KADIN CİNAYETLERİNİ DURDURACAĞIZ PLATFORMUNDAN MELEK ÖNDER’LE RÖPORTAJ

Diğer Yazılar

Onur Okan
Onur Okan
Bilgi güvenliği uzmanı olarak çalışan Onur Okan, İstanbul’da yaşıyor, evli ve bir çocuğu var.

Mücadelemiz tüm eşitsizliklerin ortadan kalkması için.

  • Öncelikle söyleşi isteğimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz melek Hanım. Dedektif Dergi okurları için kısaca Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan bahsedebilir misiniz? Ne zaman kuruldu, amacı ve sorumluluk kapsamı nedir?

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2012 yılında kuruldu. Aslında dernek ismimiz politik olarak hedefimizi de net olarak ortaya koyuyor. Ülkemizde kadınların yaşadıklarını en yakıcı sorunun kadın cinayetleri olduğu tespitiyle mücadeleye başladık. Ve bu tespitin ardından ilgili bakanlıklara bu ülkede kaç kadının öldürüldüğünü sorduk. Ancak aldığımız cevap, Türkiye’de kadın cinayeti verilerinin tutulmadığını gözler önüne serdi. Bizler de bunun üzerine her ay kadın cinayeti verilerini raporlaştırdık. Öldürülen kadınların yakınlarıyla birlikte adalet mücadelesi verdik. Her ilde, her adliyede bizler vardık. Olmaya da devam ediyoruz.  ‘Kadın cinayetlerini durduracağız ’ diyerek onlarca eylemler yaptık. Bugün mücadelemiz elbette sadece kadın cinayetlerini durdurmak değil; kadına yönelik her türlü şiddeti, ayrımcılığı durdurmak için mücadele ediyoruz. Tüm kadınlar ve LGBTİQ+lar şiddetten uzak; eşit ve özgür bir şekilde yaşasın diye mücadele ediyoruz.

  • En temelden başlarsak: “Kadın cinayeti” kavramını biraz açar mısınız? Kurbanın kadın olduğu tüm cinayetler kadın cinayeti midir?

Biz kadın cinayetini evrensel olarak kullanılan femicide kavramından yola çıkarak kullanıyoruz. Yani; “embriyodan cenine, bebekten çocuğa, erişkinden yaşlıya kadar tüm kadın cinsiyetteki bireylerin sadece cinsiyetlerinden dolayı ya da toplumsal cinsiyet kimliği algısına aykırı eylemleri bahane edilerek, bir erkek tarafından öldürülmesi ya da intihara zorlanmasıdır. Femisidler salt kadın cinsiyetteki insanların öldürüldüğü cinayetler olarak algılanmamalıdır. Nefretle işlenen bu cinayetlerde, saldırıya uğrayan şey kadın kimliğidir.” Bu tanımlamaya göre kadının öldürüldüğü her durum kadın cinayeti olmuyor. Kadın olmasından dolayı uğradığı ayrımcılık sonucu öldürülmesi ancak kadın cinayeti kapsamında olabiliyor tanımdaki gibi.

  • Toplum içinde aktivizm ve feminizm hakkında pek çok önyargılı ve hatalı bilgilerle karşılaşabiliyoruz. Aktivizm ve feminizm kavramlarından biraz bahseder misiniz?

Biz aktivizm kavramını kullanmayı tercih etmiyoruz. Biz kendimizi mücadele örgütü olarak tanımlıyoruz. Yani kadınların, LGBTİQ+ların eşit ve özgür yaşamaları için mücadele edenler olarak tanımlıyoruz. Feminizm kavramı da artık ülkemizde de dünyada da artık oldukça bilinen ve doğru bilinen bir kavram olarak kullanılıyor. Önceki yıllarda hatırlarsanız en çok aratılan kelimelerden birisi idi feminizm. Artık Türkiye’de ve dünyada kadın hareketinin yükselmesiyle birlikte çok daha bilinir halde ve bu bilinirlikte her geçen gün artıyor.

