YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

ŞAHİNLER TEKKESİ CİNAYETİ

Diğer Yazılar

Temmuz 2006’da bir ikindi vakti, Fatih Çatladıkapı’daki sur dibinde parçalara ayrılmış ve bavula yerleştirilmiş bir ceset bulundu. Bu ceset Zeytinburnu’nda yerleşik Şahinler Tekkesi Şeyhine aitti. Şahinler Tekkesi yüzyıllardır kendi hâlinde yaşayan insanlardan oluşan minik bir tekkeydi. Orijinali tarihi bir ahşap konakken zaman içinde yapılan eklemelerle büyük bir betonarme yapıya dönüşse de Şeyhin mimari zevki sayesinde ahşap görünümlü kaplamaları ve avlusundan odalarına kadar süslemelerle eski görünümünü korumayı başarmıştı.

İstanbul’a tayinim çıktığı sıralarda teşkilat eşrafınca “Kesik Şeyh” olarak anılan bu dosyaya gizli soruşturmacı olarak atanmıştım. Tekkedeki muhbirimiz yeni mürit olarak beni tekkeye sokacak ve orada vakit geçirmemi sağlayacaktı.

Hafız Şahin –Tekkede herkesin müstear adı vardı; müstear adın yanına Şahin adı takılırdı– ile beraber tekkedeki ilk gün ritüeli için buluştuk. İlk gün Şeyh ile tanışıp üç günlük bir kampa alınacaktım. Ondan sonra tekkeye kabul edilip edilmediğim belli olacaktı. Bu intibak sürecinde bol bol herkesi gözlemlemeye çalışıyordum. Acemi olduğum için sorduğum sorular dikkat çekmiyordu. Bu safhada öğrenebildiğim kadar şeyi öğrenemeye çalışıyordum. Kimler Şeyhi en çok severdi, sevmeyenler kimlerdi, hizmetçilerin davranışları nasıldı, tekkeye dışarıdan girip çıkan var mıydı?

Genelde Hafız Şahin bana eşlik ederdi. Yeni Şeyhi çok seviyordu. Eski Şeyhle ilgili bir şey sorduğumda, “Her şey olacağına vardı, Allah’ın hikmeti,” gibi şüpheli cevaplar veriyordu. Bir keresinde, “O ehli sünnet yolundan çıkdıydı, belkim daha fazla günaha batmadan gitmesi ahreti için eyi bile olmuştur,” demişti.  Aslında eski Şeyhe itikatla ilgili konularda muhalif bir grubun olduğu her meşveret toplantısında belli oluyor, aralarındaki gerilim her konuşmada ortaya çıkıyordu. İlk etapta anladığım, eski Şeyh tekkenin yönünü bazı sapkın(!) fikirlere doğru döndürmeye başlamıştı. Kütüb-i Sitte’den bazı parçaların Hak dine aykırı olduğunu bunların uydurma olabileceğini iddia edermiş. Hatta bir kere muhalifler vaaz sırasında Şeyhi derdest etmeye çalışmışlar da muhaliflerin önde gelenleri tekkenin disiplini bozulmasın  diye araya girmiş. Sonra da Şeyhi derdest etmeye kalkanlar tekkeden gönderilmiş.

Tekkede Şeyh ve mürit takımından başka, Şeyhlerin hareminin kaldığı bir bölüm de vardı. Bunun için yapılan bina farklı bir yerde olsa da arazi çok küçük olduğundan asıl binayla iç içe gibiydi. Arada sırada çarşaflı da olsa birkaç kadın görmek bakirliğini gözle bile korumayı âdet edinmiş müritlerin içini gıcıklatırdı. Bolca dedikodunun ve çekişmenin olduğu böyle bir ortamda tekkenin kadınlarıyla ilgili bir bilgi olmaması mümkün değildi ancak Hafız Şahin’in bu konuda ağzı sımsıkıydı. Hafız Şahin’i cumartesi geceleri dışarıdan aldırttığı votkayı gizli gizli odasında içtikten sonra konuşturmak fazla zamanımı almadı.

