YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

DERİNLERDEKİ MAVİ KORKU

Diğer Yazılar

Kesif bir rutubet kokusu burun deliklerinin cidarını yalayıp bütün bedeninin içine doldu. Bu berbat kokunun kaynağı yarısına kadar küflenmiş, sıvaları yer yer dökülmüş duvarlarla, oraya buraya saçılmış bir zamanlar ne olduğu anlaşılmayan kirli eşyalardı belli ki. Buluşma yerinin kaçıncı katta olduğunu bilmediğinden bina girişinden ilk koridora dönmüştü. Yüreği ağzında, karşıda gördüğü merdivenlere doğru hızla seyirtti. Merdiven demeye bin şahit isteyen kararmaya yüz tutmuş basamakları tırmanmaya başladı. Nabzı yükselmişti. Durup nefeslenerek ortalığı dinlemeye çalıştı. Hiç ses yoktu. Güneş erkenden vedalaşmıştı gökyüzüyle, hava ayazdı, ağzından çıkan buhardan buğulanan gözlük camları görüş mesafesini giderek kısaltıyordu. Bir gayret kalan basamakları da çıkıp son kata geldi. Alt katlara göre biraz daha derli topluydu burası, temiz olmasa da solunabilir bir havaya böylelikle kavuşmuş oldu. Çok ortalıkta duruyormuş gibi hissetti, bir duvarın yanına sindi, buluşma notunu gönderen meçhul kişiyi beklemeye başladı. Tam o anda çok parlak bir ışık bedeninin tüm hücrelerine hücum etti. Ömründe hiç bu kadar korkmamıştı. Delireceğini düşündü. Belki de delirmişti. Önündeki koridora doğru amaçsızca koşmaya başladı. Düşünebildiği tek şey buradan kaçmaktı. Geriden canı yanan insan sesleri geliyordu. Onu yakalamaya çalışıyorlardı. Koştu, koştu, önündeki karanlık boşluğa tereddüt etmeden atladı.

***

Kentin dışına yapılan büyük hastaneye taşınıldığından beri kullanılmayan tıp fakültesi binasıydı ihbara konu olan mekân. Ünlü profesör metruk binanın en üst katından atlayarak intihar etmişe benziyordu. Cep telefonuna gelen mesajı gözlerini ovalayarak bir kez daha okudu. Olay mahalline yakın sayılırdı. Hızlıca üstünü giyindi, uzun dalgalı saçlarını eliyle üstünkörü düzeltip evden çıktı. Ailesi büyük şehir kalabalığından uzaklaşma arzusuyla taşındığından beri bu büyük evde tek başına yaşamaya başlamıştı. Aslında pek yalnız değildi, her geçen gün çevresinde azalttığı insanların yerini dolduran kedileriyle hiç de fena bir durumda sayılmazdı.

“Selin Komiserim, günaydın. Sabah köşedeki taksi durağından yapılmış ihbar. İlk onlarla konuştum gelince, durağın orada besledikleri köpek ısrarla havlayınca gelip görmüşler maktulü,” diye özetlemişti Erdinç olayı.

Seviyordu onun bu pratik aklını. Gereksiz ayrıntılardan muaf, sade ve güçlü bir anlatım yeteneğinin olması işini çok kolaylaştırmıştı bugüne kadar. Yersiz bir gülümsemeyle baktığını fark etti Erdinç’i dinlerken. Her zamanki tez canlılığıyla “Tamamdır, hadi oyalanmadan binaya bir bakalım,” dediği anda Olay Yeri İnceleme ekibini taşıyan araç da binanın bahçesine girmişti.