Feminizmin farklı türleri var. Ama temel olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve bu yönde verilen mücadele olarak tanımlayabiliriz. Feminizm, eşitliğin mücadelesidir. Eşitliği sağlamanın yolu tüm eşitsizliklere karşı olmaktan geçer. O nedenle de biz kendimizi Eşitlikçi Feminizm kavramı ile tanımlıyoruz. Başta tüm eşitsizlikleri üreten sömürü ilişkilerini, doğaya tahakkümü, ulusal baskıları, emperyalist yağmacılığı, heteronormativiteyi, gerontokrasiyi ve türcülüğü yeryüzünden silip atmadan kadınların eşitlik içinde ve özgür yaşaması mümkün değil. O nedenle de mücadelemiz tüm eşitsizliklerin ortadan kalkması için.

  • Dedektif Dergi, Türk polisiye edebiyatı ve kültürünün gelişmesi için yola çıkmış bir yayın organı. Bu sayımızda ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan kadına şiddet ve kadın cinayetlerini odağımıza almak istedik. Ülkemizde kadın cinayetlerine yönelik gerçekleştirilen bilinçlendirici ve önleyici çalışmaları nasıl buluyorsunuz? Örneğin Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu kamuoyundan yeterli desteği görebiliyor mu?

Bizler yıllardır kadın cinayetlerini ve şiddeti durdurmanın yolunu da söylüyoruz. İstanbul Sözleşmesi ve 6284’ün tam ve etkin uygulanması. Ancak siyasi iktidar uygulamak bir yana bir gece de hukuksuzca İstanbul Sözleşmesinden imzayı geri çekti. Sözleşme, “şiddetin kökeninde toplumsal cinsiyet eşitsizliği” vardır tespitiyle başlar. Şiddeti önlemek için eşitsizliği ortadan kaldırmanız ve şiddetin ortaya çıkamayacağı bir toplum yaratmalısınız der. Devletlere önleme, koruma, kovuşturma ve politika geliştirme için somut sorumluluklar yükler. Eşitliğin sağlanması için bütüncül bir çerçeve sunar. Devletlerin uygulamasına ilişkin denetim mekanizması kurar. Tüm bu nedenlerle de eşitliğin sağlanması, şiddetin önlenmesi için çok önemlidir. Devlet; Sözleşmeden imzayı çekerekkadına yönelik şiddette, LGBTİQ’lara ayrımcılık uygulanmasında kendisine düşen sorumlulukları artık yerine getirmeyeceğini açıkça ilan etmiştir. O  nedenle de ne İstanbul Sözleşmesinden vazgeçiyoruz, ne de onu uygulatma mücadelemizden.

Platformumuz kurucuları öldürülen kadınların aileleri. Tüm toplum tarafından verdiğimiz mücadele biliniyor ve bu mücadeleye sahip çıkılıyor. Tıpkı, toplumun İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıktığı gibi. Bizler her kesimden kadınla, LGBTİQ+ ile mücadelemizi sürdürüyoruz. O nedenle de öldürülen kadınların yakınların, şiddet gören ayrımcılığa uğrayan kadınlar ilk bize ulaşıyorlar. Tüm toplum kadınlarla ilgili bir gündem olduğunda ilk önce yüzünü bize dönüyor. Yıllarca verdiğimiz, sürekli, politik ve örgütlü mücadelemizle birlikte bu toplumsallığı yakalayabildik. Artık kadın cinayeti gerçekliği tüm toplum tarafından görülüyor, tüm toplum tepki veriyor, sadece tepki vermekle de kalmıyor mücadele ediyor. Bizlerin dayandığı şey de bu, toplumsal mücadele.

  • “Eskiden de kadın cinayetleri oluyordu ancak haberimiz olmuyordu. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla daha çok duyulmaya başlandı.” Bu klişe cümle ile maalesef sıklıkla karşılaşıyoruz. Durum gerçekten böyle mi? Geçmişte kadına şiddet bir sorun olarak görülmüyor muydu? Ülkemizde bu sorunun resmen adının konduğu bir dönüm noktası oldu mu?