Tekkede muhaliflerden olan yeni Şeyhin amcasının kızı olan Hacer adında bir genç kız vardı. Tekkenin evlilik çağındaki tek kızı olunca sürekli talipleri olurmuş ve bu talipler ara sıra it dalaşına girermiş. Aile de öyle herkese kız vermek istemez, tekkenin şanına yaraşır bir damat isterlermiş.

Bu kız gençliğini doğru yerlerde yaşayamadığından mütevellit, içindeki uçarı yönü tekkede yaşamaktan çekinmezdi. Nadir denk gelişlerimizde ufaktan gerdan kırmasını ve peçesinin altından gülümsemesini hissederdim. Bu kızı kullanmak işime arayabilirdi. Hafız Şahin’e sevdiği ettiği var mıdır diye sordum. Melih diye bir yurt talebesinin bir zamanlar buraya gidip geldiğini ancak son zamanlarda aniden ortadan kaybolduğunu söyledi. Şeyhin ölümünden önce muhalif grupta yer alıp gönderilen elemanlardan olduğunu düşünüyormuş.

Tekkede Hacer ile yaşıt ve onun ayarındaki tek kişi ben olduğum için onu etkilemem uzun sürmedi. Mutfağın önünü temizlerken haremden gelen taş duvarlı koridorda ansızın denk gelivermiştik. Geçerken omzumun ve kolumun göğsünden yukarı doğru sürtünmesi sonrasında ise karşılaşmalarımız artmıştı.

Hacer haftada iki gün dışarıda ebru ve hat kursuna giderdi. Market alışverişi sırası bana denk geldiğinde, çıkışımı onunla aynı saatlere ayarlayıp onu takip ederdim. Yanında hep nedimesi olurdu. Bir gün nedimesiyle ayrı ayrı yerlere gittiklerini fark ettim. Meğer bunlar arada böyle kaçamaklar yaparlarmış. Fırsat bu fırsat deyip Hacer’in yanında bitiverdim. Hafif irkilse de köşe başında uzun uzun konuştuk. O kadar az görüşme fırsatı vardı ki onu etkileyecek şekilde aşkımı ilan ettim.

Tekkenin içinde onunla ufak gülüşmeler ve sürtüşmeler çok riskli oluyordu. Her an yakalanabilirdik. Nitekim Hafız Şahin bunu fark etmiş olacak ki “O kahpe herkese öyledir, çok umutlanma,”  demeyi ihmal etmedi. Bu lafı duyduktan sonra iyice cesaretlendim. Tekkenin kilerini temizleme sırası çarşamba günleri bendeydi. Hacer’i tenhada sıkıştırdığım bir zaman kilere gelmesini söyledim. Heyecan içinde “Bilmem ki, nasıl olur,” diye gevelese de çabucak kabul etti. Sonraki çarşamba ikindiye doğru kilerde gerekli güvenlik önlemlerini almıştım. Hacer gelir gelmez dış odanın kapısını kilitleyip onu iç odaya alacaktım. İç odada kapı aralığından sızan ışık dışında hiçbir ışık kaynağı yoktu. Hacer gelir gelmez onu hızlıca içeri çektim, gergin değildi aksine kıkır kıkır gülüyordu. Ellerim belini sımsıkı sarmasına rağmen direnmedi. Elim feracesinin başlığını usulca indirdi. Simsiyah saçlarını uzun uzun okşadım. Ürküp vazgeçmesin diye hemen dudaklarımızı birleştirdim, öpüşürken hiç yabancılık çekmiyordu. Kilerin köşesindeki buğday yığınının üzerine serildik.  İçindeki içliği çıkarıp tüm benliğimle ona doğru yaklaşırken yine hiç itiraz etmedi. Her şey bitip nefes nefese uzandığımızda daha önce sevgilisi olup olmadığını sordum. Melih diye birisini sevdiğini ama onu buradan attıklarını söyledi. Yol yine şüphelendiğim adamlardan birine çıkmıştı. Ufak bir kıskançlık hissetsem de sonradan buna kendi kendime güldüm. Aslında başka şüphelerim de vardı. “İlkin o muydu peki?” dedim. “Yok,” dedi. Israr etsem de kim olduğunu söylemedi, kaçıp giyindi. Biraz daha sohbeti uzatmak niyetindeydim. Konuyu eski Şeyhe getirdim. “Sevmem, lanetin tekiydi,” dedi tereddütsüz. Ama söylediğine pişman olmuş gibiydi, hemen konuyu kapattı.

