Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

ÇAV BELLA 2 / EFSANE

Diğer Yazılar

Konforlu oyuncu koltuğunda başı önüne düşmüş halde oturan adamın kapalı gözleri insana huzurlu derin bir uykuda olduğunu düşündürüyordu. Yumuşak yüz ifadesi o uykudan hemen şimdi kalkıp gidecekmiş gibiydi. Mete bilgisayar masasına döndü. 49 inç monitör açıktı, 83 lvl dişi bir okçu çar düştüğü yerde cansız yatıyordu.

Mete bu iyi donanımlı okçunun, yeşil vadide yattığı zamansız uykudan kalktığında kaybedeceği şeyin birkaç xp olacağını düşündü. Koltukta uyuyan adamı uyandırmaksa hangi bedel ödenirse ödensin artık mümkün görünmüyordu.

Bu düşüncelerle masanın üstüne göz gezdirdi. Biri yeni açılmış iki sigara paketi, büyük boy kupada sadece bir iki yudumu içilmiş kahve… Belli ki uzun bir gece için hazırlanılmıştı. Bakışları, koltuktaki adamın dizleri üstüne düşmüş eline kaydı. Kenetlenmiş parmaklarıyla küçük bir çakıyı tutmaya devam ediyordu.

Tunay “Yolda zincirleme kaza varmış,” diyerek ölüm sessizliği çökmüş odaya gürültülü bir şekilde girdi. Asayiş Büro’ya destek olarak katıldıkları bir gece operasyonundan dönerken gelmişti cinayet anonsu. Tan’la olay yerinde buluşmayı kararlaştırmışlar, iki arkadaş yollarını yeni rotalarına, cinayetin işlendiği adrese çevirmişlerdi. 

Tunay bir an için odanın hemen girişinde bekledi. Suç mahalli alelade bir yatak odasıydı ve evin bütünü gibi yüksek tavanlıydı. Örme taş duvarlardaki toprak renkleri insanın içine ferahlık veriyordu. Çift kişilik yatak örtüsü muntazam serilmişti. Beş kapılı ahşap bir elbise dolabı ve bilgisayar kurulu büyükçe bir çalışma masasından başka eşya yoktu bu odada. Bakışlarını maktule çevirirken devam etti lafına Tunay “Bizimkiler, Adli Tıp, Olay Yeri İnceleme ekibi, Savcı, hepsi kazanın kapattığı yolda sıkışıp kalmışlar.”

“Reha Kadem,” dedi Mete. Kurbanın parmaklarının arasındaki çakıya bakmaya devam ediyordu. “Asayiş Şube’de komiser. 31 yaşında, bekar. İki yıl süren evliliği beş sene önce tek celsede bitmiş. Bu eve bir sene önce taşınmış. Birkaç ay kız arkadaşıyla birlikte yaşamışlar, kısa bir ilişki olmuş. Çocuğu yok. Anne-babası ölmüş. Ankara’da yaşayan bir ablası var. Bir hafta önce Organize Şube’den bir polisle Emniyet’in kantininde kavga etmişler. Reha olaydan iki gün sonra senelik izin kullanmaya karar vermiş.” 

Tunay birkaç saat önce ne kadar yorgun ve aç olduğuyla ilgili sızlanan arkadaşının motivasyonu karşısında gülümsemeden edemedi.  

“Rahmetli Reha günlük mü tutuyormuş?” 

Mete hep sürdürdüğü durgun ifadesiyle bilgisayar ekranına bir bakış attı. “Online oynuyorlar. Özelden yazıştığı arkadaşı Kayseri Emniyeti’nde bilişimci. Sohbet etmeyi seviyorlarmış. Adam da senelik izindeymiş. Bütün hafta sonunu oyunda geçirmeyi planlamışlar. Gece 01.15’de slot değiştirirlerken Reha’nın çarı ölmüş ve bir daha kalkamamış. Reha oyundan düşmemiş ama özelden yapılan çağrılara da cevap vermiyormuş. Adam bu kez cepten aramış.” 

Tunay sürdürdü arkadaşının başlattığı anlatıyı “Sonuç alamayınca mahalle karakolunu arayıp eve devriye göndermelerini rica etmiş. Kapı kilidi şifreliymiş, gelen polisler içeri giremeyince bilişimci arkadaş Reha’nın ablasına ulaşmış. Kadından kapı şifresini almış ve polisler ancak o şekilde eve girebilmişler.” Bilgisayar ekranındaki ölü çara baktı. “Millette ne vefalı arkadaşlar var. Oyunda ölsem sen de beni böyle arar mıydın?”

Omuz silkti Mete “Biz online oynamıyoruz.” Kısa bir soluk aldı “Başka ne var elimizde?”

