Sinastri Haritasında Görünen Cinayet

“Yağmurun altında insanlar şekilsizdiler” dizesini hatırladı ozanın. İşyerinden yorgun çıkmıştı. Kendisini de yağmur altında şekilsiz hissediyordu şimdi. Başka bir gözle; dışarıdan kendini izliyor gibiydi. Sevdiği kadını düşündü. Birbirlerine çekilmelerine neden olan şeyleri bilmiyordu, onu tutkulu bir kıskançlıkla sevdiğinden başka. Hâlbuki o bunları bilinenlerden farklı; en iyi astroloji ile açıklanabileceğini söylemişti. Neydi bu astrolojiye merakı? Kendisi bu konuya hiç ilgi duymuyor, ilgi duyanlara da pek sıcak bakmıyordu meraklılarına. Sadece onunla olduğu anları uzatmak için dinliyor, yok yok dinler gibi yapıyordu. Birilerine danışmaya karar vermişti. Yoksa uzun uzadıya ayıracak zamanı yoktu. İşteki pozisyonu, stres, yoğun çalışma temposundandı bütün bunlar. Bunu sormuştu astrolojiyle ilgilenen dostu mühendis arkadaşına. Mühendis arkadaşı ise ona; “Bilimsel mi?”, “İspat edebilir misin?” sorularıyla nasıl direndiğinden söz etti; astrolojiyle ilgilenmeye başladığı ilk günleri anlatırken. Sonra kendi hikâyesini anlattı; sakince ve uzun uzun. Haritasına bakan kişi; sürdüğü aracın parçalandığı, kendisinin ise burnunun bile kanamadan kurtulduğu o yağışlı aralık sonu gecesini bilmişti. Bunu ihtiyatla karşılamıştı ki; boşandığı yılı, ayı söylemişti. Kız kardeşi buna çok şaşırmıştı. Kardeşinin eşinden ayrı yaşadığını düşünürken, boşanmış olduğunu duyunca hem şaşırmış, hem de “Böyle bir şeyi bana bile nasıl söylemezsin?” diye tepki göstermişti. Çok daha önceleri izlediği bir videoda yaşanacak yılı yorumlarken, günleri belirterek kitle hareketlerine dikkat çektiği tarihte öngörünün gerçekleştiğini görmüştü. O kişi şimdi saygı duyduğu, eğitim aldığı hocası olmuştu. Aklına Amerika’da gündelik yaşamdaki kayboluş içindeki bir kâhini anlatan film gelmişti. Kâhin imgesi ise karışık görüntüler getirdi usuna. Marmara’da Gölcükte olan depremi de önceden canlı yayında söylemişti hocası. Gerçi o zaman tanımıyordu ve izlememişti. Fakat o olay bir dönüm noktasıydı her ikisinin de hayatında. Bütün bunlar birer kehanet sayılmaz mıydı? Kendine sorduğu soruyu zorlaştırdı. Bütün bunlar birer kehanet sayılabilir miydi? Düşünceler, gelgitler ya da bölük pörçük rüyalarla tüm geceyi huzursuz geçirdiği günler geldi aklına. Kafasında bunlarla yürürken; sevdiği kadının evinin önünde olduğunu fark etti.

Astroloji konusu derindi. Bunu biliyordu. Astrolojiyi öğrenmeyi okumayı sevdiği polisiye romanları daha iyi anlamak, okuma zevkini arttırmak için istiyordu. Romandaki karakterlerin davranışlarından, konuşmalarından, düşünme şekillerinden, duygular anlaşılabilir miydi? Aslında merak ettiği konu, “Katil doğanlar” var mıydı? Ya da kimler cinayet işleyebilirdi? Herkes katil olabilir miydi? Ya da kurban? Zor soruların bir yanıtı var mıydı? Farklı ülkelerde polisin suçlunun bulunması konusunda; astrologlarla, duyu dışı algı çalışması yapan özel gruplarla işbirliği yaptığını okumuştu. Kendi ülkesinde de böyle çalışmalar yapılıyor muydu? Yapılıyorsa da gizli miydi veya yapanlardan başka bilen var mıydı? Apartmanın girişinde sevdiği kadının dairesinin ziline bastı. Kısa bir süre sonra dış kapının otomatiğine basılmış, kapı açılmıştı. Apartman boşluğunu geçti asansör kapısını açacaktı ki, arızalı yazısını gördü. Canı sıkıldı. Zaten buraya yeteri kadar yorgun ve kafasında düşüncelerle gelmişti. Yakıcı bir kıskançlıkla sevdiği kadını görecekti, birlikte olacaklardı. Gece daha yaşanmamıştı. Asansörün çalışmadığı zamanlarda, merdivenleri beşinci kata kadar hızla çıktığında, önce kan beynine sıçrıyor, ayaklarında bir dermansızlık, sonra evde koltuğa halsizce yığılıyor, nefesi yerine zor geliyordu. Merdivenleri çıkarken sakin olmaya çalıştı. Her zaman olduğu gibi sevdiğine sarılacaktı. Sonra birlikte yemek yiyeceklerini, yemekte başlayan konuşma konuların yine bütün yolların Roma’ya çıkması gibi astrolojiye çıkacağını biliyordu. Bu kez bir tartışma yaşamak istemiyordu, dinler gibi yapmamaya, dinlemeye karar verdi. Güzelliğini gün içinde defalarca düşündüğü kadın, onu karşılamak için kapıda bekliyordu.

