KATİ HİRŞEL

Diğer Yazılar

KORKULARIM VAR BENİM-2

44 NUMARA

KIZIL SAÇ

Reha Avkıran
Reha Avkıran
Reha Avkıran, GIRGIR dergisinde mizah öyküleri yazdı. Yine aynı dergide karikatürleri yayınlandı. Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan yazar, bir kamu kuruluşunda 25 yıl çalıştıktan sonra kendi deyimiyle özgürlüğüne kavuştu. Reha Avkıran 1962 doğumludur. Reha Avkıran'ın polisiye dergimizde yayınlanan eserlerini bu sayfada bulabilirsiniz.

Şu Bizim Kati Hirşel

Hayatının büyük bir bölümünü Almanya’da geçiren Esmahan Aykol’un 2001 yılında basılan Kitapçı Dükkânı adlı romanıyla tanıştık Kati Hirşel’le. Esprili ve akıcı bir dille yazılmış bu romanı serinin diğer kitapları Kelepir Ev (2007), Şüpheli Bir Ölüm (2007) ve Tango İstanbul (2012) takip etti.

Alman faşizminden kaçarak Türkiye’ye sığınan ve Türk vatandaşlığına geçen ilk birkaç kişiden biri olan Yahudi bir hukuk profesörünün kızıdır Kati. İstanbul Üniversitesi Ceza Enstitüsünü kuran Avraham Bey, karısının ısrarlarına dayanamayarak 1965’te çok sevdiği İstanbul’dan ayrılarak ülkesine geri dönmüştür.

İstanbul’da doğan ve hayatının ilk yedi yılını bu şehirde geçiren Kati, 1988’de bir arkadaşını ziyaret etmek için birkaç günlüğüne tekrar İstanbul’a gelir… geliş o geliş. Hayranı olduğu İstanbul’dan bir daha ayrılamaz. On üç yıldır İstanbul’da yaşamakta ve üç yıldır da Kulebidi’nde açmış olduğu bir kitapçı dükkânında yalnızca polisiye kitaplar satmaktadır. “Öyle ya, polisiye roman okumayı seven birinin polisiye roman satmayı da sevmesinden daha doğal ne olabilir?”

Dükkânında iki yardımcısı vardır Kati’nin; Fofo ve Pelin. Asıl adı Juan Antonio olan Fofo, memleketi Granada’da avukat bir Türke aşık olup onun peşinden İstanbul’a gelmiş bir eşcinseldir. Avukat sevgilisinden ayrıldıktan sonra Kati’nin evine taşınır ve dükkânda çalışmaya başlar. Fofo, İstanbul gecelerinde çokça vakit geçirmesi sayesinde edindiği geniş çevre ve meraklı yapısıyla Kati’nin cinayet soruşturmalarındaki en büyük yardımcısıdır.

Pelin ise Kati’nin geçici yardımcısıdır. Fofo aşk meşk işlerine kendini fazla kaptırıp dükkânı boşlamaya başlayınca, Kati İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı öğrencisi olan Pelin’i işe almak zorunda kalır.

Kırk üç yaşında, şen şakrak, esprili, tuttuğunu koparan, karşılaştığı her yakışıklı adamı potansiyel sevgili olarak gören, en büyük dertlerinden biri göz çevresindeki kırışıklıkların artması olan Kati, hayranlık uyandıracak seviyede güzel Türkçe konuşur. “Ne kadar ekmek o kadar köfte”, “Nerde tırak orda bırak”, “İti an çomağı hazırla” gibi deyimleri bilen ve tam yerinde kullanan bu kadının yabancı kökenli olduğunu konuşmasından anlamak mümkün değildir. Gerçi “Merak kediyi öldürür” şeklindeki İngiliz atasözünü kullandığı yerde, “İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya ….” şeklindeki atasözümüzü kullanmayışı hanesine eksi puan yazdırır ama “O kadar kusur kadı kızında da olur.” Türkçesi konusunda iddialıdır ve kendisine Türkçe dersi verilmeye kalkışılmasından hoşlanmaz. Bu konudaki duygularını, “Benimle her konuda dalga geçilebilirdi ama Türkçe konusunda asla!” diyerek dile getirir.

Kendini İstanbullu olarak tanımlayan Kati, milletler hakkındaki klişelerden en muzdarip insanlardan biridir. Zaman zaman Türklerin Almanlarla, zaman zaman da Almanların Türklerle ilgili tuhaf önyargılarından bahsetmeden geçemez.

Serinin ilk kitabı olan Kitapçı Dükkânı’nda, çocukluk arkadaşı Petra’nın Türk-Alman ortak yapımı bir filmin çekimleri için İstanbul’a gelmesiyle başlar Kati’nin amatör dedektiflik macerası. Petra’nın başrolünü üstlendiği filmin yönetmeni olan Müller, kaldığı otel odasındaki küvetin içinde ölü bulunur. Ölüm nedeni ise suyun içine atılan saç kurutma makinesidir.

“Ben çocukluğumdan beri cinayet romanları okurdum, hatta son üç yıldır cinayet romanları satıyordum: Artık sıradan bir okur değildim. Teorik bilgilerimi toplum yararına sunmanın zamanı gelmişti,” diye düşünen Kati kolları sıvar ve katilin peşine düşer.

Girişkenliği ve sözünü esirgemeyen tavrıyla insanlarla ilişki kurmakta zorlanmayan Kati, Fofo’nun, bir gazetede genel yayın müdürü olan arkadaşı Jale’nin, kendisine ilgi duyan kebap düşkünü Cinayet Büro Komiseri Batuhan’ın, sevgilisi Avukat Selim’in çevresinden de yararlanarak istediği bilgilere fazla zorlanmadan ulaşmayı başarır. Bu dost-ahbap çevresinin sayesinde ulaştığı kişilere kendini amatör dedektif olarak tanıtır, bu çevre torpilinin sayesinde de hiç kimse kendisine, “Dedektif de neymiş? Burası Türkiye, Amerika değil, yürü git işine hanım, başımı belaya sokma,” demez, kuzu kuzu konuşup istediği bilgileri verir.

Yazarın hukukçu olmasından kaynaklanan bir şey mi bilmiyorum ama bütün maceralarda kendisine en çok yardım eden kişiler avukatlardır. Kati’nin çevresi neredeyse küçük bir avukat ordusu tarafından çevrilmiştir. Kati’nin sevgilisi Selim ticaret avukatıdır, Fofo’nun uğruna ülkesini terk ettiği sevgilisi Ali avukattır, Selim’in Fransız arkadaşı Jean avukattır, Kati’nin babası Avraham Hirschel ceza hukukçusudur.

Alman arkadaşları tarafından pek çok açıdan haddinden fazla asimile olduğu düşünülen Kati, bu cinayet araştırmaları sırasında kullandığı taktiklerle onları haksız çıkarmaz. Aslında polislerden pek haz etmemesine rağmen, karşılaştığı polislere hayali rütbelerle hitap ederek onların egolarını okşar ve ağızlarından laf almayı başarır. Polis memurlarına komiser, komiserlere başkomiser, başkomiserlere sayın emniyet müdürüm diye hitap edilmesi gerektiğini ve bu hayali rütbelerin Emniyet’te bir sürü kapıyı açtığını keşfetmiş nadir insanlardan biri olmakla gurur duyar.

Serinin ikinci kitabı olan Kelepir Ev’de, ev sahibinin kiraya yaptığı zamma sinirlenen Kati, bir ev almak için girişimlere başladığı sırada kendini bir anda belanın içinde bulur. Hazineye ait olan ve mafya tarafından işgal edilerek büro olarak kullanılan bu evi görmeye gittiğinde işgalciyle dalaşan Kati adamla boğaz boğaza gelir. Kızgınlığı geçmeyen adamın kitapçı dükkânına gelerek tehditlerine devam etmesi üzerine de adamın kafasına kül tablasıyla vurur. Ertesi gün dükkâna gelen polis adamın bürosunda ölü olarak bulunduğunu söyler. Şüphelilerden biri de Kati’dir doğal olarak.

