YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

MOR DÜĞÜM

Diğer Yazılar

Sabahın körüydü. Parkın demir kapısı yarı aralıktı, içeriden gelen rutubetli soğuk sokağa ağır ağır yayılıyordu. Çimenlerin üzerinde ince bir kırağı tabakası vardı; adım attıkça çıtırdıyordu. Sokaktaki kuru ayaz, içeride yerini ağır, nemli ve küf kokulu bir serinliğe bırakmıştı.

Başkomiser İhsan, cesedin beş adım uzağında durdu. Esmer yüzü, uykusuzluktan ve boşanma davasının bitmek bilmeyen evrak yükünden dolayı iyice çökmüştü. Hafif kırlaşmış bıyıklarını sıvazladı. Derin, yorgun gözlerinde sadece sabahın bu saatinde bir cesede bakıyor olmanın rahatsızlığı değil, günlerdir telefonlarını açmayan kızının kaygısı da vardı. Paketinden bir dal çekti, yaktı ama içmedi; sigara, parmaklarının arasında kendi kendine yanıp küle döndü, izmariti yere attı. Cebinden eldivenlerini çıkardı, parmaklarını tek tek içine yerleştirirken denk getiremedi, parmakları denk gelmedikçe sinirlendi.

“S.ktiğimin…” derken Komiser Levent arkadan yetişti. İri gövdesi ve masum ifadesiyle İhsan’ın yanına dikildi. Liseden beri âşık olduğu hamile karısı Leyla’yı sıcak yatağında bırakmanın suçluluğu yüzünden okunuyordu. Elinde kâğıda sarılı sıcak bir tost vardı, kenarından kocaman bir ısırık alıp ağzı dolu konuştu. “Amirim, sıcak daha. İster misin, böleyim mi yarısını? Sabah sabah asit yapar o sigara.” Bir yandan da eldivenlerini ellerine geçirmeye çalışıyordu. İri yarıydı ama çocuk gibiydi. Çabuk parlar, çabuk sönerdi. Sinirlendiğinde yüzü kızarır, İhsan gibi okkalı küfür etmek ister ama beceremezdi. “Hay ben senin… Terbiyesiz herif!” derdi en fazla, sonra kendine kızardı.

“Amirim, botlar su alacak, girmesek mi hemen?”

İhsan yeni bir sigara yaktı, sert bir nefes çekip cesede baktı. “Gir Levent, gir. Botun kurur da, bu herif dirilmez bir daha. Kim bulmuş?”

“Köpeğini gezdiren bir adam, şurada yürüyüş yolunun kenarında memur arkadaşlar ifadesini alıyorlar, Amirim.”

Ceset bankın önünde, bir su birikintisinin içinde yan dönmüş hâldeydi. Üzerindeki pahalı olduğu belli olan lacivert mont, boğazına kadar kapalıydı. Pantolonu ütülü, ayakkabıları ise sanki bu parkın çamuruna hiç değmemiş gibi tertemizdi. Levent çömeldi, maktulün yüzündeki şaşkınlığı gördü.

“Darp yok, kurşun yok… Kalp krizi mi acaba?” dedi safça. İhsan kaşlarını çattı.

O sırada yanlarına gelen adli tıp uzmanı diz çöktü. “Göz bebekleri çok daralmış,” dedi. “Zehirlenme olabilir ama net bir iz yok. Otopsiden sonra anlarız.”

Levent o sırada cesedin bileğindeki kurdeleyi fark etti. “Bu ne lan? Kurdele bağlamışlar adama, Amirim.”

İhsan yanına çöktü. Bıyıklarını sıvazladı. İnce, özenle bağlanmış bir fiyonk. “Özenmiş Levent. Bak, düğümü tam ortaya getirmiş.”

***

Öğleden sonra maktul Murat Aydın’ın ofisindeydiler. İçerisi askeri bir nizamla düzenlenmişti. Kalemlikteki kalemlerin boyları sıraya dizilmiş, masanın üzerindeki her evrak cetvelle yerleştirilmiş gibi kusursuzdu. Kitaplıktaki dosyalar renklerine göre ayrılmış, toz konmasına izin verilmemişti. Levent odanın bu steril halinden huylanıp cebindeki kuruyemiş paketini çıkardı. Bir yandan çitliyor bir yandan etrafa bakıyordu.

“Normal bir adam, Amirim.”

İhsan, doğrudan masaya yöneldi. Üst çekmeceleri açtı. Faturalar, sözleşmeler, sıradan şeyler… Sonra alt çekmeceyi çekti. Kilitliydi. Cebinden çakısını çıkardı. Kilidi zorlamaya başladı. Kısa bir uğraştan sonra kilit açıldı. Çekmece, ağzına kadar evrak doluydu.  Klasörler vardı; kalın, düzenli dosyalar. Üzerlerinde kadın isimleri yazıyordu. Levent bir tanesini aldı, açtı. İlk sayfada bir kimlik fotokopisi. Altında el yazısıyla notlar:

“Yalnız yaşıyor, ailesi şehir dışında,  akşam geç geliyor.”

Levent’in yüzü gerildi. “Amirim…”

İhsan yanına geldi, dosyaya baktı. Sayfaları çevirdikçe yüzündeki ifade değişti. Bir sayfada fotoğraflar vardı. Kadınların habersiz çekilmiş gibi duran görüntüleri… Kimisi apartman girişinde, kimisi sokakta yürürken. Bazıları daha mahremdi. Bir pencere aralığından çekilmiş gibi. Bir kadının üstü yarı çıplak, evinin içinde olduğu belli. Levent bir an dondu kaldı. Sonra dosyayı kapatacak gibi oldu ama eli havada kaldı.

“Bu ne lan…” dedi, sesi öfkeliydi.

Dosyayı alıp açtığında İhsan’ın nefesi kesildi. Fotoğraftaki kızın gülüşü, saçlarını toplayış tarzı aynı kendi kızıydı. Yüreği ağzına geldi. Hemen telefonuna sarıldı, kızını aradı ama açmadı yine. “Aç şu telefonu be kızım, aç…” diye mırıldandı. Eli titreyerek telefonu cebine koydu. Çenesi kasıldı.

“Pis herif…”

Başka bir dosyayı açtılar. Notlar, fotoğraflar, ev adresleri, telefon numaraları… Levent sertçe nefes verdi, kadınların habersiz çekilmiş fotoğraflarını görünce çekirdek elinde kaldı. Yüzü aniden kıpkırmızı oldu, iri gövdesi sinirden titremeye başladı.

“Vay namussuz… Vay senin ben… Senin ben cibilliyetini… Terbiyesiz herif!” Levent küfretmeye çalışıyor ama dili damağına dolanıyordu. “Amirim, şu fotoğraflara bak! Benim karım hamile, sokakta yürürken bu itlerin bizi izlediğini düşünmek… Vallahi şişleyesim geliyor şu ölüyü!”

İhsan dosyaları sertçe kapattı. “Sakin ol oğlum. Biri şişledi zaten.”

Kendi kızının sosyal medya hesaplarındaki fotoğrafları geldi aklına, laf da dinlemiyordu ki! “Boşandık diye Şam babası olduk anasını satayım!” diye geçirdi içinden.

“Amirim… Bu adam…”

İhsan dosyayı masaya sertçe bıraktı.

“Pisliğin tekiymiş.”

***

İhsan’ın parmaklarının arasındaki, içilmeden yanıp biten üçüncü sigaraydı. Kül pantolonuna döküldü ama umurunda bile olmadı. Sorgu odasının floresan ışığı cızırtı yapıyordu. Kadınların anlattıkları, odada nefes almayı imkânsızlaştırmıştı.

Levent, masanın bir kenarına iliştirdiği simidinden küçük bir parça koparıp ağzına attı ama çiğneyemedi. Duydukları boğazına dizilmişti.

İçeri giren ilk kadın, ince bir montun içinde kaybolmuş gibiydi. Levent ona bir bardak su uzatırken ellerinin titrediğini gördü.

