ETKİLEYİCİ BİR GERİLİM FİLMİ: KORKUNÇ KOLEKSİYONCU

Diğer Yazılar

KORKULARIM VAR BENİM

BULUT’UN KIZLARI

DÜŞÜNMEDEN

Yasemin Şen
Yasemin Şen
1982 İstanbul doğumluyum, Trabzonluyum. Koç Üniversitesi'nde Ekonomi, Sabancı ve Florida Üniversitelerinde İşletme yüksek lisans bölümlerinde okudum. Şu anda Anadolu Üniversitesi'nde Sosyoloji okumaya devam ediyorum. Yapımcı Zeynep Atakan'ın eğitmenliğinde YapımLab'de(Zeyno Film) "Yapımcılık Laboratuvarı" mezunu da oldum. 2008 yılında kurumsal hayata atıldım. 2015 yılında kurumsal hayata bir ara verdim. Bu yıldan itibaren yıllardır izlediğim filmlere yenilerini ekleyerek daha fazla not tutmaya araştırmaya ve analiz etmeye başladım. 2017 yılında "Hercumabirfilm" isimli bir instagram sayfası açtım. Sayfamda her hafta cuma günü sinema tarihine damgasını vurmuş filmlerden birini seçerek hakkında hap bilgi paylaşıyorum. Amacım sinemanın hayatımıza en kolay dokunan sanat olduğunu takipçilere hatırlatmak. Aynı formatta "Keyifli Alışveriş" ve "Anatolian" dergilerinde aylık olarak 4 sayfa yazılarım çıkıyor.

Filmin Orijinal Adı: The Collector

IMDB: 7,6/ 10

Tür: Dram, Gerilim

Süre: 1 saat 59 dk.

Renk: Renkli

Yapım yılı: 1965

Ülke: ABD, UK

Yönetmen: William Wyler

Oyuncular: Terence Stamp, Samantha Eggar

SİNEMA TARİHİNE DAMGA VURAN EN ETKİLEYİCİ GERİLİM FİLMLERİNDEN BİRİ

Bu sayımızda sizlere tozlu raflarda kalması mümkün olamayacak kadar etkileyici bir gerilim filmi seçtim.  Filmin başkarakteri olan “Freddie”, Times dergisi tarafından sinema tarihinin en soğuk ve şeytani karakterlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Felsefi derinliği fazlaca olan film İngiliz yazar John Fowles’ın ilk romanından uyarlanmıştır.  Orijinal adı “Koleksiyoncu” olan kitap, ülkemizde okurların ilgisini çekmekiçin İnkilap ve Aka Yayınları tarafından“Korkunç Koleksiyoncu” adıyla çevrilmiştir. Film de sinemalarımızda zamanında aynı adla gösterime girmiştir. 

Hollywood’un efsane yönetmeni William Wyler tarafından yönetilen film; Golden Globe, Cannes, Sant Jordi gibi birçok ödülü kazanmıştır.  Wyler’ın dram-gerilim kategorisinde 3. ve son filmi olan “Koleksiyoncu”, Samantha Eggar ve Terence Stamp’ın ilk çıkış filmi olma özelliğini de gösterir.  Terence Stamp bu filmden sonra kendisine teklif edilen “Alfie” rolünü reddeder. Ve kim kapar rolü? Michael Caine! Caine ile dost olan Stamp yıllar sonra, Caine’in kendisine iyi bir rol için sabretmesini ve her teklifi kabul etmemesini öğütlediğini fakat kendisinin Alfie’den sonra teklif edilen her filmde rol aldığını söyleyerek arkadaşını eleştirecektir. Miranda rolünde, güzelliği karşısında gözbebeklerinizin normalden biraz daha büyüyeceği Samantha Eggar ise performansıyla hem Golden Globe hem de Cannes Film festivalinde “en iyi kadın oyuncu” ödüllerinin sahibi olur. 

Sementha Edgar ve Terence Stamp

John Fowles’ın romanı, aslında filme yansıtıldığından çok daha derindir.  Size Fowles’in kitabından da biraz bahsetmek isterim; şöyle ki kurguya ait ilginç bir matematik vardır içerisinde. Ama önce konu: Bir banka memuru ve aynı zamanda kelebek koleksiyoncusu olan Frederick Clegg (Freddie), ilk gençlik yıllarından beri uzaktan izlediği ama hiç tanışmadığı Miranda’ya âşıktır.  Üst tabakaya mensup (aslında orta-üst tabaka demek daha doğru olabilir)  sanat öğrencisi Miranda da onun için kelebekleri kadar eşsiz ve nadirdir.  Çalıştığı bankada sürekli “Kelebek çocuk” diye dalga geçilen Freddie, bir gün spor toto benzeri bir şans oyununda büyük ikramiye sahibi olduğunu öğrenir ve işinden ayrılır.  Artık parası da olduğuna göre Miranda’yı kendine âşık edebilme fırsatı vardır.  Bu hayallerle planını hemen yapar.  Miranda’yı kaçıracak ve evinde “misafir” edecek, şık giyinip, ona centilmence yaklaşarak kendini tanımasına ve sevmesine fırsat verecektir. Peki, Miranda ile birebir iletişime geçtiğinde işler sandığı gibi ilerleyecek midir? Alt tabakadan olan centilmen ve ince Freddie, Miranda tarafından anlaşılabilecek ve sevilecek midir?

Dünyanın en ilgi çekici yönetmenlerinden biri olan Wyler, titizliği ve özellikle film senaryolarını romanlardan uyarlatması ile tanınmıştır.  Wyler’ın kendine özgü bir hikâye anlatma tarzı ve insan ilişkilerine hassasiyetle yaklaşan bir yönü vardır.  Yönetmen o kadar realistiktir ki, filmlerinde bunu yansıtma azmi, çoğu zaman aktörler ve bütçe odaklı yaklaşımlara sahip stüdyo yöneticileri tarafından eleştirilmiştir. Örneğin bu filmde, Wyler, Miranda rolünü canlandıran Samantha Eggar ile sette herkesin iletişime geçmesini yasaklamıştır.  Kimse Samantha ile yemek yiyemez, sohbet edemez hatta selam bile veremez.  Wyler bu özelliği ile Hitchcock’u da hatırlatır.  Hitchcock da “Kuşlar” flminde stüdyodakilerin Tippi Hedren ile iletişime geçmesini yasaklamıştır.  Wyler, sahne çekimlerinde o kadar titizdir ki, aynı sahneyi defalarca tekrarlatır.  Bu özenli yaklaşımı ona “40 kere Wyler (40-take Wyler)” lakabını getirmiştir.  Ama Wyler bu titizliği ile  beraber çalıştığı tüm aktörlerin ve filmlerin onlarca film ödülü kazanmasını da sağlamıştır. Kendisi de “en iyi yönetmen” dalında 3 Oscar ve çok sayıda film ödülünün sahibi olmuştur. Yani biliniz ki zamanında her aktör-aktrist ne kadar zorlu bir yönetmen olsa da, onunla çalışmak için can atar.  Çünkü sonuç bir ödülle mutlaka taçlanacaktır.

Filmimize geri dönersek; hikâye anlatımlarında “flashback” yöntemini çokça kullanan Wyler, nedense bu filminde bize Freddie’yi sadece filmin başında ufak bir flashback ile anlatır.  Fred’in pikolojisine dair herşeyi bizim gözlemimize ve çıkarımlarımıza bırakmıştır. Gözlemlediğimiz kadarıyla Fred bir sosyopattır.  Bu noktada Terence Stamp’in durgun oyunculuğu gerçekten çok etkileyici.  Wyler onu bu role hazırlarken yukarıda da belirttiğim gibi özellikle ondan set dışında Samantha Eggar’la tüm iletişimini kesmeni ister.  Stamp anılarını anlatırken kendisi dahil setteki herkesin Samantha’ya hayran olduğunu hatta ondan çok da hoşlandığından bahseder.  Öte yandan Samantha Eggar, Stamp’in set dışında da karakterinin içinde kaldığının farkında değildir.  Stamp’in soğuk tavırları onu çekimler boyunca mutsuz eder.  Fakat çektiği tüm sıkıntılara rağmen performansı şahanedir. Hatta tekrarlarıyla ün yapmış yönetmenin kendisinden en fazla 2 tekrar talep ettiğini de söyleyecektir.

Filmde kloroformla bayıltma fikri ve sahnesi de ölümsüzleşmiştir.  Ülkemizde “Yeşilçam” sinemasında da bu teknikle kaçırma sahnelerine çokça rastlarız.  Bir zaman sonra içkinin içerisine ilaç karıştırma yöntemi de kullanılacaktır.

Miranda’yı kaçırana kadar Freddie’nin güç ve hâkimiyetini hissettiği tek konu kelebek koleksiyonudur.  Birbirinden güzel ölü kelebekleri en iyi şekilde sergileyerek onları izlemekten zevk alır.  Anlarız ki, normalde entellektüel ve sosyo ekonomik açıdan hiçbir zaman bir araya gelemeyeceği Miranda’yı kaçırıp evinde hapsederek, bir nevi koleksiyonuna yeni bir tür daha katmanın tatminini yaşamak ister. Freddie kelebeklerini sevdiği gibi Miranda’yı da yıllarca uzaktan beğenmiş, sevmiş ve her adımını izlemiştir. Freddie ile Miranda’nın ilk karşılaşma sahnelerinde ise Freddie’nin son derece doğal ama bir o kadar da tuhaf bir şekilde “senin hakkında herşeyi biliyorum” demesi gerçekten ürkütücüdür.  Freddie’nin kendisini cinsel tatmini ya da parası için kaçırmadığını anladığında Miranda’nın korkusu artar.  Karşısında ona uzun zamandır hayran olduğunu ve hakkında herşeyi bildiğini iddia eden bir sosyopat vardır.  Üstüne bir de Freddie ona âşık olduğunu söyleyince, Miranda onun saçma amacını anlar.  Eğer onu âşık etmek için zorla alıkoyduysa sonsuza kadar burada kalacağını söyler.  Miranda’nın zekice kurguladığı birkaç kaçma girişimi başarısız olunca Freddie ona, kendisini tanımak için fırsat vermesi ve sevmesi karşılığında 6 hafta sonunda onu serbest bırakacağını söyler.  Böylelikle 11 Haziran Miranda için “özgürlük günü” olur.  Bu kötü günlerinde dahi bir sanatçı olan Miranda’nın renklerle özgürlüğüne yaklaştığını ifade etme biçimi çok orijinal ve bir o kadar da içler acısıdır…

Kitabın filmdeki felsefeyi anlamada daha ilgi çekici olduğundan bahsetmişim: Fowles’in kitabı 4 bölümden oluşmaktadır.  İlk bölüm 21 yaşındaki sosyopat Freddie’nin anlatımından; 2.bölüm ise kaçırdığı Miranda’nın tutsaklığı boyunca tutttuğu günlük anlatımdan oluşmakta.  Romanın son 2 bölümünde ise yine Freddie’nin anlatımına döneriz.  Dolayısıyla kaçırılan Miranda maalesef kitapta da Freddie’nin bölümleri arasında hapsolmuştur.  

Aslında Freddie büyük ikramiyeyi kazancınca, kendini sosyo ekonomik açıdan Miranda ile denk görüp, onun da kendisini sevebileceğine dair hayaller kurar.  Ama sosyo-kültürel değerleri hesaba katmaz.  İlk bölümde Freddie’nin anlatımından aslında ne kadar eğitimsiz olduğunu, sanat, bilim gibi konularda fazlaca cahil olduğunu anlarız. Miranda karşısında nazik fakat eziktir.  Kadınla olan diyaloglarında aralarındaki sınıf farkının da iyice farkına varır. Freddie ona “siz” diye hitap ederken, Miranda ona “sen” diye seslenir.  Fakat Miranda’nın bu üstün tutumu Freddie’nin  hayranlığını iyice arttırır.  Aynı kelebekleri gibi Miranda’yı istediği zaman seyredebilecektir ve ona sahiptir artık.  Onunla cinsellik yaşayamayacak kadar da özeldir Miranda.  Freddie bu düşünceyle kötü birşey yapmadığına dair kendi kendini sürekli ikna eder.  Fakat Miranda onu deli ve sapık diye aşağılar.  Filmde de bu kültürel uçurum  Miranda’nın çok sevdiği  Picasso’nun sanat anlayışına dair Freddie’ye anlattıklarıyla yansıtılmaya çalışılmış.  Bu sanat anlayışını uğraşsa da bir türlü kavrayamayan Freddie, sonunda tüm kitapları yırtar.  Yani sığ beyin yine yok ediliciğine geri döner. 

