2022 KRİSTAL KELEPÇE YILIN POLİSİYE ÖYKÜ KİTABI ÖDÜLÜNÜ KAZANAN REHA AVKIRAN İLE KISA BİR SOHBET

Diğer Yazılar

Emel Aslan
Emel Aslanhttp://www.onkajans.com/emel-aslan/
1975 yılında Antalya’da doğdu. ODTÜ’de Çevre Mühendisliği okudu. Yıllarca Ankara’da özel sektörde farklı disiplinlerde çalıştıktan sonra 2008 yılında istifa ederek daha keyfî işlere yöneldi; serbest çevirmenlik yapmaya başladı, yazı-çizi işlerine bulaştı. Ankara’da birkaç sene yayınlanan Mahalle Baskısı adındaki kültür, sanat, edebiyat ve eğlence dergisinin kurucusu, editörü ve yazarlarından biriydi. ODTÜ Yayıncılık için çeşitli kitaplar çevirdi. Halen ONK Ajans’a bağlı olarak Devlet Tiyatroları ve özel tiyatrolar için tiyatro oyunları çeviriyor, zaman zaman öyküler, denemeler yazıyor. Polisiye-gerilim ise hep ilgisini çekti. Fırsat buldukça izliyor, okuyor.

Bu genç yaşımda böyle bir ödül almanın mutluluğunu yaşıyorum ve olgunluk çağıma geldiğimde yapabileceklerimi düşününce tüylerim diken diken oluyor.

Öncelikle tebrikler sevgili Reha! Herdem Kitap tarafından 2021 yılında yayımlanmış olan “İnsanlık Hali” adlı kitabınla Türkiye Polisiye Yazarları Birliği’nin (POYABİR) bu yıl ilk kez verdiği Yılın Polisiye Öykü Kitabı ödülünün sahibi oldun. Neler hissediyorsun?

Yarışma insanı değilim. Polisiye bilgisine, zevkine güvendiğim birkaç dostumun gazıyla göndermeye karar verdim kitabımı. Polisiye kitaplar yazmış, polisiyeyi iyi bilen kişilerden oluşan jürinin İnsanlık Hali’ni oybirliği ile ödüle değer bulması beni çok mutlu etti. Bu genç yaşımda böyle bir ödül almanın mutluluğunu yaşıyorum ve olgunluk çağıma geldiğimde yapabileceklerimi düşününce tüylerim diken diken oluyor.

O zaman daha önce hiç sorulmamış bir soruyla başlamak isterim: Neden polisiye?

Bilmiyorum ki. Gizemli olaylara ve bulmaca çözmeye düşkünlüğümden herhâlde. Biraz da gerçek hayattakinin aksine suçluların öykü ya da romanın sonunda mutlaka cezalarını çektiklerini, adaletin yerine geldiğini görmek istediğimden sanırım.

Roman yazmak sabır işi. Benim sahip olmadığım bir özellik.

Peki, neden roman değil de öykü? Gelecek planlarının içinde “Amirim” ve ekibinin içinde olacağı bir roman projesi var mı, yoksa öykülere devam mı? Yeni kitabına ne zaman kavuşacağız?

Roman yazmak sabır işi. Benim sahip olmadığım bir özellik sabır. Her ne olacaksa bir an önce olsun bitsin isteyen bir yapım var. Üç ay, beş ay, bir yıl aynı konu üzerinde çalışmak, ayrıntılı betimlemeler yapmak bana göre değil. Sohbet ederken bile karşımdaki insan gereksiz ayrıntılara girer, lafı uzatırsa daralıyorum. Bana en uygun tarz “Aydın havası”, bu yüzden öykü okumayı ve yazmayı seviyorum.

“Amirim” ve ekibi cinayetleri çözmeye öykülerde devam edecekler. Eğer işlerini bir romanda yapmaya kalksalar karakter dinamikleri artacak, eşleri, çoluk çocukları da devreye girecek ve çarşı karışacak. Bence onlar şimdiki hâllerinden memnunlar. Katillerin peşinden koşarken bir yandan da “Gecen gündüzün belli değil, benimle hiç ilgilenmiyorsun, yüzünü bile göremiyorum,” diye sızlanan bir eşle ya da başını belaya sokan, uyuşturucu kullanmaya başlayan bir ergenle uğraşmak zorunda kalmaktan hoşnut kalacaklarını sanmıyorum. Ben de kıyamam zaten onlara.

Yeni kitap için çalışmalar sürüyor. Umarım yeni yılın ilk aylarında basılmış olur.

Öyküleri teşkilata yıllarını vermiş, mesleki deformasyona uğramış kaşar bir komiser yerine yeni mezun bir komiser yardımcısının nahif bakış açısıyla anlatmanın daha ilginç olacağını düşündüm.

Kitabını okuyanların iyi bildiği gibi tüm öykülerin aynı ekibin çözdüğü cinayetlerden oluşuyor. Bu fikir nereden ve nasıl ortaya çıktı? “Amirim” ve şürekâsı nasıl şekillendi? İleride aynı ekibin yeni maceralarını okumaya devam mı edeceğiz, yoksa yeni karakterlerle tanışacak mıyız?

Öyküleri teşkilata yıllarını vermiş, mesleki deformasyona uğramış kaşar bir komiser yerine yeni mezun bir komiser yardımcısının nahif bakış açısıyla anlatmanın daha ilginç olacağını düşündüm. Amirim de işine odaklı, gereksiz konuşmaları sevmeyen, espri anlayışı olmayan bir yapıda olduğu için komiser yardımcısı okurla düşüncelerini iç sesi vasıtasıyla paylaşacaktı. Hiç olmazsa öykü girişlerine biraz renk katmak için de Oktay Komiser ortaya çıktı. İkinci kitapta da aynı ekip katilleri yakalamaya devam edecek.

Türk polisiyesinin hak ettiği değeri gördüğüne inanmıyorum. Çok iyi yazarlarımız var fakat ülkemizde polisiye deyince insanların aklına yalnızca tek bir yazarın, Ahmet Ümit’in adı geliyor.

Yazma ritüellerini merak ediyorum. Yazmaya başlamadan önce veya yazarken olmazsa olmazların var mıdır? Üretim sürecinde ruh hâlinde ne gibi değişiklikler olur?

Olmazsa olmazım, sessizlik. Öyle müzik dinleyerek filan yazamam. Gündüz vakitleri çevrede dikkat dağıtacak çok fazla şey olduğu için çoğunlukla gece yazmayı yeğliyorum. En çok zorlandığım kısım masanın başına oturmak. Yanımda kahvem ve sigaram olduktan, oturak yerimi sandalyeye yerleştirdikten sonra sorun yok. Ruh hâlimde üretim sürecinde değil de öykü bittikten sonra değişiklik olur; huzurlu, mutlu bir insan olurum, haberleri izlemek bile sinirlerimi bozamaz.

Türk polisiyesi sence hak ettiği değeri görüyor mu?

Türk polisiyesinin hak ettiği değeri gördüğüne inanmıyorum. Çok iyi yazarlarımız var fakat ülkemizde polisiye deyince insanların aklına yalnızca tek bir yazarın, Ahmet Ümit’in adı geliyor. Polisiye okuyan bir kitle mevcut fakat büyük çoğunluğun kafasında hâlâ ‘Türkler polisiye yazamaz’ inancı var.

Yazma serüveninin başındaki çiçeği burnunda yazarlara neler söylemek istersin?

Hepimizin yaptığını yapsınlar; yerli ve yabancı yazarların eserlerini okusunlar, kaliteli film ve dizileri izlesinler. İçlerinde yazma dürtüsü varsa gerisi gelecektir.

Seni tekrar gönülden tebrik ediyor ve Dedektif Dergi ailesi olarak başarılarının devamını diliyoruz…

Teşekkür ederim.

Facebook Yorumları
Ücretsiz! Okuyun!spot_img
Suç Öykülerispot_img

En Son Yazılar