“Emlak işi için gitmiştim ofisine,” dedi kadın, sesi sanki derin bir kuyudan geliyordu. “Kapıyı kilitlediğinde önce şaka yapıyor sandım. Sonra o şekerli, ağır koku… Gözlerimi açtığımda ofisteki o deri koltukta yatıyordum. Üstüm başım dağınıktı. Bana bakıp gülümsedi, ‘Sadece biraz dinlendin,’ dedi. Şikâyet ettim. Polise gittim.”

İhsan yerinde kıpırdandı, bakışlarını kadının yüzüne dikti. “Şikâyetini geri çekmişsin?”

Kadın yutkundu, gözlerinde o anın dehşeti yeniden parladı. “Ertesi gece telefonuma bir fotoğraf düştü. Ben yatağımda uyurken çekilmiş. Başucumda duruyormuş meğer. ‘Polise gidersen sonraki fotoğrafını giyinik çekmem,’ yazmıştı. O günden sonra her gece kapının arkasına dolap dayadım. Onu ben öldürmedim ama çok isterdim. O gece hastanede nöbetteydim, kontrol edebilirsiniz, girişte çıkışta kart basıyoruz, kameralar da var…”

İkinci kadın öfkeyle oturdu sorgu masasına. Yorgun, uykusuz, bıkkındı sesi.

“Beni haftalarca izledi, marketten dönerken, işe giderken… Hep bir adım arkamdaydı. Bir akşam evime girdi. Nasıl girdiğini hâlâ bilmiyorum. Mutfağımda oturmuş çay içiyordu. ‘Seninle konuşacaklarımız var,’ dedi. Sabaha kadar gitmedi. Bana sadece fotoğraflarımı gösterdi. Duş alırken, giyinirken, ağlarken çekilmiş onlarca fotoğraf… ‘Eğer susmazsan bunları iş yerine, ailene gönderirim,’ dedi. Hiçbir yerde güvende hissetmiyorum onun yüzünden.”

Levent sinirden simidi elinde sıktı, susamlar masaya döküldü. “Neredeydin cinayet gecesi?”

“Şehir dışındaydım. İzmir’de toplantım vardı. Otelden sorabilirsiniz. Ben öldürmedim ama yapanın eline sağlık.”

En son giren kadın, uykuda gibiydi. Tepkisiz, donuk bakıyordu. Delil poşetinde duran mor kurdeleye baktı bir süre.

“Ben kendi evime hapsoldum o şerefsiz yüzünden. Tayinim çıktı, ev arıyordum. Emlak ofisine gittim, nasıl güler yüzlü bir adam. Evimi o buldu, çok ilgili, çok inceydi. Yeni gelmiştim buraya, hiç arkadaşım yoktu, ne bileyim… Bir süre sonra bunaldım fazla ilgilenmesinden, mesafe koymaya çalıştım. Dışarı her çıktığımda bir köşe başında belirdi. Telefonuma sürekli ne giydiğimle, nasıl göründüğümle ilgili mesajlar attı. Polise gitsem ne olacaktı? Beni izliyor diyecektim, o da yoldan geçiyordum diyecekti… Çabalasam da sonuç alamayacaktım.” Masadaki sudan bir yudum aldı. “Korkumdan perdelerim kapalı oturdum hep.”

Hem cevap gerekiyordu hem de sorgu daha fazla yıpratıyordu karşısındaki kadınları. Sordu İhsan yine de.

“Cinayet saatinde neredeydin?”

“Annemin yanındaydım. Annem yatalaktır, hemşiresi de var, söyler size orada olduğumu.”

İhsan masadaki telefonuna baktı. Kızı hâlâ dönmemişti. Duyduğu her cümle içini daha da daralttı. Elindeki sigara tamamen bitmiş, filtresi parmağını yakmaya başlamıştı.

Levent elindeki simidi çöp kutusuna attı. İştahı tamamen kesilmişti. “Amirim,” dedi. “Ben mazeretleri kontrol ederim ama doğru söylüyorlar bence.”

***

Teknik ekipten Selim kapıdan kafasını uzattı. “Kayıtlar hazır, Amirim.”

İhsan’ın parmaklarının arasındaki dördüncü sigara yarıya kadar inmişti. Selim güvenlik kamerası görüntülerini duvardaki solgun ekrana yansıttı. Kamera parkın kuzey girişini gösteriyordu.

Murat Aydın kadraja girdi. Üzerinde lacivert montu vardı. Adımları hızlıydı ama birinden kaçar gibi değil, bir buluşmaya yetişir gibiydi. Arada bir kolundaki saate bakıyor, adımlarını sıklaştırıyordu.

“Kendi ayaklarıyla gitmiş namussuz herif. Baksana, sanki buluşmaya gidiyor Amirim.”

“Başka açı var mı Selim?”

“Var Amirim.”

Görüntü parkın içinde ağaçların ve gölgelerin yoğunlaştığı bank bölgesine geçti. Murat, bankın önünde durdu. Etrafına bakındı. O sırada ağaçların karanlığından zayıf, orta boylu biri çıktı. Üzerinde gri, bol bir kapüşonlu vardı. Yüzü tamamen gölgedeydi. Cinsiyetini anlamak imkânsızdı. Zayıf bir erkek de olabilirdi, orta boylu bir kadın da. Yüzünü görmeye çalıştılar ama seçilmiyordu.

Murat onu görünce duraksadı. Önce şaşırdı, sonra ellerini kollarını sallayarak konuşmaya başladı. İhsan sigarasından derin bir nefes çekti. Ekranda Murat’ın dudak hareketleri seçiliyordu; bağırıyor, üste çıkmaya çalışıyordu. Bir ara parmağını katilinin yüzüne doğru salladı, üzerine yürüdü. Katili ise bir santim bile kımıldamadı. Rüzgârda sallanmayan bir ağaç gibiydi.

Murat’ın öfkesi doruğa çıktı. Karşısındakinin kapüşonunu çekmek ya da ona vurmak için elini kaldırdığı anda katil hareket etti. Sol eliyle Murat’ın hamle yapan kolunu hafifçe yana itti, sağ eli ise yanan bir kibrit hızıyla Murat’ın boynuna gitti.

Levent elindeki elmayı masaya bıraktı. “Gördün mü Amirim? Çıt çıkarmadı herif.”

Murat’ın devasa gövdesi bir anda kaskatı kesildi. Gözleri faltaşı gibi açıldı, ağzından bir şeyler çıkacak gibi oldu ama nefesi boğazında düğümlendi. Dizlerinin bağı çözüldü, önce bankın kenarına tutunmaya çalıştı, sonra yavaşça çimenlerin yanındaki su birikintisinin üzerine yığıldı.

Katil kaçmadı. Koşmadı. Murat’ın başucunda diz çöktü. Murat’ın bedeni birkaç saniye boyunca sarsıldı, toprağı tırmalayan parmakları yavaşça gevşedi. Adamın son nefesini verişini tam bir dakika boyunca, başını hafifçe yana eğerek izledi. Sonra cebinden o mor kurdeleyi çıkardı. Levent ve İhsan nefeslerini tuttular. Katil, maktulün sol bileğini avucuna aldı. Kurdeleyi doladı. Hareketleri o kadar özenli, o kadar yumuşaktı ki… Parmakları kurdelenin üzerinde zarifçe dolaşıyordu. Bir düğüm attı, sonra fiyonk yaptı. Düğümü tam ortaya getirmek için saniyelerce uğraştı.

İhsan’ın gözleri doldu, parmakları arasındaki sigara filtresine kadar yanmıştı. Kızının saçlarını tarayıp kurdele taktığı o pazar sabahını hatırladı. Katil işini bitirince sakince ayağa kalktı. Arkasını döndü, hiçbir telaş göstermeden, aynı yumuşak adımlarla parkın derinliklerindeki sisin içine girip kayboldu.

Levent ekrana bakakaldı. “Amirim… Bu hiç normal değil…”

İhsan pencereye döndü, dışarıdaki karanlığa baktı. “Değil Levent… Değil…”

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar