Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Dramla Taçlandırılmış Harika Bir Polisiye Gerilim: VAHŞİ KOŞU

Diğer Yazılar

Yasemin Şen
Yasemin Şen
1982 İstanbul doğumluyum, Trabzonluyum. Koç Üniversitesi'nde Ekonomi, Sabancı ve Florida Üniversitelerinde İşletme yüksek lisans bölümlerinde okudum. Şu anda Anadolu Üniversitesi'nde Sosyoloji okumaya devam ediyorum. Yapımcı Zeynep Atakan'ın eğitmenliğinde YapımLab'de(Zeyno Film) "Yapımcılık Laboratuvarı" mezunu da oldum. 2008 yılında kurumsal hayata atıldım. 2015 yılında kurumsal hayata bir ara verdim. Bu yıldan itibaren yıllardır izlediğim filmlere yenilerini ekleyerek daha fazla not tutmaya araştırmaya ve analiz etmeye başladım. 2017 yılında "Hercumabirfilm" isimli bir instagram sayfası açtım. Sayfamda her hafta cuma günü sinema tarihine damgasını vurmuş filmlerden birini seçerek hakkında hap bilgi paylaşıyorum. Amacım sinemanın hayatımıza en kolay dokunan sanat olduğunu takipçilere hatırlatmak. Aynı formatta "Keyifli Alışveriş" ve "Anatolian" dergilerinde aylık olarak 4 sayfa yazılarım çıkıyor.

Orijinal Film Adı: Marathon Man

IMDB: 7,4 / 10

Tür: Gerilim, Polisiye

Süre: 2 sa. 05 dk.

Renk: Renkli

Yapım yılı: 1976

Ülke: ABD

Yönetmen: John Schlesinger

Uyarlanan roman yazarı: William Goldman

Oyuncular: Dustin Hoffman, Laurence Olivier, Roy Scheider

 

 

DRAMLA TAÇLANDIRILMIŞ HARİKA BİR POLİSİYE GERİLİM: VAHŞİ KOŞU | Marathon Man

Sizi bilmem ama beni 70’li yılların sinema filmleri çok heyecanlandırır. Hatta TV filmleri bile özgün ve kalitedir. O dönemin oyuncu ve yönetmenleri de sinemanın değer kaybetmeyecek mücevherleridir.  Bir Cuma akşamını düşünün. Kanallarda geziniyorsunuz, ya da arkadaşınızdan bir torba DVD almışsınızdır. Torbaya elinizi daldırdığınızda eski bir filmle karşılaştınız.  Ne yaparsınız? Muhtemelen kanalı hemen değiştirir ya da DVD’yi torbaya geri atar, başka bir tane seçmeye çalışırsınız. Yapmayın. Bir şans verin o filmlere. Teknoloji, aksiyon, kan, terör ve saçma senaryolardan sıkılmadınız mı? Mesela bu ay size önereceğim bu polisiye gerilim filminin içerisinde büyük bir ustalıkla dram da serpiştirilmiş. Bu gibi örneklere artık maalesef rastlamak inanın mümkün değil. Ya takip etmekte zorlandığımız kalıp aksiyon filmleri ya da saçma senaryolarla bezenmiş anlamsız gerilim filmleri bulabiliyoruz sinemada. Dozunda bir dramı bu gibi filmlerde görmek neredeyse imkânsız. Bu da günümüzün kalıplaşmış filmlerinin inandırıcılığını oldukça köreltiyor haliyle.

“Vahşi Koşu” gerek kuvvetli senaryosu, gerek içinde barındırdığı yerinde gerilim dozu gerekse muhteşem oyuncu kadrosu ile enfes bir film.  Başrolde gördüğümüz Dustin Hoffman o dönem yani 70’lerin sonlarına doğru kariyerinin doruğundadır.  68’te “Mezun” (The Graduate) filmiyle o meşhur komşunun olgun eşiyle aşk yaşayan genç rolünde hayatımıza giren Hoffman, henüz 31 yaşında Oscar ödülüne aday da olur. Bu filmle şahlanan kariyerine sırasıyla “Gece yarısı Kovboyu”, “Pappilion”, “Lenny” ve “Başkanın Adamları” gibi birbirinden harika filmler dâhil eder. Bu filmimizde Hoffman, 39 yaşında olmasına rağmen bir üniversite öğrencisi olarak karşımıza çıkar ama o kadar etkileyici ve inandırıcıdır ki bu durumu sorgulayamazsınız bile.

vahşi koşu 1

Hoffman özellikle bu rolü sektörde o dönem kapıştığı Al Pacino’nun da istediğini öğrenince fazlasıyla hırs yapar ve azminin de meyvesini yer. İyi ki de yer çünkü bu seçmeyi kaybeden Al Pacino’yu ünlü yönetmen Francis Ford Capplola kapar ve aktör hayatımıza sinema tarihini sallayan bir başyapıtla girmiş olur: “Baba”! (Godfather)

Hoffman’ın bu filmin ardından yer aldığı filmler de sinema tarihine yine altın harflerle işlenecektir: “Kramer, Kramer’e Karşı” (1979) ve “Yağmur Adam” (1988) ve kendisi bu iki filmiyle Oscar dâhil pek çok ödülün sahibi olmuştur.  Hoffman “Vahşi Koşu” filminin ardından birçok röportajında “Ölsem de artık gam yemem” türünde açıklamalarda bulunur. Bunun sebebi tabi ki bu film sayesinde başrollerde karşı karşıya geldiği eşsiz İngiliz oyuncu Laurance Olivier’in ta kendisidir. Gerçekten de Olivier bugün 20. Yüzyılın en büyük sinema oyuncusu olarak kabul edilmektedir. Dr Szell rolü için kendisine teklif geldiğinde Olivier kanser hastalığı ile mücadele etmekte ve hayatının sonlarında olduğunu düşünmektedir. Bu projeden alacağı para ile ailesine son bir katkı yapacağını da planlar hatta ünlü aktör. Çekimler sırasında yapım ekibi tarafından o kadar iyi bakılır ve kendisine o kadar ilaç yüklemesi yapılır ki, sırf bu sebepten Olivier’in 13 sene daha yaşadığı söylenir. Olivier bu performansı ile Oscar’a aday olmakla beraber beklemediği halde birçok başarılı TV ve film projelerinde de yer alacaktır.

Filmin konusundan kısaca bahsetmem gerekirse: Amerika’da 40’ların sonuna doğru Soğuk Savaşın başlamaya ramak kaldığı dönemde Kolombiya Üniversitesi’nde tarih dalında öğretim görevlisi olarak görev yapan Prof. Levy komünist olduğu gerekçesiyle yargılanır. Bu baskıya dayanamayan adam ardında Babe ve Doc isimli iki oğlunu bırakarak evinde intihar eder. Bu olaya ufacık yaşında şahit olan ve hayatı boyunca da atlatamayacak olduğunu anladığımız Babe, babasının yolundan gitmeyi tercih eder ve aynı üniversitesinin tarih bölümünde doktora yapar. Babe aynı zamanda hobi olarak maraton koşuculuğu da yapmaktadır. Babe’in ağabeyi Doc ise babasının ölümüne daha farklı yaklaşmış ve daha güçlü kalabilmiştir. Devlet adına ajan olarak çalışan Doc, kimliğini Babe’ten saklamakta ve ona kendisini varlıklı bir iş adamı olarak tanıtmaktadır. Farklı şehirlerde yaşayan bu farklı ağabey-kardeş farklı hayatlar yaşasa da sürekli iletişim halindedir. Doc’ın son görevi eski bir Nazi subayı olan ve toplama kamplarında kalanlara uyguladığı işkencelerle “Beyaz Melek” olarak tanınan sadist dişçi Dr Szell’ledir. Kanun kaçağı olan Szell o dönem Yahudilerden türlü numaralarla kaçırdığı elmaslarını yasa dışı gireceği şehirde sakladığı kasadan bizzat teslim alması karşılığında, Doc’a bir takım bilgiler verecektir. Fakat elmaslarını kaybetme ihtimaline karşı Szell Babe’i bir tehdit unsuru olarak Doc’a karşı kullanınca işler kontrolden çıkacaktır. Peki, hiçbir şeyden haberi olmayan zavallı Babe’i nasıl bir son bekliyordur?

Film, “Gece Yarısı Kovboyları”ndan tanıdığımız usta yönetmen John Schlesinger’ın ilk gerilim filmidir. Filmi değerli kılan usta yönetmenin bu ilk gerilim filminde bu kadar aksiyon içerisinde aslında bize bir dramı (Babe’in babasını korkaklığı karşısında affedememesini) etkileyici bir şekilde anlatmasıdır. Babasının karşı karşıya kaldığı zorluk karşısında ölümü tercih etmesi Babe’de hep bir ukde olarak kalmış, belki de bu sebepten mizacına pek yakışmasa da maraton koşucusu olmayı tercih etmiştir. Filmde Babe koşarken ara ara “flashback” sahnelerle bize gösterilen gerçek maraton koşucusu Abebe Bikila 1960 olimpiyat maratonunu ayakkabısız bir şekilde 1. Olarak tamamlamıştır. Kendisine neden çıplak ayak koştuğu söylenince de tüm dünyaya Ütopyalıların içlerindeki kararlılık ve kahramanlıkla her zaman kazanacağını kanıtlamak için olduğunu söyleyecektir. Filmde kötü adamlardan kaçan Babe de Abebe gibi çıplak ayak koşacak ve hayatı için mücadeleyi asla bırakmayacaktır. Kadere bakın ki aslında Babe ne kadar babasına benzemeye çalışsa da onunla hayata tutunma azmi ve mücadelesiyle taban tabana zıttır aslında.