Hacer’le buluşmalarımız o günden sonra da devam etti. Sık sık kilerde, bazen de dışarıda buluşurduk. Sur diplerinde, en heyecanlı anlarımız sonrasında çözülen dilinden en mahrem sırlarına inerdim.

Hacer’in anası ve babası aslen Afgan olup orada evlenmişler; fakat bir zaman sonra Afganistan’dan –kendi deyimiyle– hicret etmek zorunda kalmışlar, Türkiye’ye sığınmışlar. Önce Avcılar’a yerleşmişler, sonrasında Zeytinburnu’na. Tekkeyle orada tanışmışlar. Arada çorba içmeye giderlerken Hacer tatlılığıyla herkesin dikkatini çekmiş. Orada ana babası, çocuğu olmayan bir aileye kızlarını evlatlık vermişler. Bu sırada Hacer beş, altı yaşlarındaymış.  Kız büyüyüp akıl baliğ olduğu sıralarda Melih tekkeye gidip gelir olmuş. İlk zamanlar ufak tefek bakışmalarla başlasa da ilk aşkın ateşi fazla bekleyememiş.  Birbirleriyle halvet oluvermişler. Melih bunun vicdan azabına dayanamayıp âdet olduğu üzere kızı Şeyhten istemeye cüret etmiş.  Kurnaz Şeyh olayı anlamış ve Hacer’i de çağırıp ikisini çapraz sorguya çekmiş. Kuran’a el bastırmalar, evliyaların yeleklerini öptürmeler gibi türlü ritüellerden sonra iki saf âşık beraber olduklarını söyleyivermiş. Bunu duyar duymaz içi ve tüm uzuvları gıcıklanan Şeyh, planlarını o anda yapmış. Melih’i tekkeden derhâl o gece kovdurmuş. Kızı da “Gözlem altına alacağım, bundan sonra benim gözetimimdesin,” diyerek dayalı döşeli bir harem odasına aldırmış. Kızı adını çıkarmakla tehdit edip o günden sonra kapatmasına dönüştürmüş. Hacer’in dediğine göre o zamanlardan sonra Melih’i ne gören ne işiten olmuş.

Bu bilgiler benim için yeterliydi. Şeyh, Hacer’i Melih’e vermemiş, kendi kapatması yapmış, Melih’i tekkeden kovmuş, bunu kendine yediremeyen Melih de bir şekilde Şeyhi kaçırıp parça parça ederek bir bavula tıkmıştı. Hemen kurduğum senaryoyu Amirime anlattım. Arama ve yakalama kararı çıktı. Tüm senaryom birebir doğru çıkmış, Melih’in Fatih’te kaldığı evde Şeyhe ait kan izleri bulunmuştu. Tekkeden iki, üç tanık da olayın kapanmasını isteyen yeni Şeyhin telkiniyle tanık yazdırılmıştı. Dosya elimden alındı ve güvenlik programıyla başka bir şehre tayinim çıktı.

Birkaç ay sonra Whatsapp’tan gelen Hacer’in mesajıyla irkildim. Tam her şeyi unutup yeni hayatıma odaklanacakken olmayacak şeydi. Üstelik görevde sınırı aşıp kızla beraber olmuştum, başıma iş açabilirdi. Mecbur buluşmayı kabul ettim. Bir çay bahçesinde oturup hasbihâlle başladık. Gerginliğim yüzümden okunuyor olacak ki, “Korkma, seni ele vermeyeceğim. O çocuğu boş yere içeri attınız,” dedi. Melih’ten bahsediyordu. Anlatmaya devam etti.

