YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

HİKÂYENİN SONU

Diğer Yazılar

Ofiste uzun zamandır hazırlandığım sunum için son tekrarları yapıyordum. Cep telefonum ısrarla titredi. Tanımadığım bir numara. Firma sahipleri koridorun başında, başımla selamladım uzaktan. Cep telefonum yine titremeye başladı. Aynı numara. Bu sefer birine bir şey mi oldu diye meraklandım.

“Alo!”

“Eren Bey ile mi görüşüyorum?”

“Evet, siz kimsiniz?”

“Avukat Ateş. Dedenizin vasiyeti ile ilgili aramıştım.”

“Dedem mi?”

“Çok acil görüşmemiz gerekiyor. Yarım saat sonra ofisimde bekliyorum,” deyip konumunu attı.

O sırada pazarlama müdürümüz Kenan Bey içeri girdi. “Hazır mısın?”  Daha ne diyeceğimi bilemeden, sunum yapacağım Aks Holding’in yetkilileri de masanın etrafında yerlerini aldılar. Sunuma başladım; sorular, cevaplar derken el sıkışıp ofisten çıkmam iki saatimi aldı.

Hemen avukatı aradım. Açmadı. Mesaj attım. Aradan yarım saat geçtikten sonra cebim yine titredi. Yanıt gelmiş: “Gelmediğiniz için bugünkü görüşme iptal. Yarın göndereceğim adrese gelin. Diğer mirasçılar da oraya gelecek.”

İyi de dedelerim yıllar önce vefat etmişlerdi. İsim benzerliğinden, herhâlde avukat karıştırdı.

İş çıkışı bölümdeki arkadaşlarla bir bara gidip kutlama yaptık. Patron sunumdan çok memnun kalmıştı. “Aferin, hep böyle işte,” deyip duruyordu. Benim aklım avukattan gelen telefondaydı. Bir fırsatını bulup kardeşim Nazan’ı aradım.

“N’aber Nazan?”

“İyi, sen?”

“Bugün tanımadığın bir numaradan arandın mı?”

“Yoo, niye ki?”

“Dedeniz öldü, miras için görüşmemiz lazım, dedi biri. Avukatmış. Yarın konum atacakmış, oraya çağırdı beni.”

“Deli misin, sakın gitme. Ölecek dedemiz kalmadı ki!”

“Diğer mirasçılar da gelecekmiş.”

“Kimmiş onlar?”

“Bilmiyorum ki, mesaj ile cevap verdi, telefonu açmadı.”

“Sakın gitme diyorum bak, sakın.”

“Tamam, merak etme, içerden arkadaşlar çağırıyor, kapatıyorum.”

Bir iki duble daha içtikten sonra herkes evlerine dağıldı. Ertesi günün hafta sonu olması daha çok uyuyacağım anlamına gelmiyordu tabii. Cep telefonunum acı acı çalmaya başlamıştı bile.

“Alo Eren Bey, konumu gönderdim, bekliyorum.”

“Size de günaydın Ateş Bey, bence yanılıyorsunuz. Alo, aloo…”

Yine kapatmıştı. Bu köşe kapmacalar artık can sıkıcı olmaya, bir taraftan da içimdeki merak giderek artmaya başlamıştı. Hemen duşa girip hızlıca ayıldıktan sonra üzerimi giyinip verdiği adrese doğru arabamla yola koyuldum. İki saat sonra bir benzincide kahve molası verdim. Gideceğim yere daha üç saat mesafem vardı. Benzinimi de aldıktan sonra müzik kanallarını çevirirken Chris Rea’nın The Road to Hell şarkısında durdum. Gençliğimizin şarkılarıydı ne de olsa. Navigasyonu ayarladım,  hiç bilmediğim yollara kendimi bıraktım.

Uzun bir süre daha gittikten sonra yol ikiye bölündü. Tabela yoktu. Avukata telefon açtım, ama klasik, cevap vermedi. Çok sıkışmıştım. Ormanlık yolda bir ağaç kenarına yapsam kimsenin haberi olmazdı nasılsa. İşimi bitirip fermuarımı çektim. Arabamın yanına döndüm. Önce yolun sağ tarafından gitmeyi düşündüm. Uzun ince bir yoldu. Ağaçlardan ilerisi gözükmüyordu. Sonra vazgeçtim, sola döndüm. Sol taraftaki yolun başlangıcında mezarlık vardı. Bakımsız, sarmaşıkların sardığı, ağaçların arkasında saklambaç oynar gibi mezar taşlarının olduğu yerden geçerken navigasyondan gelen “Varış noktasına ulaştınız,” sesi ile irkildim. Cihaz herhâlde saçmaladı diye ekranına tekrar baktığımda, kapandığını gördüm.

Sağıma soluma bakarak ilerledim. “Kimse var mı?” diye anlamsızca bağırdım. Ağaçların arasından bir iki gölge geçer gibi hissettim. “Ateş Bey!” diye seslendim. Cevap gelmedi. Elim cep telefonuna gitti. Avukatı aradım. O sırada gözüm yeni kazıldığı belli olan bir tümseğe takıldı. Telefon çalıyor, çalıyor, yine açılmıyordu. Üçüncü çalışta telefonun sesini duyar gibi oldum. Kulak kesilip yere eğildim. Ses toprağın altından geliyordu. Telefonu bırakıp, ellerimle kazmaya başladım önümde duran taze toprağı. Telefonun hoparlöründen, “Nihayet geldiniz Eren Bey,” sesi geliyordu. Serin bir rüzgâr ensemden geçti sanki. Ayağa kalkmaya çalışırken hemen yanındaki kazılmış boş mezarı gördüm. Dizlerimin bağı çözülüp toprağa devrilirken gördüğüm son şey, mermerin soğuk yüzündeki o taze yazıydı: “Hikâyenin sonu.”

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar