MEZAR TAŞI

Diğer Yazılar

KORKULARIM VAR BENİM

DÜŞÜNMEDEN

BULUT’UN KIZLARI

Ahali bir vadinin ortasına yerleşik kabristanı cepheden gören mezarlık duvarına sıra sıra dizilmişti. Genç adam merakla duvara yanaştı.

Mezarlık, ekime hazırlanan bir patates tarlasını andırıyordu. Onlarca mezar, kazma ve küreklerle açılmıştı.

“Ne oluyor burada?”

On yaşlarında bir çocuk, “Mezar açıyorlar,” diye cevapladı.

Neredeyse akşam olmak üzereydi. Görevliler sabahın ilk ışıklarından itibaren aralıksız çalışmaktan bitkin düşmüştü. Mevsim normallerinin üstünde seyreden bu mayıs gününde toprak, olacakların habercisi gibi duman duman tütüyordu.

“Bir tane daha!” diye bağırdı kazıcılardan biri.

Köy ahalisi bu sesi duyduğunda dedikodu molası vermeye çoktan şartlanmıştı. Herkes ilk başlardaki heyecanını yitirmişti. Rekabetin dozu kaçmış, bir tarafın aşırı üstün geldiği bir futbol maçı izler gibiydiler. Sayılar anlamsızlaşmıştı.

“Yaş?” diye bağırdı oturduğu yerden Komiser.

“Dişlere bakılırsa yetmiş, seksen var.”

“Allah bereket versin,” dedi sinirle.

Yanına yaklaşan polis memurunun elindeki kağıtta mahkumların gün sayarken kullandığı çetelelerden vardı. “Şimdiden otuz altı oldu amirim,” dedi memur ve beklediği tepkiyi alamayınca ekledi. “Amirim bu iş iyice karışacak gibi görünüyor. Bazı mezarlarda zaten aynı aileden iki üç kişi yatıyormuş.”

“Mezar taşı yok mu hepsinin?”

“Yok. Hatta bazısında sadece aile olarak yazıyor. Özalp Ailesi gibi yani.”

Komiser çeteleciye ters ters baktı.

Memur, “Pardon amirim. Örnek olsun diye şey yapmıştım,” dedi ve hızla mevzuya döndü. “Muhtar, ‘ben biliyorum,’ diyor ama hepsine DNA testi yaptırmak gerekecek.”

“Yapacağız o zaman Muhsin.”

“Amirim iki yüzden fazla mezar var. Hepsini açmak en az iki hafta.”

“Sikeceğim böyle işi. Beş sene sürer artık adli tıp tarafı.”

İlk cesedi tamamen şans eseri bulmasalar işler bu noktaya hiçbir zaman gelmezdi. Köyün yakınlarından otoban geçip de beş para etmez tarlalar hatırı sayılır paralara alıcı bulmaya başlamasa, başlayıp da köyün sayılı ailelerinden ve epeyce de arazi sahibi Özerenler’den Mehmet’in Almancı karısından olma, Berlin’de yaşayan kızı Ferhune kardeşleriyle miras meselesi yüzünden kavgaya tutuşmasa, tutuşup da DNA testi için babasının mezarını açtırmasa, açtırıp da alınan DNA kendisiyle uyuşmayınca testi tekrar ettirmese kim bilir kaç kişi daha sırat köprüsünde hiç tanımadığı bir insanla kol kola yürüyecekti. Münker ve Nekir çapraz sorgu yapma gereği duyacaktı.

Sigarasını bitiremedi Komiser. Sürekli iç çekiyordu ve sigarasını da buna bahane eder gibiydi. Sanki çektiği dumanların hepsi içinde bir köşede kalıyor, onu sıkıştırıyordu. Gel gelelim yine içinde bir yerde, ta derinlerde, yıllardır ilk kez böylesi ilginç bir olayla karşılaşmış olmanın verdiği karşı konulmaz bir keyif vardı. Bu olayın, ustalığını sergilemesi için sunduğu eşsiz fırsatın farkındaydı.

Oturduğu mezar duvarından sıyrılarak indi. Eskiden olsa atlardı. Kırkını geçmişti, sanki bugünü bekler gibi tökezlemeye başlayan diz kapaklarının ağrısına aldırmadan kararlı ve hızlı bir şekilde az ileride açılmak üzere olan mezara doğru yürümeye başladı. Mezar yaklaşık bir metre yüksekliğindeydi. Eskiden olsa tek hamlede üstüne sıçrardı. Ellerini dayayıp kendini yukarı doğru çekti. Duruşunu düzeltti, göğsünü gerdi ve ellerini beline koydu.

Toprak kalkıp da kürek bir zamanlar canlı olan bir bedenin yumuşak dokusuna denk gelince iki uzman aletleri bir kenara bırakıp kazma işine elleriyle devam etti.

Bu taze bir cesetti. Yüzü henüz çürümeye dahi başlamamıştı. Komiser mezarın başında elleri kelepçeli bekleyen adama doğru döndü. “Bak bakayım baban bu mu?” diye sordu. Adam mezara doğru yaklaştı, ayak uçlarına dikilip eşilen açıklıkta beliren yüze baktı.

“Yok! Bu öteki.” diye cevap verdi. Çeteleci “Otuz yediiii!” diye bağırdı.

Adam sanki özellikle bu sayı içine dokunmuş gibi yere kapaklandı ve ağlamaya başladı. “Benim bir suçum yok! Valla benim bir suçum yok!…” diye bağırıyordu.

Komiser çıktığı gibi ellerini dayayarak yere indi. Adamı ensesinden tutup bir yavru kedi gibi ayağa kaldırdı. “Şimdi ne boklar döndüğünü adam gibi anlatacak mısın yoksa seni de babanın yanına mı gömeyim?”

Adam titriyordu. Gözyaşları sel olmuştu. Ağzının içinde daha çok yakarışa benzer bir şeyler geveliyordu.

“Anlat!” diye çıkıştı Komiser.

“Anlattım ya Komiserim. Benim ötekilerin hiç biriyle ilgim yok. Bir tek bu sonuncusu. Yemin ederim amirim.”

“Anlat ulan!”

Genç adam kelepçeli bileklerini yüzüne götürüp mezarlık kumlarına bulanmış gözyaşlarını sildi ve ara ara burnunu çekerek anlatmaya koyuldu.

“Babam… Mezarcı Musa derler. Mezarlık bekçisiydi. Hem de işte mevta falan olunca mezar kazardı. Rahmetli oldu, on gün kadar oluyor. O ölünce iş bize kaldı, talibi çıkmadı. Geçen gün, perşembe akşamı, ahali dağıldı. Ben de buraya geldim. Saat gece üçe geliyor, bir araba yanaştı. Kim diye bakmak için kulübeden çıktım. Bir adam indi. İyi giyimli, takım elbiseli falan. Yanıma doğru geldi. ‘Mürsel sen misin?’ diye sordu. Benim, dedim.”

“Nasıl biriydi peki? Tekrar görsen tanır mısın?”

“Bilmem. Karanlıktı. Sol omzu diğerine göre daha alçaktı. Tekinsiz biri gibi yürüyordu. Ama yüzü çocuksuydu. Gözleri küçük. Sakalsız. Kesmiş gibi değil de sanki hiç çıkmamış gibi.”

“Rüstem’i tarif ediyor Komiserim. Fako’nun adamı,” diye kendini göstermek istedi çeteleci.

Komiser eliyle onu susturdu.

“Ne konuştunuz peki?”

“Önce baş sağlığı diledi. Sonra, ‘mezarlıktan artık sen mi sorumlusun?’ diye sordu. ‘Evet,’ dedim; ben bekliyorum mezarlığı. ‘Güzel, baban usulünü anlatmıştır o zaman,’ dedi. ‘Mezarı ayarla, bir saate bir paket gelecek,’ dedi. ‘Ne paketi,’ dedim. Öyle deyince yüzü değişti. Küfür etti. Yemin ettim, vallahi bilmiyorum, dedim. Anlattı. Meğer bunlar adam öldürürmüş. Benim peder de mezarını ayarlarmış.”

“Nasıl mezar?”

“İşte o sıralar ölen biri varsa onun mezarı. Anlaşılmasın diye.”

“Sonra ne oldu peki?”

“Sabah namazına yakın eski bir minibüs geldi, Ford Transit, beyaz. Siyah bir poşetin içinde cesedi indirdiler. Ben de mecburen babamın mezarını açtım. Bu da o işte.”

“Niye mecburen?”

“Ne yapayım, bu ara başka ölen kimse yok.”

Bu durum Komiseri ne şaşırtmıştı ne de sevindirmişti.

Arkadan biri tekrar bağırdı. “Otuz sekiiiz.”

Komiser o tarafa doğru döndü.

“Bir daha kim bağırırsa bu çukurlardan birine gömeceğim.”

Bu sırada genç imamın içini derin bir endişe sarmıştı. Tüm bu mevtalar için tekrar cenaze namazı kılmak gerekir miydi?

“Ölü var ölü!”

Arkasından yükselen çığlıkla irkildi.

“Korkma abi, köyün delisi Mustafa, yıllardır böyle bağırır,” diye izah etti çocuk.

Yorum Bırakın:

yorum

Önceki İçerikZEYNEP ATAKAN’LA RÖPORTAJ
Sonraki İçerikBULUT’UN KIZLARI
Yeni Sayı! - Tıkla & Oku!spot_img
spot_img
Polisiye Hikaye Yarışmasıspot_img
Suç Öykülerispot_img

En Son Yazılar

KORKULARIM VAR BENİM

DÜŞÜNMEDEN

BULUT’UN KIZLARI

ZEYNEP ATAKAN’LA RÖPORTAJ