Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

KELEPÇE

Diğer Yazılar

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ

Aspar, hayatıyla alakalı düşüncelere dalmış manzaraya kendini teslim etmişti. Telefonunu çalınca düşüncelerden sıyrılıp kokuşmuş cesetlerle dolu iş dünyasına geri döndü.

Bir can daha göçmüş, bir ateş daha düşmüştü yüreklere. Her ne kadar işini profesyonelce yapsa ve bunda başarılı olsa da her telefon çaldığında huzursuz oluyordu. Çayını yarım bırakıp arabasına geçti. Olabildiğince hızlı olay mahalline vardı. İlk gördüğü onlarca cinayeti beraber çözdükleri, hoş bir iş arkadaşlığı sürdürdüğü Maya oldu. Maya’nın yüz ifadesinde daha önce görmediği bir hazan vardı. Cesedi görmeden önce ilk bilgi mahiyetindeydi bu durum.

“İştar Yıldırım. Dokuz yaşında, iki yıldır kayıpmış. Boynunda boğulma emaresi, vücudunda yirmiden fazla bıçak izi var, sayamadım. Babası altı ay önce vefat etmiş. Annesi evde bizi bekliyor.”

Yürüyüp İştar’ın paramparça bedenine ulaştılar. Çocuk sanki günahsız bir şekilde bu hayattan göçüşüne gülümsüyordu. Karnındaki bıçak izleri sayılamayacak kadar çoktu. Dokuz yaşında bir çocuk nasıl olmuştu da birinin kinine kurban gitmişti? Aspar Başkomiser “Zavallı çocuk acaba bıçak darbeleri inerken yaşıyor muydu?” diye düşündü. Yara izlerine dikkatle baktığında öldükten sonra bıçaklanmış olma ihtimalinin daha baskın olduğuna kanaat getirdi. Hangi ihtimal daha üzücüydü, ölmediği için bıçaklanması mı yoksa birine öldürdükten sonra bile dinmeyen bir kin duyulması mı? Maya, Başkomiserin düşüncelerini bölerek:

“Adli tıp uzmanı olayın on iki- on dört saat önce gerçekleştiğini söyledi.”

“Anladım. Annenin evi yakın mı buraya?”

“Yakın komserim”

Cesedin bulunduğu yer ağaçlık bir patikanın arka tarafında sağdan soldan gözükmeyecek bir yerdeydi. Yolla ceset arasında büyük bir kaya vardı. Çevrede ev yoktu.

“Maya, sen anneyle konuş, ben biraz çevreye bakınacağım sonra bir yol haritası oluştururuz. Cesedin eve yakın bir yerde bulunması katilin yakın çevrede olması ihtimalini artırıyor.”

Maya olumlu anlamda başını sallayıp arabasına yöneldi. Maya anneyle nasıl konuşacağını kafasında tartarak arabayı çalıştırdı. “Eşini altı ay önce kaybetmiş bir kadın cinayetin çözümüne ilişkin pek yardım edemez,” diye geçirdi aklından. Kapıyı derin bir nefes alıp tam çalacaktı ki açık olduğunu fark etti. Anlaşılan bugün giren çıkan çoktu.

“Sedef Hanım, müsait misiniz? Ben Komiser Yardımcısı Maya Demir. Oğlunuz için çok üzgünüm onun hakkında konuşmak için geldim.”

Gözünde ağlamaktan fer kalmamış genç kadın düşmemek için duvardan destek alarak kapıya geldi.

“Buyurun. Gelen polise bir şeyler anlatmaya çalışmıştım elimden geldiğince.”

Maya “Birkaç soru soracağım,” deyince kadın iki sandalyeyi işaret ederek oturmak için yer gösterdi.

“Bunun için çok zor bir zaman biliyorum. Fakat katilini bulabilmemiz için de en kritik zamanlar. Oğlunuzun yaşça büyük arkadaşları var mıydı?”

“Oğlum içine kapanık biriydi, yaşıtlarıyla bile oynamazdı.”

“Düşmanlık gördüğünüz bir aile var mıydı, herhangi bir tehdit oldu mu?”

