluğun çıkmıyor, hayırdır? O kadar kan döktün ama şimdi dut yemiş bülbül gibisin.”

“Avukat istiyorum.”

“Ulan hep bu filmler yüzden bu yüzsüzlüğünüz. Sen şimdi susma hakkımı da kullanmak istiyorum dersin… En iyisi, susarken şu videoyu izle de belki fikrin değişir.”

Soner dışarı çıkarken Tuğrul’un yüzündeki şaşkınlığı görüp keyiflendi. Kendine demli bir çay alıp tekrar ifade odasına girdi.

“Hâlâ konuşmak istemiyor musun?”

“…”

“Lan hıyar, sen önce kaçmaya çalış, sonra kolluk kuvvetine diren, haa unutuyordum, bi de kameralara yakalan… Hem de suç ortağın Selim’i öldürürken. Ama durr, şimdi hakkını vermek lazım, iyi planlamışsın. Bana bak, susmaya devam edeceksen Zeki ile Mehmet’in cinayetini de senin üstüne yıkacağım haberin olsun.”

Tarık Kerem’e dönüp “Bir dakika, şimdi Zeki ile Mehmet’i bu Tuğrul öldürmedi mi?” diye sordu.

Kerem “Sessiz ol, benim de kafam karıştı,” dedi.

Soner, Tuğrul’u iyice tahrik etmeye başlamıştı. Çünkü hikâyenin tamamını duymak istiyordu.

“İki dakika adam ol lan. Ne o öyle? Ceset olmuş adamların arkasına saklanıyorsun. Yaptıysan yaptım de. Tuğba bile senden daha cesur salak.”

Tuğrul’un iyice sinirleri gerilmiş, kafası da karışmıştı. Soner içinden tam zamanı diye geçirdi ve kahkaha atmaya başladı.

“Aklıma ne geldi biliyor musun Tuğrul? Helal olsun şu Selim’e, zampara, hatta adam porno arşivi felan yapmış ama yine de nişanlısının hakkını kendince de olsa aradı. Bi de sana bak. Sümsük sümsük oturuyorsun karşımda. Ulan adam Tuğba için mezara girdi.”

“Ne sümsüğü ha, ne sümsüğü? Asıl o salak oturup duruyordu da ben zorla ikna ettim onu. Ah akılsız kafam onu daha önce öldürüp gidecektim buralardan.”

“Dilin çözüldüğüne göre anlat bakalım baştan.”

“Tuğba ölmeden önce bana şikâyet etmişti. Meğer bu salak Selim, kardeşimi daha evlenmeden aldatıyormuş. Ben asıl o zamandan dersini verecektim ama o kaza oldu işte. Biz adalet beklerken üstünü kapattılar olayın. Haftalarca, aylarca takip ettim o ikisini. Sonra aklıma bu salak Selim geldi. Öldürmekle tehdit ettim bunu, sonra biraz da yağlayıp balladım, sen iyi zıpkıncısın, attığını vurursun diye kabul ettirdim. Yoksa bu salak da o kafa ne arar? İkisinin de hep rutinleri vardı. Biri hep aynı zamanda balığa gidiyordu, diğeri de içmeye. İşini daha kolay yapmak için arkadaş oldu Selim bu ikisiyle. Önce Zeki’yi haklattırdım. Tehdit ettiğim gün elini kesmiştim Selim’in, korksun diye, o zaman aldığım kanı saklayıp  kaşla göz arası Selim’in Zeki’ye sapladığı şişe sürdüm. Ayrılmadan Zeki’den de kan aldım, Mehmet’i öldürünce ondaki şişe sürsün diye Selim’e verdim. Eceabat’ta ben tekneyle açıkta beklerken, bu da gidip Mehmet’i öldürdü. Her şey yolunda gidiyordu ama geçen hafta bizim eve Jandarma gelmiş. Bu salağı da zıpkınla görmüşler. Anam anlattıydı. Mevzuyu çaktığınızı düşününce, zaten en başından karar verdiğim işi öne çektim. Akşamında Selim’in kafasını iyice güzel yapıp hakladım. Arkasından da intihar süsü verdim. Böylece hem dava kapanacak hem de ben intikamımı üçünden de almış olacaktım. Yakalandım ama olsun intikamımı da aldım.”

Soner, tiksintiyle Tuğrul’a baktı. “İyi bok yedin. Şimdi annenin bir evladı mezarda, diğeri hapiste olacak. Sen dışarıya adımını atamadan kahrından ölecek. Kardeşini belki başkaları öldürdü ama anneni de sen öldürmüş olacaksın.”

Yorum Bırakın:

yorum

EN SON YAZILAR

2021 yılının en iyi polisiye dergisi Dedektif Dergi

Türkiye Dergiler Birliği’nin her yıl verdiği yılın dergileri ödüllerinden yılın polisiye dergisi ödülünü Dedektif...

Heyecanla İzleyeceğiniz On Polisiye Dizi Film Önerisi

Pandemi nedeniyle evde daha uzun vakitler geçirdik. Özellikle ilk zamanlarda kendimizi eve tamamen kapattığımız...

2021’in En İyi Polisiye Kitapları Listesi

Dedektif Dergi yazarlarına, 2021 yılında okudukları ve en beğendikleri polisiye kitapları sorduk, işte karşınızda...

2021 Zehirli Kalem Polisiye Öykü Yarışması Sonuçları

2021 yılında düzenlenen 2. Zehirli Kalem Polisiye Öykü Yarışması’nın sonuçları açıklandı. Necati Göksel, Dr. Saniye...

BENZER YAZILAR

2021 yılının en iyi polisiye dergisi Dedektif Dergi

Türkiye Dergiler Birliği’nin her yıl verdiği yılın dergileri ödüllerinden yılın polisiye dergisi ödülünü Dedektif...

Heyecanla İzleyeceğiniz On Polisiye Dizi Film Önerisi

Pandemi nedeniyle evde daha uzun vakitler geçirdik. Özellikle ilk zamanlarda kendimizi eve tamamen kapattığımız...

2021’in En İyi Polisiye Kitapları Listesi

Dedektif Dergi yazarlarına, 2021 yılında okudukları ve en beğendikleri polisiye kitapları sorduk, işte karşınızda...