RÖPORTAJ / ARKIN GELİŞİN’LE POLİSİYE ÜZERİNE

Melih Tomak’ın Arkın Gelişin’le röportajı

Arkın Gelişin

 

Çok klasik bir soruyla başlamak istiyorum, Arkın Gelişin kimdir?

1976 İstanbul doğumluyum. Yaklaşık olarak yirmi beş sene Almanya’da yaşadım. Daha sonra Türkiye’ye kesin dönüş yaptım. 2011 yılında ilk romanım Bir Seri Katilin Günlüğü yayımlandı. Üç tanesi roman ve beş tanesi araştırma kitabı olarak toplam sekiz tane kitabım yayımlandı. Araştırmalarım ağırlıklı olarak seri katiller ve suç-suçlu psikolojisi üzerine kurgulanmıştır. Romanlarım da Efe Sönmez karakteri üzerinden ilerleyen bir hikâyenin tamamıdır.

 

Belki bu soruyu cevaplamaktan bıktınız ama neden seri katiller üzerine araştırma yapma ihtiyacı hissettiniz?

Aslında hayatımızda kültürel olarak ya da dünyanın genelinde seri katiller her zaman fenomendir. Bir noktada içimizde bir seri katil merakı uyanmıştır ve bir seri katil hikâyesi okumuşuzdur ya da filmini izlemişizdir. Bir insanın psikolojisini anlamak istiyorsak en önemli araştırma yapılabilecek alan seri katillerle ilgili olandır. Çünkü bu alan uçsuz bucaksızdır. Dolayısıyla bu alanı değerlendirmek istedim ve seri katiller üzerine araştırmalar yapmaya başladım.

 

Beş adet araştırma kitabınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bu beş tane araştırma kitabının üç tanesi seri katiller biyografisinin bir parçasıdır. Başta Ted Bundy olmak üzere ki kendisi seri katil denilince akla gelen ilk isimdir. Akabinde, Ted Kaczynski, 166 IQ’ya sahip bir dehadan bahsediyoruz. Kendisi aynı zamanda 19 yaşındayken Berkeley Üniversitesi’nde matematik profesörü olmuştur. Ve bundan sonraki süreçte seri katil olarak karşımıza çıkmaktadır. Ted Kaczynski’nin ilginç yanı kendi yayınlamış olduğu bir manifestosu mevcuttur. Teknolojinin insanlığı yok edeceğine inanmaktadır. Buna karşı bir başkaldırıda bulunmaktadır. Bunun neticesinde seri cinayetler işliyor. Charles Manson’da biyografi serisinde vardır. Manson Ailesi kültürünü yaratarak bambaşka bir seri katil profili olarak karşımıza çıkıyor. Felsefi yanı çok güçlü olan bir karakterden bahsediyoruz. Otuz altı yaşından beri cezaevinde yaşamını sürdürmektedir.

Suç psikolojisi   üzerine bir araştırma kitabı yayımladım. Bir Suç Psikoloğunun Not Defteri adlı kitabımda suç psikolojisini anlatmaya çalışıyorum. Yurt dışında suç psikolojisi üzerine eğitimin ne şekilde kurulduğunu, neye dayandığını ve nerede bu eğitimlerden faydalanabileceğinin kısaca bir özetini aktarma çalışıyorum. Aslında bu kitaba bir kılavuz diyebiliriz. Son olarak Seri Katiller Tarihi diye bir kitabı yayımladık. Bu kitabım diğer kitaplarıma göre hacim olarak daha büyük, yani sayfa sayısı çoktur. Yaklaşık olarak altı yüz sayfa olan bu kitapta, insanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar oluşan bütün seri katilleri evrimleriyle birlikte anlatıyorum. Seri Katiller Tarihi’nin en ilginç yanı, resmi olarak ilk seri katilden günümüze kadar var olan seri katillerden bahsediyorum. Bir başka deyişle, bir süreçten yani bir tarih kitabından bahsediyorum. Bu paralelde emniyet birimlerinin ve adli makamların kendini nasıl geliştirdiklerini ve bunun neticesinde dünyanın değişimiyle birlikte seri katillerin hangi noktaya vardıklarını anlatan güzel bir çalışma oldu. Bununla birlikte, bunun sonu olmadığı için bir sonraki baskıda genişletilmiş olarak karşımıza yeni çıkan seri katilleri de ekleyerek sürekli devam edeceğiz. 2017’ye kadar olan süreci anlatacağız. Bundan sonra 2018 ve sonraki yıllar hep böyle devam edecek.

 

Üçleme diye tanımlayacağımız romanlarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Elbette… Bir Seri Katilin Günlüğü “Uyanış” serinin ilk kitabıdır. Efe Sönmez karakteri bir doktor, başarılı bir cerrah. Yalnız yaşamış olduğu hayatındaki süreçte psikolojik olarak yaşadığı bunalımlar neticesinde seri katile dönüşümünü kendi kaleminde anlatan bir günlük kurgusudur. Burada Efe Sönmez’in iç dünyasını tanımış oluyoruz. “Kansız” serinin ikinci kitabıdır. Kansız romanında Efe Sönmez’e çok fazla rastlamıyoruz ama çok ipucu vermeden finalde Efe Sönmez gerçeği ile karşılaşıyoruz. Bağımsız bir hikâye gibi gözükse de ilk kitabın devamı olarak nitelendirebiliriz. Kansız’daki en ilginç kısım, bir hastalıktan yola çıkarak bir seri katil hikâyesi yaratılmıştır. Adı üstünde bir kansızlık hastalığı. Porfiria hastalığının psikolojik etkenleri neticesinde insanın kendisini vampir olarak algılaması ve tedavisini kan içerek ancak devam ettirebileceğine inanan bir hastalıktan bahsediyoruz. Bu neticede İstanbul’da seri cinayetler işlenmeye başlanıyor ve Efe Sönmez’i yakalayan ekip uzmanlaşmış bir konumda karşımıza çıkıyor. Yeni seri katilin peşine düşüyor. Son olarak “Apokalips” serinin üçüncü kitabıdır. Adından da anlaşılabileceği gibi bir kıyameti anlatıyor. Bu kıyameti bildiğimiz inanç kısmıyla değil kendimizin yani insanın içinde yaşadığı kıyameti anlatmaya çalışıyorum. Burada da karşımızda anti-kahraman başrol olarak Efe Sönmez vardır. Sultanahmet Meydanı’nda bir gecede birçok cinayet işlenmiştir. Cesetlerin ağızları ve göz kapakları dikili bir şekildedir. Arka planda bunun Efe Sönmez’in işi olduğu ortaya çıkıyor. Son kez Efe Sönmez’i yakalayan ekip Efe ile yüzleşiyor.

Soru 5: Yazar olmanızda sizi etkileyen yazarlar kimlerdir?

Yazar olmama en büyük gelişim sağlayan ve benim için motivasyon kaynağı olan kişi Stephen King’tir. Ben onunla kitap okumaya başladım. Bugün farkına varıyorum ki ben onun kaleminden çok etkilenmişim. Alanlarımız farklı olabilir, korku ve polisiye vs. ama aslında temelde iki yerde gerilim var. Onun tarzı fantastik korku edebiyatı, benim alanım polisiye olmasına rağmen ikisini de besleyen gerilimdir. Dolayısıyla King beni çok etkilemiştir. Ayrıca etkilendiğim, beğendiğim diğer yazarlar Sir Arthur Conan Doyle, bununla birlikte Agatha Christie klasik yazarlar arasında en çok okuduğum ve okumaya devam ettiğim yazarlardır. Bununla birlikte Hannibal Lecter karakterini yaratan kişi Thomas Harris’i sayabilirim. Elimden geldiğince yazarları takip ediyorum ama yabancı yazarları takip etmeyi seviyorum.

 

Seri katiller tarihinde ilk seri katil kimdir?

Resmi kayıtlara geçmiş, adli kayıtlara geçmiş ilk seri katil vakasında karşımıza çıkan Locusta isminde bir kadındır. Seri katilleri bizler erkek dünyası olarak görsek de ilginç olarak ilk seri katil kadındır. Locusta aslında aristokratlara hizmet eden bir kiralık katildir.

 

Dünya’da ve Türkiye’de seri katil vakalarını nasıl konumlandırıyorsunuz? Türkiye’de sizce seri katil vakası var mı yok mu?

Önce bir yanılgıdan bahsetmek istiyorum. Tüm istatistikleri doğru okumamız gerekir. Seri katil dediğimiz zaman çoğunlukla Amerika’da görüyoruz. Sonrasında Rusya ve dünyanın çeşitli ülkelerinde görebiliyoruz. Türkiye’de çok yokmuş gibi algılıyoruz. Oysa Türkiye’de seri katil var olup olmadığı durumu aslında yakalanmasıyla ilgilidir. Bizim yaratmış olduğumuz istatistik yakalanmış olan seri katilin sayısına göre yorum yapabiliyoruz. Bu şu demektir ki, aslında Amerika’da daha çok seri katil yok. Elbette nüfus sayısı oran ve orantı önemlidir, rakam daha fazla olabilir. Gerçek olan şu, oradaki seri katilin olması yakalanmış olmasıyla alakalıdır. Türkiye’de durum biraz daha farklıdır.

 

Polisiye bir romanın ya da hikâyenin filme alınması hakkındaki görüşlerinizi paylaşır mısınız?

Şimdi bakarsak yazarın en büyük hayalidir romanının beyazperdeye aktarılması ama aynı zamanda korkulu rüyasıdır. Çünkü bu durumu çok sık gördük ve görmeye devam ediyoruz. Kurgudan sapmalar olabiliyor ve bu durum olunca yazar üzülebiliyor. Bunu sürekli röportajlarında dile getiren yazar, korku edebiyatının ustası Stephen King bile ciddi anlamda sıkıntı yaşadığını belirtmektedir.

 

Romanlarınız hakkında film projesi olduğunu biliyorum. Bununla ilgili gelişmeler nelerdir?

Aslında daha emekleme dönemindeyiz. Kansız isimli romanımın beyazperdeye aktarılmasıyla alakalı çalışmalarımız devam ediyor. Kansız’ın hikâyesi, kurgusu özellikle uluslararası kurgu yapısına sahip olduğu için beyazperdeye aktarılması romanlarımın arasında en olası hikâyelerimden bir tanesidir. Kansız’ın sinemaya uyarlanması bir süreçtir, ne zaman çekilir, ne zaman vizyona girer bilemiyorum ama romanımı uluslararası proje haline dönüştürmek adına doğru adımlar attığımıza yüzde yüz inanıyorum. Aynı zamanda Kansız romanım İspanyolca, Almanca ve İngilizce olmak üzere üç ayrı dile çevrildi. Özellikle Latin Amerika’nın en büyük yayınevi ile anlaşma yaptım. Dokuz ülkede ve özellikle Kanada’da satışa sunulacak ama temennimiz Amerika’da satışa çıkmasıdır.

 

Son olarak Türkiye’de sinema alanında ve edebiyat alanında polisiye alanda beğendikleriniz ve yapılan gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Polisiye, Türkiye’de gelişmekte olan bir türdür. Tam olarak, Türk okuyucusu polisiye hikâyelere alışmış değildir. Açık söylemek gerekirse yabancı kaynakları daha çok tercih ediyorlar. Son dönem Türk Sineması’nda en çok beğendiğim filmler arasında Ejder Kapanı ve Av Mevsimi filmlerini sayabilirim. Her ne kadar yapı bakımından farklı olsalar da polisiye tür açısından önemli filmler arasındadırlar. Türk polisiyesi, tabi ki gelişmekte olan bir türden bahsediyoruz. Bununla ilgili gelişmesi için bir dernekleşme yoluna gidildi. Türk polisiye yazarlar birliği kuruldu. Sadece edebiyat alanında değil, polisiyeye sinema-fotoğraf gibi alanlarda emek vermiş kişiler bu dernekte bir araya geliyor. Amacımız, Türkiye’de polisiyeyi geliştirip daha güzel bir şekilde izleyicilerimize ve okuyucularımıza sunabilmektir. 221B adlı dergiden bahsetmek istiyorum. Bu dergi isim olarak kendisini ön plana atmış ilk kaynaktır. Çok başarılı bir dergidir. Ben de kısa zaman içinde yazılarımla orada olacağım. Dedektif Dergi, online dergi olarak gelişime katkı sağlıyor. Polisiyeyi iyi bir şekilde temsil etmek ve üretmek için çalışmalara devam etmeliyiz ve bu amaçla platformlar oluşturulmaya devam edilmelidir.

 

Yorum Bırakın:

yorum