vahşi koşu 5
Babe (Dustin Hoffman)
vahşi koşu 4
Abebe Bikila 1960 Roma Olimpiyat Oyunlarında

Film aynı zamanda sinema tarihinin en vahşet dolu işkence sahnelerinden birine sahip olmasıyla ünlüdür. Dişçi Sczell’in Babe’e uyguladığı işkence görüntüleri filmin pilot gösteriminde o derece korkunç bulunur ki bu sahnelerin büyük çoğunluğu kesilir. Buna rağmen filmde bu sahneler hala oldukça etkileyicidir.

vahşi koşu 6
Filmin ünlü işkence sahnesi. Lawrence Olivier, Dustin Hoffman’ın dişindeki sinire baskı yapıyor ve soruyor: Güvencede mi?

Filmdeki vahşet dozunu hafifletmek adına Doc’un 8 dk’lık bir dövüş sahnesi de kesilir. Fakat bu Doc karakteri için hiç iyi bir durum olmayacaktır çünkü bu sahne Doc’ı yakından tanımamız ve anlamamız için oldukça önemlidir. Neden derseniz. Bu kısım biraz spoiler içerir şimdiden uyarayım: Doc bu sahnede başka bir ajanın tek başına tuvalette yalnız başına ölümüne tanık olur ve günün birinde ölecek olursa bunun hayatta en sevdiği insanın yanında olmasına karar verir. Ve bu kişi tabi ki Babe’den başkası değildir… Gerçekten de Doc oldukça yaralı olmasına rağmen ömrünün son saniyelerinde Babe’in evine gidebilmeyi başararak onunla geçirebilecektir. İşte tam da bu davranışı yanlış anlaşılacak kardeşi Babe’e ölmeden önce bir bilgi verdiği sanılacaktır. Kötü adamlarımız tam da bu sebepten artık Babe’i rahat bırakmayacaktır. Bu da hikâyenin harika bir dokunuşudur.  William Goldman’ın aynı adlı romanından uyarlanan senaryo romanı kadar etkileyici kalmayı başarabilmiştir. Bu durum pek çok romandan uyarlama film geçerli değildir maalesef. Goldman, “Kardeşler” adında serinin 2.romanı da yazmıştır.

İşkence sahnelerinde Sir L.Olivier, Hoffman’ı gerçekten incitmekten oldukça korkar. Bu sahneler aktör için bir kâbustan farksızdır. Aktörün bu açığını yakalayan Hoffman ise Olivier’i sahte çığlıklarıyla sürekli korkutarak sete espri dolu dakikalar yaşatmaktan da geri kalmaz.

marathon man 7

“Metod oyuncusu” olarak bilinen Hoffman, tarzı gereği çoğu sahnesine o anı yaşayarak rolüne girmeyi dener. Bunun için günde 5 km koşar, uykusuz kalır, suda nefes tutma antrenmanları yapar. Öte yandan Olivier ise kariyeri boyunca oyunculuğunun tamamen teknik olduğunu savunur ve “metod” tekniğini kullananları hep eleştirir. Günün birinde usta İngiliz aktör Olivier, Hoffman’ın bu mücadelesine bir gün dayanamaz ve ona sinema tarihine geçecek cümlesini söyler “Neden rol yapmayı denemiyorsun?”. Tarzları farklı olsa da ikili arasındaki müthiş kimya ve kesinlikle filme de yansır ve gerçek bir şöleni ile mest olursunuz.

Doc rolünde “Jaws” filminden hatırlayacağınız Roy Scheider ise nefes kesiyor ama keşke biraz daha sahnesi olsaydı demekten de geri kalamıyorsunuz gerçekten. İlginçtir ki Scheider filmin romanını daha film projesi ortada yokken “Jaws” çekimleri sırasında bir gecede soluksuz okur. Doc karakteri en sevdiği karakter olur ama romanın ortasında en etkileyici ve ilgi çekici karakter olarak bulduğu Doc’ın ölmesi aktörü mutsuz eder. 1 sene sonra ise bu rol için kendisine teklif gelecektir…

Doc’ın balkonda arkadan uğradığı saldırı sahnesi ise “Baba 2” filminde “Johnny Ola” karakterinin uğradığı saldırı sahnesinin bire bir kopyası olması da ilginçtir. Dramla Taçlandırılmış Harika Bir Polisiye Gerilim: VAHŞİ KOŞU 1

Filmin mesajına gelirsek; mücadeleyi asla ve asla bırakma değildir de nedir?

Temposu hiç düşmeyen, efekt olmadan da müthiş gerilim yaratılabileceğini hatırlatan ve asla eskimeyen bu başyapıtı mutlaka listenize ekleyin.

Keyifli izlemeler dilerim.

 

En Son Yazılar