“Yok, olmadı. Zaten iki yıldır evladımı görmüyordum. Kayıptı. Babası bir buçuk senedir kursta ve iyi olduğu söylemişti. Eşimi de kaybedince her yerde yavrumu aradım. Yer yarıldı da içine girdi sanki. Tek bir iz bile yoktu. Polise gittim, aylarca arandı. Her yere ilanlar verildi. Bunca zaman sonra kapımda ölüsü bulundu. Hala inanamıyorum. Kaldıramayacağımı bildiğim için gidip bakamadım. Oğlumu nasıl öldürmüşler? Nasıl kıymışlar ona nasıl!” Kadının hıçkırıklarının arasından sözleri seçilmiyordu artık. Maya elini Sedef Hanım’ın sırtına koydu. İçinden bir ses bu vakanın daha önce dahil olduklarından başka bir enerjide olduğunu söylüyordu. On dakika sonra Sedef Hanım sakinleşince Maya sorularına devam etti:

“Eşiniz oğlunuzu hangi kursa gönderdiğini söylüyordu?”

“Eski bir tekke. Adıyaman’da.” Maya not defterini çıkarıp adresi not etti.

“Oğlunuzu görmek istemişsiniz, bu tekkeye gittiniz mi acaba?”

“Eşim her seferinde kursun bitmek üzere olduğunu, çocuğu getireceğini söylüyordu. Son zamanlarda garipti.  ‘Artık oğlumuz orada değil, kaçmış’ demişti ağlayarak. Sonraki hafta cumartesi gecesi kaybettim onu,” deyip yeniden hıçkırıklara boğuldu.

“Eşinizin İştar’ı kursa götürdüğü günü hatırlıyor musunuz?”

“Annemlerdeydim. Bayram öncesi temizlik yapmaya yardım etmek için gitmiştim. Döndüğümde İştar yoktu.

“Eşiniz İştar’ın kaçırıldığını mı düşünüyordu?”

“İştar’ın tekkede olmadığını söyledikten sonra çok tedirgin olduğunu hissediyordum ama Göktuğ’un beyninde kötü huylu bir tümör vardı. Çok hassastı bu konuda. Kendi başıma aradım durdum.” “İştar’ın odasına bakabilir miyim?”

“Tabii. N’olur oğluma bunu yapanı bulun, yalvarırım. Ben… ben her şeyimi kaybettim, elim kolum bağlı”

Maya maktulün odasını inceledi. Nasıl bir dünyası vardı? Nasıl bir kader onu böyle bir vahşete götürmüştü? Odası dolu doluydu, buradan hiç gitmemiş gibi.

“Aklınıza bir şey gelirse lütfen bize ulaşın,” deyip kartını bıraktı. Çevrede sadece iki ev vardı ama sakinleri elle tutulur bir ipucu vermemişlerdi.

Aspar Başkomiser OYİ ile birlikte her tarafı karış karış aramış, delil niteliği taşıyabilecek her şeyi incelenmesi için göndermişti. Bu cinayetin altından diğer vakalarda karşılaşmadıkları bir şey çıkacağını düşünüyordu. Dikkatle patikada, ağaç diplerinde gezdi. Gözü her defasında cesetle patikanın arasında bulunan dev kayaya takılıyordu.

Ertesi gün ofiste toplandılar, herkes bulduklarını tek tek açıkladı. Mete:

“Amirim civarda kim oturuyor, kimler İştar’ı tanıyor bir liste yaptım. Patikanın anayola bağlandığı yere yakın bir mevkide güvenlik kamerası vardı. Belirlenen saatleri izledim ancak bir şey çıkmadı.”

“Baba bir şeyler biliyormuş. Acaba borcu olduğu için evladı tefecinin, mafyanın eline düşmüş olabilir mi?” dedi Maya. Mete:

“İsterseniz buna hemen bakayım Başkomiserim.” Deyince Aspar Başkomiser başıyla onayladı.

“Amirim ben de Göktuğ Bey ve Sedef Hanım’ın telefon kayıtlarını inceleyeyim.” dedi İzmir.

“Ben de çevredeki sivil polisten bölge hakkında, uyuşturucu çeteleri hakkında bilgi alayım çocuklar. Okuduğu okuldaki öğretmenlerle görüşeyim. Maya sen de çemberi genişletip çevredekileri yokla. Yanına iki kişi al tehlikeli olabilir.”

“Anlaşıldı Komiserim.”