Ne yapılacağına karar verilmeden boşaltılan her bina gibi burası da kaderine terk edilmiş bir görüntüye sahipti. Yaşam mücadelesi veren sokak hayvanlarına ev sahipliği yapıyordu belli ki. Burunlarında hayvan idrarıyla karışık küf kokusuyla katları gezmeye başladılar. Dikkatlerini çeken pek bir şey göremediler. Cesedin düştüğü yere bakarak atlamış ya da itilmiş olabileceği yeri kestirmeye çabalıyorlardı. Son kata geldiklerinde koridorun sonunda, ön bahçeye açılan duvarda kocaman bir delik olduğunu gördüler. Muhtemelen taşınma esnasında büyük aletleri çıkarmak için kırılmış olmalıydı. Karanlıkta fark edilmemiş olabilirdi. Belki de maktul bir şeyden kaçarken yanlışlıkla düşmüştü. Otopsi raporundan sonra önermelerinin belli bir mantığa oturabileceğini umuyorlardı. Olay Yeri İnceleme ekibinden birinin sesine döndüler. Ekibin en genç üyelerinden biriydi, sesin sahibi olan Ahmet:

“Komiserim, burada bir gözlük var, yeni bir şeye benziyor,” diyerek elindeki kalın siyah çerçeveli gözlüğü, içine yerleştirdiği delil poşetiyle birlikte uzattı. Sıradan bir gözlüğe benziyordu. Üzerinde hiç leke olmamasına bakılırsa uzun süredir burada duruyor olamazdı. Belki de dün geceden kalmıştı. Bu iyi haberdi çünkü bu gözlük, camları kırılmış gözlüğüyle aşağıda yatmakta olan ünlü nükleer enerji mühendisi Prof. Dr. Güner Türelioğlu’na ait olmadığına göre geriye tek bir seçenek kalıyordu: Dün gece burada ondan başka biri daha vardı.

***

“Öncelikle başınız sağ olsun Seher Hanım. Eğer şu anda konuşacak durumda değilseniz sonra da gelebiliriz,” dedi Komiser Selin mümkün olduğunca bu görüşmeyi hızlı bitirmek niyetiyle. Uzun, sarı boyalı, uçları yıpranmış saçlarını elleriyle arkaya doğru toparlarken gözlerini sabit bir noktaya dikmiş, düşünüyor gibiydi Seher Hanım. Sonra kendisiyle konuşulduğunun nasıl olduysa farkına varıp başını kaldırdı:

“Hayır, hayır, bir an önce sorun ne varsa, cevaplayayım da bitsin,” dedi aksi bir ses tonuyla.

Komiser Selin bundan çok daha kötülerine rastlamıştı. Kadının kinayeli ses tonuna aldırmadan devam etti.

“Eşinizle en son ne zaman görüştünüz, ondan en son ne zaman haber aldınız?”

“Dün sabah erkenden çıktı evden. Akşamüstüydü yanlış hatırlamıyorsam, en son telefonda konuştuk. Uzun yıllardır ahbabımız olan bir aileye ziyarete gidecektik dün akşam, hediye olarak ne alalım diye konuşmuştuk,” dedi ve yine sabit bir noktaya dikilmiş gözlerinin dolmasına engel olmak ister gibi elleriyle gözlerinin altına doğru bastırdı.

“Sizce eşiniz kendisine zarar vermiş olabilir mi? Yani bir sıkıntısı, çözemediği bir derdi var mıydı bildiğiniz?”

Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir sessizlik oldu bu soru sonrasında, hemen konuyu değiştirme ihtiyacı hissetti.

“Peki, eşinizin bir düşmanı ya da ona zarar verebilecek birileri var mıydı?”

“Ben, ben bilmiyorum ki, işiyle ilgili hiç konuşmazdı Güner Bey. Ama normal işler gibi değildi onunki yani, gizli saklı konuşmalar, görüşmeler, ne bileyim? Ne desem yanlış bir şey söylemiş olurum. İş arkadaşlarından falan hiç söz etmezdi, kapalı bir kutuydu âdeta. Belki de…”

Hızla ayağa kalktı kadın. Masanın üzerinde duran su bardağından bir yudum alıp, burnunu sildi nazikçe.

Komiser Selin, otopsi raporunun çıktığını gösteren mesajı telefonunda gördü. Daha fazla bilgi alamayacağını anlamıştı, yormak istemedi kadını.

“Bir gelişme olursa haberleşiriz, tekrar başınız sağ olsun” dedi. Erdinç’e evin çalışanlarının ifadelerinin alınmasını tembihleyerek evden çıkmak üzereydi ki dış kapının hemen yanındaki mutfağın eşiğinden incecik bir ses duydu. Seslenen kişi evin yardımcısı olmalıydı.

“Siz,” dedi minyon tipiyle uyumsuz, belki de tuhaf yeşil rengi yüzünden insanda tekinsiz bir his uyandıran gözlere sahip kadın. Aynı şaşkın ifadeyle “Siz polissiniz, öyle değil mi?” diye devam etti.

“Evet,” dedi, Komiser Selin. “Sizin kim olduğunuzu öğrenebilir miyim?”

“Adım Münire. Bu evde çalışıyorum ben, yemek yapıyorum, bazen temizlik işlerine de yardımcı oluyorum. Hanımım söylemek istemedi ama Güner Bey’in bir metresi vardı, hanımımı çok üzdü çok, ben bunu söylemek istedim size,” deyip heyecanını yenmek istercesine derin bir nefes verdi.

“Peki, çok iyi yaptınız, kimdir bu metres, biliyor musunuz adını sanını, nerede yaşar, ne yapar?”

“Pek bir şey bildiğim yok, üniversiteye giden bir kızım var benim. O görmüş ilk, alışveriş merkezinde kol kola geziyorlarmış. Sonrasında evde karı-koca kavgalarına pek çok kez şahit olmuşluğum vardır. Yani ne bileyim, kötü biri değildi Güner Bey. Belki dedim o uğursuz kadın mı bir şey etti? Siz bir bakın yine de istedim.”

O esnada evin diğer çalışanlarıyla konuşan Erdinç’i baş işaretiyle yanına çağırdı Komiser Selin.

“Yardımcı kadın maktulün bir metresi olduğunu söylüyor, bir araştır bakalım neymiş ne değilmiş? Otopsi raporu çıkmış. Onu alıp Güner Bey’in bir ortağı varmış, onunla görüşmeye gideceğim, sonra haberleşiriz.”

***

Otopsi raporu olayın intihar olduğu yönündeydi. Maktulün düşüş pozisyonu, düşerken aldığı darbeler itildiğine dair bir delil teşkil etmiyordu.

Şehrin kurak mikroikliminden sorumlu dev camlarla kaplı plazanın 20. katına çıktı. Güner Türelioğlu kısa bir süre öncesine kadar savunma sanayinin büyük kamu işletmelerinden birinde uzun yıllardır çalışmaktaydı. Özel sektöre geçme konusundaki ısrarlara daha fazla dayanamayıp kamudan emekli olmuş, büyük sermayedar Necdet Yavaş’la birlikte çalışmaya başlamıştı. “Ortak” ifadesi bu anlamda pek doğru gelmemişti, bu devasa holdingin en fazla küçük bir hissesi alınabilirdi Komiser Selin’e göre. Neyse, şimdi önemli olan Güner Bey’in ölümü ile ilgili olarak Necdet Bey’in ne söyleyeceğiydi.

“Hoş geldiniz, size Necdet Bey’in odasına kadar eşlik edeyim,” demişti, moda defilelerinden fırlamış gibi görünen kadın. Böyle pozisyonlarda çalışanların kaç lira kazandığını hep merak ederdi. Asistan ya da yardımcı asistan olduğunu tahmin ettiği kadını uysallıkla takip etti.

Necdet Yavaş tam tahmin ettiği gibi biriydi; genç, girişimci ve atik hâli vücudunun tüm zerrelerine sinmişti. Gözlerindeki ışıltılı bakış, ben bu dünyada istediğim her şeyi elde ederim diyordu.

“Merhabalar, ben Selin Atasever. Fazla vaktinizi almadan size Güner Bey’le ilgili bir iki soru sormak istiyorum.”

“Elbette, buyurun Selin Komiserim, elimizden ne gelirse. Güner Hoca’mızın aramızdan bu ani ayrılışı hepimizi çok derinden etkiledi.”

Komiser Selin sessiz kalıp Necdet Bey’in devam etmesini bekledi.

“Bir süredir kendisiyle çalışabilmek için onu ikna etmeye çabalıyorduk, onun bilgi ve deneyimlerinden faydalanmak şirketimiz açısından çok iyi olacaktı. Kamuda çalışan her bilim insanı gibi o da uzunca bir süre yanaşmadı buna, tam ikna etmiştik ve yeni yeni birbirimize alışıyorduk ki başımıza bu talihsiz olay geldi ne yazık ki. Çok müteessiriz.”

Necdet Yaşar üzgün olmasının nedeninin Güner Bey’in faydalarından yoksun kalmak olduğunu açık yüreklilikle ifade etmişti. Komiser Selin’e göre bu tip insanlar dünyada olan biten her şeyi kendisine vereceği yarar ya da zararla değerlendirirdi, bu değişmez bir kuraldı.

“Peki, sizce Güner Bey’e birileri zarar vermek istemiş olabilir mi? Malum, kendisi önemli projelerde yer almış bir bilim insanıydı.”

“Bunu bilemem, kimseyi de zan altında bırakmak istemem doğrusu. Güner Hoca işini iyi yapan, çok ahlaklı ve dürüst bir insandı, yanlış bir şey yaptırmak isteyenler olmuş olabilir. Bunu reddettiyse ona zarar vermek istemiş olabilirler.”

“Biraz daha açık konuşabilir misiniz?”

“Yani, savunma sanayi ulusal ve uluslararası dengelerle doğrudan bağlantılı bir sektör, yaptıklarıyla ya da yapmak istemedikleriyle birilerinin ayağına basmış olabilir diyorum, ama az önce de dediğim gibi kimseyi zan altında bırakmak istemem.”

“Peki, Güner Bey’in bildiğiniz bir sıkıntısı var mıydı, biliyorsunuz intihar olasılığı da güçlü bir seçenek olarak önümüzde durmakta.”

“Bunu ailesi daha iyi bilir sanırım, iş dışında fazla bir diyaloğumuz olmadı açıkçası, biraz içine kapanık bir insandı Güner Hoca, fazla samimiyetten de övgüden de hoşlandığını söyleyemem.”

“Pekâlâ, şimdilik verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyorum Necdet Bey, bir gelişme olursa, ya da aklınıza herhangi bir şey gelirse lütfen bizimle irtibata geçin.”

Akşam olmak üzereydi ve elinde henüz hiçbir şey yoktu. Çabuk ikna olmazdı Komiser Selin. Aldığı her dosyada böyle çalışırdı. Ayrıntılar üzerinde titizlikle durur, gerçeğe ulaşmak için gereken emeği esirgemezdi. Bu tarzı, iltimas sağlayacak bir çevreden yoksun olmasına rağmen genç yaşında hızla yükselmesini sağlamıştı.

Prof. Dr. Güner Türelioğlu bir nükleer enerji uzmanıydı. Çevresinde sessiz, sakin ve çalışkan bir adam olarak bilinirdi. Bilgilerini mütevazılıkla paylaşmakta bir beis görmemişti bugüne kadar. Bu nedenle nükleer enerji gibi netameli bir alanda bile kavgadan gürültüden uzak durmayı başarmış, kaliteli bilim insanı görüntüsüyle enerji lobileri tarafından bilgisine sıklıkla başvurulan bir akil kişi hâline gelmişti. Özellikle açılacak olan yeni nükleer santrallerle ilgili görüşlerine son dönemde sıklıkla başvuruluyordu. Özel hayatı da bundan farklı değildi Güner Bey’in. Ailesine karşı hep ilgiliydi ya da ilgiliymiş gibi görünürdü. Ancak bu beklenmeyen ölüm şekli kendisiyle ilgili tüm gizlerin bir anda kamuoyunun önüne dökülmesine neden olmuştu. Şimdi her yerde eşini nasıl aldattığı, sevgilisinin güzelliği ve bu ölümde bir payı olup olmadığı konuşuluyordu. Bir an önce ölüm nedeninin intihar mı yoksa cinayet mi olduğunun anlaşılması, eğer intihar değilse sebep olanların yakalanıp hâkim karşısına çıkarılması gerekiyordu. Amirini ilk gördüğünde yapacakları konuşmayı tahmin etmesi zor değildi. Sıkıntıyla Emniyet Müdürlüğü’ne döndü Komiser Selin.

