YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

KIRMIZI BALIK CİNAYETİ*

Diğer Yazılar

Gamze Yayık
Gamze Yayık
Gamze Yayık. 1972 yılında doğdu. Babasının memuriyeti nedeniyle Türkiye’nin farklı şehir ve okullarında süren eğitimi, Dokuz Eylül Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden 1994 yılında mezuniyetiyle son buldu. İşsiz bir mühendis olarak başladığı yetişkinliğini Ying Yang mahlasıyla DivxPlanet sitesinde polisiye dizi ve filmlere gönüllü altyazı çevirmenliği, altyazı editörlüğü yaparak geçirdi. En büyük tutkusu olan kitaplardan ve okuyup öğrenmekten asla vazgeçmedi. İzmir’de yaşıyor. Halen Handan Gökçek’in “Yaratıcı Yazarlık” Atölyesi’nde polisiye okuma tutkusunu yazma uğraşına çevirmeye çabalayan bir öğrenci.

Bu bir Altın Çağ polisiyesi parodisidir.

“Demek kapı zorlanmamış?” dedi Dedektif.

Genç yardımcısı bakışlarını yerdeki ölüden ayırmadan yanıtladı, “Katil, tanıdığı yahut beklediği biri olmalı.”

Gece boyu esip gürleyen hava durulmuş, şimşekler yerini ufkun üzerindeki zayıf parıltılara bırakmıştı. Dedektif, özenle şekillendirdiği bıyıklarını çekiştirerek küçük adımlarla pencereye yürüdü. Uzaklaşan gri bulutlara, ıslanmış çatılara baktı. İnsanlar günün ilk ışıklarının aydınlattığı sokakta işlerine yetişmek için koşturuyorlardı.

Geniş pencerenin önüne yüksek bir sehpa yerleştirilmişti. Üzerindeki fanus, yüzgeçlerini ahenkle hareket ettiren kırmızı bir balığa ev sahipliği yapıyordu. Dedektif, balığın dikkatini çekmek için parmağıyla cama vurdu. Meraklı balık yem ümidiyle yüzeye yaklaştı.

“Zavallı balığı buradan götürmeli. Ona bakacak kimse kalmadı. Bu acımasız cinayetin tek şahidi de o üstelik” diye mırıldandı Dedektif.

Yardımcısı daracık fanusta sağa sola yüzen balığa birkaç parça yem attı, “Konuşamıyor olması ne acı, öyle değil mi efendim?”

Kapının dışında önce bir gürültü oldu, sonra da ayak sesleri duyuldu. Odaya resmi üniforması içinde Komiser girdi. “Basın mensuplarıyla konuşmam gerekti, kusura bakmayın,” dedi Dedektif’le tokalaşırken. “Hemen gelmenize çok sevindim Sayın Dedektif, olayın vahametini görüyorsunuz. Edebiyat dünyamız için gerçekten büyük bir kayıp, korkunç bir cinayet.”

Dedektif soğukkanlı tavrını koruyarak yerde yatan kurbana baktı, “Ben de kadim bir dostu kaybetmenin üzüntüsü içindeyim azizim. Daha birkaç gün önce telefonda konuşmuş, bitirmek üzere olduğu romanındaki bazı detayları tartışmıştık. Katilin en kısa sürede yakalanması için elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz.”

Komiser güngörmüş bir tavırla, “Elbette üstadım, elbette bundan bir an olsun şüphe duymadım,” deyip koluna girdiği Dedektif’i kurbanın üstüne eğilmiş çalışan adli tabibin yanına yönlendirdi.

Kurban, yaklaşık kırk senedir yazdığı polisiye romanlarla edebiyat dünyasını sarsan ünlü bir yazardı. Kitapları kitabevlerinin çok satanlar rafında boy gösterir, okurlar onunla biraz sohbet edebilmek ve imzasını alabilmek için önünde uzun kuyruklar oluştururdu. İleri yaşına rağmen son derece dinç ve gazetelerin magazin sayfalarında çıkan haberlere göre de epeyce çapkın bir adamdı.

Yazar’ın bedeni, çalışma odasının tam ortasında, büyük maun masanın önündeki kadife kumaş kaplı iki koltuğun arasında sırtüstü yatıyordu. İran halısına yaslı başının etrafında koyu kızıl bir kan halesi kurumaya yüz tutmuştu. Başındaki derin yarayı açan büyük şamdan, üzerinde mumları olmaksızın, cesedin birkaç karış ötesinde devrilmiş duruyordu. Bir kısmı erimiş, eğri birkaç mum odanın farklı yerlerine savrulmuştu.

“Başına aldığı darbe sonucu kan kaybederek ölmüş, bu çok açık,” dedi Adli Tabip doğrulurken. “Ölüm saati için bedenin katılığı ve kan izlerine baktığımızda… Sekiz saatten fazla olmadığını söyleyebilirim.”

Sağa sola konulmuş delil numaralarına basmamaya ve eşyalara dokunmamaya gayret ederek odadan çıktılar. Komiser açık havaya çıkar çıkmaz bir sigara yaktı. Dedektif defterine aldığı notları son bir kez gözden geçirdikten sonra yardımcısının sürdüğü aracın arka koltuğuna yerleşti. Genç adam hukuk fakültesinde öğrenciydi ve Dedektif’in eşinin yeğeniydi. Okul harçlığını çıkarmak ve boş zamanlarında iş deneyimi edinmek için Dedektif’e asistanlık görevini üstlenmişti.

Dedektif, yol boyunca sarsıntıyla dökülmesin diye suyu azaltılan fanusu kucağında güvene aldı. “Gel bakalım sessiz tanık**, seninle birlikte çözeceğimiz bir davamız var,” deyip derin düşüncelere daldı.

Kırmızı balık, aracın hareketinden tedirgin olmuştu. Önce biraz çırpınsa da dışarıda akıp giden manzaraya kanarak sakinleşti.

***

Dedektif, ilginç bir adamdı. Emeklilik günlerini balık tutarak, yazlık evinin bahçesini sulayarak geçirecek biri değildi. Emniyet Teşkilatı’ndaki görevi sona erdiğinde geriye odasının bir duvarını dolduracak kadar çok madalya ve başarı belgesi ile mütevazı hayatını idame ettirmeye yetecek miktarda emekli ikramiyesi kalmıştı. Okuduğu polisiye romanlardaki çalışma odalarına imrenerek özenle hazırladığı ofisinde kırmızı balığa kitaplığın önünde, pencereye yakın, sıcak bir köşe yakıştırdı. Suyunu tamamladığı fanusta eski neşesine kavuşan sevimli yaratığı beslerken aklı hâlâ olay mahallinde gördüklerindeydi.

Oda kapısı yavaşça açıldı. Elinde gümüş tepsiyle ufak tefek, güzelce bir kadın içeri girdi. “Sevgilim, sıcak kakaomuzu getirdim. Biraz daha iyi misin? Konuşmak ister misin?”

Dedektif, eşini sevecenlikle karşıladı, elindeki tepsiyi alıp kadını yumuşak koltuklardan birine oturttu. O, piposunu ustalıkla doldurup yakarken kadın gülümseyerek porselen fincanlardan yükselen buharı izledi.

Dedektif, piposundan derin birkaç nefes çekip dumanı, ucunda kristallerin oynaştığı avizeye doğru üfledi. “Aziz dostumu o hâlde görmek tahmin edersin ki beni fazlasıyla sarstı. Hayat çok tuhaf, kim derdi ki ünlü polisiye ve gizem yazarı tıpkı kendi kurguladığı hikâyelerdeki gibi odasında öldürülecek. Hem de bir şamdanla, kafasına vurularak. Ne klişe ama!”

Kadın ellerini kucağında birleştirmiş, anlayışlı bir gülümsemeyle kocasını dinliyordu. Hayat arkadaşının kurgu bir dedektif karaktere öykünen hâli başlarda kadını korkutsa da hayatlarına macera ve eğlencenin yeniden girişi, kocasının gözlerindeki heyecan ve tutku bir süre sonra onun da hoşuna gitmişti. Ne yazık ki eşi emekli olup eve dönen her kadın onun kadar şanslı olmuyordu.

Dedektif derin bir iç çektikten sonra devam etti “Tıpkı klasik bir Agatha Christie öyküsü içindeyiz. Fırtınalı bir gecede, elektrik kesilmiş. Yazar dostum odasını tıpkı bir Orta Çağ malikânesinde olduğu gibi mumlarla aydınlatmış.” Gözü o sıra suyun yüzeyindeki hava kabarcıklarıyla uğraşan balığa takıldı. “Şu sevimli dost dışında olaya şahit olan kimse yok. Ne diyorsun bu işe?”

Kadın balığı izlerken bir müddet düşündü. “Peki, o gün ziyarete gelen misafirler olmuş mu?”

Dedektif kalkıp masanın üzerindeki not defterini aldı. Yakın gözlüklerini takıp okumaya başladı. “Sabah sekiz buçukta bina görevlisi siparişlerini teslim etmiş. Bizimki gayet normal görünüyormuş. Öğleden sonra bir buçukta muhasebecisiyle telefonda görüşmüş. Bir önceki ziyaretimde hesaplarda bir sıkıntı olduğundan bahsetmişti. Adamın ondan para tırtıkladığından şüpheleniyordu.”

“Muhasebeci, hırsızlığı ortaya çıkmasın diye gelip onu öldürdü mü diyorsun? Doğrusu bu çok kolay bir çözüm olurdu,” diyerek gülümsedi kadın.

“Evet, yaşadıklarımız bir kurgu olsaydı bu sonuç okuru hiç de memnun etmeyen bir final olurdu. Gerçi bana sorulsa çözmeyi hayal ettiğim muammada odanın kapı ve pencereleri içeriden kilitli olmalı ve odaya başkaca bir giriş ve çıkış mümkün olmamalıydı.”

“Ah!” dedi kadın gülerek “En sevdiklerin.”

Dedektif sıcak çikolatasının son yudumunu da içip fincanı kenara bıraktı, not defterine döndü. “Sevgili dostum çok düzenli ve dakik bir adamdı. Her şeyi ajandasına titizlikle not almış. Bak, öğleden sonra iki buçukta boşanmak üzere olduğu eşi gelmiş.” Masanın üzerindeki ifade tutanaklarını karıştırıp aradığını buldu. “Komşu dairede yaşayan yaşlı hanımın ifadesine göre karı koca arasında konusunu tam olarak anlayamadığı bir tartışma yaşanmış. Bu kavganın boşanma sonrası mal paylaşımıyla ilgili olduğu aşikâr.”

“Bu da cinayet için geçerli bir gerekçe. Bir kadının kendini sürekli aldatan ve boşanmakta zorluk çıkaran eşinin kafasına bir şamdan indirmesi bana çok makul geldi doğrusu,” dedi kadın kıkırdayarak. “Başka şüphelimiz var mı?”

“Tabii ki var,” diyerek başını salladı Dedektif. “Muammayı derinleştirmek için şüpheli sayısının makul miktarda olması gerekir.” Not defterinde aradığı sayfayı bularak okumaya girişti. “Ünlü yazarımız birkaç gün önce mahalledeki kasapla da tartışmış. Adamla gidip bizzat konuştum. Bizimki sipariş ettiği etin yağlı olmasına sinirlenmiş. Oysa apartman görevlisi etler aynı miktarda olduğu için sekiz numaranın siparişiyle onunkini karıştırmış. Kasap olayın bir yanlış anlaşılmadan ibaret olduğuna, karşılıklı özür dilediklerine ve meselenin hallolduğuna yeminler ediyor.”

“Ama?” dedi kadın kaşlarını kaldırarak.

“Ama… Tartışma sırasında sarf edilen birkaç söz Kasap’ın gücüne gitmiş. Büyükçe bir dana dilini öfkeli müşterisine hediye ederek ince bir sitemde bulunmak istemiş.”

“Kesilmiş bir dil! Epey tehditkâr bir hediye bu,” dedi kadın hayretle. ”Peki, Yazar bu işe ne demiş?”

“Kasap dükkânını kapattıktan sonra akşam sekiz buçuk sularında paketi bizzat teslim etmek üzere yola çıkmış. Ancak yolda dükkânın arka tarafındaki ışıkları açık unuttuğunu anımsamış. Geri dönüp ışıkları kapatmış. O sırada onu gören şahitler var. Sonra saatin geç olduğunu düşünerek paket teslimini ertesi güne bırakmaya karar vermiş, ailesiyle yaşadığı evine gitmiş. Dolabı açıp hâlâ paketinde duran dili gösterdi bana.”

“Çok detaylı bir ifade, üstelik bunu sana anlatmayabilirdi.”

“Polisiye vakalarda yüzlerce gereksiz ayrıntı ve boş lakırdı dinlemek olağandır. Gerçek hayatta bu sadece başımızı ağrıtır, ama bir kurguda olması iki şeye delalet eder: Yazar tecrübesizse kaleminin büyüsüne kapılmış, ana temadan kopmuş ve süslü cümlelerin peşine takılıp kaybolmuştur. Ancak usta yazarlar okurun kafasını karıştırmak ve suçluyu başarıyla saklayabilmek için bu söz çalılarını metinlerine özenle yerleştirirler.”

“Başka neler öğrendin?”

“Yazar dostumun yayıncısıyla da görüştüm. Hevesle son dosyayı beklediklerini, tanıtım ve imza günleri için planlama yaptıklarını söyledi. Güzel, alımlı bir kadın. Merhumla aralarında bir ilişki olduğunu öğrensem şaşırmazdım doğrusu. Bir de uzun yıllardır hukuk işlerine bakan ünlü bir avukatı vardı. Birkaç kez briç oynarken rast gelmiştim. Adamı hiç sevmiyordu. Ondan sürekli ‘Uyanık şeytan!’ diye bahsederdi. Ancak Avukat’ın tuttuğunu koparan biri olduğu da şüphe götürmez. Şimdilik bildiklerim bundan ibaret. Parmak izi ve adli tıp sonuçları çıkınca elimizde daha fazla kanıt olacak.”

Kadın boşalan fincanları tepsiye yerleştirip kalktı. Alnındaki kırışıklığa bakılırsa aklı hala öğrendikleriyle meşguldü. Kocasına dönüp yumuşak bir sesle, “Umarım katili çabucak yakalarsınız,” dedi. “Olay epey çetrefil duruyor.”

Tam kapıdan çıkacakken durakladı. Dönüp kocasına heyecanla sordu. “Sahi, ölüsünü kim, nasıl bulmuş ondan bahsetmedin.”

Adam parmağını anlamlı anlamlı sallayarak kadına gülümsedi. “Ah Miss Marple*** gözünden de bir şey kaçmıyor, seni tebrik ederim.”

Kadın gülümsedi, “Elbette, dikkatli bir polisiye okuru olarak hikâyede eksik bir parça kalmaması gerektiğini biliyorum.”

“Gece elektrik kesintisi olduğunu söylemiştim, anımsarsın. Sabaha karşı beş civarı cereyanlar gelmiş. Bizim rahmetlinin antika müzik seti, teknik bir aksaklıktan olacak son ses çalışmaya başlamış. Sabahın o en huzurlu saatinde bunca yaygara komşuları ayağa dikmiş hâliyle. Uzatmayayım, kapıcı master key ile kapıyı açınca vahim durumun farkına varmışlar.”

“Kapıcıda anahtar mı varmış?”

“Evet, evet şu otellerdeki her kapıyı açabilen türden bir alet.”

“O hâlde şüphelilere onu da eklemen gerekecek,” dedi kadın. Sonra fanusunda hareketsiz duran balığa bakıp gülümsedi. “Keşke hayvanların dili olsa.”

***

Eşi gittikten sonra bir süre dalgın gözlerle balığı izledi dedektif. Birden yüz hatları gerildi. Yerinden fırlayıp kitaplığın alt raflarını karıştırmaya, üst üste yığdığı eski dergileri incelemeye başladı. Sonunda aradığını bulunca kapağa elinin tersiyle pat diye vurdu. “Tabii ya! Neden aklıma gelmedi ki?”

Aylar önce okuduğu ve aklında sadece başlığı ve ana düşüncesi kalmış bir makaleyi baştan sona dikkatlice tekrar okudu. Makale özetle Backster isimli bir bilim insanından bahsediyordu. Yaptığı çalışmaların bir kısmı deneysel düzeyde kalsa da NYPD ve FBI için yaptığı araştırmalar kıymet görmüştü. Dedektif’in ilgisini çeken esas konu Backster’ın bitkiler üzerinde yaptığı deneylerdi. Bilim insanının fikrine göre bitkiler çevrelerinde olan bitenden haberdardılar ve doğru bir teknikle onlardan bilgi almak mümkündü.

Dedektif gülümseyerek başını dergiden kaldırdı, dönüp kırmızı balığa baktı. “Yarın seninle bir cinayet davası çözeceğiz ufaklık.”

***

“İnanın çok heyecanlıyım efendim,” dedi yardımcısı Dedektif’e. “Elimizde doğru dürüst delil yoktu ve Adli Tıp’tan dişe dokunur bir bilgi gelmedi. Davadan neredeyse ümidi kesecektim.”

Dedektif, çalışma odasında yapılan hazırlıkları kontrol etmeyi bitirmiş, merhum Yazar’ın koltuğunda sessizce piposunu tüttürüyordu.

Yardımcısı ileri geri yürüyerek “Siz aradıktan sonra gözüme uyku girmedi. Sabah erkenden şüphelileri tek tek arayarak bu gece yarısı olay mahallinde olmaları gerektiğini söyledim. Bu daveti bizzat Komiser’in izni ve emriyle yaptığımı da söylemeyi ihmal etmedim tabii.”

Dedektif bakışlarını tıpkı cinayet gecesindeki gibi yerleştirilmiş odada gezdirdi. Sehpanın üzerinde, berrak suyun yansımalarıyla oynaşan kırmızı balığa bakarak, “Umalım da planımız aksamadan işlesin evlat,” dedi.

Komiser acele adımlarla içeri girdi. “Birkaç adamımı binanın ön ve arka kapılarına yerleştirdim. Bir adam da çatıda bekliyor olacak. Katil olur da bu odadan kaçmaya çalışırsa dışarıda onu gafil avlamalıyız.”

Dedektif yüzünde memnun bir ifadeyle “Âlâ!” dedi. “Saat tam gece yarısını vurduğunda konuklarımızı içeri alabilirsiniz.”

***

“Kıymetli dostlar!” dedi Dedektif, ucunu iyice bükerek havaya diktiği bıyıklarını titreterek. “Hoş geldiniz! Bu gece burada toplanmamızın sebebini az çok tahmin etmişsinizdir.”

Konuklar oturdukları sandalyelerde huzursuzca kıpırdandılar.

Siyahlar içinde daha da çekici görünen genç dul yumuşak bir sesle “Beyefendi, size nasıl müteşekkirim tahmin edemezsiniz. Zavallı eşimi benden koparan caniyi bulduğunuzu ve bizlere kimliğini açıklayacağınızı düşünüyorum, yanılıyor muyum?” diye sordu.

“Bir bakıma haklısınız hanımefendi, gece sona ermeden katilin bu odadan tutuklu olarak çıkacağını size garanti ederim. Ancak ben de tıpkı sizler gibi henüz onun kimliği hakkında bilgi sahibi değilim.”

Muhasebeci gergin bir sesle atıldı. “Fakat beyefendi, bizleri burada suçluymuşuz gibi toplamanız çok asap bozucu. Polise gereken ifadeleri verdiğimi ve kendimi akladığımı düşünüyorum.”

Kasap bir kahkaha patlattı. “Anlamıyor musunuz, ellerinde hiç delil yok ve suçu üstüne yıkabilecekleri bir enayi arıyorlar. Benim burada işim yok, gidiyorum.”

Komiser, ayağa kalkmaya yeltenen adamı sertçe omuzlarından bastırarak oturttu.

“Lütfen endişelenmeyin, toplantımız kısa sürecek ve bittiğinde kimsenin sonuçtan zerre kadar şüphesi olmayacak,” dedi Dedektif.

Kapıcı en arkada oturduğu için boynunu uzatarak olan biteni görmeye çalışıyordu. Hemen önünde oturan Avukat kendinden emin bir tavırla gülümsüyor, endişeyle tırnaklarını kemiren yayınevi sahibesinin sakinleşmesi için ara sıra telkinde bulunuyordu.

“Sözü ve gerilimi uzatmanın âlemi yok,” dedi Dedektif.

Oda tıpkı cinayet gecesindeki gibi mumlarla aydınlatılmıştı. Dışarıda fırtına yoktu ama yağmurlu ve kasvetli bir hava şehrin üzerini kaplamıştı.

“O talihsiz gece yazar dostum tıpkı şu an benim yaptığım gibi masasının başında oturmuş, birtakım evrak işleriyle uğraşıyordu. Adli Tabip ölüm saatinin cesedinin bulunmasından sekiz ile on saat öncesi olduğunu söylüyor. O gece bölgede elektrikler tam on biri çeyrek geçe kesilmiş. Bunu elektrik idaresi doğruluyor. Elimizde cinayet aleti bir şamdan ve darbenin şiddetiyle yere saçılan üç adet neredeyse dörtte biri erimiş mum var.”

Dedektif bir süre durup dikkatle kendini dinleyen grubu süzdü. “Hanımlar, beyler! Bu mumlar bize olayın tam olarak kaçta gerçekleştiğini söylüyor,” diyerek yardımcısına döndü.

Yardımcısı Dedektif’e hayranlıkla baktı. Geniş bir rafta duran parlak şamdanı alarak mumlardan birine üfledi. Sönen mumu eline alıp meraklı seyircilerin görebileceği şekilde ileri uzattı.

“Gördüğünüz ve anlayacağınız gibi mumu bu gece tam elektriklerin kesildiği saatte yaktım. Yaklaşık dörtte birinin yandığını teyit edebilirim. Demek ki cinayet tam olarak şu sıralarda işlenmişti. Yazar, Kapıcı ve komşuları tarafından ölü bulunduğunda öleli dört saat olmuştu.”

“O saatte eminim ki hepimiz yataklarımızda mışıl mışıl uyuyorduk, bize ölüm saatinden ziyade katilinin kimliği gerekli,” dedi yayınevinin sahibesi. Sesi sinirle titriyordu.

“Çok doğru hanımefendi,” diyerek kadını onayladı Dedektif. Ayağa kalkıp bastonunu eline aldı. “Yine de bir cinayet dosyası kapandığında tüm soruların cevaplanmış olmasını bekleriz. O nedenle bu detay bizim için önemliydi.”

Masanın önüne geçerek tam da Yazar’ın öldürüldüğü noktada durdu. “Bu davada kurban, şüpheliler, cinayet aleti, ölüm saati gibi bir takım deliller mevcut. Peki, elimizde ne yok?”

Avukat sandalyesinde dikleşerek, kendinden emin yanıtladı “Bir şahidiniz yok bayım! Bir şahidiniz olsaydı işiniz çok kolaylaşırdı.”

Dedektif masaya dayalı bastonunu eline aldı, ucuyla Avukat’ı işaret ederek göz kırptı. “İşte şimdi olayın can alıcı noktasına geldik. Bir şahidim var bayım! Olayı başından sonuna izleyen, öncesinde ve sonrasında odada bulunduğu hâlde Katil’in varlığını fark etmediği bir şahit.”

Şüphelilerden hayret nidaları yükseldi. Dedektif bekleyişi fazla uzatmadan dönüp üzerini bir eşarpla örttüğü fanusu açığa çıkarttı.

Yazar’ın dul eşi Komiser’e dönüp “Tanrım! Az kalsın bu saçmalığı ciddiye alıp suçlunun yakalanacağına inanıyordum. Lütfen bana katili bir balığın ifadesiyle yakalayacağınızı söylemeye kalkmayın!” diye bağırdı.

Komiser gözleri yarı kapalı, sakin tavrını hiç bozmadan, “Lütfen sessiz olun, inanın az sonra komiserin cebindeki kelepçe içinizden birinin bileklerine geçecek,” dedi.

“Şimdi o gece olanları kısaca gözünüzde tekrar canlandırayım,” diyerek kendinden emin bir tavırla sözlerine devam etti.  “Gökyüzünün şimşeklerle yarılıp parladığı o gece, klasik mobilyalarla döşenmiş bu odada, sessiz şahidimiz fanusunun içinde ahenkle yüzüyordu. Yaklaşan fırtına nedeniyle elektrikler kesikti ve balığın sahibi odanın iki köşesine şık şamdanlar üzerinde alevleri titreşen mumlar yerleştirmişti. Dışarıda zaman zaman aydınlanan gökyüzü ve içerideki bu titrek sarı ışıltılar eşyaların gölgelerini uzatıp kısaltarak ortamı bazen romantik bir kış odasına bazen de korkunç canavarlarla kaplanmış bir masal ülkesine çeviriyordu.”

Avukat dayanamayarak “Ne bu şimdi? Klasik bir polisiye romanın son sahnesi mi? Aklınız başınızda mı sizin!” diye söylendi.

Diğerleri ortamın kasvetine ve Dedektif’in olayı dramatize eden yumuşak sesine çoktan kendilerini kaptırmış olmalılardı ki Avukat’ı destekleyen çıkmadı.

“Evin kapısı şiddetle vuruldu,” diye devam etti Dedektif. “Talihsiz kurban misafirini içeri aldı. Belki bir süre konuştular. Ancak sohbet zamanla sonucu ölüme varacak bir tartışmaya dönüştü. Karanlık siluet sorununu konuşarak çözemeyeceğini anlayınca öfkeden deliye döndü ve o an için ona en yakın silaha, şamdana uzandı. Yine de talihliymişiz ki şamdandan sağa sola saçılan mumlar, savrulmanın etkisiyle söndü ve bize cinayet saatini söyledi. Aksi olsaydı evi alevler içinde bulabilir ve kurbanın yangın sonucu öldüğünü sanabilirdik.”

Nefeslenmek için bir süre sustu. Pencere kenarına giderek fanusu eline aldı. Suyun hafifçe çalkalanmasıyla hareketlenen balık sağa sola yüzmeye başladı.

“O sırada her zaman durduğu köşede olanları izleyen bir şahit vardı,” dedi konuklara dönerek.

Kasap sandalyesinden doğrulup yüksek sesle, “Hadi bakalım Sherlock Holmes, sen bu balığı konuşturabilirsen ben de kırlarda otlayan bütün ineklere kanat takıp uçuracağım,” diyerek güldü.

Komiser, Kasap’a çatık kaşlarla bakarak susturdu, “Lütfen devam edin Sayın Dedektif.”

“Bilimsel çalışmalar şunu göstermiştir ki; uygun koşullarda ve doğru teknikle her canlı çevresiyle anlamlı bir iletişim kurabilir.”

Dinleyenler olanlara şaşırmış, olacaklar konusunda da meraklanmışlardı. Kapıcı kafasını uzatmaktan yorulduğu için yerinden kalktı, gelip önde oturan dul eşin yanındaki pufa yerleşti.

“Şimdi bu sadık dost ve emin şahidi bir anlığına önünüzde durup sizi gözleyebileceği şekilde tutacağım. Her biriniz ona yüzünüzü saklamadan bakmalısınız. Umuyorum ki balık o gecenin mücrimini derhâl tanıyacak, gördüklerinin şiddetini anımsayacak ve bunu belki çırpınarak belki de gözlerini suçludan hiç ayırmayarak belli edecektir.”

Genç dul sabırsız bir sesle, “Bir an önce yapın da bu soytarılık bitsin. Başım çatlayasıya ağrıyor ve evime gidip tüm yaşananları unutmak istiyorum,” diye söylendi.

Dedektif hafif adımlarla ilk şüphelinin önüne geldi. Fanusu Kapıcı’ya yaklaştırarak bir süre bekledi. Kapıcı gözleri dehşetle açılmış bir hâlde balığa bakıyordu. Balık camın cidarını yoklayarak uzaklaşınca adam derin bir nefes aldı.

Sıra Yazar’ın güzel karısındaydı. Kadın mağrur tavrını bozmamaya büyük bir gayret göstererek sınavı başarıyla atlattı.

Kasap, fanusun önünde durduğu her saniyeyi balığa, odadakilere, Yazar’a ve elbette bahtına ağır sözler söyleyerek değerlendirdi. Balık bu sözlerin hiçbirini üzerine alınmış görünmüyordu.

Yayınevi sahibi güzel hanımefendinin rengi kül gibi olmuştu. Yaprak gibi titreyen ellerini zapt etmekte güçlük çekiyordu. Dedektif fanusu yavaşça yüzüne yaklaştırdığı an kadın yerinden fırladı ve elinin tersiyle cam küreye şiddetli bir tokat patlattı. Kırmızı balığın güvenli evi sularını saçarak yere yuvarlanıp çatlarken kadın Muhasebeci’nin boynuna yapışmış sıkıyor ve “Seni lanet olası hırsız, sana sorunu konuşarak halletmemiz gerektiğini söylemiştim. Onu öldürerek bizim de ipimizi çektin. Seni geberteceğim,” diye çığlık çığlığa bağırıyordu.

***

“Bir an itiraf etmeyeceklerini düşündüm,” diyerek güldü Dedektif.

Bu sefer kendi ofisinde, teşkilattan üst düzey birkaç yönetici, Komiser, bir gazeteci ve elbette yanından ayrılmayan yardımcısı toplanmış, katilin ve azmettirenin yakalanmasını küçük bir partiyle kutluyorlardı.

Dedektif’in eşi boşalan kadehini tekrar doldururken, “Seninle ne kadar gurur duysam azdır sevgilim,” diye fısıldadı.

Onlara istemeden kulak misafiri olan Komiser, “Benim de yanımda iki kelepçe getirmiş olmamı muhakkak takdir etmelisiniz,” deyince gülüştüler.

Komiser Dedektif’e dönüp sordu. “Azizim, aklıma takılan bir husus var. Bitkilerin ve hayvanların üzerinde yapılan deneyler konusunda anlattıkların elbette doğrudur, ancak bir balığın ‘İşte sahibimi öldüren katil budur!’ demesini beklemediğini düşünüyorum. Haksız mıyım?”

Dedektif bacak bacak üzerine atıp pantolonunun üzerindeki ince tozu eliyle silkeledi. Odadakilerin söyleyeceği şeyleri merakla bekliyor oluşu onu inanılmaz keyiflendirmişti.

“Kesinlikle haklısınız Komiser! Hayvanların ve bitkilerin dünyasına yeterince hâkim değiliz. İleride muhakkak onlarla da konuşmak kabil olacaktır. Ancak şu an insan doğasını tanıyor, baskı altındayken daha çok hata yapıldığını biliyor, mimik ve vücut hareketlerini izleyerek delil elde edebiliyoruz. İşte ben de tam olarak bunu yaptım. Önce kafalarını karıştıran bir bilimsel bilgiyle şüphelileri şaşırttım. Sonra da tedirgin edici bir şekilde fanustaki balığı burunlarına kadar yaklaştırdım. Elbette odada yarattığımız atmosfer de ruh hâllerine çok etki etti.”

“Kadının paniklemesi ve itirafı bize ortada bir işbirliği olduğunu gösterdi,” diyerek güldü Komiser içkinin de verdiği keyifle.

Dedektif gülümseyerek devam etti sözlerine “Muhasebecisi, dostumuzu hissettirmeden soyuyordu. Bu durumu ilk anlayan yayınevi sahibi oldu. Kadın, her yayınevi sahibi gibi yazara verdiği teliften son derece rahatsızdı. Paranın tamamına sahip olabileceğini düşündü ve güzelliğini kullanarak Muhasebeci’yle yakınlaştı. Yazar’ın durumu fark etmesi üzerine sevgilisini kışkırttı ve elbette sonuç korkunç bir cinayet oldu.”

“Fakat yazarın ölümü bir yayınevi için altın yumurtlayan tavuğu kesmek olmaz mı?” diye sordu Dedektif’in eşi.

“Ah! Çok az yazarın yıldızı sonsuza dek parlar hayatım. Ne yazık ki aziz dostum artık kendini tekrarlıyor, satış rakamları her kitabında yavaş yavaş düşüyordu. Bazı sanatçıların ölüsü, dirisinden daha fazla değer görür. Birkaç ay sonra raflarda satılmamış bir kitap dahi kalmadığını görecek ve bana hak vereceksiniz.”

Komiser “Olayın mantıklı bir çözümle sonuçlanmasına sevindiğimi itiraf edeyim, aksi olsaydı mahkemede durumu nasıl açıklardık bilemiyorum,” deyince Dedektif onu dostça bir tavırla omuzlarından kavradı.

“Sevgili Komiser, unutmayın ki iyi bir polisiyede çözüme her daim mantıklı ve akılcı yöntemlerle ulaşılır. Şimdi müsaade ederseniz güzel eşim gri hücrelerimizi o nefis sıcak kakaosuyla canlandırsın.”

SON

*Kırmızı Balık Cinayeti: Orijinal adı ‘Acqua in Bocca’ olan Andrea Camilleri ve Carlo Lucarelli’nin birlikte yazdıkları polisiye, cinayet romanı.

**Sessiz Tanık: Yazar Agatha Christie’nin 1937’de yayımlanan bir Hercule Poirot macerası.

***Miss Marple: Agatha Christie’nin kurguladığı amatör dedektif karakter.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar