Suphi Varım ve Simirna Polisiyeleri

Dedektif Dergi okurlarına yeni yılın ilk sayısından Merhaba.

2018 hızla ilerliyor ve ben okunacak bir sürü polisiye kitap arasından seçim yapamadığımı fark ediyorum. Polisiye romanlar ilk ne zaman dikkatimi çekti, ilk okumaya başladığım polisiye romanın adı neydi hatırlamıyorum. Ama bana polisiye kitapları sevdiren yazarlar arasında Suphi Varım romanlarının yeri ayrıdır, onu çok iyi biliyorum.

karanlıkta iki ceset

Yazarın okuduğum ilk kitabıdır. 1800’lü yılların İzmir’inde, o zamanki adıyla Simirna’da peş peşe cinayetler işlenmektedir. Özel Rum dedektif Sokratis Eliseos ve Osmanlı Polis teşkilatından Cevdet Sami, cinayetleri aydınlatmak için vakit kaybetmeden harekete geçerler. Katile yaklaştıkları her adımda işleri daha da zorlaştırmaktadır. İngilizler, Rus ajanlar, kaçakçılık olayları, tarihi eserler, güzel olduğu kadar tehlikeli kadınlar.. hepsi de romanın içinde harmanlanarak, okuyucuyu her sayfada ayrı ayrı heyecanlandırıyor. Simirna’nın baharat kokan, etnik kültürlerle bezeli sokaklarında faytonla büyülü bir yolculuğa çıkarıyor sizi yazar. Türkçe polisiye edebiyatına tarihi dokularla örülü lezzetli bir başlangıç yapmak isteyen okurlara ilk önereceğim kitaplardan biridir.

simirna cinayetleri-1 düello

Suphi Varım’ın Simirna Cinayetleri üçlemesinin ilk kitabıdır. Hikâye, Tapınak Şövalyeleri ile başlıyor, 1133 yılında şövalyelerden birinin sahip olduğu kutsal bir emanet, 1890 yılının Simirna’sında ortaya çıkıyor. Yıldız İstihbarat Teşkilatının hafiyesi Rıza Kerim de, payitahtın selameti ve sultan Abdühamit’in can güvenliği için şehirdeki yabancıları takip etmektedir. Bu sırada denizden esrarengiz bir ceset çıkmıştır. Acar hafiyemiz araştırmalarına devam ettikçe, silah, değerli eserler, simya deneyleri ile ilgilenen büyük bir suç çetesiyle karşılaştığını anlar. Bu sırada cinayetlerde devam etmektedir. Simirna sokakları tehlikelerle doludur artık. Olaylar 19. Yüzyılda geçmesine rağmen işin içine Tapınak Şövalyeleri ve Gül Haçlılar da karışmıştır üstelik. Kanlı cinayetlerin işlendiği faytonlar, esrarengiz mahzenler, büyülü kelimeler eşliğinde tekinsiz bir yolculuğa hazırlanın o halde! Suphi Varım, Düello’da polisiye roman lezzetini iki katına çıkarıyor. Kitapta kullandığı zengin dil ve kelimeler sizi adeta içine çekiyor, konular başlarda karmaşık gibi görünse de okudukça merak uyandırmayı başaran bir kurgusu var.

simirna cinayetleri-2 kâbus

Bu defa açılış Paris’te, polis müfettişi Mösyö Edmond Leblanc, kendisine verilen bir görevde başarısız olunca ortadan kaybolmak üzere şehirden ayrılarak Simirna’ya gitmiştir. Parasız kalınca geçinebilmek için miras işleriyle uğraşan bir avukatın yanında araştırmacı olarak işe başlamıştır. Karşısına çıkan ilk dosya ise korkunç bir şekilde öldürülen Bakırcıyan ailesine aittir. Ailenin mirasçılarını araştırırken oturduğu Ermeni mahallesinde garip olaylar başlamıştır. Küçük bir kız kaçırılarak boğazı kesilmiştir, ardından küçük bir erkek çocuğu da aynı şekilde boğazı kesilmiş olarak bulunmuştur. Gizemli evler, mabetler, ortadan kaybolan haçlar, Marsilya’dan Van’a kadar uzanan korkunç hikayeler.. Huzur içindeki Simirna, kabus şehri olmaya başlamıştır. Herkes endişeli bir bekleyiş ve korku içindedir. Fransız dedektifimiz Edmond ise olayları çözmeye karar vererek bu cinnet halini sona erdirmek üzere işe koyulmuştur.

Suphi Varım, serinin ikinci kitabındaki Kâbus ismini hikâyeye hakkıyla vermiş. Romanı okurken, tıpkı Simirna halkının yaşadığı gibi bir kâbusun içindeymişim gibi geldi. Genellikle gece geç saatlerde okumayı sevdiğimden, satırlar arasında dolaşırken ürpermedim değil hani. Sanki o metruk ve tekinsiz Simirna sokaklarında dolaşıyormuşum gibi bir hisse kapıldım. İlk kitaptan daha fazla etkiledi beni diyebilirim. Ancak karanlıktan ve gizemli olaylardan korkan biriyseniz okumayın sakın 

simirna cinayetleri-3 gölge

Ve evet, geldik serinin son kitabına. Üçlemenin bu son kitabı hamile kadınların esrarengiz bir biçimde öldürülmesiyle başlıyor. Bir gizemli heykel daha çıkıyor karşımıza, bu defa peşinden lanetli bir efsane getirerek üstelik. Bu lanet Simirna sokaklarında ve eşsiz güzellikteki bahçelerinde dolaşırken, hamile kadınların tümünü endişe ve korku sarmaktadır. Şimdi akıllarında tek bir soru vardır, bu defa sıra kimde gelecek? Cinayetlerin çözülmesi ve katilin yakalanması için dedektifimiz Edmond Leblonc’a bu defa Ronald isminde İngiliz bir arkeolog yardım ediyor. Diğer kitaplarda olduğu gibi bu kitapta da katili hemen tahmin edemiyorsunuz, çünkü herkes şüpheli, herkes katil olabilecek durumda. Hepsinin de bir gerekçesi var ve romanın kurgusu ipuçlarını çok iyi gizlediğinden, okurken ‘’Katil o, yok bu, yok yok o değil’’ dedirtti bana. Son sayfaya kadar katilin kim olduğunu asla tahmin edemeyeceğiniz ama bol ipucu barındıran kitap istiyorsanız Gölge, tam size göre.
sokratis’in oyunları

Karanlıkta İki Ceset kitabında tanışmıştım ilk, dedektif Sokratis’le. Rum dedektifimiz, 1900 yıllarının Simirna’sında yine gizemli ve karmaşık bir cinayet olayını çözmeye çalışmaktadır. Lakin tek bir olay üzerinde yoğunlaşırken, kanlı cinayetler art arda işlenmeye devam etmektedir. Üstelik bu defa padişaha karşı ayaklanma hazırlığı yapan isyancılar, işkenceci bir katil, peşinde dolaşan karanlık adamlarla da uğraşmak zorunda kalmıştır. Cinayetler gizemli ve karmaşıktır, Sokratis’in işi bu defa gerçekten güç hale gelmiştir.

Sokratis karakteri bana, Arsen Lüpen ve Sherlock Holmes’in daha yumuşatılmış halini hatırlattı. Kurnaz bir adam, ipuçlarını okumakta maharetli, zorda kaldığında soğukkanlılıkla yalan söyleyip kurduğu oyunlarla karşısındakinin zekâsını zorlayan biri. Bu becerikli adamın korktuğu tek kişi ise âşık olduğu karısıdır. Bir tek ona yalan söyleyemez, müşkül durumda kalsa bile bir şekilde işin içinden sıyrılır. Romanda karısıyla geçen bu diyaloglar ise ayrı bir güzellik katıyor kitaba. Cinayetin ortasında soluk aldırıveriyor okuruna Suphi Varım. Ve temposu hiç düşmeyen bir polisiye çıkıyor karşımıza. Kitaptaki diğer karakterler de bir hayli güçlü kişilikler. Okurken hayal edebiliyorsunuz, kimin kim olduğuna dair güzel betimlemeler yapmış yazar. Oğlak Yayınlarının çıkardığı Suphi Varım eseri olan Sokratis’in Oyunları, dedektif Sokratis’in maceraları devam edeceğe benziyor. Bir sonraki kitapta ise daha acımasız ve sert bir dedektifle karşılaşabiliriz belki.

Son

Tarihsel kurgusu bol, eski dönemleri anlatan kitaplar bana hep daha bir ilgi çekici gelmiştir. Hele bu kitapların bir de polisiye olanları yazıldığında, değmeyin okuma keyfine işte. Geçmişe olan merakımızdan mı, o yılların esrarlı çekiciliğinde yaşamak istememizden midir bilinmez, tarih örgüsünde geçen polisiye romanların ayrı bir duruşu olduğunu düşünüyorum. Günümüz teknolojisi ile eski dönemdeki olanakları karşılaştıramayız elbette, ancak o yılların içerik olarak daha zengin ve daha insan odaklı şekilde yaşandığı da bir gerçek. Suphi Varım kitapları, okurunu tarihsel bir kurgu içine çekerek gizem ve heyecan duygusunu aynı anda yaşatmayı başarmış. Tarihsel olaylarla bağdaşan popüler polisiye romanlar var ancak ya polisiye kısımları yetersiz, ya da salt şehir tanıtım rehberinden öteye geçemiyor birçoğu. Oysaki Suphi Varım’ın Simirna Cinayetleri üçlemesi ile Sokratis’in Oyunları adlı son romanı, cinayet ve polisiyenin hakkını sonuna kadar veriyor. Tabii tarihsel dokular da işin içine girince, okunması son derece zevkli, edebi dili zengin satırlar içine çekiyor okurunu. Deniz ve tarih kokan Simirna sokaklarında dolaşmak ve esrarlı cinayetleri çözmek üzere hafiyelik yapmak isterseniz, Suphi Varım kitaplarını büyük bir zevkle öneririm.

Yorum Bırakın:

yorum