İngiliz aktör Kenneth More (1914 – 1982)

Kitabın 2.bölümü ise oldukça ilginçtir.  Tutsak bir insanın değişen psikolojisine şahit oluruz.  Miranda Freddie’den nefret etmesine rağmen; zaman zaman onun eğitimle iyi bir insan olabileceğini de düşünüyor.  Roman kaçıran-kaçırılan değil de iki farklı sınıfın mücadelesi gibidir. Hatta romanda tutsak konumunda olmasına rağmen Miranda’nın Freddie’ye üstten bakışı rahatsız bile edebiliyor okuru.  Dolayısıyla yazar iyi ve kötüyü keskin olarak ayırmayarak okura ters köşe yapabiliyor.  Günler geçtikçe kurtulamayacağını anlayan Miranda, “alt tabaka”dan üst tabakayı taklit ederek sınıf atlayan  “yeni bir kitle”nin oluştuğundan bahsediyor.  Toplumda çoğunluğu oluşturan bu yeni “sürü”den nefret ettiğini de ekliyor günlüğüne. Kitaptan farklı olarak, filmde Miranda, Freddie’yi ağır bir şekilde aşağılamazken; Freddie de kitapta anlatıldığı kadar cahil ve kaba görünmemektedir.  Hatta filmde Freddie o kadar masum ve centilmendir ki kızmanız gereken çoğu yerde ona acırsınız.  Aslında Wyler’ın da amacı budur.  Fakat yine de karakterin dengesizliği sizi ürkütür. Kitapta olup filmde yer almayan bir diğer konu da,  Miranda’nın kendinden yaşça bir hayli büyük öğretmeni ile olan aşk ilişkisidir.  Kitapta ikili arasında derin felsefi konuşmalar da geçmekte.  Miranda’nın yaşının küçüklüğüne rağmen sahip olduğu felsefi derinliği bu ilişkisinden aldığı yorumunu da yapabiliriz.  Aslında filmde de Miranda’nın sevgilisi vardır ama biz göremeden silinmiştir kendisi. Nasıl yani derseniz; üç saatten fazla süren film, Wyler tarafından kesilerek iki saate indirilmiştir.  Kesim aşamasında belki de film tarihinde bir ilk gerçekleşmiş ve Wyler, filmde Miranda’nın erkek arkadaşı rolündeki ünlü İngiliz aktör “Kenneth More”un göründüğü tüm kareleri silmiştir. More, emeğine o kadar üzülür ki yıllar sonra bu durumun hala canını yaktığını söyler.  Kendisi Wyler’ı kazanma ihtimali varken mahkemeye vermezçünkü Wyler’a olan saygısı sonsuzdur.  Diğer yandan Wyler’a göre en iyi sahne çekimlerinden çoğunu Kenneth ile yapmıştır fakat filmin akışı için onun sahnelerini kesmek zorunda kalmıştır.  Sadece filmin başında More’u arkadan görürüz. 

Peki bu filmde verilmek istenen mesaj nedir diye sorarsanız; her insanın içinde iyi ve kötünün barındığını; eşit koşullar sağlandığında, sınıf ayrımının ortadan kalktığı daha yaratıcı ve özgür bir düzenin gelebileceğini anlatıyor desem bana inanır mısınız? Peki şöyle desem; eğitim eğitim eğitim! Yoksa “yeni kitle” sizi yok edecek!

Keyifli izlemeler dilerim. 

Yorum Bırakın:

yorum

Yeni Sayı! - Tıkla & Oku!spot_img
spot_img
Polisiye Hikaye Yarışmasıspot_img
Suç Öykülerispot_img

En Son Yazılar

KORKULARIM VAR BENİM

DÜŞÜNMEDEN

BULUT’UN KIZLARI

MEZAR TAŞI