“Elinizde somut bir şey yoksa intihar deyip dosyayı kapatın, yukarıdan gelen baskıdan kurtulmanın başka yolu yok, anlatabiliyor muyum? Var mı bir sıkıntı?” dedi Amiri, sıkıntının ı’sını uzatırken delici bakışlarını Komiser Selin’in yüzünden ayırmadan. Selin’in kararlı ses tonu bir kez daha duyuldu odada:

“Bilemiyorum, Amirim,” dedi. “Maktulün intihar etmek için yeterli nedeni yok bana kalırsa.  Ayrıca gecenin o vaktinde o binaya neden gitmiş olsun? Yani intihar edecek insan ilk bulduğu yerden atlar, daha öncesinde oraya gittiğine dair bir bilgiye de sahip değiliz, belki de bir çağrı üzerine oraya gitti ve öldürüldü.”

“Bana martaval okuma,” diye aniden parladı Amir. “Elinde cinayeti gösteren bir delil var mı onu söyle bana, yer yerinden oynadı bak yarım günde. Zaten hükümet içinde savunma sanayiyle ilgili bitmek bilmeyen çekişme herkesin malumu, kesin bilgi istiyorlar, senin alakasız tahminlerini duymayı değil!”

“Kanıt var Amirim, bulduğumuz gözlük oraya bir başkası tarafından getirilmiş bana kalırsa. Biraz araştırdım, o gözlük mavi ışıktan gözü korumak için kullanılıyormuş, üstelik yepyeni. Orada olmasının şu an için mantıklı bir açıklamasını yapamıyorum ama biraz daha zaman verirseniz…”

Cümlesini tamamlayamadan Amirin gür sesi kulaklarının tüm pasını aldı:

“Sadece bir gün daha veriyorum, ne yapacaksan yap ve hazır bir dosyayla gel karşıma. Görüşme bitmiştir!” deyip sinirle ayağa kalktı.

Titreyen telefonunu yeni bir gelişmenin delaleti olması umuduyla cebinden çıkarırken dış kapıya doğru yöneldi Komiser Selin. Arayan Erdinç’ti.

“Komiserim, Güner Bey’in sevgilisine ulaşmayı başardık, daha doğrusu o bizi buldu. Ama Emniyet’e gelmek istememiş, numarasını bırakmış, arayıp randevulaştım, bir saat sonra Akman’da buluşacağız.”

Lafı fazla uzatmadan, “Tamam geliyorum,” deyip telefonu kapattı Komiser Selin.

Masaların birinde simsiyah uzun kâküllerinin arasından kısılmış yeşil gözleriyle Erdinç’e bakarak oturmaktaydı Güner Bey’in sevgilisi. Yılların eskitemediği, salebiyle meşhur bir pastaneydi burası. Onları görür görmez bu şuh kadının Güner Bey’le ne işi olur diye düşünmeden edemedi Selin.

Kadın, “Çok ama çok üzgünüm. Kim ona böyle bir şeyi nasıl yapabilir anlamıyorum,” diyordu sürekli, şokta olduğu her hâlinden belliydi.

“Sizce bu bir intihar değil yani, öyle mi?” dedi Erdinç.

“Hayır, imkânsız, bir gece önce birlikteydik, kısa bir tatil planlamıştık, uçak biletlerimizi bile almıştık. Mutluydu Güner, yıllar sonra ilk defa bu kadar huzurlu bir dönem geçirdiğini söylüyordu bana sürekli. Terapisti de öyle söylemiş, iyi bir yoldayız demiş. İşle ilgili gerilimi de azalmıştı kamudan ayrıldıktan sonra, sorumlulukları daha az diyordu yeni işi için.”

“Tam olarak ne üzerinde çalıştığını söylemiş miydi size?”

“Enerji kaynakları üzerine çalışıyordu, bazen keyfi yerinde olunca ülke adına iyi bir şey yaptığını anlatırdı. Nükleer enerjinin ülke savunmasına çok katkısı olacak, sen bakma bir kaşık suda fırtına koparanlara diyordu, onlar gerçekten bilseler bu enerjinin faydalarını. Böyle şeyler işte, bunun dışında bir şey bilmiyorum, onlardan biri mi öldürdü acaba Güner’i? Nükleer santrallere karşı olanlar yani.”

Komiser Selin hemen not aldı bunu bir kenara. İlk defa mantıklı bir yolun başına geldiğini düşünüyordu, bir bakmaya değerdi.

“Terapisti kimdi, biliyor musunuz?” sorusuna hemen yanıt verdi kadın. Belli ki eşiyle paylaşmadığı bu dünya Güner Türelioğlu için daha sahici bir hayattı, tüm kırılganlıkları ve eksikliklerini açık etmekte daha rahat davranıyordu.

Psikologla randevusuz görüşmeleri mümkün olmamıştı. Ne çok terapiye giden vardı artık, bu sadece para ile açıklanacak bir olgu olamazdı, mutsuzdu insanlar. Her yolu deniyorlardı biraz olsun huzurlu hissetmek için diye düşündü Komiser Selin. Ertesi gün erken bir saatte görüşebileceklerdi ünlü psikolog ile.

***

Sevecen bir şekilde karşıladı onları Yaman Kara. Enerjisi yüksek, güler yüzlü bir adamdı. Hiçbir şey anlatmasanız bile kendinizi iyi hissettiren insanlardandı belli ki.

“Hoş geldiniz, buyurun oturun lütfen, içecek bir şey alır mıydınız?”

“Teşekkür ederiz bu yoğun programınızda bize yer ayırdığınız için,” dedi Erdinç kendinden hiç beklenmeyen bir kibarlıkla.

Benzer sorular ve yorumlarla geçti bu görüşme de. Psikoloğu da Güner Bey’in intihar etmesinin pek mümkün olmadığını ama intiharın planlı ve ketum bir süreç olduğunu, bu girişimin erken fark edilemeyebileceğini söyledi. Zaten son zamanlarda görüşmelerinin seyrekleştiğini, ilk geldiğindeki durumuna göre oldukça iyi olduğunu da ekledi. Elbette bunda Nörolog Demirkan Bey’in katkısının da önemli olduğunu belirtti.

“Nörolog tam olarak ne yaptı dediniz?” Komiser Selin.

“İnsan beyninin karmaşık yapısı içinde bazen psikolojik ve somatik süreçleri birbirinden ayırt etmekte zorlanabiliyoruz. O nedenle özellikle psikoloji bilimine fazla güven duymayan danışanlarımızın içleri rahat etsin diye bir nöroloji doktorunu görmelerini teşvik edebiliyoruz. Bazen uyku düzeni, dikkat dağınıklığı gibi problemlerin altında yatan neden belirli bir hormon veya mineral eksikliği olabiliyor, ya da sinir sistemindeki herhangi bir sıkıntı. Bunu işin başından bertaraf etmek iyi oluyor. Güner Bey kendisi de bir bilim insanı olduğu için sistematik bir şekilde ilerlemeyi tercih etti.”

“Peki, bir sonuç çıktı mı oradan, yani gerçekten fizyolojik bir problem söz konusu muymuş?”

“Evet, sık rastladığımız bir problemdi Güner Bey’deki. Ama giderildi. Size bundan daha fazla bilgi vermem doğru olmaz, ama kullandığı ilaç piyasada rahatlıkla ulaşılan bir ilaç. Dediğim gibi sorununu hızlıca bertaraf edebildik.”

Günün sonunda kulağında, hiçbir delil bulamamış olmasına karşın, bunun bir cinayet olduğunu söyleyen bir sesle evinin yolunu tuttu Komiser Selin.

***

Sokakta onlarca kedi vardı beslediği, dünyanın kirinden arınmanın yoluydu kediler onun için. Bu nedenle yanında hep bir kedi maması olurdu, iç cebinde bir yaş mama, arabasının arkasında ise kuru mama. Arabasından inince onu tanıyıp yemek vaktinin geldiğini anlayan kediler çevresinde bir halka oluşturmuşlardı. Her gün farklı saatlerde evden çıkıp, geri gelmesine rağmen onun gelişini daha sokağın başından anlayıp bu hızda nasıl toplandıklarını hiç anlamıyordu. Doyurup sevdi onları, sıra evdekilere gelmişti. Evde dört kedisi vardı, son ikisi kardeşti, birine araba çarpmış, neyse ki bu kazayı hafif bir yarayla atlatmıştı. Veteriner 1-2 hafta kapalı bir yerde kalması gerektiğini söyleyince eve almak zorunda kalmıştı. İçeri girdiği anda başlayan kedi guruldamaları onu sonsuz bir huzura boğuyor, bu dünyada karşılık beklemeden yapılan herhangi bir şeyin insan ruhunu onardığına her seferinde bizzat şahitlik etmiş oluyordu. Zaten başka türlü bunca kirliliğe nasıl katlanılırdı ki!

Ertesi sabah gerginlikle bindi arabasına. Bugün Güner Bey’in dosyası için Amiri tarafından verilen süre doluyordu. Ya somut bir kanıt bulmak ya da intihar olarak dosyayı kapatmak zorundaydı.

Güner Türelioğlu psikoloğunun yönlendirdiği bir nöroloğa gitmişti gerçekten de bir süre önce. Ne var ki nörolog şu anda yurt dışındaydı, kendisiyle ancak telefonla görüşülebilmişti. O görüşme esnasında da Güner Bey’in kısa bir süre hastası olduğunu, beyin tarafından üretilmesi gereken bir hormonun üretilmediği için yaşadığı sıkıntıyı ilaçla tedavi ettiğini belirtmişti.

Sabaha kadar bilgisayar başında yapmış olduğu araştırmadan da bir sonuç çıkmamıştı. Aslında edindiği bilgiler çok ilginçti. Buldukları gözlük ortamdaki mavi ışıktan gözleri korumak için kullanılıyordu. Mavi ışıkla ilgili onlarca makale okumuştu. Hatta önemli bir tıp dergisinde yayınlanan makalelerden biri Güner Bey’in yardım aldığı nöroloğun da yer aldığı bir araştırmanın sonuçlarını içermekteydi. Bu makaleye göre optogenetik stimülasyon adı verilen bir yöntemle beyni uyaran etkenler aktive edilebilmekteydi. Yapılan çalışmada bu yöntemle farelerin korkuları kontrol edilebilmişti. Opsin adlı bir maddenin verildiği fareler mavi ışığa maruz bırakıldıklarında korkmalarını gerektirecek bir etken ortamda olmadığı hâlde korku durumunu yaşamışlardı. Bir sürü karmaşık anlatımdan kısaca bunu anlamıştı Komiser Selin. Küçüklüğünden beri hayal dünyasında fazla gezindiğiyle ilgili eleştirilere maruz kalmasının endişesini hep içinde taşıdığı için bu bilgiyi Amiriyle paylaşmaya cesaret edemedi. Aslında aklındaki senaryo tam da böyle bir şeydi. Güner Bey’i öldürmek isteyen biri ya da birileri ona ışığın etki etmesi için önce ilaç vermiş, sonra da mavi ışığa maruz kalacağı binaya çağırmıştı. Bünyesindeki ilacın üzerine mavi ışık gelince Güner Bey’in en korkunç hayalleri bir anda gerçeğe dönüşmüş ve can havliyle kendini binanın tepesinden aşağı atmıştı. Teknik olarak bir intihar söz konusuydu. Ama azmettirenler vardı ve aslında planlanmış bir cinayetti. Bunların hiçbirinden bahsetmedi Amirine. Tanıkların dinlendiğini, intiharla uyumlu bir bulgu elde edemediklerini, ancak cinayetle irtibatlandırılacak bir delilin de bulunamadığını, otopsi raporunun da bu yönde olduğunu açıkladı. Amiri günler sonra ilk defa sevecen sayılabilecek bir gülümseyişle başını salladı. Araştırmanın herkesin içini rahatlatacak son hâlinin basına sunulmasına gelmişti sıra. Hiç beklemeden, bu sorumluluğu yerine getirecek olan basın sözcüsünü yanına çağırmak üzere ahizeyi eline aldı. Telefonda konuşmaya başlarken Selin ve Erdinç’e odadan çıkabileceklerini belirten bir el hareketi yapmayı da ihmal etmedi.

Bazen böyle olabiliyordu işte. İçine hiç sinmese de dosyayı kapatmak durumunda kalıyorlardı. Yukarıdan gelen baskılar, kamuoyunun bir an evvel rahatlatılması gerekliliği işlerin daha hızlı bitirilmesini gerektiriyordu. Ama Selin Komiser’e öyle geliyordu ki eğer bu iş tahmin ettiği gibi bir cinayet ise katil mutlaka başkaları üzerinde de deneyecekti aynı yöntemi, hatta belki denemişti bile. Güner Bey’in dosyası kapanmış olsa da aklındaki dosyanın açık kalacağı belliydi.

“Hadi,” dedi Erdinç’e. “Hava buz gibi, gel bir çorba içelim.”

Sıcak çorbanın içlerini ısıtması dileğiyle merdivenlerden hızlıca indiler.

***

Masif ceviz çalışma masasının sarı ışıklı lambasının altında, üzeri fosforlu sarı kalemle çizilmiş yedi ismin olduğu listeyi tutuyordu kır saçlı adam. Bilimin zaferiydi bu aslında, keşke bu sonuçları da bir makale olarak yayınlayabilseydi. Mavi ışığın etki gösterebilmesi için vücuda opsin maddesinin verilmesi yeterli oluyordu. Her seferinde farklı yöntemler denemiş ve inanılmaz sonuçlar elde etmişti. Damar yoluyla, oral yolla hiç fark etmiyordu, yeter ki bünyeye girsin. Sonrasında onları kimsenin göremeyeceği yerlere çağırıyordu, bereket herkesin saklayacağı öyle çok günahı oluyordu ki onlarla ilgili bir şey olduğunu söylediğinde tıpış tıpış geliyorlardı en tehlikeli yerlere bile. Geriye çantaya sığacak boyutlardaki mavi ışık kaynağını kurbanlarını –ya da deneklerini mi demeliydi– maruz bırakacağı uygun bir yere yerleştirmek kalıyordu. Hepsi buydu işte. Bu deneyi yapmaya ilk karar verdiğinde öleceklerini hiç düşünmemişti, niyeti biraz korkutmaktı hepsi bu. Ama işler öyle gelişmemiş, mavi ışığa maruz kalan kadın bir insandan çıktığına inanılması zor çığlıklar atarak çevresinde bulduğu sivri uçlu demiri kendi boğazına sokuvermişti. Huzursuz ruhların korkuları da günahları gibi dehşetli oluyordu belli ki.

Seviyordu bu listeye bakmayı. Klasik ama bir o kadar da etkileyiciydi elinde tuttuğu şu kâğıt parçası. Onu bu intiharlarla ilişkilendirecek yegâne şey buydu, tabii bir de son seferde düşürdüğü gözlük vardı. Büyük acemilik yapmıştı yapmasına da neyse ki bir şey çıkmamıştı oradan. Daha görülecek çok hesap vardı. Listede işaretli son isme baktı. Nükleer santral kazalarında kaybedilen canlıların bedelini bu ödeşme kapatamazdı belki ama yenilerini yaratma yolunda onlara yardımı dokunabilecek biri eksilmişti işte, hiç yoktan iyiydi. Sırada, hayvanların sokaklarda beslenmesine karşı çıkan, sosyal medyayı bu yönde aktif olarak kullanan son dönem deyişiyle bir influencer vardı. Milyonlarca takipçisi olan bu kadın, sokak hayvanlarının öldürülmesini dillendirmekten dahi çekinmiyordu. O zaman onu en korkunç korkularıyla yüzleştirmenin zamanı gelmişti. Kahvesini yudumlayarak huzurla arkasına yaslandı, fondaki kedi guruldamaları eşliğinde listeye tekrar göz gezdirdi.

En Son Yazılar