Tunay, birkaç xp kazanmak için oturduğu koltuğunda ebedi uykuya yatan oyuncu polise baktı kederle. “İçeri giren polisler onu bu halde bulmuşlar. Kontrol etmek için yaklaştıklarında boynundaki izleri görmüşler. Öldüğünden emin olunca cinayet anonsunu geçmişler.”

Kurbanın çenesinin altından itibaren bütün boynunu saran bir santimetre genişlikteki mor çürükleri seyretti bir an. “En az yarım santim eninde bir iple boğulmuş. Elleri, kolları güçlü biriymiş katil. Maktul fazla direnememiş,” diye anlatırken işindeki uzmanlığını konuşturuyordu Tunay. “Kapı kilidi şifreli. Bu sistemleri hasar vermeden açmak zordur. Katil ya şifreyi biliyordu ya da Reha Azrail’ini eve kendi davet etti.”

Mete arkadaşının ölüm hakkında bu kadar soğukkanlı konuşabilmesine bir türlü alışamamıştı. Gözleri küçük çakının can alıcı parlaklıktaki çeliğindeyken mırıldandı “Katil içeri girerken kapıyı kullanmamış. Girişte, bütün ön bahçeyi gören gizli bir güvenlik kamerası var. Kayıtlara baktım. Bu gece Reha’nın hiç ziyaretçisi olmamış. En azından kapıdan gelen biri yok.”

Tunay içinde bulundukları tek katlı, yüksek tavanlı evi zihninde taradı. Evin bütün pencerelerinde ferforje demirler vardı. Olay yerine ilk gelen polislerle konuştuktan sonra bahçede şöyle bir dolaşmış, bu yapıda demirsiz olan tek pencerenin arka cephede, en az dört metre yükseklikte bulunan 25 cm ebatlarında bir pivot pencere olduğunu görmüştü.  

Düşüncelerini toparlamaya çalışarak, “Çakıya ne diyorsun?” diye sordu, arkadaşının cevap vermesini beklemeden kendi fikrini dile getirdi. “Katil arkadan yaklaşıp, maktul fark etmeden ipi boğazına geçirmiş olmalı. Belli ki can havliyle kendini savunmak istemiş. Belki çakı üstünde DNA ya da parmak izi bulunur.” 

Mete’nin bakışlarını çakıdan ayırıp bilgisayar ekranına çevirdiğini gördü. Sahibi kadar ölü çarı tek tuşa dokunarak ayağa kaldırmamak için kendini zor tutuyor, arkadaşının da aynı arzuda olduğunu hissediyordu. “Çok para harcamış oyuna.”

Onaylayarak başını salladı Mete. “Hatunun üstündeki çoğu item parayla alınmış. Yine de sıkı çar kasmış.” 

Acı acı gülümsüyordu Tunay “Lynn Hill. Güzel isim bulmuş karakterine. Hem sıkı hem havalı hatun.” 

                                                *** 

Mete arabaya yaslanmış olay mahallini seyrediyordu. Oyun oynamak için oturduğu koltuğunda boğularak öldürülen oyuncu polis götürülmüş, Olay Yeri İnceleme ekibi suç mahallini teslim almıştı. 150 metrekarelik bir bahçenin içine yerleştirilmiş tek katlı yapıyı inceliyor, düşünüyordu Mete. Yarım metre yüksekliğinde, örme taştan bahçe duvarları ve kilit mekanizması yıllar önce kırılmış iki kanatlı ferforje bahçe kapısı izinsiz giriş çıkışlar için uygundu. Güvenlik kamerası sadece ön bahçeyi gördüğü için eve arka taraftan yaklaşmak mümkündü ama dört metrelik düz bir duvarı tırmanarak, 25 cm çapında bir pencereden içeri girebilmek mantığına uymuyordu genç polisin. Yine de katil bu eve ustalıkla girmiş, kurbanını tek bir hamleyle boğarak öldürmüş ve eve girdiği sinsilikle çıkıp gitmişti.

Tunay ve Tan olay mahallinde inceleme yapmaya devam ederlerken Mete cinayet silahını aramakla görevlendirilen ekibe katılmış, etrafta dolaşmış, çöpleri kontrol etmişti. Olay Yeri İnceleme Amiri, elastik dokumalı, 15-20 mm eninde sağlam bir ip aramalarını salık vermişti.  

Sokağın başındaki fırının sahibinin, devletin görevli polislerine ikram ettiği simitten koca bir ısırık aldı, canı sıkılarak çiğnedi. Bir yandan da fırıncının anlattıklarını geçiriyordu zihninden.

Fırın bütün gece açıkmış. Akşam hava çok güzel olduğu için fırıncı, hep kapı önünde oturduğunu, açık hava tutkusunun bir sebebinin de nikotin ihtiyacından olduğunu belirtmişti laf arasında. Bütün gecenin, sabah 03,30’da ilk polis ekibi mahalleye girinceye kadar çok durağan geçtiğini, yabancı birilerini ya da şüpheli araç görmediğini anlatmıştı hevesle. Ve esnaf misafirperverliğiyle, günün ilk ışıklarını görev başında karşılayan memurlara sıcak simit ikram etmiş, yurdum insanı merakıyla da ilk ağızdan birkaç havadis almaya çalışmıştı. 