Kadın cinayetlerini durdurma mücadelemizle elbette kadın cinayetlerini daha görünür kıldık. Elbette ki eskiden de kadın cinayetleri oluyordu ve evet o kadar fazla duyulmuyordu. Verdiğimiz mücadele ile kimse artık kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddete sessiz kalmıyor. O nedenle de daha fazla medyada yer alıyor. Sosyal medyada tüm bunları duyurmak için elbette daha fazla imkan yaratıyor. Ama sadece sosyal medyanın yaygınlaşması değil tek başına. Kadınların mücadelesiyle artık elbette hem daha görünür halde. Ancak verilere baktığımızda da kadın cinayetlerinde sürekli bir artıştan söz etmek mümkün. Kadın cinayetleri verilerinin daha sabit devam ettiği dönemlerde bile maalesef artan şüpheli kadın ölümlerini görüyoruz. Bu da kadın cinayetlerinin üstü örtülmeye çalışılan bir boyutu olarak karşımıza çıkabiliyor.

  • Ülke olarak pek çok konuda olduğu gibi kadın cinayetleri özelinde de birlik olmak yerine kutuplaşma eğilimindeyiz. Söz konusu kadın cinayeti olduğunda dahi “Kadın da öyle giyinmeseymiş, o saatte orada ne işi varmış,” gibi ayrımcı ifadeler ve tepkilerle karşılaşabiliyoruz.  Bu örgütlü yozlaşmayı kırmak için nasıl bir yol izlemek gerekiyor sizce?

Bu tam olarak bir kutuplaşma değil. Bu aslında daha çok kadına yönelik şiddetin ya da kadın cinayetlerinin meşrulaştırılmasıdır. Örneğin herhangi birini kadınlar öldürülsün tabii derken görmeniz elbette zordur. Ancak bu gibi söylemlerle şiddeti meşrulaştırmak mümkündür. Tüm bu söylenenler kadın cinayetlerinin, kadına şiddetin, tacizin meşrulaştırma zeminini yaratıyor. ” O da gecenin o saatinde orada olmasaymış. O da alkol içmeseymiş. O da daracık pantolon, kısa şort giymeseymiş. vb.” Bu bahaneler uzar da gider. Sadece failler değil, bu bahaneler öne sürülerek verilen indirimlerle, uygulanmayan tedbir kararlarıyla da devlet nezdinde de şiddet meşrulaştırılıyor. O nedenle de kadınları baskı altında tutmaya çalışmaları bir yana bu boyutunu da hiçbir zaman unutmamalıyız.

  • Ülkemizin kültürel DNA’sı gün geçtikçe olumsuz yönde değişime uğruyor. Kadına şiddet özelinde ülkenin coğrafi konumunu, yönetim şekillerini, geçmişini, toplumsal olayları, sosyo-kültürel yapısını ele aldığımızda, bu sorunun temeli ne kadar eskiye dayanıyor? Sorun genlerimizde mi, coğrafya kader mi, yoksa son derece bilinçli bir yozlaştırma politikası ile mi karşı karşıyayız? Tüm bunları değiştirmek için neler yapılmalı?

Kadınların ezilmişliği günümüzde başlamadı, yüz yıllar öncesine dayanıyor. Kadınların, sadece kadın olduğu için sürekli ve sistematik olarak baskı altında tutulması, ezilmesi ve denetlenmesi ve bu ezilmenin temelinde yatan sistem patriyarkadır.O nedenle de toplumsal eşitsizliğin temeli çok öncelere dayanıyor. Yüz yıllardır erkek egemen sistem kadınları çeşitli biçimlerde baskıladı. Her dönemde farklı yön ve yöntemler kullanıldı. Ve kadınlar verdikleri mücadeleler sayesinde günümüzdeki modern haklarına kavuşmuş durumda. O nedenle de eşit ve özgür bir yaşama kazanmamız da ancak örgütlü bir şekilde mücadele etmekten geçer.

  • Kadın cinayetlerini önlemek için örgütlü ya da bireysel birçok çalışma yapılmakta. Türk polisiye edebiyatında son yıllarda kadına şiddeti konu eden pek çok eser yazıldı. Televizyon dizilerinde veya sinema filmlerinde, “Kadına şiddete dikkat çekmek” giderek yaygınlaşan bir tema hâline geldi, ancak alt metinlerde bu iyi niyetle bağdaşmayan ciddi sıkıntılarla karşılaşabiliyoruz. Kadına şiddet konusunun “farkındalık oluşturmak” adı altında bir tüketim malzemesine dönüştürülmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sorunun sadece var olduğuna işaret etmek, onu çözmek için yeterli midir? Bu durum yarar sağlıyor mu yoksa daha çok zarar mı veriyor?

Bu konuyu çok yönlü olarak konuşup tartışmaya ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Ne tamamen gösterilemez demek doğru olur, çünkü bu kadınları hayatlarında hiç şiddetle karşılamıyor gibi bir durum yaratmak, hiç yokmuş gibi davranmak anlamına gelebilmektedir. demektir. Ancak tabi ki burada şiddetin nasıl dizilerde, filmlerde verildiği de önemli. Kadına yönelik şiddet gibi konuların medyada, dizilerde nasıl verildiği her dönem yeniden değerlendirilmelidir. Önceden çokça ayrımcı ifadeler kullanılırken, örneğin artık bu gibi ayrımcı ifadelerin eskisine oranla daha az kullanıldığını görebilmemiz mümkün. ya da yüzü gözü morluklar içerisinde kadınları gösterip bu şiddeti ifade etmek çok yaygınken, bugün bu şekilde ifade etmek çok yaygın bir yöntem değil. Örneğin bizler de şiddet gören kadınları, ya da öldürülen kadınları mağdur olarak değil, hayatlarının öznesi olan kadınlar olarak gösteriyoruz. Eylemlerde, öldürülen kadınların gülen yüzlerinin olduğu,  ya da sıradan çekilmiş bir fotoğrafını kullanıyoruz. Kadınlar çünkü kendi hayatlarına dair karar vermek isterken, direnirken, kendi kararları için mücadele ederken öldürülüyorlar.

  • Çocukluktan itibaren gerek ailelerimiz gerekse ataerkil toplum tarafından üzerimize yüklenen kadın-erkek cinsiyet rollerine gelirsek… Günümüzde çocuk yetiştirmenin sadece annenin görevi olmadığı, dolayısıyla ebeveynin eşit şekilde sorumlu olduğu bilinci en azından toplumun bazı kesimlerinde yavaş da olsa yerleşiyor. Sadece aile değil, sosyal çevre ve eğitim hayatı da kültürel kodların yazılmasında büyük önem taşıyor. Geçmişte ve günümüzde çocuk yetiştirirken en sık yapılan hatalar neler ve yıllar içinde neler değişti? Bunların sonuçlarını ne şekilde yaşıyoruz?

Sadece çocuk bakımı değil, tüm yaşlı, hasta, engelli bakımının aslında sadece kadınlara yüklenmemesi gerekir. Ve hatta sadece ailelere bırakılacak bir şey de olmamlıdır. Tüm bu bakımlar uzun ve yoğun emek isteyen işlerdir. O nedenle de kamu tarafından karşılanması gerekir. Ülkemizde ise elbette çocuk bakımı toplumsal ilerleme ile birlikte daha fazla ebeveynler tarafından paylaşılmaktadır. Ancak bu da yeterli değildir. Ücretsiz kreşlerin yaygınlaşması gerekir. Çocukların toplumsal cinsiyet eşitliğine göre yetiştirilmeleri önemlidir. Ancak bunlar sadece ailedeki yetiştirilme ile sınırlı şeyler değildir. Okuldan, çalıştığınız yere toplumsal her alanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle karşılaşmanız mümkündür. Ayrıca her ne kadar daha da modernleşse de aile kurumu toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de yeniden üretildiği yerlerdir. O nedenle çocuk, yaşlı, hasta bakımları ücretsiz olarak kamu tarafından karşılanmalıdır. Çocuklar da kendilerine benzeyen benzemeyen çocuklarla birlikte toplumsal bir hayatın içinde toplumsal cinsiyet eşitliği ve diğer eşitlik temelleriyle yetiştirilmelidir.

  • Gündelik hayatta ve iş hayatında kadın ile erkek arasındaki fırsat eşitliğinde ciddi sorunlar olduğunu görüyoruz. “Cam tavan” kavramı yeni tanıştığımız bir ifade olsa da kadınların sıklıkla yaşadığı bir sendrom. Kadına şiddet her zaman fiziksel olmuyor; çalışan, üreten kadınların önünde önemli engeller var. Bu engelleri kaldırmak için yürütülen birtakım çalışmalar mevcut. Devlette ve özel sektörde teşvik edici faaliyetlerle karşılaşıyoruz. Siz bunları yeterli buluyor musunuz? Ekonomik özgürlüğüne eline almış bir kadının, ekonomik açıdan bağımlı olan hemcinslerine göre şiddete uğrama olasılığının daha düşük olduğu ifade eden, dayanağından emin olmadığımız ancak sıklıkla karşılaştığımız bir çıkarım daha var. Bu doğru bir çıkarım mıdır?

Elbette ki tüm emek verenlerin eşit olduğu bir dünya için mücadele ediyoruz ama kadın işsizliğini ayrıca ele almamız gerekiyor. Yüz yıllardan günümüze gelen kadın erkek eşitsizliği,  ezme ezilme ilişkisinden dolayı kadınların çalışma hayatında daha az yer aldığını; çalışma hayatında yer aldığında da yine eşit olmayan koşullarda olduğunu görüyoruz. Kadınların çalışma hayatına katılması önünde koca koca engeller var. Çalışma hayatlarına katılabildiklerinde de çeşitli baskılar ve ayrımcılıklar söz konusu. Kadınlar iş gücüne dahil olduklarında da eşit koşullara sahip olamıyor. Krizde eşit işe eşit ücret almamak, daha esnek, daha güvencesiz koşullarda çalışmak çok yaygın. İş yerinde şiddet, cinsel saldırı, taciz, mobbing ise kadınların karşı karşıya kaldığı diğer sorunlar. İş yerlerinde kadınların ne giyip giymeyeceği bile son günlerde sürekli olarak kadınların önüne getirilmeye çalışılıyor.

Kadınlar ev işlerinde, çocuk, hasta ve yaşlı bakımlarında tek sorumlu olarak görülüyor. TÜİK verilerine göre 11 milyon kadın ev işleri ile meşgul olduğu için işgücü verilerine bile dahil edilmiyor. En açık ekonomik şiddeti, devlet uyguluyor. Bu ülkede kadınlar, çalışmak istedikleri için öldürülebiliyor.

Kadınlar en çok kendi hayatlarına dair karar vermek isterken öldürülüyor. Kendi hayatlarına dair verebilmeleri için de maddi koşullar en önemli etmenlerden biri. Tek etmen elbette ki değil, ama şiddet tehdidi olduğunda kendi ayakları üzerinde durabiliyorsa; bu şiddetten kurtulmak için daha cesaretli ve emin davranabiliyor. Tabi ki, burada devletin de kadını korumak için, şiddeti önlemek için üzerine düşenleri yerine getirmesi şart. İşte o nedenle kadınların güçlenmesi, kadınların çalışma hayatına katılmaları bu denli hayati. İstanbul Sözleşmesi kadınları güçlendirici politikalar izle der.

Ama bu kadar hayati bir şey için izlenen bir politika yok. Kadınların çalışma hayatına katılmasının önünü açan yasalar, düzenlemeler bir kenara; tam tersine kadınların çalışma hayatından dışlayan, ayrımcılık getiren uygulamalar söz konusu.  Kadınların güçlendirilmesi ve eşitliğin sağlanması için en somut ve temel çözüm yolu olan İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuzca imza çekildi. Nafaka gibi kadınların kazanılmış haklarına saldırılar devam ettikçe, kadınların şiddetten kurtulması da kadınların güçlenmesi de mümkün değil.

  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu sorumluluğu ağır olan bir alanda gönüllü olarak hayatına devam ediyor. Emek veren pek çok destekçinizle birlikte bizlerin tanık olmadığı nice kadının hikâyesini dinlemiş ya da ortağı olmuşsunuzdur. Gördüğünüz baskı ve karşılaştığınız engeller de cabası. Direnecek ve devam edecek gücü nereden alıyorsunuz? Ruhen ve zihnen kendinizi bu olaylar karşısında nasıl ayakta tutuyorsunuz?

Her gün haklarımıza, özgürlüklerimize saldırılar artıyor. Ama bu topraklarda da, yanı başımızdaki coğrafyalarda da direnişler büyüyor. İranlı kadınların, İran halkının mücadelesi molla rejimini sarsıyor. Ülkemizde nasıl ki kadınlar canları pahasına haklarından, kendi istedikleri gibi yaşama mücadelesinden vazgeçmiyorsa; İran’da direnen kadınlar da molla rejiminin tüm saldırılarına, tüm baskılarına rağmen direnmeye devam ediyor. Bizler de gücümüzü ülkemizde ve dünyada direnen, mücadele eden kadınlardan, LGBTİQ+’lardan alıyoruz.

  • Şu an nasıl bir mucize olsa ve ne değişse kadına şiddet sorunun çözümünü sağlayabiliriz? Bunu bir nevi “Elinizde sihirli bir değnek olsa,” sorusu olarak da düşünebilirsiniz. Böylesine hızlı bir çözüm mümkün mü?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi. İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284’ün tam ve etkin uygulanması. Evet, şiddeti bir anda bitirmemiz zor ama büyük oranda azaltmak, kadın cinayetlerini büyük oranda durdurmak mümkün.

  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu büyük mücadeleler vererek çözümün bir parçası olmak adına pek çok faaliyette bulunuyor. Bu faaliyetlerinizden biraz bahseder misiniz? Katkıda bulunmak isteyen okurlarımız neler yapabilirler, çözüme yönelik ne tür destekler verebilirler?

Kadın Meclisleri 72 ilde bulunuyor.  Propagandamızın yaygınlaştırılmasından, her ilde kadın cinayeti, kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı davalarının takip edilmesine, basında mücadelemizin duyurulmasına, verilerin toplanıp her ay kadın cinayeti verilerinin yayınlanmasına pek çok alanda çalışmalarımız devam ediyor. İl meclislerimiz, Üniversite Kadın Meclisleri, Liseli Kadın Meclisleri, LGBTİQ+ Meclisleri var. Buralara katılıp birlikte kadın cinayetlerini durdurma, eşit ve özgür yaşama mücadelemizi büyütebilirler.

  • Verdiğiniz mücadele için sizi bir kez daha yürekten tebrik ederiz. Umarız toplumumuzun huzuru, refahı, kadınların aydınlık geleceği ve daha yaşanır bir dünya için çabalarınız karşılığını bulur. Okurlarımıza son olarak ne söylemek istersiniz?

Elbette ki, daha fazla kadınla, LGBTİQ+ ile birlikte sloganlarımız tüm meydanlarda, tüm adliyelerde yankılanmaya devam edecek. Tüm bu hukuksuz uygulamaları bizleri dayatan, mücadelemizi engellemeye çalışanları tarihin karanlığına göndereceğiz. Eşit ve özgür yaşadığımız güzel günleri mücadelemizle kuracağız. O nedenle de tüm kadınları ve LGBTİQ+’ları mücadelemize katılmaya davet ediyorum.

Facebook Yorumları
Ücretsiz! Okuyun!spot_img
Suç Öykülerispot_img

En Son Yazılar