YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

DEDEKTİFİN BİLMECESİ

Diğer Yazılar

Turgut Şişman
Turgut Şişman
Aslında bir çizgi roman tutkunudur Turgut Şişman ama polisiyeye de gönül vermişliği vardır. Dedektif ve Polisiye Durumlar'ın her işine yetişmeye çalışır ve zaman zaman keşke daha çok vakti olsaydı diye düşünür.

ÇİFTE DUL

Semiramis Erden her gazetecinin hayalindeki kadındı. Güzeldi, çekiciydi ve hayatı trajikti. Üstelik adı bir skandala karışmıştı. Henüz yirmi sekiz yaşında olmasına rağmen, ikinci kez dul kalmıştı.

RTV’nin izlenme rekorları kıran magazin programı Deli Dolu’nun acar muhabiri Volkan Uğur, Semiramis Erden’in yaşadığı trajediden olabildiğince dramatik bir hikâye çıkarmak için kolları çoktan sıvamıştı. Kameramanı Ateş’le birlikte yola çıkmadan önce, İstanbul Emniyeti’ndeki arkadaşı Hasan Kemal’den aldığı raporun temel noktalarına bir göz attı.

Semiramis’in ölen eşi Nihat Erden altmış iki yaşındaydı. Babası bir kuvvet şurubu üreterek büyük bir servet kazanmıştı. Nihat Erden, babasının ölümünden sonra devraldığı ilaç şirketini daha da kârlı ve güçlü bir hale getirerek güvenilir bir halef olduğunu kanıtlamıştı. Onun ölümüyle şirketin kontrolü kardeşi Sedat’a geçmişti. Erden ailesinin serveti oldukça büyüktü.

Nihat’ın karısı Semiramis, şirket dışındaki tüm varlıkların mirasçısıydı. Daha önce yirmi beş yaşında dul kalmıştı. İlk kocası, Nihat Bey gibi, varlıklı yaşlı bir sanayici olan Necati Özmen’di. Evlilik dört yıl sürmüş ve adamın altmış dört yaşında geçirdiği kalp kriziyle noktalanmıştı. O zamanlar adamın ölümü şüpheli görülmemişti, ancak Semiramis’e çok para bırakmıştı. Semiramis, Nihat’la iki buçuk yıl süren evliliğinin ardından, dudak uçuklatan bir servete kavuşmuştu.

Nihat’ın ölüm nedeni açıktı. Evinin yatak odasında saldırıya uğramış ve kısa bir arbedenin ardından boğazı kesilmişti. Yatak odasına giren saldırgan, evin bahçesinde yakalanıp tutuklanmış, ancak her şeyi inkâr etmişti.

Erdenlerin Çengelköy sırtlarındaki evi çok büyüktü ve mükemmel tasarlanmıştı. Çok geniş ve güzel düzenlenmiş bir bahçenin içinde yer alıyordu.

Muhtemelen Volkan’ın gördüğü en muhteşem kadın olan Semiramis, evi ve bahçeyi gölgede bırakacak kadar güzeldi. Kalp şeklinde bir yüze yerleştirilmiş derin, zeki, yeşil gözleri vardı. Makyajı sade ve ustaca yapılmıştı. Mütevazı siyah elbisesi vücuda oturan bir görünüm sergiliyordu. Volkan’ı ve kameraman arkadaşını kabul ettiği odada, arkasından vuran güneş ışığı ona altın rengi bir ışıltı veriyordu.

Volkan’ın içgüdüleri, hâlâ yapabiliyorken kaçmasını söylüyordu. Ama o gülümsedi.

“RTV ile konuşmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Semiramis Hanım. Adım Volkan Uğur ve bu da kameramanım Ateş Çelik. Başınız sağ olsun.”

Kadın başını üzüntüyle eğdi. “Teşekkür ederim, Volkan Bey. Yaşadıklarım çok kötüydü.”

“Kocanıza birinin bunu yapabileceği hiç aklınıza gelmiş miydi?” diye sordu Volkan.

“Benden başka biri mi? Ah, şok olmuş gibi davranmayın Volkan Bey. Size yakışmaz. Ne aptal ne de güçsüz bir insanım ben. Kocamın ölümünü istemek için nedenlerim varmış gibi göründüğünün farkındayım. Ama bunun benimle hiçbir ilgisi yoktu. Nihat çok tatlı, sevimli bir adamdı. Gerçekten masumdu. Onu çok severdim, hata olarak gördüğüm ilk evliliğimdeki eşimden çok daha fazla. Nihat iş ilişkilerinde hırslı değildi. Mantıklıydı, kişisel ilişkilerinde ise dürüsttü. Hayatında entrikaya yer yoktu. Düşman edinecek kadar egoist veya zalim değildi. Akrabalarından hiçbiri ölümünden önemli ölçüde fayda görmedi. Zavallı Sedat hem kardeşinin kaybından hem de özgürlüğünün elinden gitmiş olmasından dolayı tamamen yıkılmış durumda, ama şirket için görevini yerine getirecek. Dürüst olmak gerekirse, bu olayın arkasında beni hapse attırmaya çalışan biri olduğuna inanabilirdim, ancak eminim ki o daha iyi bir iş çıkarırdı.”

“Düşmanlarınız mı var?” diye sordu Volkan.

“Kıskanç insanlar diyelim.” Bakışları, konunun değişmesini istediğini hissettiriyordu.

“Eğer merakımı mazur görürseniz, olayı bana da anlatabilir misiniz?”

“Koridorun sonundaki banyodaydım. Yatak odasındaki camın kırıldığını duydum, bu yüzden havluya sarınıp çıktım ve ne olduğunu kontrol etmeye gittim.”

Sesi titriyordu, gözleri yaşlarla dolmuştu. “Nihat yerde, kan gölü içinde yüzüstü yatıyordu. Camlı balkon kapısı kırılmıştı. Balkonun her yerinde cam kırıkları vardı. Sanırım uzun boylu, siyah giysili birinin balkonun kenarından aşağıya kaydığını gördüm. Ama kim olduğunu tam olarak fark edemedim. Kocamın yanına diz çöktüm ve nabzını aradım.”

Durakladı, yutkundu, sonra devam etti. “Ölmüştü. Orada ne kadar süre kaldığımı bilmiyorum. Kapı açıldığında yüksek sesle ağladığımı fark ettim. Gelen, Burçin Bey’di. Nihat’ın kişisel asistanıdır. Yani asistanıydı… Ayrıca bu koca evi o yönetiyor. İçeri girdi, durumu gördü, sonra hizmetçiyi bana yardım etmesi için çağırdı ve hızla odadan çıktı. Birkaç dakika sonra geri döndü ve etrafta dolaşan bir serseriyi yakaladığını ve onu bahçe kulübesine kilitlediğini söyledi. Daha sonra polis o adamı alıp götürdü.”

“Bu korkunç bir şey,” dedi Volkan, duygulanarak.

“Evet.”

“O akşam ziyaretçiniz veya misafiriniz var mıydı?”

“Hayır. Dışarı çıkmayı düşünmüştük -sık sık yaparız- ama sonra vazgeçtik.”

Volkan gergin bir şekilde yutkunarak, şansını biraz zorlamaya karar verdi. “İlk evliliğinizi bir hata olarak tanımlamıştınız?”

“Genç ve aptaldım,” dedi Semiramis, ifadesiz bir şekilde. “Nihat benim ikinci şansımdı. Daha fazla bir şey söylemeyeceğim, Necati öldüğünde yanında değildim. İstanbul dışındaydım, Uludağ’da…”

“Pekâlâ. Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?”

“Hiçbir fikrim yok. Olanları kabullenmekte zorlanıyorum, geleceği hiç düşünemiyorum.” Nazikçe kapıyı işaret ederek “Yorulmaya başladım,” dedi.

Volkan hızla ayağa kalktı. Toparlanması için Ateş’e başıyla işaret verdi.

“Zamanınız ve hoşgörünüz için çok teşekkür ederim Semiramis Hanım. Son bir sorum var. Burçin Bey’le konuşabilir miyim?”

“Eğer sizinle konuşmak isterse, hiçbir itirazım yok.”

“Tekrar teşekkür ederim,” dedi Volkan.

Dışarıda, koridorda bekleyen bir hizmetçi onları Burçin Bey’in odasına götürdü.

Volkan, Ateş’i binayı farklı açılardan kaydetmesi için dışarı gönderdi ve ardından hizmetçiyi takip etti.

“Adınız ne?”

“Yelda, efendim.”

“Dün gece bir şey duydunuz mu?”

Yelda’nın omuzları gerildi ve tereddüt etti.

Volkan ona güven verici bir gülümsemeyle “Semiramis Hanım çalışanlarla konuşabileceğimi söyledi,” dedi.

“Peki, saygısızlık etmek istemedim. Bir çarpma sesi duydum efendim. Yeni gelen hizmetçi kızın bir şey düşürdüğünü sandım. Bir iki dakika sonra kapı sesi duydum, sonra da Burçin Bey yardım için bağırdı. Hemen yukarı çıktım, ama Hanımefendi yatak odasına girmemi engelledi. Ona sakinleşsin diye bir içecek getirdim ve polis gelene kadar onunla kaldım… Burası Burçin Bey’in ofisi, efendim.”

Volkan kıza teşekkür etti ve içeri girdi.

Burçin Akman otuzlu yaşlarının başlarında, uzun boylu, kaslı, yakışıklı bir adamdı. Semiramis gibi o da pahalı, üzerine iyi oturan siyah bir takım giymişti. Kişisel asistandan çok, dost canlısı bir bankacıya benziyordu.

“Benim adım Volkan Uğur, RTV’denim.”

“Evet, sizi tanıyorum Volkan Bey. Programınızı zaman zaman izlerim.”

“Az önce Semiramis Hanım’la kısa bir röportaj yaptım. Sizinle konuşabileceğimi söyledi.”

“Tamam,” dedi Burçin. “Size nasıl yardımcı olabilirim?”

“Dün geceki olayı anlatabilir misiniz?”

“Elbette. Yukarıdan cam kırılma sesleri duydum ve yatak odasına vardığımda, Nihat Bey’in balkondan içeri giren biri tarafından saldırıya uğramış olduğunu gördüm. Hanımefendi’nin zarar görmediğinden emin olur olmaz yardım çağırdım ve saldırganı aramaya gittim. Onu bahçede buldum… Kaçmaya çalışıyordu. Kıskıvrak yakaladım, sıkıca bağlayıp kulübelerden birine kilitledim ve sonra polisi tekrar aradım.”

“Bu çok cesurca bir hareket.”

“Orduda görev yaptım. Askerlik bana disiplin, organizasyon ve öz savunma öğretti. Ama itiraf etmeliyim ki, gerçekten düşünmeden tepki verdim. Onu bulduğumda Nihat Bey’i öldürdüğü bıçağın elinde olmaması büyük şans.”

“Anlıyorum. Katilin kim olduğunu biliyor musun?”

“Bilmiyorum,” dedi Burçin. “Ama siyah eşofman giyinmişti ve içinde ip ve bazı aletler olan bir çantası vardı, polis hepsini alıp götürdü.”

“Nihat Bey iyi bir patron muydu?”

“Örnek biriydi. Son beş yıldır onun yanında çalıştığım için şanslıydım. Ölümü, onu tanıyan herkes için üzücü bir kayıp.”

“Peki ya Semiramis Hanım?”

Adamın gözleri parladı. “Yüreği de yüzü kadar güzeldir. Kimsenin onun hakkında kötü bir söz söylediğini duymadım. Daha iyi bir hayatı hak ediyor.”

Volkan teşekkür ederek vedalaştı, odadan çıktı. Ateş’le birlikte RTV’ye döndü.

Biraz yalvarıp yakarması gerekti ama sonunda Hasan Kemal’i, şüphelinin ilk ifadesinin bir kopyasını, medyaya sızdırmamak şartıyla, kendisine vermeye ikna edebildi.

Şüphelinin adı Adil Tekcan’dı. Tekin biri değildi. Hırsızlık yaptığı gerekçesiyle ordudan atılmıştı. Kırklı yaşlarının sonlarındaydı ve soygun suçundan birkaç kez hapis yatmıştı.

Rapora göre ifadesinde şunları söylemişti. “Ben yapmadım. Temiz biri değilim ama asla adam öldürmem. Bir sineğe bile zarar vermem. Basit bir hırsızım sadece. Dün gece o eve soygun amaçlı gittim.  Bunu kabul ediyorum. Çünkü orada değerli bir şeyler bulacağıma dair bir ihbar almıştım. Mantıklı geldi, bu yüzden gittim. Bahçeye girdim bunun için özür dilerim. Ama eve adımımı bile atmadım. Bahçede evi incelerken kocaman bir goril beni yakaladı ve kolumu neredeyse koparacak kadar büktü. Beni bir kulübeye sürükledi, bağladı ve orada bıraktı. Alet çantası zaten oradaydı. Siz gelene kadar kulübede kıvrandım durdum. Gerçek bu işte. Size karşı çok açık sözlü oldum memur bey, çünkü saklayacak hiçbir şeyim yok, bu yüzden bunu söylemek için şimdiye kadar bekledim: Avukatımı istiyorum.”

Raporda Adil’in bahsettiği ihbarın bir fotokopisi de vardı. Bu kısa bir mektuptu. Evin adresini ve o gece evde kimsenin olmayacağına dair bir notu içeriyordu. Fotokopinin altına, “Şüphelinin el yazısına benzemiyor,” şeklinde bir not yazılmıştı.

Volkan, o günkü kamera kayıtlarını tekrar izledi ve birdenbire kafasında her şey yerine oturdu. “Katilin kim olduğunu biliyorum!” diye mırıldandı.

Volkan, Nihat Erden’i kimin öldürdüğünden şüpheleniyordu ve cinayetin sebebi neydi?


Sevgili Dedektif Dergi okuru!

Katilin kim olduğunu, Volkan’ın ondan neden şüphelendiğini ve cinayetin gerekçesini bulduysanız 5 MAYIS 2026’ya kadar bize yazınız.

Doğru cevap veren okurlarımızdan birine Gencoy Sümer’in “LANETLİ EVİN KATİLİ” adlı romanını hediye edeceğiz.

Adresimiz: [email protected]

Hepinize bol şans!..


Eğer hırsızlık fırtına sırasında gerçekleşmiş olsaydı, hırsızın eve girdiği yer olan pencerede bunun izleri olması gerekirdi. Şiddetli rüzgâr ve sağanak yağmuru dikkate alındığında pencere pervazında ve pencerenin altındaki döşemede çamur kalıntıları ve ayak izleri görülmeliydi. Aslında çamurlu ayak izi odanın hiçbir yerinde yoktu. Halıdaki izler sadece gelişi güzel çamur kalıntılarıydı. Pencereler fırtınada çarpmaya devam edeceğine göre, düzensiz durmaları beklenirdi. Düzgün biçimde açık durmaları çok küçük bir ihtimaldi. Gök gürültüsü esnasında hırsızın camı kırıp içeriye girmesi mümkündü ama pencerelerin daha sonra açık kaldıkları için çarpmaları, dolayısıyla sürekli gürültü yapmaları gerekirdi, oysa böyle bir gürültü olmamıştı. Hırsızlığın fırtınadan sonra Eldora Watson uyurken gerçekleşmiş olması çok daha olasıydı. Bahçıvan, fırtına dindikten sonra kimsenin bahçeye girip çıkmadığından emin olduğuna göre hırsızlığı yapabilecek tek kişi uşak Matthews’du.

Miss Murple  ve Eldora Watson onunla yüzleştiklerinde ani bir açgözlülüğe kapılarak hırsızlık yaptığını itiraf eden Matthews, kolyeyi sahibine geri verdi. Eldora, polisi aramadı. Ama referanssız bir şekilde uşağı kovdu.


Geçen sayıdaki Dedektifin Bilmecesi’ni doğru çözen okurlarımızdan Önder Budak, “KİLİTLİ ODALARIN ESRARI” adlı kitabı armağan olarak kazanmıştır. Kendisini kutlarız.


En Son Yazılar