Masa güzel bir akşam yemeği için hazırdı. Gecikmişti. Her şey güzel görünüyordu. Gün içinde telefonunu niye açmamış, mesajına niye cevap vermemişti? İş çıkışına doğru aramış yemeğe beklediğini söylemişti. Bunları kafasından atmaya çalıştı. Yemekte az konuştular. Sevdiği kadın yine harita yorumları içeren konuşmalarından birine başlıyordu. Bu kez dinleyecekti. Bir kadının haritasında Juno, birlikte olacağı, çocuğunu doğuracağı kadersel eşi gösterirmiş. Karşısındaki güzel kadının kara gözbebeklerinde kendini gördü. Onun Junosu olabilecek miydi? Şimdi o, anlatıyordu. Bir astrolojik haritada iyicil gezegenler, tehlikeli olanlar vardı. Sabit yıldızlar da önemliydi. Hele bazıları vardı ki, açılarla birleşince yorumlar kaderi açıklamaya kadar varabiliyordu. İyi eğitim almış, bilgili ve bu alanda titizlikle çok çalışmış bir astrolog, kehanet denilecek kadar yorumlamalar yapabilirdi. Kehanet? Daha bugün kehanet kavramını aklından geçirmemiş miydi? Jung eş zamanlılıklara dikkat çekiyordu. Anlamlı tesadüfler diye geçirdi aklından. Şimdi gün içindekilerle birleşince bir eş zamanlılık mı yaşıyordu? Dikkatini toplamaya çalışarak dinlemeye devam etti. İyicil açılar vardı astrolojide: sekstil ve trine. Kötücüller kare ve karşıt. Hangi gezegenlerle olduğu ve bu gezegenlerin hangi burçta olduğu da önemliydi. Başka yarı kare, kavuşum, 144 ya da 72 dereceler, orblar… Yine dikkati dağılmıştı, yorgundu. Aklına yine sabah mesajlarına ve aramasına niye cevap vermediği geldi. Sahi neden cevap vermemişti. Neredeydi? Dışarıda mıydı? Yalnız mıydı? Yanında biri mi vardı? Varsa kimdi o biri? Yine kıskançlık krizi kapıyı çalmıştı. Bir tartışma, karlı bir dağda küçük bir karın yuvarlanarak çığ olması gibi büyümeye doğru gidiyordu. Bu kaçıncı tartışma, bu kaçıncı kriz. Artık dayanamadığını, ayrılmak istediğini söylemişti.

Biraz önce büyük bir kıskançlıkla sevdiği kadını öldürmüştü. Boğazını sıkarak nefessiz bırakmıştı onu. Pişman olmak içinse çok geçti artık. İkisinin ilişkisini yorumlamak için haritalarını çalıştığını söylemişti Junom balıkta, marsım Algol derecesinde, yani boğada ve 26 derecede. Junomu kareliyor dediğini hatırladı. Kendisinin marsı ise 8 evde ve akrepte, onun marsını kareliyormuş. Öyle demişti. Bunun ne anlama geldiğini sorduğunda ise geçiştirmişti. Kulaklarında bir uğultu. Bilinci ile niye yönetememişti tartışmayı? İçgüdülerine mi yenilmişti? Haritalarında neler vardı başka? Bir önemi var mıydı ? Bunları gerçekten düşünüyor muydu, bir ses mi fısıldıyordu kulağına? İç sesiyle mi konuşuyordu? Merdivenlerden nasıl indiğini bilmiyordu. Apartmandan dışarı çıktığında elleri sıcaktı, dışarısı ise bir ustura keskinliğinde soğuktu. Şaşkın, belli belirsiz telaşı olan bir katilin adımlarıyla, boşluğa düşmüş biri gibi amaçsız yürüyüşüyle gecenin içinde kayboluyordu.

Yorum Bırakın:

yorum