Söylediğine göre; Allah rahmet etsin, öldürülen polisi tanıyormuş. Bazı geceler gelir, ekmek, simit, poğaça, sıcak ne varsa alır, iki çift laf eder gidermiş. Yazık olmuş, pek efendi bir adammış. Eskiden küçük bir imalat atölyesi olan bu binayı sahibi tadilatla eve dönüştürmüş. Reha Komiser ilk kiracıymış. Beraber yaşadığı bir hanım mı? Evet, çıtı pıtı bir genç hanımı hatırlıyormuş.  Kadının güzel, kırmızı bir motosikleti varmış. İsmini hiç bilmiyormuş.  

Tunay’ın çiçeği burnunda Başkomiser’le yaklaştığını görünce doğruldu, geriye kalan bir parça simidi arkadaşına uzattı.  

“Bana yok mu?” diye sordu Tan.

Tunay iki lokmayı elinden alınacakmış gibi aceleyle bitirmişti bile. 

“Senin bizi beslemen gerekmiyor mu? Ah Hakkı Paşam olsaydı, bu çok yorgun ve aç komiserlerini kahvaltıya götürürdü.” 

Özlemle gülümsedi Tan. 

“Keşke filmlerde olduğu gibi, ansızın geri dönse değil mi?” derin bir nefes aldı. “Tamam, şimdilik burada işimiz bittiğine göre kahvaltıya gidelim ve elimizdeki bilgileri masaya yatıralım.”

Mete kollarını genişçe açarak uzun uzun gerindi. “Valla masaya yatırılacak pek bir şey yok. Kilitli kapılardan, demirli pencerelerden geçebilen katilimiz, güvenlik kamerasına yakalanmadığı gibi haliyle kimselere de görünmemiş. Sokağın gece bekçiliğini yıllardır gönüllü olarak yapan fırıncının gördüğü tek kayda değer şey, gece yarısından sonra geçen çok güzel bir motosikletmiş.”

“Tam bir kapalı oda cinayeti,” diyerek arabaya yaslanan Tunay da şimdi umutsuzca eve bakıyordu.

“Öyle olsaydı, elimizde çok sayıda şüpheli olması gerekmez miydi?” diyerek homurdandı Mete. “Biz burada sorgulamak için bir hayalet arıyoruz. Şüpheli listeme Noel Baba’yı da yazacağım ama bu yüz yıllık binanın bir bacası bile yok.”

Tunay bakışlarını bacasız evden huysuz arkadaşına çevirdi. “Rahat ol Mete. Bir hayaleti ya da Noel Baba’yı aramıyoruz. Bu eve kameraya yakalanmadan girmenin yolunu bilen kanlı canlı bir katilin peşindeyiz.”

Tan arkadaşının alevlenen heyecanını söndürmek istemiyordu ama o da umutsuzdu. 

“Kapalı oda cinayetlerinde gizli geçitler ve saklı kapılar klişedir. O halde gözümüzün önünde olan mantıklı bir çözüm arayacağız. Ben şu bilgisayarı inceleteyim. Belki güvenlik kamerasının görüntüleriyle oynanmıştır. Zira bu kale gibi eve kapıdan başka giriş yok.”

                                                                  *** 

Tunay, Reha Kadem’in kavga ettiği polis memuru Hakan’la telefonda görüşmüş, Emniyet’in bahçesindeki park alanında buluşmayı kararlaştırmışlardı. Kardeşler binaya girerken o sözleştiği buluşma yerine doğru yürüdü. Hakan’ın çoktan gelmiş olduğunu görünce adımlarını hızlandırdı. O sırada park yerinde bir motorun çalıştığı duyuldu. Hakan’ın da o tarafa baktığını fark etti. Simsiyah bir Harley-Davidson motor uzaklaşıyordu. Tunay, ayağındaki botlarından başındaki kaskına kadar siyahlara bürünmüş olan sürücünün ince ve kıvrımlı bedeninin bir kadına ait olduğundan emindi.

Hakan, motor uzaklaşıncaya kadar ardından bakmış, yanı başına kadar gelen Tunay Komiser’i son anda fark etmişti. Yüzündeki kaygılı ifade yerini gergin bir şaşkınlığa bıraktı.  

“Komiserim, geldiğinizi görmedim.” 

Dostça gülümsedi Tunay “Sıkı motor değil mi? İlgilenir misin tehlikeli sporlarla?”

Mahcubiyetle gülümsemeye çalışan genç polis gerginliğini gizlemek için büyük caba harcıyordu. “Aslında komiserim, tehlikeli sporlara tutkusu olan kişi motorun sürücüsü. Kendisi tam bir Rock Climbing delisidir. Ben sadece sürücünün delisiyim.”