Yeni Şeyh bu olaylar durulunca Hacer’i serbest bırakmamış. Hacer’e, “Senin adın çıktı,” deyip eski düzene devam etmiş. Bir zaman sonra hizmetlerinden ötürü onu cariye mertebesine yükseltmiş. Tekkede cariye olup şeyhe hizmet etmek aslında büyük bir saygınlık getirmiş Hacer’e. Yeni Şeyhin çok içme huyu varmış. Bu içme işini de sadece cariyenin odasında yapabilirmiş, kimse görmesin diye. Hacer biraz cilve yapıp Şeyhe fazla içirse Şeyh olan biten her şeyi dökülüverirmiş. Bir gün konu eski Şeyhe gelmiş. Yeni Şeyh yaşından ötürü iktidarsızlık sorunu yaşadığı bir anda kıskançlık krizine girip eski Şeyhi sormuş Hacer’e. Hacer de aşağılandığını düşünüp, “O çok iyiydi, hiç böyle olmazdı,” deyince yeni Şeyh delirmiş. “Onu nasıl geberttik, o pis çükünü ağzına tıktığımızda görseydin böyle konuşamazdın,” demesin mi? Hacer eski Şeyhi hiç sevmese de, içi bir an cız edivermiş. Akıllılık edip daha da konuşturmuş Şeyhi. Her şeyi ayrıntısıyla öğrenmiş:

Bir gün âlimler meclisinde sohbet edilirken konu zina ile ilgili bir hadise gelmiş. Meclisteki bir akıllı eski Şeyhe laf dürtmek için Amr ibn Meymûn’dan, “Ben Cahiliye devrinde zina etmiş olan bir maymunun üzerine birçok maymunların toplanmış olduklarını gördüm. Maymunlar o zina eden maymunu recmettiler. Ben de o maymunlar topluluğunun beraberinde zina eden maymuna taş attım,” hadisini iç geçirerek okumuş. Üstüne alınan Şeyhimiz de bir an boş bulunup kendini savunma refleksiyle  “Olur mu ya, uydurma hadisleri okumayın kardeşim,” deyivermiş.

Mesele zinadan, “Sen nasıl Buhari’ye uydurma dersin,” demeye gelmiş. Eski Şeyh hem zinayı savunmak hem de Buhari’ye uydurma demek durumunda kalmış. O andan da geriye dönüş olmamış. İlim egosu arşlara çıkan eski Şeyh iddiasını kanıtlamak için başka uydurma hadisleri de ortaya dökmüş. Hadislere uydurma denmesi meclisteki herkesin tansiyonunu çıkarmış. Bir an arbede çıktığında genç âlimlerden birisi kürsüdeki vazoyu kaptığı gibi Şeyhin başına geçirmiş. Şeyhin düşüp ölmesi beş saniyeyi geçmemiş. Her yer kan revan olmuş. Mecliste büyük bir şok yaşansa da herkes bir nevi suç ortağı olduğu için Kuran okunması eşliğinde sessizlik yemini edilmiş. Cesedin bir an önce tekkeden çıkması gerektiği için yeni Şeyh efendinin muhalifliğini sonuna kadar sömürdüğü Melih aranmış. Melih her zaman kendine destek çıkan yeni Şeyhin talebini emir saymış ve bir zamanlar kovulduğu tekkeden cesedi almak için bir kamyonetle gelmiş. Üstü brandalı kamyonete koyduğu cesedi yol boyu küfürler ederek Fatih’teki ablasının evine getirmiş. Parça parça ettikten sonra askerliğe giderken aldığı kırmızı siyah dandik bir bavulun içine doldurmuş. Sonra da Çatladıkapı’daki olay yerine fırlatıp gitmiş. 

Bu bilgileri Amirime tek tek anlattım. Sonrasını uzun yıllar sonra Hacer’den duydum. Amirime olayları anlattıktan sonra polisler tekkeyi aramaya, Şeyhi gözaltına almaya gelmişler. Tam o sırada Şeyh, Hacer’in tekkede sık sık gördüğü bir adamı çağırmış. Adam olay yerine geldiğinde polislerle uzun süre tartışmışlar. İki taraf da sürekli telefonla konuşup duruyormuş. Sabaha karşı polisler çekilip gitmiş. Şeyhin çağırdığı adam meğer savcıymış. Araya birilerini sokup polislerin tekkeye girişini engellemiş. Amirim de bu yüzden emekli edilmiş.

Şahinler Tekkesi ise hakkındaki dedikodularla birlikte hâlâ aynı yerinde durur. Zeytinburnu’nun ara sokaklarını didik didik ederseniz belki siz de denk gelebilirsiniz.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar