Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

YeniSayı Çıktı

Polisiye Dergi Dedektif'in yeni sayısını şimdi ücretsiz okuyabilirsin!

OZAN ILGIN 27: DE(RİN)VLET

Diğer Yazılar

Tuğba Turan
Tuğba Turan
1972, Ankara doğumlu olan Turan, 1990 yılında Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirip devlette çalıştıktan sonra 2008'de Karabük-Eflani ilçesine serbest eczane açtı. Kendisini 2003 doğumlu bir erkek evlat, üç köpek, on (zaman zaman daha fazla) kedi annesi olarak tanımlamaktadır. Safranbolu’da yaşıyor. Zalifre Yazıları isimli basılı dergide makaleleri yayınlanan yazarın Gölge e-Dergi'nin son yirmi sayısında fantastik hikâyeleri yer almıştır. Dedektif Dergi’nin kuruluşundan beri yazdığı 30 bölümlük Tilda ve Diğerleri isimli polisiye hikayeleri kitap haline gelmiştir. Kişisel sayfası olan tugbaturan.com'da tüm yazılarını yayımlayan yazar aynı zamanda Türkiye Polisiye Yazarları Birliği üyesidir. Eserleri: Adı Cemre Olacak (Roman) 2020, Herdem Yayınevi Dedektif Tilda ve Diğerlerinin Olağanüstü Maceraları (Polisiye Hikâye) 2021, Herdem Yayınevi Dedektif Dergi (Polisiye Hikâye Seçkisi, Kolektif) 2018, Paradigma Akademi Kırmızı Battaniye (Polisiye Hikâye, Kolektif) 2018, Paradigma Akademi Dark Polisiye – İkinci Kitap 2021, Dark İstanbul Yayınları

Bazen insanlar ayakta uyur. Ben de masum ve mazlum sandığım Güvercin Ana isimli bir kadın tarafından ayakta uyutulmuştum. Bu kadını mafya lideri, kumar ve uyuşturucu taciri Uçhan Kaçan Rüçhan’ın elinden kurtarmaya çalışırken domuzun asıl başının Güvercin Ana olduğunu öğrenince Fight Club filminin son sahnesindeymişim hissi yaşadım kafamda. Ne izledim lan ben? Asıl suçlu benim “Şükür ki, devletimiz hâlâ güçlü ve hâlâ mazlumların yanındaydı,” diyerek korumaya çalıştığım bu Güvercin Ana mıymış yani?

SULTANAT’IN DOĞU YAKASI’NDA BİR HÜCRE EVİNDE BULUNAN SİLAH LİSTESİDİR:

PKM Bixi makineli tüfek: 14

AK 47- Kalaşnikof: 143

RPG 7 roketatar: 57

Lav silahı: 8

Silahlar parçalarına ayrılmış, gres yağıyla yağlanmış ve Miki Fare’li bebek battaniyelerine sarılarak gömülmüş olarak bulundu.

Mafya anası bu iki kadının terk ettiği villanın bahçesinde gömülü silahlara SSOK tarafından el konuldu. Silahları bu yasadışı insanlar herhangi bir faaliyete kalkışmadan önce bulduk diye sevinmiştik. Tabii ki erken bir kutlamaydı. Bizim bulmamız için bahçeye gömdükleri silahlar, bize yaşatacakları tehlike dolu günlerin fragmanıydı.

***

Ayakta ve dahi yan gelip yatarak uyutulanların şehri Sultanat, o sabah, metrolarda ve bir belediye otobüsü hattında meydana gelen toplam beş patlamayla gözünü açtı. Metronun ve otobüslerin en kalabalık olduğu sabah saati, işe gidenlerin yoğun olduğu dört metro vagonu, tünellerde acil durum butonuna basılarak durdurulmuş sonra da patlatılmıştı. Şehrin Doğu Yakası’ndan Batı Yakası’na giden ve buralardaki fabrikalarda çalışan mavi yakalıları taşıyan bir belediye otobüsü ise, Burgaziçi Köprüsü üzerindeyken patlatıldı. Şehrin dört ana metro hattı ve şehrin ortasından geçen Burgaziçi Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan köprüde bu denli büyük facialar yaşanınca şehir adeta felç oldu. İtfaiye arabaları, ambulanslar, polis araçları, enkazdan yaralı veya ölüleri çıkarmaya gidecek olan tüm teknik ekipler şehrin trafik keşmekeşinde sıkışıp kaldı.

Sultanat Şehri Özel Kuvvetler-SSOK olarak biz duruma müdahale etmede yetersiz kalınca Vali-başkan orduyu sahaya çağırdı. Vatandaşlara ait tüm araçların ikinci bir emre kadar en yakın ara sokağa park etmeleri ve şehrin tüm ana arterlerini trafikten arındırılmaları emredildi. Ordu, her köşe başına makineli tüfekli askerler dikince sokağa çıkma yasağı ilan etmeye gerek kalmadı. Zaten işlerine gidemeyen yetişkinler ve okullarına ulaşamamış öğrenciler trafikten ve caddelerden sessizce çekilince meydanlar boşaldı.

Kolluk ve sağlık kuvvetlerinin enkaz kaldırma, yaralı ve ölüleri taşıma işlemleri gecenin geç saatlerine kadar sürdü. Patlamaların şiddeti yüzünden yaralıların çoğunun ekseriyetle bacakları veya kollarının koptuğu tespit edildi. Ölmüş bedenler paramparça olduğu için ilk etapta sayıları 72 olarak açıklandı. Sonraki saatlerde bu sayı 101’e çıkacaktı.

Yangın uzmanları patlayan metro vagonlarından birinde gövdesinin ve kafasının yarısı uçmuş bir ceset tespit ettiler. Diğerlerinin uzuvları kopmuş ya da parçalanmışken patlama şekli yüzünden bu kişinin intihar bombacısı olduğu sonucuna varıldı. O saniyeden itibaren işin rengi değişti.

***

Sultanat Eyalet-şehri, doğu ve fakir yakası Asya’ya ayak basan, batı ve zengin yakası Avrupa’yı adımlayan bir şehirdi. Fakir bölgelerde yetiştirdiği iş gücünü zengin bölgelerdeki fabrikalarında çalıştırarak ultra zengin olmuş beyaz yakalı, beyaz yatlı hatta beyaz gemili aileler şehrin Batı Yakası’nda ‘para var, huzur var’ şeklinde yaşardı. Eğlence sektörü ve yeme içme hayatıyla Avrupa’yı aratmayan bu şehir, hem Avrupalı hem Asyalı olmanın verdiği kozmopolitliği iyi şekilde kullanan, dünya üzerinde yetişen ve yenen her şeyin kolaylıkla temin edildiği bir geçiş noktası, yenilikçi para harcama trendlerine tam zamanında yetişen, parlayan bir elmastı. Bütün bu heyecanın ortasında kendini Savdi Akrep Yarımadası’ndaki petrol ve güç savaşlarından, dolayısıyla Ortadoğu bataklığından azade tutmayı bilmişti.

İsviçre’deki paralarının tek kuruşuna bile zarar gelmesin diye bu ülkeye saldırmazlık antlaşması imzalamış dünya ülkeleri, aralarında gizli bir anlaşma varmış gibi Sultanat’a da ilişmiyorlardı. Şehir, Ortadoğu batağından bir önceki keyif verici durak, uyuşturucu ticaretinde İpekyolu’na uzanan bir basamak, yasadışı silah ve her renkten her ırktan kadın ticareti yapmak isteyenlere elverişli bir konak olarak asla yasaklanamayan keyif verici bir madde gibi yüzyıllardır çekiciliğini korumuştu.

Bu canlı bomba olayı bütün bu algıları yerle bir edecekti. Piizişleri Bakanı Solomon Sert’in gizli bilgi ilan etmesine ve adli makamların patlamalara haber yapma yasağı getirmelerine rağmen yabancı basın, Sultanat’ta canlı bombaların beş noktada yüzden fazla insanı öldürdüğünü sürmanşetten duyurdu.

***

Uluslararası basını bu kadar ilgilendiren bir konu varken başka konulara da haber yasağı getirilebilirdi. Örneğin 4 Ağustos’ta, daha dört gün önce yapılmış olan Sultanat Kime Peşkeş Çekmek İstersem Çekerim Sınavı-SKPSS şaibeli soru skandalı nedeniyle iptal edildi. Sultanat’ta yaşayan, gelecekle ilgili tüm ümitlerini bu sınava başlamış binlerce genç perişan oldu. Sultanat Öğrenci Seçememe ve Yandaş Yerleştirme Merkezi-SÖSYM başkanı değiştirildi ama nafileydi. Gençler bir kez daha belirsiz bir geleceğe doğru yelken açtılar.

***

Normalde günlük açıklamalarıyla gündemi değiştirmeye pek teşne olan Vali-başkan İkram Papazoğlu, şehirde kurulan kriz masasına Piizişleri Bakanı Solomon Sert aracılığıyla emirler gönderiyordu. Durum değerlendirmesi ve basın açıklamaları için TV’lerin karşısına da bakanını yolluyordu. Diğer zamanlarda gençlerle, kadınlarla, çocuklarla ilgili her meselede yırtık prompterdan fırlar gibi fırlayıp laf yetiştiren bir Vali-başkan neden suskundu? Bu sessizlik elbette hayra alamet değildi.

***

Beş patlamanın enkazı kaldırıldı. Metro hatları ve Burgaziçi Köprüsü trafiğe açıldı. İnsanlar korkarak da olsa hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. Saldırılardan iki hafta sonra gazeteci Yusuf Pulister kapımda bitti.

“Geçen sefer sen ortaya çıktıktan sonra patlama olmuştu. Bu sefer patlamadan sonra ortaya çıktın. Hayırdır Yusufçuğum, bu şerefi neye borçluyum?”

“Kocaman sırt çantalı beş gencin patlamaların olduğu sabahki görüntülerini tespit ettik. Sultanat Merkez İstasyonu’ndan içeri giriyorlar. Beşi de bir yerde.”

“Beşi bir yerdeler pahalı olur diye bilirdim. Demek bu gençlerin hayatları gram altından çok daha ucuzmuş.”

“Gençler bedavaya gitti ama sebep oldukları sansasyonun sonuçları paha biçilmez.”

“Peki, bizim SSOK ve şehirdeki diğer kolluk kuvvetleri şehri köşe bucak ararken siz nasıl buldunuz bu beş kişiyi?”

“Siz delilleri patladıktan sonraki kalıntılarda aradınız. Siber güvenlik ekipleriniz ve olay yeri inceleme paramparça bir ‘puzzle’ı bir araya getirmekle uğraşıyorlar hâlâ. Biz yüzlerce kamera görüntüsünden zamanı geri aldık. Canlı bombaların patlamadan önceki hâlini bulmamız gerekiyordu.”

“Vaay. Akıllıca…”

“Eh övünmek gibi olmasın ama biz gazeteciler polisten bir adım öndeyizdir her zaman.”

“O yüzden ve maalesef fazla yaşamazsınız.”

“Her işin riski vardır Ozan. Şerefsizin biri donmuş bir 24 Ocak sabahı, karlı bir sokakta, evimizin önündeki arabamızı patlatacak diye bildiklerimizi yazmasaydık uğurlar olsun diye ağıtlar yakılır mıydı arkamızdan? Bir mumla karanlıklar aydınlanmaz belki ama bir mum söner yerine bin mum yanar.”

“Peki peki anladık. Yine hangi iş varmış bu işin içinde? Sen boşuna gelmezsin bana. Taşı kaldırınca kim çıkacak altından acaba?”

***

18 Ağustos’ta yandaş  gazeteci Faith Bullşit cezaevine girdi. Demek sistem arada sırada kendi itlerini de ısırıyordu. Lağım ağızlı bu adam sonunda hak ettiği cezayı bulmalıydı.

***

Bir ülkede veya eyalet-şehirde doğal felaketler harici (ki artık onlar da şüpheliydi) çok büyük bir terör olayı patlak verdiği zaman uzun vadede kimin işine yaradı bu diye sormayı öğretmişti bize SSOK Amirimiz Kozak Hayri. Yunus Pulister canlı bombaları tespit edip haberini patlattıktan sonra görüntüleri adalete teslim etmişti. Geriye gidilerek yapılan Sultanat Suçluları Sobeleme Sistemi-SOBESE kameraları taramasında beş tane canlı bombanın Güvercin Ana’nın silah gömdüğü villanın iki sokak ötesindeki bir başka villada yaşadığı tespit edildi. Eve baskın yapıldı. Terk edilmiş villada hidrojen peroksitle çamur haline getirilmiş piperin isimli madde ve bu karışımı patlatmak için kullanılan teçhizat bulundu. Piperin, karabiberden elde edilen bir maddeydi. Bu beş bombacının böyle bir patlayıcı meydana getirebilmek için kimden destek aldığı, hangi ülke vatandaşı olduğu, bomba yapımını nereden öğrendiği dipten doruğa araştırıldı.

Beş genç tahmin edilenin aksine Sultanat’ta doğmuş ve büyümüştü. Aileleri sıradan, kendi yağıyla kavrulan insanlardı. Babaları işçiydi,  Sultanat’ın kodamanlarının fabrikalarında çalışıyorlar, çarkların dönmesi için alın teri akıtıyorlardı. Oğulları ise görünmez eller tarafından zehirlenerek bu çarklara çomak sokmak uğruna kanlarını akıtmaya ikna olmuşlardı.

***

31 Temmuz’da SEVAP partisinden istifa eden Ethan Flag isimli iş insanı, East Fırıldak’ın genel başkanı olduğu Homeland Partisi’ne katıldı. Beş ay sonra bu partinin genel başkan yardımcısı olacaktı. Eyalet-şehir fırıldaklar memleketine dönmüştü. Her yöne dönebilen kullanışlı politikacılar içlerinden temiz olanları da kirletiyorlardı.

***

Haftalardır sessizliğini koruyan Vali-başkan İkram Papazoğlu sonunda tüm TV kanalı ekiplerini Belediye Bilişim -Bel-Bil Kulesi’nin bahçesine topladı.

“Şehrimizde meydana gelen terör faaliyetlerine sebep olanları lanetliyor, şehit ve gazilerimizin ailelerine Allah’tan rahmet ve başsağlığı diliyoruz. Bir daha böyle bir hayasızlığa, rezilliğe ve izansızlığa mahal vermemek ve şehrimiz insanlarını çaresizlik ve korku içinde yaşamaya mahkûm etmemek için bu akşamdan itibaren yeni kurulmuş HAŞHAŞİ isimli kolluk kuvveti birliklerimizin terminaller, metro istasyonları, havalimanları, ana caddeler, meydanlar dahil şehrin tüm kilit noktalarında vur emriyle hazırda bekleyeceklerini size açıklamaktan gurur duyuyorum.”

Açıklamayı beraberce dinlerken Yusuf’a gizlice sordum:

“HAŞHAŞİ ne demekmiş?”

Her Emre Amade Şaşkın Hatta İşi Başındankın Askerler İnisiyatifi.”

“Şaka mı bu?”

“Sana daha komiğini söyleyeyim Ozan. Bu ‘HAŞHAŞİ’ler vur emrini hangi mermilerle yerine getirecekler tahmin et.”

“Zırh delici mermilerle elbette.”

“Bingo!”

***

Kurucu liderimiz Mustafa Kâmil Atasult ölmemişti, kalbimizde yaşıyordu. Devlet de kalbimizdeydi. Ama bir devlet daha vardı devletten içeri. Ve bu devlet gerçekten çok derindeydi.

Ne demiştim? Bu şehir, Ortadoğu batağından bir önceki keyif verici durak, uyuşturucu ticaretinde İpekyolu’na uzanan bir basamak, silah ticareti ve her renkten ve her ırktan kadın ticareti yapmak isteyenlere elverişli bir konak olarak asla yasaklanamayan keyif verici bir madde gibi yüzyıllardır çekiciliğini korumuştu.

Şehrin devridaimi için mesai harcayan işçi babaların çocukları, bu şartlara çomak sokmak için canlı bomba olmuşlardı. Yanılmıştım. Onlar bu devrin daimî olması için canlarını vermişlerdi. Her dönem, çağ veya ülke kendi korkulacak unsurunu allayıp pullayıp halkın zihnine kazımazsa yaptığı yasa dışı kahramanlıkları aklayamazdı. Nasıl ki anneler geceleri bir türlü uyumak bilmeyen çocuklarını ‘öcü geliyor’ diye korkuturlar, devletler de bir türlü uyumak bilmeyen vatandaşlarını ‘terör geliyor, yıkım geliyor, dış güçler geliyor, güvenliğiniz kalmadı’ diyerek korkutuyorlardı. Sonra da “Biz özel silahlı birliklerle güvenliğinizi sağlayacağız, içiniz müsterih olsun,” diyerek bu korku ikliminde güven tazeliyorlardı. Her yüzyılda elma gibi bir meyve yasak ilan edilmeliydi ki cennetten kovulanlar kovulmalarının suçunu bu elmayı tutana yükleyebilsinler.

***

25 Ağustos’ta şarkıcı Gülshen, konseri sırasında imam-hatiplilere laf etti diye ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ suçundan göz altına alındı. Fakat Sultanat vatandaşları Gülshen’in yanında yer alarak X ve Instagram’da paylaşımlar yaptılar.

30 Ağustos’ta kripto para şirketi Thodex’i kuran ve Sultanat’ta binlerce vatandaşı dolandırıp yurt dışına kaçan kişi Arnavutluk’ta yakalandı. Adalet saatimiz bozuk da olsa en azından günde iki kez doğruyu gösteriyordu.

3 Eylül’de eyalet-şehrin resmi kuruluşu Sultanat Telgraf Telefon- STT’nin sisteminden 38.000 kişinin kimlik bilgilerinin yetkisiz kişilerce ele geçirildiği açıklandı. Devletin bile kimlik bilgilerimizi elinde tutamadığı bir devirde yaşıyorduk. Ama ne mutluyduk ki tepeden tırnağa silahlı askerler güvenliğimizi sağlayacaklardı.

***

Beş gencin Tacirüddin Tarikatı’nda yetiştirilip canlı bomba olmaları için aylardır uyuşturucuya alıştırılmış olduklarını öğrenince hiç şaşırmadım. Tüm bu bilgileri kamuoyu açıklayan araştırmacı gazeteci Yusuf Pulister ise görevi olan halkı bilgilendirmek işini layıkıyla ve eksiksizce yaptığı için gözaltına alındı. Anlaşılan o ki tüm doğruyu söyleyenler gibi Yusuf da dokuz köyden kovulup Cyvilry Hapishanesi’nde tutukluluk hayatı yaşamayı tadacaktı.

Sultanat’ta mazlumların ölümü bile zalimlere yarıyordu.

En Son Yazılar