Aşk Tehlikeli midir?

Evet, aşk tehlikelidir. Ruh sağlığımız bozulabilir. Ancak bazı durumlarda yalnızca ruh sağlığı değil, bedensel işlevlerimiz de bozulabilir, hatta son bulabilir. Aşkın aşırı halleri yahut hastalıklı bir tutkuya dönüştüğü o korkunç sınırdaki duygular, partnerlerden birini suç işlemeye dek götürebilir ve tarihteki türlü vakalara baktığımızda, bu suçun çoğunlukla cinayet olduğunu görebiliriz.

Gölge
Peyami Safa

Seri katillerin, psikopatların, yani dünya üzerinde yaşayan “canavar”ların cinayet işleme sebebi gerçek bir canavarlık psikolojisi olsa da, geriye kalan katillerin çoğunu öldürmeye teşvik eden en büyük neden şüphesiz para. Servet sahibi olmak, rahat bir hayat sürmek isteğini de, bir insandan belirli bir sebeple kurtulma arzusu izliyor. Bu arzunun kapsamında en sık rastlanılan motiflerden biri de aşağılık kompleksi kaynaklı kıskançlık ya da daha doğru tanımıyla “haset”. Peki, diğer tür kıskançlıklar? Tutku kıskançlıkları? Bunların sebep olduğu cinayetler de sayıca çok fazla. Ayrıca pek çok polisiye roman, öykü ve filmde de oldukça gözde bir konu. Gerçek hayatta, bu tür vakalarda en sık rastlanılan, kıskandığı partnerini yahut aşk üçgeninin üçüncü kişisini öldürdükten sonra intihar eden katiller.

Aşk yüzünden cinayet işleyen katiller değil de, katiline âşık olan kurbanlar söz konusu olduğunda ise, ilk aklıma gelen hep Selma ve Gölgesi romanı olur. Peyami Safa’nın muhteşem romanı, tuhafve hastalıklı bir aşk hikâyesi ekseninde kuruludur. Bir aşk biterken başlayan bir diğer aşkın, erkekleri kendine mıknatıs gibi çeken müthiş gizemli bir kadının tutkunu iki erkeğin acayip öyküsü, aşk kurbanlığına verilebilecek en iyi örneklerden biridir. Mehmet Güreli tarafından Gölge adıyla filme de çekilen bu harika polisiye, Peyami Safa’nın dolambaçlı kurgusuyla, aşk ve tutku uğruna bir insanın kendisini ne durumlara düşürebileceğini anlatır. Selma ve Gölgesi, cinayet işleme ihtiyacıyla var olan bazı insanların ruh halini, nasıl bir yaşam içgüdüsüyle hayata tutunduklarını da çok başarılı bir şekilde gözler önüne serdiği için, aynı zamanda iyi bir psikolojik romandır.

To Die For
Pamela Smart

Aşkın büyüsüne kapılıp cinayet işleyenler de var. Katil âşığa tüm varlığını teslim etmek değil söz konusu olan, âşık olduğu insanı memnun etmek için öldürenlerden söz ediyorum. Gus Van Sant’ın 1995 yapımı filmi To Die For, bu türden gerçek bir aşk hikâyesinden yola çıkılarak çekilmiştir. Ancak bu aşk hikâyesinde tek bir taraf âşıktır; sevdiği için cinayet işleyecek kadar onu memnun etmek isteyecek, manipulasyona yatkın bir karakter. 1990 yılında, A.B.D.’de, Pamela Smart adında bir kadının kullandığı ve kocası Gregg Smart’ı öldürttüğü 16 yaşındaki öğrencisi Billy Flynn’in saf aşkı gibi aşklar da ne yazık ki varlık göstermiştir ve eminim ki, yine gösterecektir.

Aşkın tehlikeli olmadığı zamanlar da vardır elbette. Bazen aşk hayat da kurtarır. En azından kurgu dünyasının dışında da bunun böyle olabileceğine inanma eğilimindeyim. Kurgu söz konusu olduğundaysa, aşkın bir insanı cinayet suçlamasından kurtarabilme kudretine sahip olduğunu kanıtlayan öykülerden ilk aklıma geleni, Delmer Davis tarafından çekilen ve Humphrey Bogart ile Lauren Bacall’ın baş rollerinde oynadığı Dark Passage filmidir.

Dark Passage

1947 yılında çekilen bu sıradışı kara film, hem başlangıcı hem karakterlerini sunuşundaki ilginçliği hem de çekildiği mekanların stilize görüntüsüyle zihnime kazınmıştır ancak bu yazıyı yazarken aklıma gelmesinin yegâne sebebi, filmde sadece içgüdülerinin gösterdiği yolda ilerleyerek bir suçun aydınlatmalısını sağlayan, son derece âşık bir kadın karakter olmasıdır. Ve bu aşk, Selma ve Gölgesi romanında olduğu gibi yeni ölümlere sebep olmayacak, içgüdüler ve aşk kazanacaktır. Böyle örneklerin gerçek hayatta da sık sık bulunması dileğiyle, geçmiş Sevgililier Günü’nüz kutlu olsun!

Mutlaka Oku

Yorum Bırakın:

yorum