
KAYIP DÜŞ’MAN – AYLA KOCA
Yayınevi: REN KİTAP
Basım Tarihi: AĞUSTOS 2025
Sayfa Sayısı: 304
Ayla Koca, Kayıp serisinin (Kayıp Kurban ve Kayıp Ruh Kayıp Beden) devamı niteliğindeki Kayıp Düş’man ile klasik polisiyenin sınırlarını zorlamaya devam ediyor. Serinin önceki kitaplarında olduğu gibi, bu romanda da normal ile paranormal iç içe geçiyor ve gerilim yalnızca polisiye olay örgüsüyle değil, paranormal dokunuşlarla daha da yükselmiş oluyor. Bu yönüyle eser, fantastik gerilim türüne yaklaşmış görünse de Ayla Koca’nın Türk polisiye edebiyatına kazandırdığı ve artık onun imzası hâline gelen Paranormal Polisiye çizgide ilerliyor. Ayla Koca, doğaüstü güçlerini adalet için kullanan karakterler yaratarak, ipuçlarını doğaüstü yolla alsalar bile suçluyu yakalamak için hâlâ delillere ve polis prosedürüne ihtiyaç duyulduğu tezini işleyerek, araştırmacının vakaları yalnızca psişik güçlerle çözemeyeceği yönündeki klasik kurala adeta kafa tutuyor. Böylece ortaya polisiyeye kazandırılan yepyeni bir tür, türü asla yadırgamayan okur kitlesi, son sayfalara kadar süren muammanın ters köşelerle birleştiği, polisiyeye farklı bir bakış açısı getiren bir eser çıkıyor.
KİTABIN KONUSU: On dört yaşında annesini intiharla, babasını bir trafik kazasıyla kaybeden, Mina tek akrabası olan halası tarafından yetimhaneye bırakılmıştır. Hayatın tüm yükünü tek başına taşıyarak büyür, okur, Kayseri Cinayet Büro’da göreve başlar. Altı aydır Emniyet’te görünmez bir gölge gibi dolaşan, çay taşımaktan öteye geçemeyen, içine kapanık, kimsenin tam olarak çözemediği bir kara kutudur. Ta ki bir gün telefonuna gelen o tek mesaj her şeyi değiştirene kadar.
Mina, ekip arkadaşlarına haber vermeden verilen adrese gider ve ölmek üzere bir kadın bulur. Olay Yeri İnceleme çağrılır, amirler bilgilendirilir fakat asıl soru cevapsızdır. Bu adres Mina’ya kim tarafından ve neden gönderilmiştir?
Daha bu gizem çözülmeden, Mina bu kez gördüğü bir rüyanın etkisiyle yeni bir konumu Emniyet’e bildirir. Rüyasındaki sahne, gerçek bir ölümle birebir uyuşmaktadır. Emniyet için bu kabul edilemezdir. Rüyalar ihbar sayılmaz. Mantık, paranormal olanı kabul etmez. Şüpheler büyür, Mina gözaltına alınır ve apar topar Ankara’ya götürülür. Ancak Ankara Emniyet Müdürü Asım Aktürk’ün Mina’ya bakışı bambaşkadır. Onun sezgilerinin, hatta sakladığı psişik güçlerinin, altı yıldır çözülemeyen bir dosyanın sırrını çözebileceğini düşünür. Mina’nın bulduğu iki kurban, yıllardır izini kaybettiren bir katile yaklaşılmasını sağlamıştır. Katile dair gerçek ipuçları ortaya çıkar ve sonunda Kayseri’deki iki vakayı çözme görevi genç komiser Mina’ya verilir.
Mina için bu görev, art arda gerçekleşen tuhaf ölümlerle yüzleşmesi, geçmişin derinliklerine gömülmüş acıların vakalarla birleşmesi, kırık bebekler aracılığıyla gelen mesajların geçmişin derinliklerine gömülmüş acıları deşmesi anlamına gelir. Güven duygusunun sınanacağı, aile sırlarının bir bir önüne döküleceği, psişik güçlerinin ona gösterdiği yolun, bazen kurtuluş değil kabus olacağı, tehlikelerle dolu ölümcül bir maceranın başlangıcı…

SONSUZLUK KAPANI – SELİN BAK
Yayınevi: OĞLAK YAYINLARI/MACERAPEREST KİTAPLAR
Basım Tarihi: 2025
Sayfa Sayısı: 198
Selin Bak, Dedektif Dergi başta olmak üzere çeşitli platformlarda yayınlanan kitap incelemeleri, eleştiri yazıları, makaleleri ve Dark Polisiye seçkilerindeki öyküleriyle tanınan bir yazar. İlk romanı Sonsuzluk Kapanı ile polisiye dünyasına etkileyici ve hızlı bir giriş yaptı ve okurları cesur olduğu kadar kırılgan yönleri de bulunan Başkomiser Asya Sağlam’la tanıştı.
Asya, erkek egemen bir toplumda kadın polis olmanın zorluklarını hem yaşayan hem de bu zorluklara başkaldıran, inatçı ama aynı zamanda zeki, sezgileri güçlü, tarzıyla ve iş bitiriciliğiyle dikkat çeken bir karakter. Polisiye edebiyatta örneklerine az rastlanan baskın kadın karakter tiplemesinin modern bir yansıması. Asya karakterinde zaman zaman klişelere göz kırpan yanlar bulunsa da, serinin ilerleyen kitaplarında yazarın karakteri daha sağlam temellere oturtacağı ve Asya’yı kendine özgü bir kimliğe bürüyeceği belli.
Roman, bir ilk kitap olmasına rağmen kurgusu başarılı. Selin Bak’ın akıcı dili ve özenli Türkçesi, hikâyenin temposunu güçlendiriyor. Gizem unsuru son sayfalara kadar canlı tutulmuş. Devamının geleceği daha ilk bölümlerde hissedilen kurgu, adeta bir dizi sezon finali tadında, okuru merakta bırakan bir yerde son buluyor.
Yazar, hemşirelik mesleğinden edindiği deneyimleri romana ustalıkla yediriyor. Bilimsel ve tıbbi terimleri okuru yormadan, bilgiye boğmadan kullanarak olay örgüsünü ince ince işliyor. Bu bilgilerle örülen bölümler romanın zirve anlarını oluşturuyor ve gerilimi klasik polisiyenin bir adım ötesine taşıyor.
Toplumsal mesajlar ve etik ihlallere getirilen eleştiriler de kurgunun içine ustaca serpiştirilmiş. Kadına, çocuğa ve hayvana yönelik şiddet, insan haklarının kişisel çıkar uğruna yok sayılması, bilimin yanlış ellerde nasıl bir tehlikeye dönüşebileceği gibi konular romanın arka planında güçlü ve etkili bir farkındalık yaratıyor.
KİTABIN KONUSU: Kayıp Büro Başkomiseri Asya Sağlam ve yardımcısı Komiser Çetin, bir ihbar üzerine Cevizli’ye gider. Sitenin güvenlik görevlisi Yiğit, seksen dört yaşındaki komşusu Şerife Akar’ın kaybolduğunu söylemektedir. Ancak güvenlik kameralarına göre kadın evinden hiç çıkmamıştır. Üstelik birkaç hafta önce benzer bir kayıp ihbarı yapılmış ve sonuç alınamamıştır. Asya, üçüncü kayıp vakasıyla birlikte olayların bağlantılı olabileceğini düşünmeye başlar. Bu kez kaybolan kişi, Asya’nın yaşlı komşusu Aslı Peköz’dür. Ortada hiçbir delil yoktur ve üç yaşlı insan adeta buhar olup uçmuştur.
Kayıp şahısların yanı sıra sokak hayvanlarının da ortadan kaybolduğu gerçeği ortaya çıkar, Asya’nın tesadüfen karşılaştığı bir kadın, ölmüş oğlunun cenazesinin mezarından çalındığını söyler. Tüm bu vakalarla boğuşan Asya ve Çetin’in araştırması, Doktor Alparslan Kapısız’ın da kaybolmasıyla iyice çıkmaza girer. Araştırmalar, onları bilimsel deneyler yapan karanlık bir çetenin izine götürür. Üstelik bu deneylerin, insan hayatını hiçe sayan güçlü isimlerle bağlantılı olabileceği gerçeği, soluk soluğa sürecek bir kovalamacanın henüz başlangıcıdır.

BODRUM’DA MANDALİNA CİNAYETLERİ – ÖNAY YILMAZ
Yayınevi: KDY
Basım Tarihi: 2023
Sayfa Sayısı: 412
Önay Yılmaz, uzun yıllar gazetecilik yapmış bir yazar. Bu birikim, romanının detaylı ve akıcı anlatımına yansımış, yerel olayları ve toplumsal sorunları polisiye türüyle başarılı bir şekilde harmanlayarak kendine özgü bir tarz ortaya koymuş. Cinayet soruşturmasının yanı sıra kitabın verdiği çevresel mesaj çok gerçekçi. Talan edilen doğa ve işlenen cinayetler okuyucuya Bodrum’a farklı bir bakış açısıyla bakacakları, ilginç bir deneyim sunuyor.
KİTABIN KONUSU: Kızıl lakaplı komiser Hayrettin (Hayri) Ayvaz ve ekibi, Bodrum Turgutreis’te, kalbinden bıçaklanmış halde bulunan müteahhit Orhan Aksoy’un cinayet ihbarıyla içinden çıkılması güç bir soruşturmanın tam ortasına düşerler. Katil, kurbanını önce öldürmüş sonra da ağzına kâğıda sarılı yeşil mandalina yerleştirmiştir. Notta daktilo ile “Mandalinaları unutmadım!” yazılıdır. Cinayetin işleniş şekli akıllarda soru işaretleri bırakırken, kısa bir süre sonra yine bir müteahhit olan Şevki Kartal villasının havuzunda tel veya iple boğularak öldürülmüş halde bulunur. İşin garibi onun da ağzında aynı nota sarılı bir yeşil mandalina bulunmuştur. Aradan birkaç gün geçmeden bu sefer de müteahhit Metin Caner özel teknesinde bizzat Komiser Hayri Ayvaz tarafından bulunur. İşler bir anda karışmıştır çünkü bu sefer katil tarafından diğer izlerin yanı sıra farklı bir delil daha bırakılmıştır, karo as bir iskambil kağıdı. Diğer iki maktulün mezarlarına da maça ası ve sinek ası bırakıldığı tespit edilince Komiser Hayri Ayvaz ve ekibi farklı bir değerlendirme üzerinden ilerleme kararı alırlar. Belli ki katil kare ası tamamlamayı kafasına koymuştur ve bu da bir cinayet daha işleneceği ihtimali demektir. Ekip araştırmalara devam ederken bu üç müteahhidin bir zamanlar ortak işler yaptıkları ve bu ortak işlerin başında mandalina bahçelerini katledip yerine lüks siteler yapmak geldiği ortaya çıkar. Soruşturma derinleştikçe ucu Komiser Ayvaz’ın yakın çevresine kadar uzanır. Sürpriz ve ters köşe son ise Komiser’in hayatında unutamayacağı bir iz bırakır.

GÖLGENİN ELİ – ELÇİN POYRAZLAR
Yayınevi: DOĞAN KİTAP
Basım Tarihi: 14.04.2025
Sayfa Sayısı: 384
Gölgenin Eli, Elçin Poyrazlar’ın sevilen karakteri Komiser Suat Zamir serisinin dördüncü kitabı. Suat’ı Ecel Çiçekleri, Kayıp Yüz, Çıplak Kalp romanlarından tanıyoruz. 30’lu yaşlarının sonuna yaklaşmış, sert mizaçlı, kurallara pek uymayan, adalete bağlı fakat kurallarla da arası hiç iyi olmayan gözü kara bir kadın polis. Erkek egemen polis teşkilatında ayağa batan bir çalı. İçki, sigara içiyor, bir kişiyi hayatına sadece kendi isterse sokuyor, istemediği an hayatından çıkarıyor, dostlukları beslemek ona göre değil, o bir yalnız kurt, geçmiş travmalarıyla boğuşuyor ve kimseye tam manasıyla güvenmiyor.
