Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Polisiye Roman Tadında Bir Film: Prisoners

Diğer Yazılar

Ramazan Atlen
Ramazan Atlen
1984 yılında Uşak’ta doğdu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Doktorluğun yanı sıra İngilizceden polisiye roman çevirileri yapıyor. Türkiye’nin Polisiye Dergisi Dedektif Dergi’nin 2021 yılında düzenlediği 2. Zehirli Kalem Öykü Yarışması’nda birincilik ödülü aldı. Öykü, deneme ve incelemeleri Dedektif Dergi’de ve çeşitli öykü seçkilerinde yayınlanmaya devam ediyor. Evli ve iki çocuk babasıdır.

2013 yılında Denis Villeneuve’nin yönettiği, başrollerinde Hugh Jackman, Jake Gyllenhaal gibi ünlü oyuncuların olduğu Prisoners (Türkçeye Tutsak olarak çevrilmiş), son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biri olmasının yanı sıra polisiye roman tadında diyebileceğim bir film. Öyle ki filmi izlerken filmdeki görüntüler, eylemler, konuşmalar, duygular önce harflere ve kelimelere, sonra cümlelere ve paragraflara dönüşüp hayalimde kapağı, sayfaları,   bölümleri ve arka kapak yazısıyla bir polisiye roman olarak canlanıverdi. Mutlaka bir polisiye romandan uyarlanmış olmalı, diye düşünmeden edemedim. Gerçi ister polisiye olsun ister başka bir tür, roman uyarlamaları genelde çok başarılı olmaz ya da kitabı okurkenki tadı vermez; bu da başta anlatım biçimleri olmak üzere pek çok yönden farklı iki ayrı sanat dalı olan edebiyat ve sinema için olağandır bir yerde. Neyse, zaten tahminimde yanılmışım. Herhangi bir romandan uyarlanmamış film. Filmin senaryosunu yazan Aaron Guzikowski’nin hem de ilk işinde bu denli başarılı bir senaryo yazmasına gıpta etmemek elde değil.

Polisiye roman tadında bir film derken içinde polislerin, suçluların, çete ya da mafya üyelerinin cirit attığı bir filmden bahsetmiyorum. Nasıl ki polisiye roman muamma içeren suçu anlatan bir roman türüyse ve genelde de özel ya da resmi dedektiflerin çoğunlukla cinayet olan bir suçu araştırıp aydınlatmaya çalışması, katili bulup yakalaması şeklinde ilerliyorsa, Prisoners filminin de buna benzer bir hikâyesi var.

Filmin başında Keller (Hugh Jackman)’ı oğluyla avcılık yaparken görüyoruz. Dindar bir adam olduğu anlaşılan Keller İncil’deki  “Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de bizim suçlarımızı bağışla,” ayetini okuyor. Keller’ın oğlundan başka bir de küçük kızı ve Grace isminde bir karısı var. Av dönüşü hep birlikte kapı komşuları olan Birch ailesine Şükran gününü kutlamak için gidiyorlar. Ancak yemek sırasında iki ailenin aynı yaştaki küçük kızları ortadan kayboluyor. Panik içinde kızlarını bulmaya çalışan Keller ve diğer kızın babası Franklin evlerinin yakınındaki şüpheli bir karavanı polise ihbar ediyorlar. Karavanı kullanan kişinin akli dengesi yerinde olmayan Alex isminde bir genç olduğu anlaşılıyor.

Bu noktada filmin asıl kahramanlarından biri devreye giriyor; Dedektif Loki (Jake Gyllenhaal). Genç olmasına karşın üstlendiği bütün davaları çözdüğünü öğrendiğimiz Dedektif Loki işini iyi bilen, soğukkanlı, becerikli bir polis. Alex’in karavanın içinde yakalanmasıyla kızların aileleri ümide kapılıyorlar ancak şüphelinin sorgusu sonucunda hiçbir delil bulunamıyor. Alex’in tutuklanmayacağını öğrenen Keller, polis merkezine gelip şüphelinin serbest bırakılmasını engellemeye çalışıyor. Bu esnada Alex yalnızca Keller’ın duyabileceği bir sesle kayıp kızları gördüğüne dair bir şeyler söylüyor. Keller (tabi ki biz seyirciler de) tabir yerindeyse Alex’den ciddi anlamda huylanıyoruz. Kendi halinde bir deli mi bu adam yoksa psikopatlığını delilik maskesi altında gizleyen bir cani mi? Doğrusu Alex rolündeki Paul Dano bu ikircikli rolü çok iyi oynamış. Film bu noktadan sonra birbiriyle iç içe geçmiş iki koldan seyrediyor denilebilir. Dedektif Loki’nin yavaş yavaş soruşturmasını ilerletip yeni deliller bulma çabası, kızların bulunup bulunmayacağı, zamanın giderek daralması filmin gerilim ve polisiye kanadını oluşturuyor. Keller’ın ise polisten ümidini kesip kendi göbeğini kendisinin kesmeye karar vermesi ve kızların yerini öğrenmek için Alex’i kaçırması bizleri duygusal açıdan fazlasıyla etkileyen sahnelerle karşılaştırıyor.

Prisoners filminin başarısı bir kaçırılma olayının aydınlatılmasını son derece inandırıcı bir şekilde anlatmasının yanı sıra kızları kaçırılan ailelerin psikolojilerini de gerçekçi biçimde gösterebilmesi. Keller’ın dindarlığıyla kızını bulmak için giriştiği eylem onu ciddi bir çıkmaza sürüklüyor. Filmin başında kendisine karşı suç işleyenleri bağışladığı için Tanrı’dan bağışlanmasını isteyen Keller, kızlarını kaçırdığına inandığı adamı affetmek bir tarafa dayanılmaz işkencelere maruz bırakıyor. Öyle ki bizler de kendimizi Keller’ın yerine koyuyor ve biz olsak ne yapardık diyoruz? Hala canlı olup olmadığı bile belli olmayan kızını kaçırdığından şüphelenmek için geçerli nedenlerinin olduğu bir adamı polis konuşturamadıysa sen konuşturmak için ne yapardın? Onu kaçırıp bir yere hapseder ve işkence yapar mıydın? Bunu yaparken ne kadar ileriye giderdin?

Filmdeki karakterlerin hepsi gerçek hayatta olduğu gibi bu olaya farklı tepkiler veriyorlar. Yaşadığı acıyla başa çıkmada sorun yaşayan birisi olan Keller’ın karısı, sürekli sakinleştirici almaktan başka bir şey yapamaz oluyor. Öte yandan kaçırılan diğer kızın anne ve babası olayın çözümünü zamana bırakma yanlısı olsalar da bir süre sonra Keller’ın Alex’i kaçırıp işkence yapmasına ortak oluyorlar.

Bir taraftan kızları bulmaya bir taraftan da Alex’in ortadan kaybolmasını çözmeye çalışan Dedektif Loki, sabıkalı kişileri araştırırken tesadüfen bir bodrumda çürümüş bir ceset buluyor, anma töreni sırasında tuhaf bir adam görüyor ve peşine düşüyor. Bunun gibi birbiriyle ilişkisiz görünen ipuçları ve seyirciden hiç gizlenmeyen soruşturmadaki bütün detaylar filmin sonunda hiç beklenmedik birinin suçlu çıkmasıyla anlam kazanıyor. Bu yönüyle film polisiye ve muamma sevenleri de tam anlamıyla tatmin edecek bir hikâyeye sahip.

Prisoners; karakterlerdeki değişimi inandırıcı bir şekilde işlemesiyle, gerek başrol gerekse yardımcı rollerdeki aktör ve aktrislerin mükemmel oyunculuklarıyla, bir an bile düşmeyen, seyirciyi diken üstünde tutan gerilimiyle, insanı çelişkileri ve çıkmazlarıyla çok iyi yansıtmasıyla ve kusursuz demekten kaçınamayacağım senaryosuyla, polisiye roman tadında, dört dörtlük bir film.

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