Bu zoraki tebessümde sanki suçluluk duygusu görüyordu Tunay “Motoru kadar güzel mi bu Rock Climbing delisi sürücü?”

Adamın yüzündeki bütün kaslar aynı anda gerildi, bakışları gölgelendi. “Beni buraya Reha Komiser’in cinayeti için mi çağırdınız? Şüpheli miyim?” 

Tunay bu sert yanıtta çabuk sinirlenen, öfkesine hâkim olmakta güçlük çeken insanların fevri çıkışını bulmuştu. Bu kıskanç aşığın biraz damarına bassa ne olurdu?

“Şüpheli olsaydın seninle burada karı-kız muhabbeti yapıyor olmazdık değil mi?”

Öfke kontrol sorunu yaşayan polisin kara gölgelerle dolu bakışlarından güçlü bir nefret dalgası şimşek bir geçti. “Karı-kız muhabbeti yapmıyorum ben.” Buz gibiydi alçak sesle söylenilen bu sözler. Öyle de devam etti. “Kelimelerinizi dikkatli seçin. O benim evleneceğim kadın.” 

                                                          ***

“İyi misiniz Mete Komiserim?” 

Mete daldığı düşüncelerden bu sıcak soruyla sıyrıldı. Reha Kadem’in ablasını aramış, başsağlığı dilemiş, birkaç soru sormak zorunda olduğunu açıklamıştı. Acılı abla İstanbul’a gelmek için yola çıkmıştı çoktan. Kardeşini öldürmek isteyecek kimse gelmiyordu aklına. Reha yumuşak başlı, bilgisayar oyunundan başka zevki olmayan sıradan bir genç adamdı. Evliliği bu oyun tutkusu yüzünden bitmiş, ne zaman-nasıl tanıştıklarını bilmediği kız arkadaşıyla aralarını yine bu oyun merakı açmıştı. Reha kızdan gerçekten hoşlandığını itiraf etmişti ablasına ama oyun oynamaktan daha fazla zevk aldığını genç adamı tanıyan herkes bilirdi. Yine de biten ilişkisinin ardından kendine ilk kez dişi bir oyun karakteri açmıştı. 

Borcu ya da alacağı yoktu. Daha iki gün önce telefonda konuşmuşlar, Reha izin süresinde evde olacağını anlatmış, canını sıkan bir olaydan bahsetmemişti.

Kadın o kadar içten ve fazla ağlıyordu ki, genç adamın içi acımıştı. Zaten kardeş kaybetme düşüncesi yüreğine ağırlık veren sıkıntılara sokardı Mete’yi. O sırada Seda’nın halen kapıda dikildiğini fark etti. 

“İyi olmam sana bağlı. Ne getirdin bana?” 

Genç kız mahcup gülümsedi, çekingen adımlarla yaklaştı. 

“Aslında pek bir şey yok komiserim. Raporları yarın sabaha yetiştirmeye çalışıyoruz. Ne yazık ki ilk incelemelerde işinize yarayacak bir detay bulunamadı. Maktulün üstünde hiçbir mücadele ya da darp izi gözlemlenmemiş.” 

Mete ‘anlıyorum,’ der gibi başını sallarken eliyle Tan’ın terfiinden sonra boşalan sandalyeyi gösterdi genç kıza. 

“Çakıdan bir şey çıkmadı mı?” 

Seda çekingen ama itirazsız ilişti koltuğun ucuna. Elinde tuttuğu küçük bir fotoğrafı uzattı sonra. 

“Taze kan izleri sapladık ama bıçak kabaca temizlenmiş. Üzerinde çalışabileceğimiz kalitede numune alamadık. Amirimin varsayımı; Reha Komiser kendini savunmaya çalışırken katilini yaralamış olabilir. Şahıs belki çakıyı almak istedi ama ölüm anında kenetlenmiş olan parmaklarını, olay heyecanıyla açmayı başaramadı.”

“O da aleti silip gitti, öyle mi?” 

Mete genç kızın verdiği fotoğrafa bakıyordu. Reha Komiser’in sımsıkı kapanan parmaklarının arasından otopsi esnasında ancak sökülebilen, sahibinin hayatını kurtarmayı başaramamış küçük çakının vernikle parlatılmış ahşap sapına kazınmış Çav Bella yazısı göz alıcı ve gizemli görünüyordu. 

İnsanı duraklatan, düşünmeye sevk eden büyülü bir veda sözcüğüydü sanki bu bildik kelimeler. Peki, cinayetle ilgisi var mıydı bu havalı vedanın?

“Reha Komiser taşındıktan bir ay kadar sonra evine hırsız girdiğini bildirmiş. Evden bir miktar parası çalınmış. Güvenlik kamerası görüntüleri incelenmiş ama eve giren çıkan biri tespit edilememiş.”

Mete başını sallayarak “Bunu biz de öğrendik. Reha olayı bir süre takıntı haline getirmiş ama sonra kapatmış üstünü. Belki de kayıp sandığı parayı bulmuştu,” dedi.

Mete elindeki fotoğrafı, Seda dikkatli ifadelerle genç komiseri izliyordu.  

“Aslında ben başka bir şey anlatacaktım size,” diye mırıldandı. “Cinayeti aydınlatmada işinize yarar mı bilemedim ama öğrenmek isteyeceğinizi düşündüm.” 

Mete genç kızın parlak gözlerine baktı. Seda bu alışkın olmadığı sükûneti olumlu değerlendirdi ve anlatmaya koyuldu. 

“Rahmetli Reha Komiser, kantinde Organize Şube’ye yeni gelen bir polisle kavga etmiş, mutlaka öğrenmişsinizdir.” 

“Sen nereden duydun bu kavgayı?” 

“Reha Komiser evinde cinayete kurban gidince, bu kavga ağızdan ağıza dolaştı bütün gün. Ben de gidip kantindeki ablayla konuştum. Kavga sabahı rahmetli kantinde kahvaltı yapıyormuş. Bu yeni polis gelmiş, hareketlerinden sinirli olduğu belli oluyormuş. Alçak sesle bir şeyler söylemiş önce. Reha Komiser onu dışarı çıkartmak istemiş ama ağır konuşmuş adam. Küfür falan etmiş.” 

“Konu neymiş?” 

“Kız meselesi gibi gelmiş ablaya. Açık seçik bir konuşma değilmiş ama Hakan, yani kavgacı olan polis Reha Komiser’e, bir kadından uzak durmasını söylüyormuş. Hatta tehdit içeren sözler sarf etmiş.”

Mete yine elindeki fotoğrafa indirmişti bakışlarını. Kabzasına Cav Bella kazınmış bu çakı kimin vedasıydı acaba?

“Kolay gelsin!” diyen sert sözler Seda’nın yerinden fırlamasına neden oldu.

Tan iki adım ötelerinde dikilmiş, baş başa vermiş fısır fısır konuşan gençleri süzüyordu. Özellikle kardeşine sert bakıyordu.   

“Başkomiserim ben… Cinayet hakkında…” 

“Senin işinin bilimle olduğunu sanıyordum ben. Ne zamandır mahalle dedikodularıyla dava çözüyoruz?” 

“Özür dilerim Başkomiserim.”

Mete neredeyse koşarak çıkan kızın peşinden baktı bir an. Abisi hâlâ tepesinde dikiliyordu. 

“Neydi şimdi bu?” diye sordu Tan’a hiç bakmadan. Reha’nın ablasının hıçkırıkları kulaklarından silinmemişken Seda’nın ilk bulduğu kuytu köşede gözyaşlarına boğulacağını düşünüyordu. 

“Sana bu kızdan uzak duracaksın demedim mi ben! İş yerinde bu tür yakınlaşmalar istemiyorum!” 

Mete usulca ayağa kalktı. Bir kafa uzun olduğu adamın gözlerinin içine yukarıdan baktı ve sakin konuştu. 

“Senin bu yaptığına, ‘eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek,’ denir.”

Odaya Tan’ın hemen ardından giren, iki kardeşin yeni kavgasını izlemeye hevesli Tunay’ın beklemediği bir gelişmeydi bu sakin sözler. Mete abisine başka bir laf etmemiş, kapıya yürümüş, yanından geçerken de “Aşağıda bekliyorum,” demişti.

Olası hiçbir kavgadan geri adım attığı görülmemiş kardeşinin öylece çekip gitmesi karşısında bakakalmıştı Tan.

“Ne… Ne demek istedi şimdi bu?” diye sordu sonunda.  

“Olay yerine gideceğiz.” 

“Onu demiyorum. Eşek… karpuz… ne saçmaladı öyle?” 

Tunay gülerek omuz silkti. 

“Bence gayet açık konuştu. Senin yaptığın şeye, ‘eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek,’ denir. Kızı oğlanın gözüne sokma.”

                                                      ***

Tunay, kesme taşların birbirine geçirilmesiyle örülen duvarın pürüzlü yüzeyinde ellerini gezdiriyordu. Burası Reha Kadem’in evinin arka cephesiydi. Eski duvar, taşların geçiş aralarında yer yer oluşmuş derin aşınmalar dışında sağlam görünüyordu. Bu aşınmalar yeni izler gibi durmuyordu. Başını kaldırıp çatının hemen altındaki yuvarlak pencereye baktı.  

“Şüpheliler listeme Spider Man’ı de ekledim. Bu duvara tırmanabilecek başka efsane var mı? Başlamışken onları da yazayım.” Bahçe duvarının üstünde oturan Mete’nin sesi alaylı, gergin hatta sinirliydi.

Tunay birkaç adım geriledi düz duvarı ve yuvarlak pivot pencereyi incelemeye devam etti. Mete de homurdanmaya devam ediyordu.  

“Diyelim ki katil geldi, duvara 4 metrelik bir merdiven dayadı, tırmandı pencereye. O delikten içeri nasıl girdi. Katilimiz Lastik Adam’ mı? Bu kedi kapısı kadar camdan süzülüp girdi, ip salıp evin içine indi, adamı boğdu. Sonra dört metreyi saldığı ipten yukarı tırmandı. Katilimiz bir Sat Komandosu mu?” 

Tunay gülmüştü bu son şüpheliye. 

“Daha narin yapıda olan efsaneler lütfen. Yetişkin bir erkeğin o pencereden geçebilmesinin imkânı yok. Ama katil bir şekilde bu eve girdi değil mi Mete?” 

“Şu kavgacı polis kaç kilo var?” diye mırıldandı Mete. Bu davadan çok sıkılmıştı. 

Tunay ‘olmaz,’ gibilerinden salladı başını “70-75 kilo. Giremez buradan.”

Hakan olay gecesi evinden hiç çıkmadığını anlatmıştı. Yalnız yaşıyordu ve şahidi yoktu. Tunay asabi meslektaşından kollarını göstermesini istemiş, genç polis memnuniyetsiz şekilde olsa da denileni yapmıştı. Hakan’ın ellerinde ve kollarında herhangi bir yara-kesik yoktu. Meşhur kavganın hikâyesini şöyle anlatmıştı. Reha Komiseri, kız arkadaşıyla konuşurken görmüş, hararetli el kol hareketlerinden bu tartışmanın gergin bir havası olduğunu fark etmişti. Yanlarına gidinceye kadar kız motosikletine binip uzaklaşmış, Hakan önce kız arkadaşını dinlemek istediği için Reha Komiser’e bir şey sormamıştı. Daha sonra kız, adamı hiç tanımadığını, yanından geçerken ona laf attığını, kendisinin de bu yüzden bağırıp çağırdığını anlatmıştı.

Tunay çimenlerin üstüne oturdu “Reha neden Emniyet’in önünde gördüğü bir kıza laf atsın ki?” Oturduğu duvarın dibine doğru bakıyordu şimdi. Ayakkabısının ucuyla uzun çimenlerin arasını açarken, “Adamı tanımıyoruz,” diye mırıldandı. “Belki de kansızın tekiydi.” 

“Konuştuğum arkadaşları aksini söylüyor. Bu adamın ilgisini çeken tek kadın bilgisayarının ekranındaki Lynn Hill isimli oyun karakteriymiş.” 

Mete yeşil çayırda cansız yatan dişi okçuyu düşünerek eğildi. Çimenlerin arasından parlayan metal bir cisim bulmuştu. Ceketinin cebinden çıkarttığı küçük bir poşeti kullanarak tuttu nesneyi, parmaklarını hiç dokundurmadan poşetin içine koydu. Telefonunu çıkardı, arama motoruna bir isim yazdı. 

Lynn HİLL 

Bu sırada Tunay’da ayağa kalkmıştı. 

“Galiba Tan haklıydı. Belki de kamera kayıtlarıyla oynadı katil. Gidip bakalım bilişim ne yapmış.” 

“Sen git,” dedi Mete. “Ben eve geçeceğim.” Küçük poşeti arkadaşına attı “O çok bilmiş başkomiserine de söyle, kapı önünde çaycı çırağı azarlar gibi işini yapan memurları azarlayacağına olay yerinde gözden kaçan suç kanıtlarıyla ilgilensin.”

Tunay havada yakaladığı metal parçaya bakıyor, arkadaşını neyin böyle delirttiğini anlayamıyordu. Mete’nin bahçe duvarının dibinde bulduğu parlak metal parça D şeklinde tasarlanmış, ek parçasına bastırılınca açılan ve aynı hızla kapanan bir karabinaydı. Bu aletin daha çok tırmanma sporlarında kullanıldığını biliyordu. Eve döndü, küçük pencereye baktı, duvarda taş aralarındaki yarık izlerini düşündü.  

“Şüpheli listemdeki her ismi siliyorum,” diyordu Mete. “Elimizde başından beri gerçek bir efsane vardı.” 

Tunay hiçbir şey anlamadığını gösteren ifadeyle arkadaşını izlerken Mete rahat bir edayla devam etti.  

Lynn Hill.  Efsane lakabı almış bir kaya tırmanışçısı. Canlı kanlı bir insan yani. Reha o çarı sevgilisinden ayrıldıktan sonra açmış.” 

“Kaya tırmanışı,” diye mırıldandı Tunay. “Yani Rock Climbing…. S.ktir… s….. s……” 

Tunay art arda aynı küfrü tekrarlarken çaldı telefonu, arayan Tan’dı. “Hemen gelin,” diyordu. 

                                                                           ***

Sorgu odasını izledikleri camın önünde dikiliyordu Tan ve Hakan. İçeri giren komiserlere bakmışlar, Hakan keder dolu bir yüz ifadesiyle başını indirmişti. 

“Neler oluyor Hakan?” diye sordu Tunay. Genç polis gözleri yerde mırıldandı. 

“Sabah siz aradığınızda kız arkadaşım yanımdaydı. Biliyorsunuz zaten, onu görmüştünüz. Elinin üstünde bir yara bandı vardı. Önemsiz olduğunu, mutfakta kestiğini anlatmıştı ama sinirli gergin halinden yalan söylediğini anladım. Şubede konuşulurken duydum. Reha Komiser’in evine girebilmenin zor bir tırmanış gerektirdiği tartışılıyordu. Kız arkadaşımın evine gittim ve nasıl yaralandığını tekrar sordum.”

Tunay elini adamın omuzuna attı, hafifçe sıktı. 

“Aferin sana Hakan.”

Genç adam başını kaldırmayı başardığında perişan görünüyordu. 

“Aferin mi? Sevdiğim kadına kelepçe taktım komiserim.”

“Sevdiğin kadın da olsa bir katili yakaladın ve adalete teslim ettin. Çok az kişi senin kadar yürekli olabilirdi.”

“Siz nasıl anladınız?” diye sordu Tan. Tunay elindeki karabinayı uzattı Başkomiser’e. 

“Küçük kardeş olay yerinde gözden kaçmış bir kanıt buldu.” 

Tan kardeşine baktı. 

“Küçük kardeş hep çok dikkatli değil mi?” 

Mete’nin dikkati şimdi sorgu odasınaydı. İçeride kelepçeli sanık, yazıcı memur ve bir bayan polis vardı. 

“Onun sorgu odasında ne işi var?” diye sordu dişlerinin arasından çıkan bir tıslamayla. 

“Yeni elemanımızla tanışın. Siz komiserler ortalıkta yoktunuz, ben de sorguya girmesini söyledim.” 

“Seda’yı Cinayet Büro’ya mı aldın?” derken bir kahkaha patlatmıştı Tunay.  

Tan sakince sorgu odasına döndü. 

“Onu benim koltuğuma Mete oturttu, sorumluluğunu alacak artık.”

                                                            *** 

Seda amirinin gelip artık Cinayet Büro’nun elamanı olduğunu söylemesiyle sorgu odasına gönderilmesi arasındaki zamanı bir rüya gibi anımsıyordu. Cinayet Büro’da çalışmak hep kalbinden geçen bir dilekti aslında ama şimdi bu hızlı atamanın bir terfi mi yoksa bir ceza mı olduğunu bilemiyordu.

Yazıcı memurun kimlik tespit işlemini bitirmiş, beklediğini fark edince başı önünde oturan genç kadına baktı. Minyondu, ancak kırk beş kilo olabilirdi. Bu kadın mı öldürmüştü Reha Komiser’i? İnanması zor geliyordu Seda’ya. Ama işte cinayet silahı masanın üstünde duruyordu. Hakan’ın çağrısıyla gittikleri adreste yaptıkları arama sırasında bulmuşlardı bir ucu kesilmiş ve kan bulaşmış, diğer ucunda açıldığında kanca kapandığında halka işlevi gören bir karabina takılı, 15 mm eninde elastik dokumalı Lanyart modeli kemeri. Yapılan ilk incelemelerde bu kadının beş yaşından itibaren tırmanma sporlarıyla yakından ilgilendiğini öğrenmişlerdi. O küçük ellerin ve ince kolların yıllar süren disiplinli antrenmanlarla nasıl bir mukavemet kazanmış olabileceğini düşündü. Tehlikeli tırmanışlar sırasında hayatını emanet ettiği bu kısa emniyet kemerini kurbanının boynuna geçirip, canını alması beklenildiği kadar zor olmamıştı mutlaka.

Seda aynanın arkasında onu dikkatle gözleyen üstlerini düşünmüyordu. “Reha Kadem’i nereden tanıyordun?” diye sorarken, ilk sorgusuna nasıl başlaması gerektiğini de hesaplamamıştı.

Kadın kelepçelerine bakmaya devam ederek yanıtladı. 

“İlişkimiz vardı. Bir süre birlikte yaşadık.” 

“Evet, bir ay. Neden ayrıldınız?”

Kadın usulca polise baktı.  

“Birbirimiz için uygun olmadığımızı anladık.”

Seda hafifçe arkasına yaslandı. Kendinden son derece emin yeniden sordu. 

“Nasıl tanışmıştınız?”

“Ne önemi var?”

İki kadının soğuk savaşına dönüşmüştü sanki sorgu. 

“Eve nasıl girdin?” diye sordu Seda. Sesi ister istemez sert çıkmıştı.