Bu seferki macerasında, birimden birime atılan Suat’ı, İstihbarat Şube’de buluyoruz. Zorlu görevleri bir çırpıda başarabilen komiserimiz bu sefer gazeteci Gökhan Konak’ı yakın takibe almakla görevlendiriliyor. Ne var ki ona bu görevi veren üstleri değil. Suat, adının Oğuz Anar olduğundan başka hiçbir bilgi sahibi olmadığı bu adamın, gazeteci Gökhan Konak’tan ne istediği konusuna şüpheyle yaklaşır. Adamın Suat’ın babasıyla bir bağlantısı olduğunu ima etmesiyle Suat’ın dikkati bambaşka bir yöne dönüyor. Suat için bu takip, İstihbarat Şube’nin ya da ilk andan itibaren kendisinde tekinsiz bir intiba bırakan Oğuz Anar’ın verdiği bir görev olmaktan çıkıyor, yerini, hiç hatırlamadığı babasının geçmişini araştırma isteği alıyor.
Babasının sırlarla dolu hayat hikâyesini öğrenmenin yolunun, esrarengiz Oğuz Anar’ın kimliğini ortaya çıkarmaktan geçtiğine olan inancı onu, çok eskiden tanıdığı ve hayatında dönüm noktası olarak gördüğü, TEM Şube’den Komiser Timur’dan yardım almaya yönlendiriyor. Bu karşılaşmanın küllenmiş duyguları su yüzüne çıkarma tehlikesinden ziyade alacağı bilgilere odaklanan Suat için basit bir takip operasyonu olarak kalabilecek bu dava, ailesinin sırlarıyla yüzleşeceği bir oyuna dönüşüyor.
Üç ayrı koldan ilerleyen romanın ikinci kolunda İstanbul’daki evinde vahşice öldürülmüş olarak bulunan, milyonlarca takipçisi olan sosyal medya fenomeni Darin Dinamo cinayeti işleniyor. Cinayet Büro Başkomiseri Selim ve ekibi soruşturmayı üstleniyorlar. Kısa sürede aynı kişi ya da kişiler tarafından olduğu düşünülen yeni cinayetler işleniyor ve Cinayet Büro ekibinin işi daha da zorlaşıyor.
Soruşturma tüm zorluğu ve gizemiyle devam ederken Başkomiser Selim, ailesinin zoruyla fakat en çok da Suat’a nispet olsun diye kabul ettiği evlilik kararını sorgulamaya başlıyor. Nişanlısı heyecanla düğün hazırlıkları yaparken Selim bir önceki macerada Suat’la yaşadığı yakınlaşmanın izlerini üzerinden atamamış olmanın hezeyanlarıyla boğuşuyor. Nişanlısına sadık kalmakta zorlanan Selim’in işi, Internet fenomeni Darin Dinamo davasıyla, Suat’ın sürdürdüğü operasyonunun çakışmasıyla çıkmaz bir yola giriyor. İki vakanın gizemli ortak noktaları, Başkomiser Selim, Komiser Suat ve TEM Şube’den Komiser Timur’u gazeteci Gökhan Konak’la yüzleşmeye itiyor.
Romanın üçüncü ve bence en muazzam katmanında, 1990’lar Türkiye’sinin Susurluk döneminin derin devlet, faili meçhuller, çete-polis bağlantılarını Suat’ın dedesi Osman Zamir’in ağzından dinliyoruz. Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutan bu bölümlerde dönemin kaosunu, ihanetleri ve görünmeyen güçleri arka planda işleyen yazar, ön planda Osman Zamir’in oğlu Attila Zamir ile imtihanını, oğlunun yavaş yavaş ama emin adımlarla ailesinden, evinden, eşinden, kızından nasıl uzaklaştığını, hangi karanlık olaylara bulaştığını ve Suat henüz küçük bir çocukken nasıl yanarak hayatını kaybettiğini, Osman dedenin acısını iliklerimize kadar hissederek okuyoruz.