Üçüncü macera Şüpheli Bir Ölüm’de Kati, zengin bir ailenin oğluyla evli olan bir kadının ölümünü araştırır. Çevre kirliliği ve sanayi atıkları konusuna de değinilen bu macerada, kaza neticesi ölüm gibi görülen olayın cinayet olduğundan şüphelenen Kati ve Fofo, katili bulmak için İstanbul cemiyet hayatının içine dalarlar.

Tango İstanbul, Kati Hirşel serisinin dördüncü ve son kitabıdır. Bu romanı diğerlerinden farklı kılan nokta, araştırılan ölümün bir cinayet vakası değil de gıda zehirlenmesi olmasıdır. Bu romanda, polisiye roman kurgusunun temel nitelikleri olan katil, kurban ve cinayet gibi unsurlar yoktur. Kurban yediği bal nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Kati, bu olayın bir cinayet olma ihtimalini araştırmaya başlar.

Cinayet çözmenin teknolojiyle hiç ilgilisi olmadığını, cinayetin kafayla çözüldüğünü savunan Kati, giriştiği ikinci cinayet soruşturmasını anlattığı Kelepir Ev’de ise işi daha ileri bir seviyeye taşır ve “Ne de olsa cinayet çözmekte bir deha olduğumu ispatlamıştım,” diyecek kadar iddialı konuşur.

Kati iyidir, hoştur, bizden biri gibidir, komiktir, hazırcevaptır, cevvaldir, polisiyeseverdir… Eyvallah… Ama cinayet çözmekte deha değildir, aksine Kati kanıtlara göre değil, sezgilerine göre hareket eder. Şüpheli Bir Ölüm adlı macerasında kader, kısmet ve şansın romanlarda pek de hoş karşılanmadığını söylemesine karşın kendi soruşturmalarının sonuçlanmasında en büyük rolü oynayan da yine bu etkenlerdir. Akıcı diline ve her sayfaya sinmiş mizah duygusuna karşın bu maceraların kurgusu ne yazık ki oldukça zayıftır.

American Magazine dergisinde Willard Huntington Wright tarafından 1928 yılında S. S. Van Dine imzasıyla yayınlanan Polisiyenin Yirmi Kuralı[1] adlı makalede belirtildiği gibi; ilk kural, okurun, gizemi çözmekte dedektif ile eşit şartlara sahip olmasıdır. Her ipucu açıkça belirtilmeli ve açıklanmalıdır. Kati ise çoğu kez ipucunu okura açıklamaz, kendine saklar.

Polisiye yazarken dikkate alınması gereken bir diğer kural ise, suçlunun mantıksal yöntemlerle tespit edilmesi, sehven, şans eseri veya kendiliğinden itiraf sonucu ortaya çıkmamasıdır. Özellikle Kitapçı Dükkânı adlı macerasında katilin ortaya çıkması tamamen tesadüf sonucudur.

Polisiye okurken derdiniz katili dedektiften önce bulmak, onunla idrar yarıştırmak değilse, daha önce de belirttiğim gibi, akıcı dili ve güzel mizahıyla zevkle okuyacağınız maceralar sizi bekliyor.


[1] Bkz. Polisiye Durumlar: Polisiyenin Yirmi Altın Kuralı

Yorum Bırakın:

yorum

Önceki İçerikPERCULE HOİROT
Sonraki İçerikAYLİN TÜRKOĞLU
Yeni Sayı! - Tıkla & Oku!spot_img
Polisiye Hikaye Yarışmasıspot_img

En Son Yazılar