Çantasıyla ceketini aldı Maya. Özellikle yol kenarlarındaki evlerden bilgi almaya çalıştılar. Ele geçen en önemli bilgi olay saatinde cinayet mahaline yakın bir yerden ışık parlaması görülmüş olmasıydı. Bu cinayetle alakalı mıydı bilinmez yine de Maya not aldı. Daha sonra kayanın olduğu yerin yedi yüz metre ilerisinde ahşap bir ev olduğu bilgisi geldi. Yaşlı bir adam kalıyordu. Maya gerçek ipuçlarına ulaşacağını hissediyordu. Kapıyı çalarken gerilen Maya yumruğunu sıktı. Kapıyı açan yaşlı adam zar zor yürüyordu.

“Birine mi baktınız?” dedi hırıltı bir sesle.

“Merhaba! Ben Komiser Yardımcısı Maya Demir. Birkaç soru sormak istiyoruz. Yakınınızda bir cinayet işlendi.” Şaşırıp eliyle ağzını kapatan ihtiyar polisleri minik evine buyur etti. İhtiyarın şaşkınlığı Maya’nın şüphelerini dağıtmıştı.

“Bir çocuk öldürüldü. Şüpheli bir durumla karşılaştınız mı acaba?”

Adam biraz düşündü. “Gece bir ışık parladı, odun almaya çıkmıştım. Şimşek gibi değildi birkaç dakika sürdü.”

“Başka bir detay aklınıza geliyor mu? Ne olduğunu kontrol etmediniz mi?”

“Yaşlıyım, dizlerim tutmuyor, gece buralar çok ıssızdır. Gerekmedikçe dışarıya bile çıkmam. Yalnızlığı seçmenin bazı bedelleri.”

“Buralarda korkmanıza sebep olabilecek biri ya da birileri var mı? Uyuşturucu satan, içen falan?”

“Kızım burası şehre yakın bir köy olduğundan evet de diyemem hayır da. Şahsen başımdan bir olay geçmedi ama bir çoban vardır küçük çocuklar ondan çok korkarlar sebebini bilmem. Yazları bu patikadan geçer sabahları.”

“İsmini biliyor musunuz?”

“Çoban Osman.”

“Peki herhangi bir ses duydunuz mu, boğuşma sesi gibi?”

“Hayır ışık sönünce eve geçtim. Gençler yakmıştır diye düşündüm”

“Teşekkür ederim. Aklınıza bir şey gelirse mutlaka arayın,” deyip kartını masanın üzerine bıraktı.

Telefonu çalıyordu. Arayan Başkomiser Aspar’dı. Ulaştığı bilgileri sundu.

“Amirim dediğim gibi o ışığı beş kişi görmüş. Ağaç kulübede yaşayan yetmiş yaşlarındaki Murat Şahin de görmüş, evi oraya yakın ancak gidip ne olduğunu teyit etmemiş. Küçük çocukların korktuğu bir Çoban Osman varmış, şimdi onu bulacağım.”

“Sivil polislerle irtibata geçtim birkaç saate rapor verecekler. Sonra şu tekkeye, Adıyaman’a yola çıkacağız. Sen ve Yusuf da geleceksiniz. Çoban Osman’ın yerini tespit ettiğinde haber ver, sonra görüş.”

“Tamam amirim.”  

Aspar Başkomiser oturup rapor beklemektense suç mahalline yeniden gitti. Telefonundan olay yeri fotoğraflarını açtı, incelemeye başladı. Gözüne daha önce fark etmediği bir şey çarptı. Önceki vahşet vakalarını Düşündü. Çok önemli bir fark vardı. Çocuğun burada öldürülmüş olması kesin olmasına rağmen ilk kan kaybı sanki başka bir yerde gerçekleşmişti.

Düşüncelerinden telefonun titreşimiyle sıyrıldı. Rapor beklediği sivil polis, göze çarpan bir şüpheli olmadığını, köyün genel olarak sakin ve olaysız bir yer olduğunu, şüphe duyulabilecek tek kişinin de şehir dışında olduğunu söyledi.

“Başkomiserim, raporu yine de masanıza bırakmamı ister misiniz?”

“Olur,” deyip telefonu kapattı. Olay yerine ilk geldiğinde bu vakanın öncekilerle farklı olduğunu fısıldayan iç sesi, şimdi kendisine bağırmaya başlamıştı. Göremediği çok önemli bir şey vardı ama neydi o? Maya’yı arayıp:

“Maya, maktulün babasının tanıdığı kim varsa sorgulayacağız. Sen Sedef Hanım’la beraber bir liste çıkart ve ekibe yolla. Şüpheli olabilecek herkesi toplayıp bu gece sorgulara başlıyoruz. Yarın öğlen Adıyaman’a yola çıkacağız.”

Maya ile Sedef Hanım on beş kişilik bir liste oluşturdular. Ekibin kalanı adreslere gidip şüphelilerle kısa görüşmeler yaptı. Nerede olduğunu kanıtlayamayan üç kişi vardı. İki tanesinin kaba tavrı şüpheli bulununmuş, hatta bir tanesinin aynı gece olay yerinin iki km. yakınında tek başına içip sızdığını öğrenmişlerdi. Kaba tavır sergileyen ikili daha önce İştar’ın babasıyla kavga ederken görülmüştü.

Bir saat süren sorgudan bir sonuç çıkmadı. Sinirler iyice gerilmişti. Aspar Başkomiser diğerlerine göre sakindi. Maya durumu sorunca kafasını olumsuz anlamda salladı. İki profil de bu cinayete uygun sayılmazdı.

Saatlerce bilgisayar başında çalışmaktan gözleri kızaran Mete, araştırmalarından çıkan tek sonucu anlattı. Baba Göktuğ’un öldüğü tarihte psikiyatri randevusu vardı ancak gidememişti. .

Hazırlıklar tamamlandığında Adıyaman yollarına düşüldü. Nöbetleşe araç kullanarak on iki saatte tekkeye vardılar.

Maya tekkenin girişindeki kapıya vurdu, geri çekilip yanıt bekledi. Aspar Başkomiser’in dikkatini girişi gözetleyen kamera çekti. Kapıyı kır saçlı, orta yaşlarını henüz devirmiş bir adam açtı.

“Buyurun?”

“Polis! İstanbul’dan geliyoruz. Bir çocuk cinayetini soruşturmak için,” diyerek  kimliğini gösterdi. “Siz kimsiniz?”

“Arif adım, buranın sorumlusuyum.”

“İştar Yıldırım’ı tanır mısınız? Uzun bir süre yurdunuzda kalmış bir çocuk.”

Bir an nefesi tutulan Arif sonunda

“Uzun zamandır burada çalışırım böyle isim duymadım, diye cevapladı komiserin sorusunu. “Buyurun yoldan gelmişsiniz. Size avluda çay ikram edeyim sonra müdürümü çağırayım.”

Avludaki masaya oturuldu, çaylar çok geçmeden geldi. Aspar içeride kamera var mı diye bakındı. Arif yanında yaşça daha büyük birisiyle avluda göründü.

“Hoş geldiniz, İsmim Kemal. Arif bana geliş sebebinizi anlattı. Çocukcağız için içim parçalandı.” Gerçekten de gözleri dolu doluydu. “Komiserim ben burada yeni sayılırım. Arif benden iyi bilir ki -o da bilmiyormuş-. Arşivin anahtarını getirdim, bakabilirsiniz.”

Hep birlikte bir saate yakın sürede kayıtlara baktılarsa da İştar’dan hiçbir iz yoktu. Ekip ümidi kaybetmeye başlarken Aspar Başkomiser:

“Girişteki kamera görüntüleri ne kadar eskiye gidiyor acaba?” dedi.

“Biz görüntü silmeyiz. Diğer tekkelerin başına gelenlerden sonra önlem amaçlı saklıyoruz komiserim ,” dedi Arif.

Taciz vakalarını kastediyordu muhtemelen. “Güvenlik kulübesine götüreyim sizi. İki sene diyorsunuz ama özellikle giriş günlerine bakabiliriz. Geç gelenler içeri alınmaz burada.”

Aspar ve Maya görüntülere bakmaya giderken ekibin kalanı arşivi incelemeye devam ettiler. Sanki böyle bir çocuk hiç var olmamıştı burada.

“O çocuk buraya gelmedi. Çok yanlış bir yerde vakit harcadık,” dedi Maya.

Herkes onayladı. Mete:

“O halde muhtemelen İstanbul’dan hiç çıkmadılar” dedi. Apar topar İstanbul’a döndüler mobeselerde çocuğun eşkâli arandı. Babanın nerelerde vakit geçirdiği, kimlerle görüştüğü incelendi.

Yine de sonuç kocaman bir sıfırdı. Kayda değer bir ilerleme olmadığı gibi o iki yıl boyunca çocuk yer yarılmış da içine girmişti.

Ceset bulunduktan üç hafta sonra vakanın hala çözülememiş olması bütün ekibe yük ve stres oluyordu. İştar’ın cansız bedenini rüyalarında görenler bile vardı. Aspar Başkomiser birkaç gün sonra işi başka bir ekibin devralınacağı konusunda uyarılmıştı. Artık son şanslarıydı. Herkes bulgulara tekrar tekrar bakıyor ancak hiçbir ipucu bulamıyorlardı. Buldukları iki şüpheli profile tam olarak uymamış, onları daha fazla göz altında tutmak için ellerinde delil olmadığından salmak zorunda kalmışlardı.

Aspar Başkomiser olayların başında fark ettiği bir şeyi hatırladı. Kan sızıntının az olması nedeniyle cinayetin başka bir yerde gerçekleştiğini düşünmüştü. Ancak diğer adli bulgular aksini göstermişti. Olay yerini tekrar ziyaret etmeye karar verdi.

Bu davayı çözmeliydi. Bu artık son şansı sayılırdı.

Arabadan indi, kayaya yaklaştı. Etrafı dikkatle tekrar inceledi. Sanki mistik bir yer gibi rüzgâr yeşillikleri öyle dans ettiriyordu ki buraya başka bir sebeple gelmiş olsaydı kesinlikle büyülenebilirdi.

Kayanın etrafında dolaştı. Bir tarafı parçalanmaya yüz tutmuş, diğer tarafı yosun kaplamıştı. “Taşların hafızası vardır derler,” diye düşündü. Gözünü kapattı ve gerçekten burada ne olduğunu kayaya sordu. Gözünün önüne gelen imgeler karşısında başı şiddetli bir biçimde döndü ve bayıldı. Bir süre sonra kuş cıvıltıları içinde derin bir uykudan uyanır gibi sakince doğruldu.

Gerçek, bilinmezliğe karşı verdiği savaşı kazanmıştı, derin bir nefes aldı. İçi sızlasa da sırtından büyük bir yük kalktı. Cebinden düşen cüzdanını yerine koyup ayaklandı. Elinde hiçbir delil olmasa da gerçeği fark etmişti. Katili tutuklamak için yola koyuldu.

Nedense onunla uzun uzun konuşmak istedi.

“Akıl sağlığını yitirmiştin ve her İştar’a baktığında babanı görüyordun. Geçmişindeki karanlıklar onun masum yüzünden sana geri yansıyordu. Büyüyünce kurtulduğunu sandığın o bataklık adam, aslında kıyamayacağın bir yavrunun bedenindeydi. Artık gerçekliği olmayan bir acıyı tekrar tekrar yaşıyordun. Zihninin sana kurduğu tuzaklara düştün ve ellerini İştar’ın hem ruhunu hem bedenini almak istercesine hırsa teslim ettin. Canını almış olsan da yetmedi. Tekrar ve tekrar… bir yandan yaptığın şey için çoktan acı çekmeye başlamış deli gibi ağlarken bir yandan ellerin artık sana ait değil gibi pişman olduğunu yapmaya devam ediyordun.”

Derin bir nefes alıp çocukken kendi babasıyla yaşadığı şiddetli kavgaları düşündü. Sanırım artık kendisi için onu affetme zamanı gelmişti.

“Göktuğ Yıldırım. İştar Yıldırım’ı kasten öldürmek suçundan tutuklusunuz.” dedi, sessizce gelmeyecek bir yanıtı bekledi.

“Hastaydınız. Tanrı affeder mi bilemem ama masum bir çocuğun çığlığı kayayı yerinden oynatacak kadar güçlüyken elleriniz neden durmadı?”

“Kaya o masumu kurtarmaya yetişemediği için ağladı biliyor musunuz? Zamanı yerinden oynattı güneş oldu, ışık saçtı ama yetişemedi. Siz de bunu biliyordunuz. Hastalığınız bu yüzden ilerledi. Pişmanlık ve travmalar arasında acı çekerek öldünüz.”

Kelepçeyi mezarının kenarındaki çam ağacına astı ve geldiği yoldan geriye döndü.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