Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

Yeni Sayı Çıktı!

En son hikaye, röportaj ve yazıları şimdi tıklayıp ücretsiz okuyabilirsiniz!

HÜSEYİN HOCA’NIN NOT DEFTERİ

Diğer Yazılar

Hüseyin Sadıç
Hüseyin Sadıç
Hüseyin Sadıç, 1967'de İzmir'de doğdu. Ege Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans eğitimini tamamladı. İngilizce öğretmeni olarak uzun yıllar görev yaptıktan sonra emekli oldu. Şimdi ise çocukluğundan beri hayranı olduğu polisiye romanları ve çizgi romanları okuyarak, plak dinleyerek günlerini geçiriyor.

Andrew Mayne – Natüralist (The Naturalist)

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 1

“Natüralist”, yazar Andrew Mayne’ın okuduğum ilk kitabı. Yaptığım araştırmada detaylı biyografisine ulaşamadım açıkçası. Asıl mesleği sihirbazlık gibi görünüyor. Hatta David Copperfield ile çalışmışlığı da var. Aynı zamanda bir TV programının yıldızı ve ve çok satan bir yazar. Edgar ödüllerinde de bir adaylığı var. “Natüralist” ilginç bir roman. Bilişsel bilim ve Biyoloji profesörü Theo Cray kahramanımız. Vahşi şekilde parçalanmış cesetlerin bulunduğu bir davaya bir öğrencisiyle beraber önce bir şüpheli olarak dahil olan Profesör, gerek olay yerine gerekse bulunanlara farklı bir şekilde bakmaktadır. Onun işi polislerden, olayı araştıran dedektiflerden farklı bir bakış açısıyla bakmak ve görünmeyeni fark etmektir. Tüm kanıtlar olayların vahşi bir ayı saldırısı olduğunu gösterirkenTheo, görülmemiş derecede saldırgan ve etkili bir seri katilin izlerini görmektedir. Kendi geliştirdiği bir bilgisayar programıyla olay yeri ve kanıtları yorumlamadazekice bir yol izleyen Theo, aynı zamanda hem kendisini hem de sevdiklerini tehlikeye atmaktadır. Bahsedilen bilim dallarına çok uzak olmama ve anlatılan yöntemlerin mümkün olup olamayacağını bilmememe rağmen bir polisiye roman olarak bana son derece inandırıcı ve heyecanlı geldi. Ben beğendim. Öneririm.

Andrew Mayne – Aynadan İçeri (Looking Glass)

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 2

Bilişsel bilimci ve Biyolog Theo Cray’in ikinci öyküsü. Bu kez umutsuzluk içinde, küçük oğlunun ortadan kaybolmasının üzerinden dokuz yıl geçmiş bir babanın başvurusu üzerine olayı araştırmaya başlıyor. Hiçbir ipucu, doğru dürüst tutulmuş bir polis raporu bile olmadan neredeyse imkânsız bir soruşturmanın içinde buluyor kendini. Eşeledikçe daha önce kimsenin bulamadığı, bulsa da umursamadığı birtakım buluntularla çok farklı bir durum içinde kalıyor Theo. Tesadüfen gördüğü bir çizim ve bir çocuğun ifadesinin ardından “Oyuncakçı” diye bir kimliğe ulaşıyor. Tıpkı ilk romanda olduğu gibi kanun kuvvetlerinin inanılmaz aymazlığı karşısında çaresiz kaldığını düşünüyor ama sonrasında inanmak istemeyeceği kadar kötücül bir komployu farkediyor. Bu kez sadece kendisine inanmayan polis ve dedektifler değil aynı zamanda devlet çarkı içinde yer alan inanılmaz bir gizli örgüt ile de savaşmak zorunda kalıyor. İlk kitabı aşan bir anlatım ustalığı ve bir sonraki sayfayı çevirmek için okuru sabırsızlandıran bir kurgu diyebilirim. Öneririm.

Andrew Mayne – Cinayet Teorisi (Murder Theory)

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 3

Bilişsel bilimci ve Biyolog Theo Cray’in üçüncü öyküsü. Bir önceki kitabının faili olan Oyuncakçı’nın önceki cinayet ve kurbanlarının kalıntılarını gömdüğü alan için FBI tarafından yardımı istenir. Göz altına alınan kişi kendi halinde, hiçbir şiddet geçmişi olmayan bir adli tıp uzmanıdır. Olay henüz araştırılırken yine şiddet geçmişi olmayan bir fail oldukça vahşi bir başka cinayet işler. İpuçlarını takip edip kendine özgü düşünme tarzıyla yorumlayan Theo hiç beklemediği bir sonuca ulaşır. Acaba bu kez karşısında bir seri katil değil de, seri katil yaratma çabasında olan bir bilim insanı mı vardır? Gerçekten çok zekice yazılmış, bilimin ve çılgınlığın bir araya geldiğinde nelere yol açabileceğini neredeyse gözümüze sokan bir kurgu. Theo Cray katili yemlemek için yine yasaların kenarından dolanarak, hatta bazen bilerek ve isteyerek kuralları çiğneyip  daha önce hiçbir kitapta benzerini okumadığım bir yönteme baş vuruyor. Okuduğunuzdan pişman olmayacağınız çok yaratıcı ve aynı zamanda bilgilendirici bir kurgu. Serinin dördüncü romanı da var ancak henüz dilimize kazandırılmadı. Öneririm.

Erkan Aksu – Cam Tabut Cinayetleri

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 4

Pınar Başkomiser ve ekibinin ikinci macerası “Cam Tabut Cinayetleri. İlk roman, “Pembe Panter Cinayetleri”ni Aralık 2022’de okumuş ve kendimce değerlendirmiştim. Her iki kitap da gerek kurgu, gerek karakter oluşumları açısından oldukça başarılı. Başkomiser Pınar, kitabın en başında  yanında bir ceset ve elinde ateşlenmiş bir tabanca bularak uyanıyor. Daha bu muamma çözülmeden şehrin değişik yerlerinde cam bir tabut içinde sergilenen ve her biri yedi parçaya bölünmüş cesetler art arda bulunuyor. Ceset parçalarının yanında ayrıca ısırılmış bir elma, bir maske ve üzerinde isim yazan bir not var. Oldukça baş döndürücü bir çalışma gerçekleştiriyor Pınar Başkomiser ve ekibi. Bu arada ekibe oldukça başarılı üç yeni karakter katılıyor. Ekibin eski iki üyesi arasında bir önceki romanda yaşanan dehşet verici olaylar yüzünden bir gerilim var. Tüm bunlar ustaca  aktarılıyor okuyucuya. Şimdi de birkaç küçük eleştiri. Ben daha ilk cinayetdeki olay yerinde verilmek istenen mesajı çözdüm. Ekibin bu sonuca ulaşması biraz zaman aldı. Şüphelilerden biriyle çalışan bir maktulün bilgisayarı neden hemen incelemeye alınmadı ayrı bir soru. Son olarak da bir tanık/şüphelinin ifadesi mutlaka polis tarafından sorgulanmalı, araştırılmalıydı. Bu ifadenin doğru ya da yanlış olması tesadüfen öğrenilmemeliydi. Her şeye rağmen başarılı bir roman ve öneriyorum. Üçüncü kitabı da sabırsızlıkla bekliyorum.

Nuray Karadağ –Cesetlerden Hallice

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 5

Yeni bir kahraman daha kazandı polisiye edebiyatımız. Başkomiser Ayışığı. Oldukça başarılı olduğunu düşündüğüm bir ilk roman. Yazar 1972, Malatya doğumlu. Türkçe öğretmeni olarak çalışmaya devam ediyor. Daha önce bir edebiyat öğretmeninin yazdığı kitaba başlayıp çok ağır ve ağdalı bir dil kullanıldığı için bitirememiştim. Cesetlerden Hallice öyle değil. Basit ve anlaşılır bir dili var. Yazar ip uçlarını saklamadan kitap boyunca okura verip Ayışığı Başkomiser ile soruşturmaya ortak ediyor. Bir okul müdürü, şube müdürü ve eğitim müdürü aynı şekilde, tek bir bıçak darbesiyle ve farklı semboller iliştirilerek öldürülüyorlar. Başkomiser Ayışığı ve Komiser Cıvan uzun süre herhangi bir ipucu bulamadan koşturup duruyorlar. Fakat kurbanları dikkatlice araştırdıklarında aslında onların da pek masum olmadıkları ve ölüm nedenlerinin geçmişlerinde yaptıkları bazı şeyler olabileceği ihtimali ortaya çıkıyor. Kitabın dilini, yaratılan karakterleri oldukça sevdim. Karakterler oldukça gerçekçi.Kitap boyunca bir yandan polis soruşturmasını izliyor bir yandan da ülkemizin önemli yaralarıyla ilgili oldukça isabetli değerlendirmeleri görüyoruz. Özellikle kadına uygulanan şiddet, eğitimin yozlaştırılması ve içinin boşaltılması gibi çok ağır sorunlarımızdan bahsediliyor kurgu boyunca. Nuray Hanım da bir öğretmen olduğu için eğitim sorunlarına farklı bir duyarlılıkla yaklaşmış. Seçilen kişi isimleri çok ilginç. Olaylara mekan olan şehir özellikle ve ustaca gizlenmiş ama dayanamayıp birkaç küçük ipucunu takip ederek ben neresi olduğunu buldum. Okumanızı öneririm.

M. Sait Güven – Pabuç Hikayesi

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 6

Mehmet Sait Güven 1974, Erzurum doğumlu. Edebiyat okumuş. Değişik dönemlerde köşe yazarlığı, editoryal danışmanlık, senaryo yazarlığı yapmış. Yirmi bir yıldır edebiyat öğretmeni olarak çalışıyor. “Pabuç Hikayesi” yazarın okuduğum ilk eseri. Dört yüz sayfa ve Herdem Kitap etiketiyle 2022’de çıkmış.

Bir iş hanının tavanında Filistin askısıyla asılmış ve korkunç işkencelerle öldürülmüş bir cesedin bulunmasıyla başlıyor kitap. Başkomiser Buğra Kayıgil ve ekibi olayı araştırmaya başlıyor, soruşturma ilerledikçe kendilerini 12 Eylül darbe öncesi ve sonrasında yaşanan karanlık olayların içinde buluyorlar. Olayı farklı bir yönden araştıran gazeteci Melike Örnek ile bir noktada Başkomiser Buğra’nın yolu kesişiyor. Araştırma ilerledikçe karşılarına çıkarılan engeller yollarını tıkar,uğradıkları saldırılar da hayatlarını tehlikeye sokmaktadır. Dokuz saat gibi bir sürede, neredeyse hiç bırakmadan, bir oturuşta bitirdim kitabı. 12 Eylül’ün o karanlık günlerinde henüz bir ortaokul öğrencisiydim. O gün banyodaki odunlu termosifonumuzda babamın kitapları yaktığını hatırlıyorum. Yıllar geçtikçe öğrendik aslında neler olduğunu, ne acılar çekildiğini, o güne nasıl ilmek ilmek hazırlanarak gelindiğini. Yitirilen canlar, ihanetler, işkenceler, insan onurunu yok eden korkunç cezalar. Dünyanın en korkunç yerlerinden biri seçilen Diyarbakır ve Mamak Cezaevi’nde yaşanan ve çok sonra ortaya çıkan dehşet verici olaylar. “Pabuç Hikayesi” bir belgesel gibi o günleri anlatırken aynı zamanda müthiş akıcı ve gerçekçi bir kurguya imza atmış. Öykü gerçekten dantel gibi işlenmiş, boşluk yok, gereksiz bir anlatım yok. Elinize aldığınızda bırakamayacağınız bir roman olmuş. Öneririm.

Sema Fener – Hastanede Cinayet

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 7

Bu romanyazarın okuduğum ilk kitabı. Bir kitabı daha var ancak henüz ulaşamadım. YazarınMimar Sinan Üniversitesi, Sinema Televizyon Merkezi’nde öğretim üyesi oduğu söyleniyor. Ancak üniversitenin akademik kadro bölümünde ismine ulaşamadım. Sinema ve teknolojisi ile ilgili yayınlanmış kitapları var. Sanıyorum “Hastanede Cinayet” ilk polisiye romanı. Onkoloji bölümünün “başarısı” ile ünlenmiş lüks bir hastanede, çalışan Medikal Onkoloji Uzmanı Doktor Aysel İnan’ın vahşice öldürülmesiyle başlıyor olaylar zinciri. Olayı soruşturmakla görevlendirilen Cinayet Büro Başkomiseri Altan ve ekibi hızla olaya el koyar. Soruşturma ilerledikçe  kısıtlı doktor maaşıyla gücünün yetmeyeceği bir yaşam süren Aysel’in farklı ilişkileri ortaya çıkar. Cesetler art arda gelmeye başladıkça olayın rengi değişir. Ülkemizde özellikle kanser hastalarını hedef alan birtakım örgütlerin olduğu bilinen bir gerçek. Sema Fener, olayların çok da derinine inmeden ama ana hatlarını da gayet güzel özetleyerek bu sorunu, cinayet kurgusunun içine gayet güzel yerleştirmiş. Karakter tablosu kalabalık olmasına rağmen okur gayet kolay takip edilebiliyor. Okuması kolay ve akıcı. Öneririm.

Ferhat Ünlü – Bir Gölgenin İntikamı

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 8

Avukat Timuçin evinin banyosunda boğazı bir gitar teliyle sıkılmış olarak ölü bulunur. Ünlü bir fotoğraf sanatçısının bir eserinden esinlenen bir poz verdirilmiştir ölü bedenine. Çocukluk arkadaşları Savaş, Ercan ve eşi Aysun mahvolurlar. Başkomiser Murat cinayeti çözmek için büyük çaba sarfetmektedir. Bu çabayı yeterli bulmayan Savaş ve Ercan da bir yandan kendi araştırmalarını yürütmektedirler. Öykünün kısaca konusu böyle. Gerek kullanılan anlatım dili, gerekse uzun uzun yazılmış suç, seri katiller ve psikoloji tartışmaları kendimi konunun içinde hissetmemi son derece zorlaştırdı. Bir noktada tahmin ettim katilin kim olduğunu. Katil yakalandıktan sonra  bu kez mahkeme sürecinin ve kendi iç çatışmalarının uzun uzun anlatılması zevk almamı engelledi diyebilirim. Okuması zor bir kitap. En azından benim için öyle oldu.

Nuray Karadağ – Kelle Koltukta

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 9

“Cesetlerden Hallice”den sonra Başkomiser Ayışığı’nın 2. macerası “Kelle Koltukta”. Talihsiz Başkomiserimizin sürgün gittiği yeni görev yerinde de başı dertten kurtulmuyor. Peşpeşe meydana gelen ve tüm çalışmalara rağmen hiçbir ip ucu bulunamayan altı kayıp vakası delirtiyor cevval Başkomiserimizi. Üstelik bir yandan da özel hayatındaki çalkantılarla uğraşıyor. İlk kitapta sevmiştim Ayışığı Başkomiseri. Daha da sevdim. Sade dili, başarılı kurgusu ve gerçekçi karakterleriyle okunması gereken bir roman olmayı hak ediyor. Ülkemizde özellikle Başkomiserimizin sürgüne gittiği bölgede yoğun yaşanan, göz yumulan kadın cinayetleri, çocuk istismarları, özellikle kadına yönelik şiddet, tarikat-cemaat yobazlığı, liyakatsiz, torpilli yöneticiler ve çalışanların toplumaverdikleri zararları kurguya son derece başarılı bir şekilde yedirmiş Nuray Karadağ. Okurken zaman zaman öfkeye kapılıp dişlerinizi sıkmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Yazarın en sevdiğim özelliklerinden biri karakterlere verdiği muhteşem isimler. Asla olayların geçtiği yerlerin adını açıklamıyor ama biraz dikkatli bir okur bunu hemen anlıyor elbette. Kurgunun ana konusu yaşanan kayıp vakalarının araştırılması. Ancak konu içinde konu gibi adeta bir suç kolajı okuyorsunuz kitap boyunca. Ben kurguyu tekniği, karakterleri de sevdim. Muhtemelen devam kitabı başka bir ilimizde geçecek. Öneririm.

Sema Fener – Cinayet Malikanesi

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 10

Yazarın okuduğum ikinci kitabı “Cinayet Malikanesi”. Atmosfer ve kurgu neden bilmiyorum çok tanıdık geldi. Farklı bir versiyonunu bir öykü olarak okudum sanıyorum ancak bir türlü anımsayamadım. Kurgu, atmosfer, karakterler ve anlatım tarzı Agatha Christiegibi. Bir yandan Covid salgını, bir yandan kötü hava koşulları nedeniyle ana karadan izole olmuş bir ada. Bir anne, üç kızı, eşleri ve torunu, bir de torunun kız arkadaşı kocaman bir malikanede mahsur kalırlar. Kızlardan biri kocasını yıllar önce kaybetmiştir. Son derece baskın karakterli büyük hanım  üzüm bağlarını bir eğitim vakfına bağışlamaya karar verir ve elbette tüm çocuklar miras kaygısına düşer. Zaten uzun zaman sonra bir araya gelmelerinin tek nedeni annelerini bu kararından caymaya razı etmektir. Derken önce torun, sonra da kocalardan biri ortadan kaybolur. Adada iki deneyimsiz polisten başka bir emniyet gücü de yoktur. Yüz altmış sayfalık kitabın 122. sayfasındaasıl kahramanımız olacağı anlaşılan Komiser Melisa ile tanışıyoruz. Her büyük ailede olduğu gibi Arın ailesinin de geçmişinde gömülü cesetleri var elbette. Bunların bir kısmı açığa çıktı ama kitap benim kafamda pek çok soru işareti bırakarak bitti. Anlaşılan bir devam kitabı bekleyeceğiz. Bir an olay doğa-üstüne bağlanıp bitecek gibi geldi ama galiba öyle olmayacak. Bekleyip görelim.

Zehirli Kalem Öyküleri 3: Dönüşüm – Hazırlayan: Gencoy Sümer

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 11

Dedektif Dergi, Türk Polisiye Edebiyatına büyük katkılarda bulunmaya devam ediyor. Üç yıldır “Zehirli Kalem Polisiye Öykü Ödülü” adıyla düzenlenen yarışma, edebiyatımıza pek çok genç ve yeni yetenek kazandırmaya devam ediyor. “Dönüşüm” 2022’deki yarışmada dereceye giren on yedi öyküyü içeriyor. Her birinin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Elbette kaçınılmaz olarak aksayan yerleri de yok değil. Örneğin “Küvetteki” isimli öyküde küvette bulunan cesedin olay yerine gelen Komiser tarafından dokunulup boynunun bulunduğu konumun değiştirilmesi, küvette bulunan suyun boşaltılması bana bir hata gibi geldi. Bildiğim kadarıyla Adli Tıp sorumlusu ya da OYİ gelmeden cesetle ve olay yeriyle kimsenin teması olmaması gerekir. En çok dikkatimi çeken öyküler ise şöyle: “Keklik Hoca’yı Kim Öldürdü” son derece hoş bir öyküydü. “Peri Padişahının Kızı” ise alt metni çok güçlü, Harry Potter tadında bir cinayet öyküsü. Son olarak da “Bir Nefeslik Hayat” isimli öyküyü okuduğunuzda burnunuzun üzerine bir yumruk yemiş gibi olacaksınız. Bu değerli seçkinin hazırlanmasında emeği geçen, başta Sayın Gencoy Sümer olmak üzere herkese teşekkürler. Türk Polisiye Edebiyatımız için çok değerli bir iş. Serinin diğer iki kitabı olan “Elenor’un Kırmızı Beresi” ve “Ölümün Kıyısında” ile birlikte “Dönüşüm”ü okumanızı öneririm.

Önay Yılmaz – Matematik Cinayetleri

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 12

Ortaokulda tek bilinmeyenli denklemlere gelinceye kadar çok iyiydim.Excel’de formül yazabilecek kadar dört işleme hakimim ama işin içine K, C, Y, X, Z falan girince benim kayış kopuyor. O yüzden Önay Yılmaz’ın kitabını biraz da tedirgin olarak aldım elime. Korktuğum gibi olmadı. Önay Bey okuyucuyu hiç sıkmadan son derece akıcı bir anlatımla matematik ve polisiyeyi birleştirmeyi başarmış. Matematik Profesörü Kemal Yıldırım ölümcül bir hastalığa yakalanan karısını, doğal ölümüne kısa bir zaman kala vahşi bir cinayetle kaybeder. Çok sevdiği karısı Selma ölümünden sonra yerine getirilmek üzere bazı görevler vermiştir kocasına. Her adımda çözülecek bir problem, o problemin sonucunda ortaya çıkan şifrenin çözümüyle de yeni bir görev ve rota. Görevlerin tamamlanmasıyla  büyük ödüle kavuşacaktır Kemal Yıldırım. Bir yandan görevleri yerine getirmeye çalışırken bir yandan da eşini öldürenlerin peşine düşmekten geri kalmaz. Emekliliğine kısa bir süre kalan Komiser Kerem Ilgaz da ip uçlarının peşindedir. Roman boyunca matematik profesörü Kemal Yıldırım’la beraber Avrupa’nın değişik mekanlarında dolaşıyor, tarih boyunca yaşamış ünlü matematikçiler hakkında kısa bilgiler alıyor, problem çözüyor ve bir yandan da katil avlıyoruz. Kurgu  alışıldık değil ve son derece akıcı. Gerek kurgusu, gerekse karakterleriyle son derece “polisiye” bir roman. Hele son bölümlerde yaptığı birden fazla ters köşeyle okuma zevkini daha da arttırıyor. Okumanızı öneririm.

Onur Dikenova – İşaret

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 13

Aslen bir teknik öğretmen olan yazarın ilk romanı “İşaret”. Sıradan bir cinayet vakası olaylar ilerledikçe farklı boyutlara evriliyor. Pek sevilmeyen mahalle kasabı, sokak ortasında sırtından bıçaklanmış olarak bulunur. Cinayet silahı yok, görgü tanığı yok, ipucu yok. Başkomiser Bülent Doğu ve ekibi; Sadık, Kudret, Çiçek tüm güçlerini vakayı çözmeye harcarlar. Ama soruşturma ilerledikçe iyice içinden çıkılmaz bir hal alır. Yalın anlatımı ve gerçekçi karakterleriyle inandırıcı bir kurgu. Çetrefilli anlatım yöntemlerine başvurmadan gerçek bir polis işini anlatıyor, bir cinayet dosyasının adım adım nasıl oluşturduğunu anlatmış yazar. Bu arada yurdum insanının bazı hoş özelliklerini de yedirmiş konunun içine. Örneğin; Başkomiserimiz bir tanığı sorgulamaya giderken yolda rastladığı bir inşaatta çalışan iş makinelerini diğer vatandaşlarla birlikte izlemekten kendini alamıyor. Bir dönem ortalığı kasıp kavuran meşhur Tanzim Satış tezgahlarını, soğan, patates fiyatlarını anmadan geçmemiş. İstanbul Hava Limanı’nın yapılış şeklini eleştiriyor bir karakterimiz ama sonra “O kadar da fena  değil” diyerek fikir değiştiriyor. Adli Tıp ve Olay Yeri İnceleme yöntemleri üzerinde biraz daha durulsaydı daha iyi olabilirdi. Örneğin cinayet silahı bir bıçaksa günümüz teknolojisiyle maddi olarak elde olmasa da yara incelenerek neredeyse kusursuz bir şekilde biçimi ortaya çıkarılabiliyor. Bir sonraki kitabının adını da vererek bitirmiş romanını yazar. Kolay okunan ve vakit ayırdığınıza değecek bir kitap. Öneririm.

Alper Kaya – 50 Maddede Polisiye Edebiyat

HÜSEYİN HOCA'NIN NOT DEFTERİ 14

Polisiye okumayı seven herkes için çok değerli ve mutlaka kütüphanelerinde olması gereken bir başucu kitabı geldi. “50 Maddede Polisiye Edebiyat”. Kitapta, adından da anlaşılacağı gibi, elli kısa bölümde polisiye edebiyatın başlangıcından bugüne çok güzel bir derleme yapılmış. Polisiye edebiyatın doğuşu, gelişimi, çok merak edilen türleri, farklı ülkelerde nasıl doğup geliştiği ve bugün ne durumda olduğu hakkında çok net ve öz bilgiler bir araya getirilmiş. Sıkılmadan, akıcı bir şekilde okunabilecek başarılı bir mini antoloji var karşımızda. Polisiye edebiyat denince akla ilk gelen isim, üstad Erol Üyepazarcı’nın bıraktığı yerden bayrağı devralmış Alper Kaya. Bu arada bulup alma şansı olanlar için de Erol Üyapazarcı’nın “Korkmayınız Mister Sherlock Holmes!” isimli eserini de mutlaka okumanızı salık veririm. Öneririm.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

En Son Yazılar

EDİTÖRDEN

SPONSOR

HOŞÇA KAL SEVGİLİM

ÇAPRAZ