“O pivot pencerenin kırık mandalını tamir ettirmesini hatta o pencereyi hepten ördürmesi gerektiğini söylemiştim ona,” diye aynı oranda sert yanıt verdi ufak tefek kadın.

“Reha Komiser’i öldürdüğün geceyi anlat.”

“Anlatacak bir şey yok. Duvarı tırmandım ve iple aşağı indim. Ben 43 kilo bir kaya tırmanıcısıyım. Bunları gözüm kapalı yapabilirim.”

“Sonra?”

Kadın hafifçe dikleştirdi bedenini, sıkılmış gibi soludu, karşısındaki soğuk yüzlü polise baktı bir an. Gözleri naylon poşetin içindeki kanlı emniyet kemerine kaydı.  

“Bilgisayarın başındaydı. Her zaman olduğu gibi. İpi boğazına geçirdiğimde bunu yapanın ben olduğumu anladığından eminim. Dalga geçerdi, o fare deliğinden senden başkası giremez diye. Yeni oyun karakteri açmış kendine, adını da Lynn HILL koymuş. Kaya tırmanışının aptal bir uğraş olduğunu söylerdi hep. Bu dikkatimi dağıttı bir an. O anda uzanmış masanın üstünde duran çakıya. Ama o lanetli şey sahibini korumak yerine ölüm getirdi. Bir kez daha ölüm…”

Seda bu alçak sesle yapılan serzenişin üstünde durmadı. Cevabını merak ettiği tek bir sorusu vardı çünkü.  

“Neden?” 

Kaya tırmanıcısı katil, polise baktı. “Hakan’la evlenecektim. O adam bana tapıyordu. Hayatımda ilk kez biri bana bir gelecek vaat ediyordu. Artık hayatımı o lanet duvarlara tırmanarak kazanmak zorunda kalmayacaktım.”

Durdu, hararetli sözlerini kısa bir solukla soğutmaya çalıştı. Son derece alçak sesle devam etti. “Hakan o şubeye atandığında her şeyin tersine döneceğini anlamıştım zaten. Yine de aylarca hiç karşılaşmadık Reha’yla. Motorumu, kıyafetlerimi değiştirince beni fark etmediğini düşündüm. İki hafta önce beni otoparkta sıkıştırdı. Hakan’la beraber olduğumu öğrenmiş. Konuşmak için fırsat kolluyormuş.”

“Ne istiyordu? Ona geri dönmeni mi?”

Acı acı gülümsedi kadın. 

“Hayır. Onun için varlığım da yokluğum da birdi zaten.”

Seda bu itirafın kadına acı verdiğini hissetti. Hakan’la gelecek planları yapan bu kadın yoksa hala Reha’ya mı âşıktı? 

“Hakan’a bizden bahsetmemi istiyordu. Bütün gün yüz yüze baktığı adamın bu gerçeği bilmesi gerekiyormuş. Israr etti. Sen söylemezsen ben söylerim dedi.”

“Bu kadar mı?”

Kadının ilk kez yüzü gerildi, kaşları çatıldı.  

“Yetmez mi? Hakan’a nasıl aynı büroda çalıştığı amiriyle beraber yaşadığımı açıklardım. Reha’ya yalvardım. Beni görmezden gelmesi için yalvardım ona. Bana başka çare bırakmadı.”

Seda usulca masaya eğildi.  

“O pencerenin kilidinin kırık olduğunu nereden biliyordun? Pencere o kadar yüksek ki biz fark etmedik. Ben cevap vereyim mi? Biliyordun çünkü Reha Komiser’in evinin duvarına daha önce de tırmanmıştın hatta eve girmiştin. Reha Komiser’i ölüme götüren sır neydi? Hakan’ın öğrenmemesi gereken asıl gerçek neydi? Geçmişte yaşadığın ilişkin mi yoksa hayatını duvarlara tırmanarak kazanan bir hırsız olduğun mu?”

Genç kadının gözlerinden iki damla yaş süzüldü. 

“Günlerce aramış beni. Çaldığım iki kuruşun peşinde değildi. O eve nasıl girdiğimi öğrenmek istiyordu. Bir hırsızlık çetesinin elindeydim, öğrenince evine aldı beni. Yatağında yer verdi ama Reha bir birliktelik istemiyordu. Onun istediği tek şey bilgisayarın başına oturup o lanet oyunu oynamaktı. Kısa bir rüyaydı beninkisi ama çok güzeldi. Reha’nın evinden ayrıldıktan sonra Hakan’la tanıştım. O da polisti, bu sayede çete benden uzak duruyordu. Bir kez daha denemelisin dedim kendime.”  

Durdu, acı acı güldü, işaret parmağıyla sağ elinin üstündeki yara bandına dokundu.  

Çav Bella,” diye inledi.O çakı gerçekten lanetli. Dokunan herkese ölüm ve mutsuzluk getiriyor.” 

En Son Yazılar