Her zaman takip ettiği polisiye derginin sitesinde, o çok ünlü polisiye yazarının yapay zekâyla oluşturulmuş bot’u tarafından verilecek öykü eğitimi hakkındaki ilanı okuduğunda aklı başından gitti. Bot, yazarın romanları, günlükleri, fotoğrafları gibi çok çeşitli materyal kullanılarak hazırlanmış ve çalıştıkları öykü taslağı üzerine yazardan öneri almak isteyen yazar adaylarının hizmetine açılmıştı. Ücreti çok da yüksek olmayan derslere katılım için özel bir şart aranmıyor, yalnızca bu özel programın desteğiyle yazılmış öykülerin yayınlanması durumunda programın duyurusunun yapılması amacıyla, ufak bir bildirim notu eklenmesi ve olası telif haklarının ilgili şirkete devri talep ediliyordu.
Uzun zamandır bir cinayet fikrini kafasında evirip çeviren ve imkânsız “kusursuz cinayeti” tasarlamak konusunda takıntılı bir ilgi geliştiren Cemil, daha önce pek çok polisiye kurgu atölyesine katılmış ama “gerçek” yazarlar tarafından verilen bu eğitimlerden bir türlü arzu ettiği karşılığı alamamıştı. Ama bu kez durum farklıydı! Kusursuz cinayetlerin biricik üstadından alacağı, üstelik web sitesinde anlatıldığı kadarıyla, bunca emek ve teknolojiyle hazırlanmış bir eğitimin kendisine kazandıracakları mutlaka faydalı olacaktı.
***
Cemil’in kafasındaki hikâye, kendisini her karşılaşmalarında bakışları ve imalı sözleriyle rahatsız eden, ayda en az birkaç kez kapısına gelip borç para isteyen, vermek istemediği birkaç sefer neredeyse salonun ortasına kadar girerek onu tehdit eden, kısacası, kendisini karşısında adeta aciz bir çocuk gibi hissettiren üst kat komşusunun öldürülmesiyle ilgiliydi.
Gerçekte bunu yapabilecek kadar kararlı ve fiziksel olarak adamla gerçekleşecek herhangi bir kavgadan galip çıkabilecek kadar güçlü hissetmeyen Cemil, aylardır aklında evirip çevirdiği bu fikri kendisi için bir tür uyku öncesi düşünme egzersizi haline getirmişti.
İlla komşusunu öldürecek filan değildi ama bir yolunu, bu cinayeti yakayı ele vermeden işleyebileceği bir formül bulsa, belki sadece öyküyü tamamlayarak, en azından yazıp yayınlayarak huzur bulabileceğine inanmaya başlamıştı.
Grup halinde alınan bazı polisiye kurgu eğitimlerine katılmış, bir ikisinde bu fikri ucundan kıyısından açacak olmuş ama akla ya da kendi karakterine uygun olmayan geri bildirimlerle karşılaşınca hayal kırıklığıyla eğitimleri terk etmişti. Bu arada, zorba komşunun işkencesi sürüyordu. Cemil eve girip çıkarken görünmez olmaya, akşamları ışığı ve televizyonu açmayarak gizlenmeye çalışıyordu.
***
Eğitime kaydolduktan sonra, istendiği üzere, ilk ders için kısa bir taslak hazırlarken, “Muhtemelen hiç kimse yazmak istediği bir öykü üzerine bu kadar kafa yormamıştır,” diye geçirdi içinden. Her ne kadar uzatmak istemese de yapay zekânın ve tabii kendisinin vaktini alabilecek ama zaten çoktan üzerine düşünmüş olduğu bazı detayları açıklamak zorunda hissediyordu.
Taslağı önünde açılan sayfaya yüklediğinde anlaşılıp işlenmesinin biraz vakit alacağını sanmıştı ama öyle olmadı:
“Çok iyi planlanmış görünen bir cinayet bu, Cemil Bey,” dedi yazar birkaç saniye içinde. “Gördüğüm kadarıyla epey detaylı çalışmışsınız. Bana ihtiyacınız olduğuna emin misiniz?”
“Şaka mı yapıyor acaba,” diye düşündü Cemil. “Teşekkür ederim. Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir konuydu.”
“Planınızın kusursuz olmaya çok yaklaştığını söyleyebilirim. Komşusunun evine giren adamın o sırada evde olmadığını kanıtlamak üzere cep telefonunu ofisinde bırakmış olması, oturduğu binaya karanlıkta kimseye görünmeden dönmesi ve komşusunun kapısını beklemediği bir anda yardım ister gibi sessizce çalması gibi detaylar gayet akla yatkın. Ancak açıkçası, kahramanınızın böyle bir cinayeti bıçakla işleyebileceğinden pek de emin olamadım.”
“Ben orda bıçak yazdım ama önerilerinize açığım,” yazdı Cemil, uysal bir öğrenci gibi.
“Komşu, kapıyı açtığında muhtemelen alaycı, zorba bir tavrı olacak. Sizin zayıf biri olduğu anlaşılan kahramanınızın o durumda elindeki bıçağı saplayabileceği biraz şüpheli. Benim önerim, tabii karakteri değiştirmeyecekseniz, kahramanınızın komşusuna reddedemeyeceği bir şey vermesi ve bu nesnenin de zehirli olması olabilir mesela.”
“Yanlış anlaşılmak istemem ama malum, adli tıp filan çok gelişti, ne olduğu anlaşılamayacak, anlaşıldığında da takip edilemeyecek bir zehir bulmak zor olmaz mı?”
“Öykünün 2025’te geçmesi durumunda haklısınız Cemil Bey,” dedi yazar.
Cemil, bir an kendisini zeki hissetmekle parasını boşa yatırdığını düşünmek arasında bocaladı.
“Ama,” diye devam etti yazar, “geçmişte kullanılan bazı bitkisel zehirlerin hala iş gördüğüne, hatta bugün yeterince bilinmediklerinden, dolaylı yollarla elde edilmeleri durumunda dikkat çekmeyeceklerine de eminim.”
Cemil, bir an altın bulmuş gibi hissetti. Sadece parasını kurtarmamış, belki de derdinin devası ayağına gelmişti.
Toplam beş saatlik eğitimin tamamını bir gecede tamamlayan Cemil, usta yazarın yardımıyla cinayet aletinden kaçış stratejilerine kadar olayın her adımını yeniden tasarlamış; eskidiğini, yeni teknoloji karşısında çocukça kalacağını var saydığı kimi önerilerin hala işe yarayabileceğini şaşırarak fark ederken, şüpheye düştüğü her noktada yeni teknolojinin yardıma koşup mantık hatalarını göstermesiyle büyülenmişti.
***
Cemil, hiç yapamayacağını düşündüğü o kusursuz cinayeti işlediğinde kendisiyle öyle gurur duydu, diğer komşular gibi kendisine de standart sorular sormak üzere gelen polislerin aczi karşısında öylesine keyif aldı ki, adrenalin fazlasından uyuyamadığı birkaç haftanın sonunda bu öyküyü paylaşmadan edemeyeceğine emin oldu.
İmdadına, daha önce katıldığı atölyelerden birini düzenleyen yayınevinin, katılımcı öyküleri için derlediği kitabın davet maili yetişti. Çağrıya cevap olarak, isim ve şehir bilgileri değiştirilmiş öyküsünü e-postasına eklediğinde hissettiği, korkudan ziyade öz güven ya da gurur benzeri bir şeydi.
İki ay sonra kitap yayınlandığında, komşusunun zulmünden kurtulmuş, hem de bunu kendi başına, zekâsı sayesinde becermiş, adeta yeni bir hayata başlamış, hiç olmadığı kadar özgüven kazanmış olduğundan, öyküsünü çekinmeden yeni açtığı sosyal medya hesabında paylaştı.
Cemil bir bankada sıradan bir veznedardı. Bu nedenle sosyal medya hesabı kimsenin dikkatini çekmedi. Ama cinayet bürodan emekli komiser İlhami polisiye kurgu atölyelerinin gediklisiydi. Katılmamış bile olsa, atölye çıktılarını takip etmek, yayınlanan öykülerdeki cehalet ve şuursuzluk timsali detayları bularak eğlenmek, İlhami’nin sakin ve heyecandan uzak emeklilik hayatının vaz geçilmez eğlencesiydi.
İlhami Cemil’in öyküsünü okuduğunda, görev başındaki eski meslektaşı Kasım’ın yakın zamanda üzerinde çalıştığı ve muhtemelen sonuçlandıramadan rafa kaldırdığı bir dosyayla benzerliğini fark etti. Doğrusu cinayetin detayları epey zekiceydi. Muhtemelen bir ilgisi yoktu ama bu öyküden Kasım’ı haberdar etmenin, en azından komiserin konuya yeni bir perspektifle bakmasını sağlayabileceğini düşünerek arkadaşını aradı. Hem, işlediği cinayeti afişe ederek marifetini cihanı âleme duyurmak isteyecek manyaklar da az değildi.
***
Öykünün yazarı Cemil Karaman’ın gerçekten de öldürülen adamın komşusu olduğu anlaşıldığında Kasım’ın şüphesi kalmamıştı. Sorgu için emniyete getirilen Cemil, uzun süre susarak ve olayla bir ilgisi olmadığında ısrar ederek durumdan sıyrılmaya çalıştıysa da yakın zamanda zar zor edindiği öz güveninin dağılması uzun sürmedi.
Sıkıştığını hissedince Cemil’in aklına dâhiyane bir fikir geldi. Tüm bu planın yapay zekâ tarafından yapıldığını, kendisinin bir öykü yazmak üzere başvurduğu bu zımbırtının onu adeta bu cinayete yönlendirdiğini öne sürdü. Hukuktan pek anlamazdı ama bu konuda bir takım boşluklar olduğuna hemen hemen emindi.
Kendisini sorgulayan komiser ve yardımcısının bu hikâyeden etkilenmediğini fark ettiğinde bir avukata ihtiyacı olduğunu anladı Cemil. Daha önce ufak tefek işler için vekâlet verdiği lise arkadaşı İbrahim’i aramaya karar verdi.
İbrahim, sorgu odasına elinde bir belgeyle girdi. Elindeki, ünlü polisiye yazarından aldığı dersler sonucunda yazdığı bir öyküyü yayınladığını tespit eden yapay zekâ şirketinin, Cemil’e, telif haklarını ihlalden açtığı davanın oldukça yüklü tazminat talebiydi.


